bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    tüm insanların karşı olduğunu iddia etmesine rağmen nedense dünya gündeminden bir türlü düşmeyen toplu tüfekli, bombalı, kanlı eylem. sebepleri;
    1-)ülkelerin hançerinden taş düşmesi sonucu kıllanmaları
    2-)bazı ülkelerin hiç dinmeyen aç gözlülükleri sonucu kıllanmaları
    4 ... sıçtırtma lamasına
  2. 2.
    (bkz: savaşların çıkma sebepleri)
    2 ... suzergecer
  3. 3.
    bir erkek adı . ayrıca , savaşmak eyleminin buyruk kipiyle çekimlenmiş hali .

    (bkz: barış)
    1 ... gerko
  4. 4.
    (bkz: barış için savaş)
    1 -1 ... lionheart
  5. 5.
    soguk ve sicak cesitleri olmasina karsin aslinda butun cesitleri soguk olan 'insan'in icini urpertdigi gibi aci da olan beşeri bir kavramdır..
    1 ... liber libera
  6. 6.
    dünyada insanların yaptığı en saçma eylemlerden biri. nedense bütün dünya insanları karşıdır ama 1 kaç saçma sapan ülkeyi veya ülkereleri yöneten yada yönetme isteği bulunan (ÖR;ABD) kişiler yüzünden mağdur duruma düşüp ellimizden birşey gelememesi kadar acı verende birşey yoktur...bu ülkelerde görünürde savaş istemezler ama''gerekirse savaş olur'' gibi sözlerin arkasına sığınılır ve bu fillerin çimenler üstündeki dansından farksızdır ve herzamanki gibi olan çimenlere olur...
    2 ... debora
  7. 7.
    (bkz: vicdani red)
    1 -1 ... cthullhu
  8. 8.
    israil & lübnan

    ya da edit'e basmadan editlemek gerekirse:

    abd & lübnan veya dr. jekyll & mr. hyde!
    2 ... frijit jones
  9. 9.
    dünyanın en eski olgularından biridir.Ancak savaş tarihini insanlık tarihi ile eş tutmak da yanlıştır. Quincy Wright A Study of War adlı kitabında savaşın tanımını aynı türden farklı bireyler arasında gerçekleşen şiddet teması şeklinde yapmıştır. Başka bir değişle savaş tarihi dünyada ilk canlı türlerinin ortaya çıkmasıyla başlamıştır diyebiliriz. Aslanlar ve kaplanlar arasındaki kavgadan iki ilkel kabile arasındaki bir su kaynağının paylaşımı üzerindeki kavgaya kadar her şey bu tanıma uymaktadır.

    Q. Wrightın bu tanımı savaş hakkındaki en genel tanım olması nedeniyle her alandan araştırmacı tarafından kabul edilmiş bir tanımdır. Ancak bu tanım tarihteki ilk savaş tanımı değildir. Savaş kavramının ilk olarak tanımlandığı yer eski Yunandır. Heraklaitosa göre savaş karşıtların çatışmasıdır. Herakleitos çelişkilerin kavgaya neden olduğunu ancak savaşın her zaman başarısızlığa değil, tersine çoğu kez bir gelişmeye neden olduğunu vurgulamıştır.

    Romada ise Düello kavramından geliştirilen savaş kavramı (bellum), güç kullanarak mücadele etme anlamında kullanılmıştır. Bu noktada önemle belirtilmesi gereken konu, savaşın bir süreç değil, bir olgu yada durum olarak ele alınmış olmasıdır.

    Orta çağda ise savaş üzerine en detaylı araştırmaları St. Augustine yapmıştır. St. Augustine uluslararası her faaliyeti bir hayatta kalma mücadelesi olarak tanımlamıştır. Ona göre doğal bir durum olan savaş, basit olarak direnişin kırılması ve zapt edilmesi durumudur. Hristiyanları bir bütün olarak gören St. Augustine bu bütünün doğruyu ve esenliği, diğerlerinin ise kaosu temsil ettiğini savunur. Bu durumda mücadelenin meşru zemini hazırlanmış olmaktadır. Diğer bir değişle haklı (meşru) savaş kavramı ortaya çıkmaktadır. St Augustine bir savaşın haklı olabilmesi için üç koşul saymıştır. Buna göre öncelikle haklı savaş yöneticiler tarafından ilan edilmiş savaştır. isyancı bir güç tarafından ilan edilen savaş haklı bir savaş değildir. ikinci olarak savaş için bir neden olmalıdır. Diğer bir değişle saldırıya uğrayanın bunu hakketmesi lazımdır. Son olarak da St. Augustine savaşın ancak barış için yapılırsa haklı olabileceğini savunmuştur.

    Ayrıca savaşın tanımı inceleme alanlarına ve analiz düzeylerine göre de farklılıklar göstermektedir. Uluslararası ilişkileri ekonomik bakış açısından inceleyen Wallersteina göre savaş;mevcut ekonomik aktörlerin lehine işleyen bir dünya pazarı oluşturması maksadıyla kapitalist dünya ekonomisinin kurumsal yapılarını şekillendirme mücadelesidir. Devlet seviyesinde inceleme yapan Clausewitze göre ise savaş düşmanlarımıza isteklerimiz zorla kabul ettirme eylemidir. Yine Clausewitze göre savaş politikanın başka araçlarla devamıdır.Eğer bir politik bir hedefe ulaşmak istiyorsak savaş bunun aracıdır ve araçları hiçbir zaman amaçlardan izole bir biçimde düşünemeyiz.

    Uluslararası hukukun babası olarak kabul edilen Grotiusa göre ise savaş güç kullanarak çarpışanlar arasındaki durum olarak tanımlamıştır. Buna göre bireyler, isyancılar ve hukuki olarak eşit olamayan taraflar arasındaki çarpışmalar savaş kapsamına dahil değildir.

    Sosyologlara göre ise savaş sosyal olarak tanınmış gruplar arasındaki şiddet içeren çatışma olarak tanımlanmaktadır. Sosyologlar taraflar arasındaki mücadele doğal olarak en baştan itibaren şiddet içermek zorunda değildir derler ancak askeri çatışma yoksa savaşta yoktur demekten de geri kalmazlar.

    Günümüzde bir savaşın nasıl başlayacağı, bir çatışma durumunun hangi koşullarda savaş sayılacağı uluslararası antlaşmalarla belirlenmiş durumdadır. LaHey antlaşmalarının birinci maddesine göre bir silahlı çatışma önceden uyarı yapılmak kaydıyla iki şekilde başlar. Birincisi, isteklerin yer aldığı ve kabul edilmezse savaş olacağını belirten ültimatom vermektir. ikincisi ise savaşın ilan edilmesidir. Bir savaşın ilan edilip başlanması önemlidir. Çünkü sadece savaş durumunda geçerli olan savaş hukukunun uygulanması için savaşın ne zaman başladığının tespiti önemlidir.

    Savaşın başlaması kadar sona ermesi de tespit edilmesi güç bir durum yaratabilir. Öncelikle iki taraf arasında ilan edilen bir ateşkes çarpışmalrın durmasına neden olur. ikinci safhada da resmi bir antlaşmayla veya askeri harekatın sona ermesi ile taraflar arasındaki çarpışmalar durur.
    4 ... mmtyvs
  10. 10.
    nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz.

    savaşın nedenleri

    Bir çok tanımı yapılan savaşın nedenleri de çok çeşitlidir. Bazılarına göre savaşın nedeni sadece bir savaştaki olay, durum veya bir kişilik olabilir, ancak bazılarına göre ise tüm savaşlara neden olacak genel geçer savaş nedenleri bulunabilir. Bu farklı düşünceleirn temel sebebi neden kelimesine yüklenen anlamdadır. Grotiusa göre devletlerden arasında savaşa neden olmayacak hiçbir şey yoktur. Savaşı doğal bir olgu olarak gören bir diğer düşünür olan ibni Halduna göre ise savaşın temel nedeni insan gruplarının diğer gruplardan intikam alma isteğidir. Kısaca iki taraf karşı karşıya gelirse bir taraf saldıracak diğer tarafta kendini savunacaktır.

    Savaşın tek bir nedeni olduğunu öne süren ve bunu bulmaya çalışan teoriler bu alanda çalışan birçok araştırmacı tarafından eleştirilmiştir. Onlara göre savaşı tek bir nedene bağlamak başlı başına temelsiz bir yaklaşımdır. Timasheff in herhangi bir şeyin savaşa neden olması mümkündür ama hiçbir şey kesin olarak savaşa neden olmaz ifadesi savaşın nedeninin tek bir unsura dayanmasının ne kadar yanlış olduğunu ortaya koyan bir sözdür. Bu nedenle savaşın nedenleri üç farklı kategori altında incelenmelidir.

    a)bireysel nedenleri

    Buna göre savaş insanoğlu var olduğu sürecek var olacaktır ve bunun temel nedeni ise insanoğlunun davranışlarında saklıdır. Kişisel düzeyde bu konuyu değerlendirenlere göre insanın doğasında bir saldırganlık bulunmaktadır. insanlarda bulunan bu saldırganlığın bir üst seviyede tüm toplumu etkilediği ve savaşlara neden olduğu kabul edilmektedir. Burada bir temel sorunun cevabını bulmak gerekmektedir: Acaba saldırganlık insanoğlunda doğal olarak, doğuştan mı vardır, yoksa sonradan yaşayarak görülerek mi öğrenilmiştir?
    Saldırganlığın insanın doğasında var olduğuna dair görüşler genel olarak Hobbesian görüşler olarak bilinse de aslında bu görüşlerin temeli Antik Yunana kadar uzanır. Tchucydidese göre insanın doğasında bulunan kavganın nedeni olarak üç temel nokta vardır. Bunlar rekabet, çekingenlik ve zaferdir. Diğer bir değişle insan kazanç, güvenlik ve ün için savaşır.

    Çağdaş dönemde saldırganlığın insanın doğasında var olduğu görüşünü savunanların başında etologlar gelir. Etologlara göre saldırganlık insanoğlunun en ilkel içgüdüsüdür. Bu içgüdü nesiller boyunca kalıtım yoluyla devam etmiştir. Böylece türler hayatta kalabilmişlerdir. Ancak etnologların bu görüşleri bilim dünyasında pek taraftar toplayamamıştır. Öncelikle günümüzde saldırganlık bir içgüdü olarak kabul edilmemektedir. Ayrıca insan diğer hayvanlarından farklı olarak düşünülmektedir.

    Bu tartışmanın diğer tarafında ise insanın saldırganlığının sonradan öğrenildiğini savunanlar bulunmaktadır. Bu düşünceyi başta davranış psikologları ve antropologlar savunmaktadır. Antropologlar insanın doğuştan savaşcı değil aslen barışçı bir varlık olduğunu ve eğer varsa saldırganlığını sonradan sosyal evrimle öğrendiğini savunmaktadırlar. Onlara göre bunun tersini ispat eden hiçbir kanıt yoktur. insan, sosyal olarak gelişim gösterdikten sonra saldırganlaşmaya başlamıştır. Örneğin tarıma dayalı yaşamaya başlayan insan toprağa sahip olmuş ve bu toprağı kendi türlerinden korumak için saldırganlığı öğrenmiştir.

    Sonuç olarak insanın içinde doğal yada öğrenilmiş olsun bir şiddet eğilimi bulunsa da bu potansiyel savaşın başlamasını açıklamak için yeterli değildir. En başta her insan içinde bulunduğu koşullardan farklı olarak etkilenir ve farklı davranış biçimlerinde bulunabilir. Kısacası bireyin saldırganlığının devletler arasında meydana gelen savaşlarda ne kadar etkili olduğu konusunda ampirik olarak bir kanıt bulunamamıştır.

    b)devlet düzeyinde savaşın nedenleri

    Devletler yüzyıllardır birbirleri ile savaşmışlardır. Bu savaşların sonunda bir çok devlet yıkılırken yine bir çok devlet ortaya çıkmıştır. Bu noktada sorulması gereken soru bu devletleri bu kadar savaşçı yapan nedir?

    Burada birinci önerme devletlerin yönetim biçimlerinin savaşa eğilimlerini belirlediği yönündedir. Buna göre eğer devletin yönetim şekli demokratik ise devlet daha barışçı otokratik ve baskıcı ise devlet daha saldırgandır. Mousseau ya göre demokrasiler kültürel materyalizmi temel alır. Anlaşma ilişkileri (contract relaitons) toplumda en önemli kuraldır. Burada da esas kendi kendine kazanma, müzakere etme ve uzlaşıdır. Demokrasilerin savaşa daha az meyilli olmasının da nedeni budur. Çünkü demokratik toplumlarda halk yöneticisinin bu kurala uymasını bekler: müzakere et, uzlaş ve kazan.

    Ancak bu önermenin doğruluğuna yönelik tarihte pek örnek yoktur. Örneğin demokrasinin beşiği kabul edilen ingiltere en çok savaşan devletler sıralamasında üst sıralarda yer almaktadır.

    ikinci önerme ise devletlerin ekonomik yapılarının savaşa neden olduğu üzerinedir. Buna göre tarıma dayalı toplumlar sanayileşmiş toplumlara oranla daha az savaşa meyilli olmasına rağmen avcılık ve toplayıcılıktan tarıma geçen toplumlarda toprağın değerinin artmasıyla bir metaya dönüşmesi saldırganlığı artıran bir etken olarak göze çarpmaktadır.

    Sonuç olarak bireysel seviyede savaşın nedenini tam olarak tespit etmek ne kadar zorsa devlet seviyesinde de savaşın tam nedenini tespit etmek oldukça güçtür.

    c)sistem düzeyinde savaşın nedenleri

    Uluslararası sistem düzeyinde tartışmaların en önemli noktası sitemdeki güç dağılımı ve bu dağılımın savaşa olan etkisidir. Genel anlamda güç dengesini savunanlara göre gücün dağılımında oluşan denge barış ve istikrarı getirecektir. Organskiye göre savaşın kaynağı sistemdeki aktörlerin güçlerinde meydana gelen değişiklerdir. Diğer bir değişle sistemde dengesizlik oluştuğunda, örneğin, sisteme egemen olan bir devlete en az onun kadar güçlü bir rakip çıktığında savaş olasılığı artar. Çünkü bu iki güç sistemin hakimiyeti için savaşacaktır.

    Sistem düzeyinde savaşın nedenlerinde ikinci önerme ise W. Thompson ve G. Modelskinin uzun döngü teorisidir. Bu çalışmaya göre 1500 yılından beri sistemde birbirini takip eden bir biçime bazı egemen bir güç haline geldiği vurgulanmıştır. Dünyaya egemen olan bu büyük devletlerin yükselmesi ve düşüşleri bir döngü ile gerçekleşmiştir.

    Bu konudaki üçüncü önerme ise I. Wallerstein ın Dünya sistemi teorisidir. Bu teoriye göre dünya ekonomisi üç bölüme ayılmaktadır; merkez, çevre ve yarı çevre. Diğer yandan merkez devletlerde kendi arasında ikiye ayrılır; Hegemonik devlet ve sıradan merkez devletler. Dünya sistemi teorisine göre savaş her zaman kapitalist dünya ekonomisin gelişmesinin ve genişlemesinin içinde var olmuştur. Savaş ihtimali hegemon aktörün eline güç geçtiği zamanlarda azalmaya başlar. Dünya savaşları Hegemonik merkez devletin inisiyatifi ile değil diğer merkez devletlerde ortaya çıkan rakiplerin arasından birinin meydan okuması ile gerçekleşir. Ancak çoğu zamana bu meydan okuyan devlet başarılı olamaz. Çünkü var olan durumdan memnun olan diğer merkez devletler kendisini desteklemezler.

    Savaşın nedenlerini incelediğimizde şunu belirtmek gerekir ki her hangi bir seviyede savaşın tek bir nedenini bulmak hem doğru değildir hem de mümkün değildir. Ancak şunu da belirtmeliyiz ki savaş nedeni olarak ortaya çıkan herhangi bir casus belli sadece bir mazerettir, bardağı taşıran son damladır.

    kaynak: yaptığım bir ödev.
    3 ... mmtyvs