bugün
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı18
- ülkücülük vs atsızcılık vs atatürkçülük6
- uludağ sözlük yapay zeka moderatörü6
- zafer ve iyi partinin ortak adayı mansur yavaş7
- dünyanın en güzel evi3
- evliliğin anlamı8
- kadir mısıroğlu vs abdullah öcalan5
- anın görüntüsü29
- kürtsüz türkiye6
- fenerbahçe nin en iyi kadrosu3
- fenerbahçe14
- türk vatandaşı yerine eşit yurttaşlık yeni parti4
- hala mansur yavaş'tan medet umanlar var2
- sanayi devrimi bitene kadar uyuyoruz arkadaşlar3
- atsız milliyetçiliği vs atatürk milliyetçiliği3
- genç atatürkçüler partisi2
- gelmiş geçmiş en iyi türkiye ligi kadrosu2
- washington stecanelo cerqueira2
- suçluları topluma kazandırmalıyız insanı3
- sidiki cherif2
- 16 ağustos 2026 amed erzurumspor maçı4
- gökten çikolata yağması2
- ford flex2
- gece vakti yolda karşılaşılan sümüklü sapık2
- iyi ve zafer ittifak olmalı2
- süleymancılar17
- futbol taraftarlığı2
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın4
- seri gizli artı oy veren melek4
- sven jablonski2
- eğitim sisteminin gizli amacı3
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği9
- 16 ağustos 20264
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması14
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı18
- apo2
- devşirmeler2
- asimilasyon harika bir şey5
- ismail kartal6
- sözlükteki fenerbahçeliler10
- fuck pkk tişörtü2
- orta dünya da yaşamak istediğiniz yer2
- ahmet baran yazgan11
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- pazar günü klasikleri2
- kadın olmanın avantajları16
- nervio22
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj2
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
modern çağ fahişesi.
iyiliğin bile bokunu çıkarmayacaksın. zira sinir bozuyor. dozunda bırakın arkadaşım eşeğin burnuna.. su kaçırmayın.
salaklığın romanı. bir nesil onun yüzünden salak kaldı.
Film. Walt Disney Stüdyolarının ünlü çocuk klasiği, eleanor H. Porter'ın bizde de çok okunan "Pollyanna" adlı yapıtı.
12 yaşındaki öksüz bir kızın anlatıldığı öyküde, teyzesi küçük Pollyanna'nın bakımını üstlenir. Teyze, içine kapanık, asık suratlı bir kadındır. Ancak, kızın çocuksu iyimserliği, neşesi ve iyi kalpliliği kadının kalbini yumuşatacak, eve mutluluk havası getirecektir.
Film, bu öykünün anlatıldığı David Swift'in parlak bir çalışması. Aynı yıl "pollyanna" Hayley Mills'e özel bir oscar getirmişti.
Yönetmen : David Swift
Senaryo : David Swift (Eleanor H. Porter'ın romanından)
Görüntü : Russell Harlan
Müzik : Paul Smith
Oyuncular : (bkz: Jane Wyman), Hayley Mills, Richard Egan, Karl Malden, Nancy Olson, Adolphe Menjou
1960 yapımı, 133 dakika
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pollyanna aynı zamanda psikolojik bir terimdir de. Aşağı yukarı çocukluktan orta yaş'a kadar hepimizin bir şekilde eleştirdiği, nefret ettiği, alay ettiği ama zamanı gelince ona benzemeye ya da ona benzer kişileri sevmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz. Çünkü bu hayat başka türlü de çekilmezdi. Bize mutluluk getirecek şeylerin peşinden gitmeye, gerekirse onları bulmaya, başımıza gelen kötü şeylerle bile dalga geçmeye mecburuz. Demek istediğim trafik kazasında kolunu kıran adamın " Ya ötekini de kırsaydım" şeklinde aptalca önermesi değil. Ama şu da bir gerçek ki bizler millet olarak kendimizi üzecek ya da sinirlendirecek şeyleri oluşturmayı mutlu edecek şeyler oluşturmaktan daha iyi beceriyoruz. Trafikte beklerken sinirleniriz ama hızlı gidenlere de kızarız, sıcaklardan bunalır soğuklarda donarız, bahar aylarında bile deniz soğuk diye kızılacak bir şey vardır, belediye otobüslerine ilk önce binmek için sıradakileri ezer ama arkada isek "Kaynak yapmayalım" diye bağırırız, Belediye otobüslerinde ayakta ise yaşlılara yer vermeyenlere toplum düşmanı gibi bakar ama oturuyorsak ufacık bir torbayı sanki çok ağırmışta onun yüzünden yer veremiyormuşuz gibi kucağımıza koyarız. Toplum olarak hayatın hiç bir alanında otobüsten inmek, metroya koşmak, metroya binmekte olduğu kadar topluca bir hırsın içine girmeyiz. Tabakhaneye bok yetiştirircesine acele ederiz. Ufak hesapların peşindeyizdir. 10 kuruş için manavla, bakkalla, herhangi bir satıcıyla kavga eder ama marlboro sigarası içeriz. Kısacası bitmez tükenmez bir ağlaklık içindeyizdir. Hayatın yanımızdan usul usul akmasına izin vermeyiz de hayat kötü diye hep dem vururuz. Ama ufacık bir yerimize bir şey olsa doktor doktor koştururuz. Kendi kendimizi sokan akrepler gibiyizdir. Genel memnuniyetsizlik ruhumuzu sarmıştır. Hayat kötü, hayat acımasız, hayat şöyle hayat böyle der dururuz. hay o hayat senin götüne girsin. Kimsenin de ölmeye niyeti yoktur. Yollarda, kaldırımlarda, sokaklarda, caddelerde koşturur dururuz da o dolaştığımız yerlerin bir gezegenin yüzeyi olduğunu algılayamayız asla. Aslında olan şey insana özgü tatminsizliktir. Hayatın kötülüğü değil yaşanılan hayattan duyulan tatminsizliktir var olan. Çünkü, insan özelliğimiz hep daha iyi olana dikkatinizi çeker. Başkalarına imrenir, onlar gibi olmak ister olamadık mı hayata bok atarız. Aslında kimseye ihtiyaç duymadan yemek yiyebilmenin, yürüyebilmenin, yazabilmenin hatta sıçabilmenin bile bir nime olduğunu fark edemeyiz. Bunları fark ettiğimizde ya bir şeyi yapamayacak şekilde zedelenmişizdir ya da yaşımız geçmiştir.
Bu sebepten ki Pollyanna'lar olmak zorunda. Aslında hepimiz ona benzemek istiyoruz ki olamadığımız için kızgınız ona. Ama bugün hemen her konuda, içinden geçerken yada yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılara takılıp onlardan espri üreten Cem Yılmaz da aslında bir Pollyanna. Ona bunca gülmemiz de içimize, bilinçaltımıza attığımız pollyanna sevgisi olsa gerek.
12 yaşındaki öksüz bir kızın anlatıldığı öyküde, teyzesi küçük Pollyanna'nın bakımını üstlenir. Teyze, içine kapanık, asık suratlı bir kadındır. Ancak, kızın çocuksu iyimserliği, neşesi ve iyi kalpliliği kadının kalbini yumuşatacak, eve mutluluk havası getirecektir.
Film, bu öykünün anlatıldığı David Swift'in parlak bir çalışması. Aynı yıl "pollyanna" Hayley Mills'e özel bir oscar getirmişti.
Yönetmen : David Swift
Senaryo : David Swift (Eleanor H. Porter'ın romanından)
Görüntü : Russell Harlan
Müzik : Paul Smith
Oyuncular : (bkz: Jane Wyman), Hayley Mills, Richard Egan, Karl Malden, Nancy Olson, Adolphe Menjou
1960 yapımı, 133 dakika
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pollyanna aynı zamanda psikolojik bir terimdir de. Aşağı yukarı çocukluktan orta yaş'a kadar hepimizin bir şekilde eleştirdiği, nefret ettiği, alay ettiği ama zamanı gelince ona benzemeye ya da ona benzer kişileri sevmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz. Çünkü bu hayat başka türlü de çekilmezdi. Bize mutluluk getirecek şeylerin peşinden gitmeye, gerekirse onları bulmaya, başımıza gelen kötü şeylerle bile dalga geçmeye mecburuz. Demek istediğim trafik kazasında kolunu kıran adamın " Ya ötekini de kırsaydım" şeklinde aptalca önermesi değil. Ama şu da bir gerçek ki bizler millet olarak kendimizi üzecek ya da sinirlendirecek şeyleri oluşturmayı mutlu edecek şeyler oluşturmaktan daha iyi beceriyoruz. Trafikte beklerken sinirleniriz ama hızlı gidenlere de kızarız, sıcaklardan bunalır soğuklarda donarız, bahar aylarında bile deniz soğuk diye kızılacak bir şey vardır, belediye otobüslerine ilk önce binmek için sıradakileri ezer ama arkada isek "Kaynak yapmayalım" diye bağırırız, Belediye otobüslerinde ayakta ise yaşlılara yer vermeyenlere toplum düşmanı gibi bakar ama oturuyorsak ufacık bir torbayı sanki çok ağırmışta onun yüzünden yer veremiyormuşuz gibi kucağımıza koyarız. Toplum olarak hayatın hiç bir alanında otobüsten inmek, metroya koşmak, metroya binmekte olduğu kadar topluca bir hırsın içine girmeyiz. Tabakhaneye bok yetiştirircesine acele ederiz. Ufak hesapların peşindeyizdir. 10 kuruş için manavla, bakkalla, herhangi bir satıcıyla kavga eder ama marlboro sigarası içeriz. Kısacası bitmez tükenmez bir ağlaklık içindeyizdir. Hayatın yanımızdan usul usul akmasına izin vermeyiz de hayat kötü diye hep dem vururuz. Ama ufacık bir yerimize bir şey olsa doktor doktor koştururuz. Kendi kendimizi sokan akrepler gibiyizdir. Genel memnuniyetsizlik ruhumuzu sarmıştır. Hayat kötü, hayat acımasız, hayat şöyle hayat böyle der dururuz. hay o hayat senin götüne girsin. Kimsenin de ölmeye niyeti yoktur. Yollarda, kaldırımlarda, sokaklarda, caddelerde koşturur dururuz da o dolaştığımız yerlerin bir gezegenin yüzeyi olduğunu algılayamayız asla. Aslında olan şey insana özgü tatminsizliktir. Hayatın kötülüğü değil yaşanılan hayattan duyulan tatminsizliktir var olan. Çünkü, insan özelliğimiz hep daha iyi olana dikkatinizi çeker. Başkalarına imrenir, onlar gibi olmak ister olamadık mı hayata bok atarız. Aslında kimseye ihtiyaç duymadan yemek yiyebilmenin, yürüyebilmenin, yazabilmenin hatta sıçabilmenin bile bir nime olduğunu fark edemeyiz. Bunları fark ettiğimizde ya bir şeyi yapamayacak şekilde zedelenmişizdir ya da yaşımız geçmiştir.
Bu sebepten ki Pollyanna'lar olmak zorunda. Aslında hepimiz ona benzemek istiyoruz ki olamadığımız için kızgınız ona. Ama bugün hemen her konuda, içinden geçerken yada yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılara takılıp onlardan espri üreten Cem Yılmaz da aslında bir Pollyanna. Ona bunca gülmemiz de içimize, bilinçaltımıza attığımız pollyanna sevgisi olsa gerek.
iyimserligin önde giden temsilcilerindendir.
her meseleye iyi tarafından bakabilen ender bir kızılderili kızcağız. çizgi film karakteri... yani her durumda bardağa dolu tarafından bakabiliyor... nasıl bakıyorsa artık bilinmez. yani hatunun sağ kolunu kesseler ve deseler ki;
-polyanna kızım bak kolun gitti..
+olsun... bak diğer kolum yerinde... "hııı" diye aptal bir tebessüm ile durumu karşılar.. böylesine bir karakter...
-polyanna kızım bak kolun gitti..
+olsun... bak diğer kolum yerinde... "hııı" diye aptal bir tebessüm ile durumu karşılar.. böylesine bir karakter...
samanyolu tv'de yayınlanan bilumum programlardaki başroldeki iyi niyetli insanların ilham kaynağı roman kahramanı. zevk için dövülesidir. bir insan bu kadar da pozitif olamaz ya!*
an itibarıyle sözlüğe dönmüş 4.nesil yazar *
tamamen barış dolu bi dünyada yaşamak isteyen vede bunu abartan bi hayal gücünün ürünü olan, en yaşanacak insan olgusunu sunan, sanırsam kominist yapıda yaşancak yaşam tarzına uygun olan ki bu tarz olsa olsa Orwell'ın 1984 ünde olduğu gibi bi dünyadır, hayalin kahramanı...
Bazı olaylar karşısında gereğinden fazla olumlu bakmaya çalıştığım zaman :" Ay içime pollyanna kaçtı galiba" lafını bana söyleten karakter. Sevgi pıtırcığı
pollyanna'nın bir gün evi yanmış ,pollyanna da geçmiş karşısına oh be bi güzel ısındık demiş,kendisine hadi ordanyalancı diyebileceğimiz masal şeyşi.
Bir kolu kopsa olsun bir tane daha var diyebilen bir kahraman.
kalpazan bir kahraman.
"Hak vermekle göt vermek arasındaki ince çizgiyi karıştıran adam hakkı" diye bir karakter vardı bi aralar mizah dergilerinde. hep onu anımsarım ne zaman bu orospunun ismini duysam
stv deki iyimser dedenin torunu olduguna inandıgım velettir..
tecavüze udradıktan sonra bile iyimserdir.
-karşımdaki zevk almışsa sorun yok.
tecavüze udradıktan sonra bile iyimserdir.
-karşımdaki zevk almışsa sorun yok.
bir de yeşilçam versiyonu var bunun. filmin adını hatırlayamıyorum ama ayşecik oynuyor. polyannanın rahip babası burda imam. polyannada oynanan mutluluk oyunu da memnun olma oyunu hatta.
o da en az polyanna kadar nefretlik.
ve şimdi o filmden bir replik:
ayşecik küçük bir kızı kötü veletler tarafından "piç piç" diye bağırılarak taşlanırken kurtarmıştır. kızın hayırsız babasını bulur, marangoz dükkanına gider ve olaylar gelişir...
hayırsız baba: kızım mızım yok benim!
ayşecik: (kolundaki taş yarasını göstererek)bah gızına adılan daşlardan biri isabet etti... daş yarası möğim deel, geçer. emmeeee argasından biç biç diye bağrıyollardı!
h.b.: çık git dedim sanaaaa!
a: (kapıya yönelir) bazuların behlivan gibin, bahınca erkeğe benziyon emmeeee.....
der ve lafı koymanın verdiği huzurla dükkandan çıkar.
o da en az polyanna kadar nefretlik.
ve şimdi o filmden bir replik:
ayşecik küçük bir kızı kötü veletler tarafından "piç piç" diye bağırılarak taşlanırken kurtarmıştır. kızın hayırsız babasını bulur, marangoz dükkanına gider ve olaylar gelişir...
hayırsız baba: kızım mızım yok benim!
ayşecik: (kolundaki taş yarasını göstererek)bah gızına adılan daşlardan biri isabet etti... daş yarası möğim deel, geçer. emmeeee argasından biç biç diye bağrıyollardı!
h.b.: çık git dedim sanaaaa!
a: (kapıya yönelir) bazuların behlivan gibin, bahınca erkeğe benziyon emmeeee.....
der ve lafı koymanın verdiği huzurla dükkandan çıkar.
cehenneme gitse "oh kombiliymiş sıcacık, bunu bulamayan da var, aa kolum yandı, oley ya götüm yansaydı" der.
Fenerli olsa "Guiza süper futbolcu, ya Baki Mercimek bizde olsaydı" der.
tecavüze uğrasa "allam çok şanslıyım ya zenci olsaydı" der.
(#7889009)
boş zamanlarını serotonin salgılayarak geçiren kahraman.
bir optimistin ulaşacagı son sonktanin ta kendisidir.
ergen kızların msn iletisine yazdığı insandır.
(bkz: sezizm).herşeye pozitif bakmaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar