bugün
- gece gece akla düşen o yiyecek15
- odanın içine baykuş girmesi9
- sevgiliyle yapmayı en çok sevdiğiniz aktivite8
- sözlük kezoları7
- meyveli soda içen erkek7
- gece mutfakta pasta yapan yorgun mermi görmek5
- arkadaşlar biraz eğlenceye ne dersiniz9
- arkadaşlar ben uyumaya gidiyorum5
- gece mutfaktan gelen kahkaha sesleri6
- hiç ufak tefek mükremin olmaması4
- yorgun mermi9
- erkeklerin biraz şey olması7
- sözlükteki mendebur suratlılar6
- insanlar nasıl birbirine güvenip evleniyor8
- parmak patates vs elma dilim patates7
- sen debenim hat alarım'dan bir isiiiin6
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum8
- gece yatağın altından uzanan el5
- göbeği açık bırakıp göbek piercingi takmak2
- hoşlanılan kızın yeni partili çıkması2
- cinleri olan sözlük kızı5
- hogwarts cadılık büyücülük okuluna davet mektubu4
- havanın buz gibi olması4
- gece yatağın altından sözlük yazarı çıkması4
- mutlu olunca her şeyin komik gelmesi5
- muhalefete muhaliflik yapmayın2
- yeni parti39
- yeni tanışılan biriyle cinsel seks yapmak2
- gece mezarda erkekle sevişen travesti görmek4
- soğan salatası6
- sürekli güler yüzle dolaşan tip7
- gece duyulan kahkaha sesleri fobisi3
- cin mısır kabilesi5
- bir sözlük kızı için 400 km yol gitmek4
- iştahın kapanması7
- korku romanı yazmak3
- mercimek çorbası4
- devlet bahçeli'nin aslında iyi adam olması8
- bir kilo patatesin 50 lira olması16
- denizden çıkarken penisin şorttan belli olması7
- türkler barbar ve köpektir7
- korkmuş bir sözlük kızını teselli etmek3
- bacağım ağrıyor yağmur yağacak5
- nervio'nun aşkıma yanıt vermemesi5
- şaka maka yakışıklıyım lan sahiden2
- ölümlü bir erkekle evlenmek6
- nasıl bir sevgiliniz olmasını isterdiniz13
- türkçüsüyle kürtçüsüyle yeni parti'ye oy vereceğiz10
- hem kemalist hem sosyal demokrat olunmaz14
- sözlük kızının sözlük erkeğine yemek ısmarlaması3
sanat eserleri karşısında heyecandan bayılma hadisesi.
tıp kaynaklarınca da kabul görmüş bir sendromdur.
stendhal floransa'yı ziyaret ettiği bir sırada küçük bir mekanda çok sayıda sanat eseri görünce fenalaşır. stendhal'i dışarı çıkarıp doktor çağırılar. gelen doktor daha önce bir çok turistte de bu tip refleksler gözlediği için bu duruma stendhal'in adını verir. böylelikle tıp ve edebiyat arasında bir köprü kurulmuştur.
bir nevi katarsis anıdır. patlama noktası gibi.
bu sendromu bünyelerinde taşıyanların eserler ihtişamı karşısında bayıldıkları bile gözlenmiştir.
yurdum insanının sık olarak yaşadığını tahmin etmediğim sendrom.
http://www.youtube.com/watch?v=fxiLuoWgi34&
bu şarkının 6:41 dakikasından itibaren, şarkının tamamını dinlediğiniz takdirde başınıza gelecek olan sendromdur, kadın orgazmından beterdir. öldürür.
bu şarkının 6:41 dakikasından itibaren, şarkının tamamını dinlediğiniz takdirde başınıza gelecek olan sendromdur, kadın orgazmından beterdir. öldürür.
konulu filmler karşısında her türk erkeğinin başına gelmesi muhtemel sendrom.
konu diyorum dikkat edersen... adamlar konu bile hazırlamış, film çekmiş, uğraşmış, yorulmuş(!)... sanat o da bir nevi.
konu diyorum dikkat edersen... adamlar konu bile hazırlamış, film çekmiş, uğraşmış, yorulmuş(!)... sanat o da bir nevi.
buralarda, genelde nü tablolarına bakan recep ivedik tipli abazanlarda olacak hadise.
en kısa haliyle kişinin bir sanat eseri karşısında bayılması, mest olması, başının dönmesi hatta uç durumlarda halüsinasyon görmesidir. modern bir hayat süren 21.yy insanının yaşayacağından şüphelerimin olduğu sendrom. peki neden yaşayamaz? biz internet, televizyon ve yaygın iletişim ağı sayesinde sanat eserlerini müzelere, orkestralara gitmeden tüketebiliyoruz. microsoft xp'de manzara resmi ile hemen hemen dünyadaki tüm manzara tablolarını p.ç etmiş durumda. http://www.arastiralim.co...ds/2012/08/XP-Manzara.jpg
21.yy insanının karşılaşınca bayılamayacak kadar sanat eserlerine doyduğunu düşünüyorum. stendhal bu sendromu floransa'da yaşadığında yıl 1817 idi ve sanat insanlara daha özel, nadir geliyordu. çok fazla film izlemiş kişilerin sinemalarda vakit harcayıp izlemeye değer bir film bulamaması gibi bir şey. bence kişinin çok sanat eseri ile karşılaşması bu sendromun olasılığını bir hayli düşürür. zamanın ruhu'nun bu sendromda ana kıstas olduğunu söyleyebilirim.
21.yy insanının karşılaşınca bayılamayacak kadar sanat eserlerine doyduğunu düşünüyorum. stendhal bu sendromu floransa'da yaşadığında yıl 1817 idi ve sanat insanlara daha özel, nadir geliyordu. çok fazla film izlemiş kişilerin sinemalarda vakit harcayıp izlemeye değer bir film bulamaması gibi bir şey. bence kişinin çok sanat eseri ile karşılaşması bu sendromun olasılığını bir hayli düşürür. zamanın ruhu'nun bu sendromda ana kıstas olduğunu söyleyebilirim.
bir nevi ani gelişen sanat zehirlenmesi.
- musa heykeli'ni gördüğümde, bir süreliğine donarak hareketsiz kalma şeklinde yaşadığımdır.
(bkz: musa heykeli)
- musa heykeli'ni gördüğümde, bir süreliğine donarak hareketsiz kalma şeklinde yaşadığımdır.
(bkz: musa heykeli)
chuck palahniuk'un günce adlı eserinde yer yer selam çaktığı sendrom.
Julien sorel gibi bir roman kahramanı karşısında yaşanan sendromdur.
Bir tablonun ya da heykelin karşısında kalp atışları hızlanan, başı dönen ve hatta baygınlık geçirip halüsinasyon gören insanlar. italyan rönesansının başkenti olarak kabul edilen Floransayı gezen sanatseverlerde zaman zaman bu belirtilere rastlandığı ve hatta kimilerinin hastanelik olduğu bilinmektedir.
BBC Türkçeden Övgü Pınarın haberine göre, Stendhal Sendromu, Floransa Sendromu ya da Sanat Zehirlenmesi adı verilen bu rahatsızlığın, gerçekten var olup olmadığı ve belirtileri bilimsel bir araştırmaya konu oldu. italyadaki bir sanat araştırmaları merkezinin, psikolog ve teknik uzmanlarla işbirliği içinde yaptığı deneyde, Floransada bulunan Medici Riccardi Sarayının ziyaretçileri gözlemlendi.
Medici Riccardi Sarayında, fresklerle süslü şapeli gezen ziyaretçilerin kalp atış ve nefes alış hızları, tansiyonları, göz ve kas hareketleri incelendi. Fresklere bakan ziyaretçilerin görüntüleri kaydedildi ve kendilerinden eserlere bakarken neler hissettiklerini yazmaları istendi.
Deneyde, bazı ziyaretçilerin eserlere bakarken yüz kaslarının gevşediği, gözbebeklerinin küçüldüğü, kalp atışı, nefes alış hızı ve tansiyonlarında değişiklikler olduğu belirlendi. Görsel sanat eserlerine, işitsel uyarıcılar da eşlik ettiğinde beyindeki aktivitenin daha da arttığı görüldü. Ziyaretçilerin bazıları da hislerini aşırı duygulanma ve tatlı bir yorgunluk olarak tanımladı.
Floransadaki Studi Uniti araştırma merkezinden Perla Gianni, klinik psikolog Andrea Bonacchi ve teknik uzmanlar tarafından yapılan araştırmanın sonuçları halen incelenmeye devam ediliyor.
Ancak ilk bulgular, Stendhal Sendromunun gerçek bir psikosomatik bozukluk olabileceğini gösteriyor. Yüksek dozda sanata maruz kalma sonucunda görülen bu belirtiler, Stendhal mahlasıyla yazan Fransız yazar Marie- Henri Beylein Floransada yaşadığı bir tecrübe sebebiyle onun adıyla anılıyor. Stendhal, 1817de Floransayı ziyareti sırasında, Michelangelo, Machiavelli ve Galileinin mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikasını gezmiş ve Giottonun freskleriyle süslü bazilikayı gördükten sonra kalp çarpıntısı ve halsizlik hissi yaşadığını yazmıştı. Rahatsızlık bu yüzden Stendhal sendromu olarak anılıyor.
BBC Türkçeden Övgü Pınarın haberine göre, Stendhal Sendromu, Floransa Sendromu ya da Sanat Zehirlenmesi adı verilen bu rahatsızlığın, gerçekten var olup olmadığı ve belirtileri bilimsel bir araştırmaya konu oldu. italyadaki bir sanat araştırmaları merkezinin, psikolog ve teknik uzmanlarla işbirliği içinde yaptığı deneyde, Floransada bulunan Medici Riccardi Sarayının ziyaretçileri gözlemlendi.
Medici Riccardi Sarayında, fresklerle süslü şapeli gezen ziyaretçilerin kalp atış ve nefes alış hızları, tansiyonları, göz ve kas hareketleri incelendi. Fresklere bakan ziyaretçilerin görüntüleri kaydedildi ve kendilerinden eserlere bakarken neler hissettiklerini yazmaları istendi.
Deneyde, bazı ziyaretçilerin eserlere bakarken yüz kaslarının gevşediği, gözbebeklerinin küçüldüğü, kalp atışı, nefes alış hızı ve tansiyonlarında değişiklikler olduğu belirlendi. Görsel sanat eserlerine, işitsel uyarıcılar da eşlik ettiğinde beyindeki aktivitenin daha da arttığı görüldü. Ziyaretçilerin bazıları da hislerini aşırı duygulanma ve tatlı bir yorgunluk olarak tanımladı.
Floransadaki Studi Uniti araştırma merkezinden Perla Gianni, klinik psikolog Andrea Bonacchi ve teknik uzmanlar tarafından yapılan araştırmanın sonuçları halen incelenmeye devam ediliyor.
Ancak ilk bulgular, Stendhal Sendromunun gerçek bir psikosomatik bozukluk olabileceğini gösteriyor. Yüksek dozda sanata maruz kalma sonucunda görülen bu belirtiler, Stendhal mahlasıyla yazan Fransız yazar Marie- Henri Beylein Floransada yaşadığı bir tecrübe sebebiyle onun adıyla anılıyor. Stendhal, 1817de Floransayı ziyareti sırasında, Michelangelo, Machiavelli ve Galileinin mezarlarının bulunduğu Santa Croce Bazilikasını gezmiş ve Giottonun freskleriyle süslü bazilikayı gördükten sonra kalp çarpıntısı ve halsizlik hissi yaşadığını yazmıştı. Rahatsızlık bu yüzden Stendhal sendromu olarak anılıyor.
güzel bi' kadına iltifat etmeye de yarayan hoş sendrom.
her gün aynaya bakarken yaşadığım sorun...
(bkz: cezbe) halinde olmakla benzeri bir olaydır.
(bkz: Göbeklitepe) yi gezerken yakalandığım sendrom. Gerçek bir panik atak geçirdim diyebilirim. Tüm inanışları yerle bir edecek bir kazı çalışması olarak duyurulmuş ve tüm dünyanın dikkatini çekmişti. Sapiens eliyle yapılmış bir sanat eseri benim gözümde. O dönemde tapınmak için inşa edilmiş olsa bile.
tıp kaynaklarında da rastlayabileceğiniz, yani kabul görmüş bir sendromdur.
aşırı güzellik/görkem/yücelik karşısında kendinden geçme/bayılma, halini tasfir eder. birbinden alakasız gözükse de, kant'ın güzellik anlayışından tasavvufa kadar birçok konuda referans olarak verilebilir.
ayrıca bu sendromu (ömründe bir kez bile olsa) yoğun hissedebilcek bir insan, birçok açıdan çok şanslıdır.
aşırı güzellik/görkem/yücelik karşısında kendinden geçme/bayılma, halini tasfir eder. birbinden alakasız gözükse de, kant'ın güzellik anlayışından tasavvufa kadar birçok konuda referans olarak verilebilir.
ayrıca bu sendromu (ömründe bir kez bile olsa) yoğun hissedebilcek bir insan, birçok açıdan çok şanslıdır.
şu zamana kadar yaşamadığım durum, sevgilim karşısında bile. serinkanlılığımı bozmamam, karşısında bayılmadığım eserlerin muhteşem olmadığı anlamına gelmiyor. buna başka türlü bir hayranlık biçimi diyelim.
Sadece çok elit olanlar veya sanat anlayışı olanlar mı yaşar yoksa benim gibi bir insan da yaşar mı acaba bu sendromu? Merak ediyorum o hissi.
italya'ya gittiğim zaman yaşayacağımı düşündüğüm sendrom. inş. bir gün gideriz oraya.
görsel
Shalott Leydisi’ni görürsem yakalanacakmışım gibi gelen sendrom.
Bir çeşit kendinden geçme hali.
Shalott Leydisi’ni görürsem yakalanacakmışım gibi gelen sendrom.
Bir çeşit kendinden geçme hali.
ortalama bir erkeğin hemen her gün gördüğü güzel bir kadına bakıp "karıya bak ilik gibi" diyişinin estetik ve sanatsal hali diyelim. kabaca diyelim. stendhal şu an mezarında ters döndü, hissediyorum..
stendhal sendromu sadece estetik-heybetli-ihtişamlı şeylere duyulan bir beğeni duygusu değil ama. onu görünce içinizde kopan fırtınadır esasen. şimdi burada o kopan fırtınaya psikosomatik rahatsızlık deyip geçebilirsiniz de. bunun yerine "dur lan bana bir şey oluyor" da diyebilirsiniz.
ben ikincisini tercih ediyorum. çünkü o içimizde olan ama adını koyamadığımız şeylerin adını koyduğumuz zaman gerçekten bir ilerleme sağlamış oluyoruz. tersine sözlük yazarlığı gibi düşünün bunu. biz burada bir kavramın başlığına tanım giriyoruz. ama bir de tanımı yapılmış- yapılmaya çabalanmış şeylere bir kavram, bir başlık bulmak gerekiyor kimi zaman.
belki de o yüzden bilgeler aşk fenomenini ortaya attılar. yumağıyla oynayan kediler gibi biraz oyalanalım diye. dikkatinizi çekti mi hiç, aşkın zibilyon tane tanımı yapılıyor ama kimsenin tam anlamıyla içine sinmiyor. üzerinde asla oy birliği ile mutabakat sağlanamıyor. çünkü aşk, tanımı yapılsın diye ortaya atılmadı. insanoğlu içinde anlamlandıramadığı şeylere aşk diyip kendini sakinleştirsin diye ortaya atıldı. herkesin karın ağrısı farklı olduğu için aşktan anladığı da farklı geldi.
stendhal sendromu da bana biraz böyle geliyor. güzel bir tablo gördü beğendi bayıldı değil olay. o tabloda ne gördüğü. bak biri görüyor bayılıyor, beriki zengin bir koleksiyoner kaçakçılık yoluyla alenen suç işleyerek onu mahzenine tıktırıyor. kimi de bu desen çok gidiyor diye kahve fincanı tepsisine basıyor.
bir gün de şunu konuşmak üzere not alalım; (bkz: kitsch)
her neyse şimdi stendhal sendromuna geri dönelim. ben bunun allah'ın kuluyla konuştuğu nadide anlardan biri olarak yorumluyorum. daha doğrusu konuşma değil, insanın evrensel-kollektif bilinçle yaşadığı kısa süreli bütünleşme hali.
buna isterseniz epifani diyin isterseniz vecd diyin. katıksız bir aşkınlık hali olduğu kesin.
böyle anlarda insanın evrenin ortak güzellik bilincine bir kanca atıp, o estetik havuzuna daldığını ve yaradanla bir bağ (daha) kurduğunu düşünüyorum.
biyografi okumayı çok sevme sebeplerimden biri de bu aslında. insanlar hayatlarının hangi noktasında bu sendromu yaşayıp neye tutuklu kaldılar merak ediyorum. biri fraktal görüyor ve hayatını bilime adıyor. diğeri notaları bizim hiç duymadığımız şekilde duyup o notalarla konuşmaya başlıyor. kimi de tarihteki bir ana takılı kalıp tüm hayatı sepya modunda yaşayıp çağının ötesine geçiyor.
hani böyle aynı anda paralel evrene de kapılar açan bir deneyim gibi.
tam da bu sebeple bazı şarkıları veya filmleri ya da kitapları bu kadar çok sevdiğimizi düşünüyorum. örneğin metallica - one. ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, anlam veremediğim şekilde bestesi bana aitmiş gibi bir aidiyet hissediyorum. çünkü -en azından benim için- kollektif olarak paylaşılan estetik bir değere atıf yapıyor. eserin müellifi bunu yaparken ne hissetti ben de hissediyorum.
allah herkese hayatında en az bir kez bu deneyimi yaşatmalı bence. şansı olan hayatının gerçek anlamda aşkını bile bulabilir.
stendhal sendromu sadece estetik-heybetli-ihtişamlı şeylere duyulan bir beğeni duygusu değil ama. onu görünce içinizde kopan fırtınadır esasen. şimdi burada o kopan fırtınaya psikosomatik rahatsızlık deyip geçebilirsiniz de. bunun yerine "dur lan bana bir şey oluyor" da diyebilirsiniz.
ben ikincisini tercih ediyorum. çünkü o içimizde olan ama adını koyamadığımız şeylerin adını koyduğumuz zaman gerçekten bir ilerleme sağlamış oluyoruz. tersine sözlük yazarlığı gibi düşünün bunu. biz burada bir kavramın başlığına tanım giriyoruz. ama bir de tanımı yapılmış- yapılmaya çabalanmış şeylere bir kavram, bir başlık bulmak gerekiyor kimi zaman.
belki de o yüzden bilgeler aşk fenomenini ortaya attılar. yumağıyla oynayan kediler gibi biraz oyalanalım diye. dikkatinizi çekti mi hiç, aşkın zibilyon tane tanımı yapılıyor ama kimsenin tam anlamıyla içine sinmiyor. üzerinde asla oy birliği ile mutabakat sağlanamıyor. çünkü aşk, tanımı yapılsın diye ortaya atılmadı. insanoğlu içinde anlamlandıramadığı şeylere aşk diyip kendini sakinleştirsin diye ortaya atıldı. herkesin karın ağrısı farklı olduğu için aşktan anladığı da farklı geldi.
stendhal sendromu da bana biraz böyle geliyor. güzel bir tablo gördü beğendi bayıldı değil olay. o tabloda ne gördüğü. bak biri görüyor bayılıyor, beriki zengin bir koleksiyoner kaçakçılık yoluyla alenen suç işleyerek onu mahzenine tıktırıyor. kimi de bu desen çok gidiyor diye kahve fincanı tepsisine basıyor.
bir gün de şunu konuşmak üzere not alalım; (bkz: kitsch)
her neyse şimdi stendhal sendromuna geri dönelim. ben bunun allah'ın kuluyla konuştuğu nadide anlardan biri olarak yorumluyorum. daha doğrusu konuşma değil, insanın evrensel-kollektif bilinçle yaşadığı kısa süreli bütünleşme hali.
buna isterseniz epifani diyin isterseniz vecd diyin. katıksız bir aşkınlık hali olduğu kesin.
böyle anlarda insanın evrenin ortak güzellik bilincine bir kanca atıp, o estetik havuzuna daldığını ve yaradanla bir bağ (daha) kurduğunu düşünüyorum.
biyografi okumayı çok sevme sebeplerimden biri de bu aslında. insanlar hayatlarının hangi noktasında bu sendromu yaşayıp neye tutuklu kaldılar merak ediyorum. biri fraktal görüyor ve hayatını bilime adıyor. diğeri notaları bizim hiç duymadığımız şekilde duyup o notalarla konuşmaya başlıyor. kimi de tarihteki bir ana takılı kalıp tüm hayatı sepya modunda yaşayıp çağının ötesine geçiyor.
hani böyle aynı anda paralel evrene de kapılar açan bir deneyim gibi.
tam da bu sebeple bazı şarkıları veya filmleri ya da kitapları bu kadar çok sevdiğimizi düşünüyorum. örneğin metallica - one. ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, anlam veremediğim şekilde bestesi bana aitmiş gibi bir aidiyet hissediyorum. çünkü -en azından benim için- kollektif olarak paylaşılan estetik bir değere atıf yapıyor. eserin müellifi bunu yaparken ne hissetti ben de hissediyorum.
allah herkese hayatında en az bir kez bu deneyimi yaşatmalı bence. şansı olan hayatının gerçek anlamda aşkını bile bulabilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar