bugün
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i15
- gocu28
- çomar sürüsü3
- s'i l v'e r m'i s t35
- yazarların benzedikleri ünlüler5
- al sözlükteki bütün amlar senin olsun3
- mavi kart2
- galatasaray'ın sporting maçı kamp kadrosu2
- nasıl birisiniz7
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- sürekli geçmişe dönmek isteyen insan5
- kuşburnu marmelatı3
- doğru kişiyle yanlış zamanda karşılaşmak6
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz2
- al bundy2
- enayimiknatisii34
- muslettin amca10
- dün fetöcu olanlar bugün bize fetöcü diyor2
- bugünkü halinden memnun olan insan3
- her gördüğü yeşillikte mangal yakan insan2
- true koş2
- bir anda gelen temizlik perileri2
- lan birak ayak yapmayi2
- uzungöl2
- modern dünyanın en büyük sorunu2
- yazarlar 70 lerde yaşasaydı nasıl görünürdü3
- kızılcık marmelatı2
- her şeyi hatırlayan insan4
- makarna ve kömüre oy satan insan2
- gelecek seçimlerde akepenin beklentisi2
- tuvalette nasıl görünürdün trendi2
- fenerbahçe14
- serhat kılıç24
- ansızın gelen benim burada ne işim var hissi3
- anın görüntüsü24
- sürekli gelen trollerle uğraşmamız4
- yörük kızı15
- davar tereyağı4
- bazı insanların sizi değiştirmesi4
- uludağ sözlük size ne kattı23
- kız düşürmenin kısa yolu15
- yeralti edebiyatcisi2
- ben bu yazıyı seri eksicime yazdım4
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- pum pum çorbası7
- mercimek çorbası içen kadın14
- tusubasanın türkiye maçında attığı gol2
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- fusya semsiyeli yabanci26
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür8
ortalama bir erkeğin hemen her gün gördüğü güzel bir kadına bakıp "karıya bak ilik gibi" diyişinin estetik ve sanatsal hali diyelim. kabaca diyelim. stendhal şu an mezarında ters döndü, hissediyorum..
stendhal sendromu sadece estetik-heybetli-ihtişamlı şeylere duyulan bir beğeni duygusu değil ama. onu görünce içinizde kopan fırtınadır esasen. şimdi burada o kopan fırtınaya psikosomatik rahatsızlık deyip geçebilirsiniz de. bunun yerine "dur lan bana bir şey oluyor" da diyebilirsiniz.
ben ikincisini tercih ediyorum. çünkü o içimizde olan ama adını koyamadığımız şeylerin adını koyduğumuz zaman gerçekten bir ilerleme sağlamış oluyoruz. tersine sözlük yazarlığı gibi düşünün bunu. biz burada bir kavramın başlığına tanım giriyoruz. ama bir de tanımı yapılmış- yapılmaya çabalanmış şeylere bir kavram, bir başlık bulmak gerekiyor kimi zaman.
belki de o yüzden bilgeler aşk fenomenini ortaya attılar. yumağıyla oynayan kediler gibi biraz oyalanalım diye. dikkatinizi çekti mi hiç, aşkın zibilyon tane tanımı yapılıyor ama kimsenin tam anlamıyla içine sinmiyor. üzerinde asla oy birliği ile mutabakat sağlanamıyor. çünkü aşk, tanımı yapılsın diye ortaya atılmadı. insanoğlu içinde anlamlandıramadığı şeylere aşk diyip kendini sakinleştirsin diye ortaya atıldı. herkesin karın ağrısı farklı olduğu için aşktan anladığı da farklı geldi.
stendhal sendromu da bana biraz böyle geliyor. güzel bir tablo gördü beğendi bayıldı değil olay. o tabloda ne gördüğü. bak biri görüyor bayılıyor, beriki zengin bir koleksiyoner kaçakçılık yoluyla alenen suç işleyerek onu mahzenine tıktırıyor. kimi de bu desen çok gidiyor diye kahve fincanı tepsisine basıyor.
bir gün de şunu konuşmak üzere not alalım; (bkz: kitsch)
her neyse şimdi stendhal sendromuna geri dönelim. ben bunun allah'ın kuluyla konuştuğu nadide anlardan biri olarak yorumluyorum. daha doğrusu konuşma değil, insanın evrensel-kollektif bilinçle yaşadığı kısa süreli bütünleşme hali.
buna isterseniz epifani diyin isterseniz vecd diyin. katıksız bir aşkınlık hali olduğu kesin.
böyle anlarda insanın evrenin ortak güzellik bilincine bir kanca atıp, o estetik havuzuna daldığını ve yaradanla bir bağ (daha) kurduğunu düşünüyorum.
biyografi okumayı çok sevme sebeplerimden biri de bu aslında. insanlar hayatlarının hangi noktasında bu sendromu yaşayıp neye tutuklu kaldılar merak ediyorum. biri fraktal görüyor ve hayatını bilime adıyor. diğeri notaları bizim hiç duymadığımız şekilde duyup o notalarla konuşmaya başlıyor. kimi de tarihteki bir ana takılı kalıp tüm hayatı sepya modunda yaşayıp çağının ötesine geçiyor.
hani böyle aynı anda paralel evrene de kapılar açan bir deneyim gibi.
tam da bu sebeple bazı şarkıları veya filmleri ya da kitapları bu kadar çok sevdiğimizi düşünüyorum. örneğin metallica - one. ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, anlam veremediğim şekilde bestesi bana aitmiş gibi bir aidiyet hissediyorum. çünkü -en azından benim için- kollektif olarak paylaşılan estetik bir değere atıf yapıyor. eserin müellifi bunu yaparken ne hissetti ben de hissediyorum.
allah herkese hayatında en az bir kez bu deneyimi yaşatmalı bence. şansı olan hayatının gerçek anlamda aşkını bile bulabilir.
stendhal sendromu sadece estetik-heybetli-ihtişamlı şeylere duyulan bir beğeni duygusu değil ama. onu görünce içinizde kopan fırtınadır esasen. şimdi burada o kopan fırtınaya psikosomatik rahatsızlık deyip geçebilirsiniz de. bunun yerine "dur lan bana bir şey oluyor" da diyebilirsiniz.
ben ikincisini tercih ediyorum. çünkü o içimizde olan ama adını koyamadığımız şeylerin adını koyduğumuz zaman gerçekten bir ilerleme sağlamış oluyoruz. tersine sözlük yazarlığı gibi düşünün bunu. biz burada bir kavramın başlığına tanım giriyoruz. ama bir de tanımı yapılmış- yapılmaya çabalanmış şeylere bir kavram, bir başlık bulmak gerekiyor kimi zaman.
belki de o yüzden bilgeler aşk fenomenini ortaya attılar. yumağıyla oynayan kediler gibi biraz oyalanalım diye. dikkatinizi çekti mi hiç, aşkın zibilyon tane tanımı yapılıyor ama kimsenin tam anlamıyla içine sinmiyor. üzerinde asla oy birliği ile mutabakat sağlanamıyor. çünkü aşk, tanımı yapılsın diye ortaya atılmadı. insanoğlu içinde anlamlandıramadığı şeylere aşk diyip kendini sakinleştirsin diye ortaya atıldı. herkesin karın ağrısı farklı olduğu için aşktan anladığı da farklı geldi.
stendhal sendromu da bana biraz böyle geliyor. güzel bir tablo gördü beğendi bayıldı değil olay. o tabloda ne gördüğü. bak biri görüyor bayılıyor, beriki zengin bir koleksiyoner kaçakçılık yoluyla alenen suç işleyerek onu mahzenine tıktırıyor. kimi de bu desen çok gidiyor diye kahve fincanı tepsisine basıyor.
bir gün de şunu konuşmak üzere not alalım; (bkz: kitsch)
her neyse şimdi stendhal sendromuna geri dönelim. ben bunun allah'ın kuluyla konuştuğu nadide anlardan biri olarak yorumluyorum. daha doğrusu konuşma değil, insanın evrensel-kollektif bilinçle yaşadığı kısa süreli bütünleşme hali.
buna isterseniz epifani diyin isterseniz vecd diyin. katıksız bir aşkınlık hali olduğu kesin.
böyle anlarda insanın evrenin ortak güzellik bilincine bir kanca atıp, o estetik havuzuna daldığını ve yaradanla bir bağ (daha) kurduğunu düşünüyorum.
biyografi okumayı çok sevme sebeplerimden biri de bu aslında. insanlar hayatlarının hangi noktasında bu sendromu yaşayıp neye tutuklu kaldılar merak ediyorum. biri fraktal görüyor ve hayatını bilime adıyor. diğeri notaları bizim hiç duymadığımız şekilde duyup o notalarla konuşmaya başlıyor. kimi de tarihteki bir ana takılı kalıp tüm hayatı sepya modunda yaşayıp çağının ötesine geçiyor.
hani böyle aynı anda paralel evrene de kapılar açan bir deneyim gibi.
tam da bu sebeple bazı şarkıları veya filmleri ya da kitapları bu kadar çok sevdiğimizi düşünüyorum. örneğin metallica - one. ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, anlam veremediğim şekilde bestesi bana aitmiş gibi bir aidiyet hissediyorum. çünkü -en azından benim için- kollektif olarak paylaşılan estetik bir değere atıf yapıyor. eserin müellifi bunu yaparken ne hissetti ben de hissediyorum.
allah herkese hayatında en az bir kez bu deneyimi yaşatmalı bence. şansı olan hayatının gerçek anlamda aşkını bile bulabilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar