bugün
- kaçak çay10
- borsa istanbul20
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası8
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi15
- iltica23
- fon vurgunu54
- yulaf lapası vs tost8
- arkadaşlar çok sıkıcısınız12
- aleyna tilki nin memeleri2
- berat albayrak'a iftira atılması11
- sözlük kızlarının bicepsleri18
- söz verip tutmamak2
- sizinle masumca öpüşmek istiyorum2
- from gold from dust34
- ironi yapıyorum ayağına yatan çirkef yazar2
- mekke kutsal mıdır sorunsalı9
- küçük memeli5
- gocu nerede gocu6
- horlayan birinin yanında uyuma rehberi10
- ekmek için ekmeleddin7
- tavuklu pilav10
- mandalina çıkmış arkadaşlar6
- faik öztrak2
- kürt dizilerinin tutmaması11
- tayyiple yatıp tayyiple kalkmak6
- vurdurmaya meyilli araba6
- fatma kaplan hürriyet2
- 2001 a space odyssey2
- cilt kanseri aşısında yüzde 42 başarı3
- türkleri köle gibi sömüren ak burjuva2
- köylülük7
- küçük memeli kızların yaşama amacı4
- 2026 yılında hala seks kasetinden medet uman tip2
- sucuklu çekirdek3
- pudra kokusu7
- eskiden 20 liraya yediğim kebabın 50 lira olması8
- kürk mantolu madonna abartılmış tırt bir kitaptır6
- ismet gürbüz2
- deli6
- en iyi çakmak markası8
- sözlük gey saati vs din saati vs akp saati6
- 1 gün diyetteyim4
- sen nehrine siz diyen cahil3
- kompüter lütfen cevap veriniz2
- hayırlı cumalar2
- sabahları 2 kilo bioxcin içen gürbüz genç4
- medet usta2
- beşiktaş16
- hulk gerçek mi6
ortalama bir erkeğin hemen her gün gördüğü güzel bir kadına bakıp "karıya bak ilik gibi" diyişinin estetik ve sanatsal hali diyelim. kabaca diyelim. stendhal şu an mezarında ters döndü, hissediyorum..
stendhal sendromu sadece estetik-heybetli-ihtişamlı şeylere duyulan bir beğeni duygusu değil ama. onu görünce içinizde kopan fırtınadır esasen. şimdi burada o kopan fırtınaya psikosomatik rahatsızlık deyip geçebilirsiniz de. bunun yerine "dur lan bana bir şey oluyor" da diyebilirsiniz.
ben ikincisini tercih ediyorum. çünkü o içimizde olan ama adını koyamadığımız şeylerin adını koyduğumuz zaman gerçekten bir ilerleme sağlamış oluyoruz. tersine sözlük yazarlığı gibi düşünün bunu. biz burada bir kavramın başlığına tanım giriyoruz. ama bir de tanımı yapılmış- yapılmaya çabalanmış şeylere bir kavram, bir başlık bulmak gerekiyor kimi zaman.
belki de o yüzden bilgeler aşk fenomenini ortaya attılar. yumağıyla oynayan kediler gibi biraz oyalanalım diye. dikkatinizi çekti mi hiç, aşkın zibilyon tane tanımı yapılıyor ama kimsenin tam anlamıyla içine sinmiyor. üzerinde asla oy birliği ile mutabakat sağlanamıyor. çünkü aşk, tanımı yapılsın diye ortaya atılmadı. insanoğlu içinde anlamlandıramadığı şeylere aşk diyip kendini sakinleştirsin diye ortaya atıldı. herkesin karın ağrısı farklı olduğu için aşktan anladığı da farklı geldi.
stendhal sendromu da bana biraz böyle geliyor. güzel bir tablo gördü beğendi bayıldı değil olay. o tabloda ne gördüğü. bak biri görüyor bayılıyor, beriki zengin bir koleksiyoner kaçakçılık yoluyla alenen suç işleyerek onu mahzenine tıktırıyor. kimi de bu desen çok gidiyor diye kahve fincanı tepsisine basıyor.
bir gün de şunu konuşmak üzere not alalım; (bkz: kitsch)
her neyse şimdi stendhal sendromuna geri dönelim. ben bunun allah'ın kuluyla konuştuğu nadide anlardan biri olarak yorumluyorum. daha doğrusu konuşma değil, insanın evrensel-kollektif bilinçle yaşadığı kısa süreli bütünleşme hali.
buna isterseniz epifani diyin isterseniz vecd diyin. katıksız bir aşkınlık hali olduğu kesin.
böyle anlarda insanın evrenin ortak güzellik bilincine bir kanca atıp, o estetik havuzuna daldığını ve yaradanla bir bağ (daha) kurduğunu düşünüyorum.
biyografi okumayı çok sevme sebeplerimden biri de bu aslında. insanlar hayatlarının hangi noktasında bu sendromu yaşayıp neye tutuklu kaldılar merak ediyorum. biri fraktal görüyor ve hayatını bilime adıyor. diğeri notaları bizim hiç duymadığımız şekilde duyup o notalarla konuşmaya başlıyor. kimi de tarihteki bir ana takılı kalıp tüm hayatı sepya modunda yaşayıp çağının ötesine geçiyor.
hani böyle aynı anda paralel evrene de kapılar açan bir deneyim gibi.
tam da bu sebeple bazı şarkıları veya filmleri ya da kitapları bu kadar çok sevdiğimizi düşünüyorum. örneğin metallica - one. ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, anlam veremediğim şekilde bestesi bana aitmiş gibi bir aidiyet hissediyorum. çünkü -en azından benim için- kollektif olarak paylaşılan estetik bir değere atıf yapıyor. eserin müellifi bunu yaparken ne hissetti ben de hissediyorum.
allah herkese hayatında en az bir kez bu deneyimi yaşatmalı bence. şansı olan hayatının gerçek anlamda aşkını bile bulabilir.
stendhal sendromu sadece estetik-heybetli-ihtişamlı şeylere duyulan bir beğeni duygusu değil ama. onu görünce içinizde kopan fırtınadır esasen. şimdi burada o kopan fırtınaya psikosomatik rahatsızlık deyip geçebilirsiniz de. bunun yerine "dur lan bana bir şey oluyor" da diyebilirsiniz.
ben ikincisini tercih ediyorum. çünkü o içimizde olan ama adını koyamadığımız şeylerin adını koyduğumuz zaman gerçekten bir ilerleme sağlamış oluyoruz. tersine sözlük yazarlığı gibi düşünün bunu. biz burada bir kavramın başlığına tanım giriyoruz. ama bir de tanımı yapılmış- yapılmaya çabalanmış şeylere bir kavram, bir başlık bulmak gerekiyor kimi zaman.
belki de o yüzden bilgeler aşk fenomenini ortaya attılar. yumağıyla oynayan kediler gibi biraz oyalanalım diye. dikkatinizi çekti mi hiç, aşkın zibilyon tane tanımı yapılıyor ama kimsenin tam anlamıyla içine sinmiyor. üzerinde asla oy birliği ile mutabakat sağlanamıyor. çünkü aşk, tanımı yapılsın diye ortaya atılmadı. insanoğlu içinde anlamlandıramadığı şeylere aşk diyip kendini sakinleştirsin diye ortaya atıldı. herkesin karın ağrısı farklı olduğu için aşktan anladığı da farklı geldi.
stendhal sendromu da bana biraz böyle geliyor. güzel bir tablo gördü beğendi bayıldı değil olay. o tabloda ne gördüğü. bak biri görüyor bayılıyor, beriki zengin bir koleksiyoner kaçakçılık yoluyla alenen suç işleyerek onu mahzenine tıktırıyor. kimi de bu desen çok gidiyor diye kahve fincanı tepsisine basıyor.
bir gün de şunu konuşmak üzere not alalım; (bkz: kitsch)
her neyse şimdi stendhal sendromuna geri dönelim. ben bunun allah'ın kuluyla konuştuğu nadide anlardan biri olarak yorumluyorum. daha doğrusu konuşma değil, insanın evrensel-kollektif bilinçle yaşadığı kısa süreli bütünleşme hali.
buna isterseniz epifani diyin isterseniz vecd diyin. katıksız bir aşkınlık hali olduğu kesin.
böyle anlarda insanın evrenin ortak güzellik bilincine bir kanca atıp, o estetik havuzuna daldığını ve yaradanla bir bağ (daha) kurduğunu düşünüyorum.
biyografi okumayı çok sevme sebeplerimden biri de bu aslında. insanlar hayatlarının hangi noktasında bu sendromu yaşayıp neye tutuklu kaldılar merak ediyorum. biri fraktal görüyor ve hayatını bilime adıyor. diğeri notaları bizim hiç duymadığımız şekilde duyup o notalarla konuşmaya başlıyor. kimi de tarihteki bir ana takılı kalıp tüm hayatı sepya modunda yaşayıp çağının ötesine geçiyor.
hani böyle aynı anda paralel evrene de kapılar açan bir deneyim gibi.
tam da bu sebeple bazı şarkıları veya filmleri ya da kitapları bu kadar çok sevdiğimizi düşünüyorum. örneğin metallica - one. ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem, anlam veremediğim şekilde bestesi bana aitmiş gibi bir aidiyet hissediyorum. çünkü -en azından benim için- kollektif olarak paylaşılan estetik bir değere atıf yapıyor. eserin müellifi bunu yaparken ne hissetti ben de hissediyorum.
allah herkese hayatında en az bir kez bu deneyimi yaşatmalı bence. şansı olan hayatının gerçek anlamda aşkını bile bulabilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar