bugün
- 16 ağustos 2026 amedspor erzurumspor maçı6
- velvet26
- karı kıza para yedirir misiniz3
- amedspor4
- ağzı sarımsak kokan biriyle öpüşmek5
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- kimsenin size söylemeyeceği bilmeniz gereken şey9
- her şeye sahip insan mutsuzluğu13
- türklere vize serbestisi4
- herkese pas veren kız barselonada oynasın12
- çay yapacak hatunun olmaması3
- o kızdan uzak dur diyen erkek3
- kendini değersizleştiren insan5
- sarı renkli şeker tarafından tehdit altındayım8
- mor semsiyeli yabanci8
- ye yağlıyı iç suyu dondurursa dondursun3
- kuzey karolina'dan ındianapolis'e gitmek3
- anın görüntüsü34
- evliliğin anlamı13
- jalapeno turşusu2
- evlilik balonunun patlaması2
- golden rose velvet matte ruj 202
- dünyanın en değerli şeyi5
- yahudiler neden hindistan'ı seviyor2
- tinder2
- duygulandıran ingilizce şarkılar2
- yoğurt mayalamasını bilen erkek6
- spotify blend list yapmak istenilen yazarlar5
- akide şekeri yiyip radyo dinlemek5
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- pancar küspesi2
- ahmet baran yazgan12
- kürtsüz türkiye11
- evde yoğurt yapmak5
- sokakların mis gibi bok kokması2
- türk ile kürt'ü rakip sanmak5
- bütün gece sokaklarda seri katilin izini sürmek5
- nude var mı3
- halife olacağım7
- bronzlaşma2
- sizi her yerden izleyebilen yapay zeka2
- bacak uzun gözüksün diye kiçi açıkta birakmak2
- çoluk çocuk işler peşinde koşan tipler3
- beyazconverse nickli yazar erkek mi5
- the crow2
- ismet gürbüz8
- fenerbahçe15
- türkiye türklerin ve kendini türk hissedenleridir7
- yunus akgün3
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi8
modern çağ fahişesi.
iyiliğin bile bokunu çıkarmayacaksın. zira sinir bozuyor. dozunda bırakın arkadaşım eşeğin burnuna.. su kaçırmayın.
salaklığın romanı. bir nesil onun yüzünden salak kaldı.
Film. Walt Disney Stüdyolarının ünlü çocuk klasiği, eleanor H. Porter'ın bizde de çok okunan "Pollyanna" adlı yapıtı.
12 yaşındaki öksüz bir kızın anlatıldığı öyküde, teyzesi küçük Pollyanna'nın bakımını üstlenir. Teyze, içine kapanık, asık suratlı bir kadındır. Ancak, kızın çocuksu iyimserliği, neşesi ve iyi kalpliliği kadının kalbini yumuşatacak, eve mutluluk havası getirecektir.
Film, bu öykünün anlatıldığı David Swift'in parlak bir çalışması. Aynı yıl "pollyanna" Hayley Mills'e özel bir oscar getirmişti.
Yönetmen : David Swift
Senaryo : David Swift (Eleanor H. Porter'ın romanından)
Görüntü : Russell Harlan
Müzik : Paul Smith
Oyuncular : (bkz: Jane Wyman), Hayley Mills, Richard Egan, Karl Malden, Nancy Olson, Adolphe Menjou
1960 yapımı, 133 dakika
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pollyanna aynı zamanda psikolojik bir terimdir de. Aşağı yukarı çocukluktan orta yaş'a kadar hepimizin bir şekilde eleştirdiği, nefret ettiği, alay ettiği ama zamanı gelince ona benzemeye ya da ona benzer kişileri sevmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz. Çünkü bu hayat başka türlü de çekilmezdi. Bize mutluluk getirecek şeylerin peşinden gitmeye, gerekirse onları bulmaya, başımıza gelen kötü şeylerle bile dalga geçmeye mecburuz. Demek istediğim trafik kazasında kolunu kıran adamın " Ya ötekini de kırsaydım" şeklinde aptalca önermesi değil. Ama şu da bir gerçek ki bizler millet olarak kendimizi üzecek ya da sinirlendirecek şeyleri oluşturmayı mutlu edecek şeyler oluşturmaktan daha iyi beceriyoruz. Trafikte beklerken sinirleniriz ama hızlı gidenlere de kızarız, sıcaklardan bunalır soğuklarda donarız, bahar aylarında bile deniz soğuk diye kızılacak bir şey vardır, belediye otobüslerine ilk önce binmek için sıradakileri ezer ama arkada isek "Kaynak yapmayalım" diye bağırırız, Belediye otobüslerinde ayakta ise yaşlılara yer vermeyenlere toplum düşmanı gibi bakar ama oturuyorsak ufacık bir torbayı sanki çok ağırmışta onun yüzünden yer veremiyormuşuz gibi kucağımıza koyarız. Toplum olarak hayatın hiç bir alanında otobüsten inmek, metroya koşmak, metroya binmekte olduğu kadar topluca bir hırsın içine girmeyiz. Tabakhaneye bok yetiştirircesine acele ederiz. Ufak hesapların peşindeyizdir. 10 kuruş için manavla, bakkalla, herhangi bir satıcıyla kavga eder ama marlboro sigarası içeriz. Kısacası bitmez tükenmez bir ağlaklık içindeyizdir. Hayatın yanımızdan usul usul akmasına izin vermeyiz de hayat kötü diye hep dem vururuz. Ama ufacık bir yerimize bir şey olsa doktor doktor koştururuz. Kendi kendimizi sokan akrepler gibiyizdir. Genel memnuniyetsizlik ruhumuzu sarmıştır. Hayat kötü, hayat acımasız, hayat şöyle hayat böyle der dururuz. hay o hayat senin götüne girsin. Kimsenin de ölmeye niyeti yoktur. Yollarda, kaldırımlarda, sokaklarda, caddelerde koşturur dururuz da o dolaştığımız yerlerin bir gezegenin yüzeyi olduğunu algılayamayız asla. Aslında olan şey insana özgü tatminsizliktir. Hayatın kötülüğü değil yaşanılan hayattan duyulan tatminsizliktir var olan. Çünkü, insan özelliğimiz hep daha iyi olana dikkatinizi çeker. Başkalarına imrenir, onlar gibi olmak ister olamadık mı hayata bok atarız. Aslında kimseye ihtiyaç duymadan yemek yiyebilmenin, yürüyebilmenin, yazabilmenin hatta sıçabilmenin bile bir nime olduğunu fark edemeyiz. Bunları fark ettiğimizde ya bir şeyi yapamayacak şekilde zedelenmişizdir ya da yaşımız geçmiştir.
Bu sebepten ki Pollyanna'lar olmak zorunda. Aslında hepimiz ona benzemek istiyoruz ki olamadığımız için kızgınız ona. Ama bugün hemen her konuda, içinden geçerken yada yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılara takılıp onlardan espri üreten Cem Yılmaz da aslında bir Pollyanna. Ona bunca gülmemiz de içimize, bilinçaltımıza attığımız pollyanna sevgisi olsa gerek.
12 yaşındaki öksüz bir kızın anlatıldığı öyküde, teyzesi küçük Pollyanna'nın bakımını üstlenir. Teyze, içine kapanık, asık suratlı bir kadındır. Ancak, kızın çocuksu iyimserliği, neşesi ve iyi kalpliliği kadının kalbini yumuşatacak, eve mutluluk havası getirecektir.
Film, bu öykünün anlatıldığı David Swift'in parlak bir çalışması. Aynı yıl "pollyanna" Hayley Mills'e özel bir oscar getirmişti.
Yönetmen : David Swift
Senaryo : David Swift (Eleanor H. Porter'ın romanından)
Görüntü : Russell Harlan
Müzik : Paul Smith
Oyuncular : (bkz: Jane Wyman), Hayley Mills, Richard Egan, Karl Malden, Nancy Olson, Adolphe Menjou
1960 yapımı, 133 dakika
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pollyanna aynı zamanda psikolojik bir terimdir de. Aşağı yukarı çocukluktan orta yaş'a kadar hepimizin bir şekilde eleştirdiği, nefret ettiği, alay ettiği ama zamanı gelince ona benzemeye ya da ona benzer kişileri sevmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz. Çünkü bu hayat başka türlü de çekilmezdi. Bize mutluluk getirecek şeylerin peşinden gitmeye, gerekirse onları bulmaya, başımıza gelen kötü şeylerle bile dalga geçmeye mecburuz. Demek istediğim trafik kazasında kolunu kıran adamın " Ya ötekini de kırsaydım" şeklinde aptalca önermesi değil. Ama şu da bir gerçek ki bizler millet olarak kendimizi üzecek ya da sinirlendirecek şeyleri oluşturmayı mutlu edecek şeyler oluşturmaktan daha iyi beceriyoruz. Trafikte beklerken sinirleniriz ama hızlı gidenlere de kızarız, sıcaklardan bunalır soğuklarda donarız, bahar aylarında bile deniz soğuk diye kızılacak bir şey vardır, belediye otobüslerine ilk önce binmek için sıradakileri ezer ama arkada isek "Kaynak yapmayalım" diye bağırırız, Belediye otobüslerinde ayakta ise yaşlılara yer vermeyenlere toplum düşmanı gibi bakar ama oturuyorsak ufacık bir torbayı sanki çok ağırmışta onun yüzünden yer veremiyormuşuz gibi kucağımıza koyarız. Toplum olarak hayatın hiç bir alanında otobüsten inmek, metroya koşmak, metroya binmekte olduğu kadar topluca bir hırsın içine girmeyiz. Tabakhaneye bok yetiştirircesine acele ederiz. Ufak hesapların peşindeyizdir. 10 kuruş için manavla, bakkalla, herhangi bir satıcıyla kavga eder ama marlboro sigarası içeriz. Kısacası bitmez tükenmez bir ağlaklık içindeyizdir. Hayatın yanımızdan usul usul akmasına izin vermeyiz de hayat kötü diye hep dem vururuz. Ama ufacık bir yerimize bir şey olsa doktor doktor koştururuz. Kendi kendimizi sokan akrepler gibiyizdir. Genel memnuniyetsizlik ruhumuzu sarmıştır. Hayat kötü, hayat acımasız, hayat şöyle hayat böyle der dururuz. hay o hayat senin götüne girsin. Kimsenin de ölmeye niyeti yoktur. Yollarda, kaldırımlarda, sokaklarda, caddelerde koşturur dururuz da o dolaştığımız yerlerin bir gezegenin yüzeyi olduğunu algılayamayız asla. Aslında olan şey insana özgü tatminsizliktir. Hayatın kötülüğü değil yaşanılan hayattan duyulan tatminsizliktir var olan. Çünkü, insan özelliğimiz hep daha iyi olana dikkatinizi çeker. Başkalarına imrenir, onlar gibi olmak ister olamadık mı hayata bok atarız. Aslında kimseye ihtiyaç duymadan yemek yiyebilmenin, yürüyebilmenin, yazabilmenin hatta sıçabilmenin bile bir nime olduğunu fark edemeyiz. Bunları fark ettiğimizde ya bir şeyi yapamayacak şekilde zedelenmişizdir ya da yaşımız geçmiştir.
Bu sebepten ki Pollyanna'lar olmak zorunda. Aslında hepimiz ona benzemek istiyoruz ki olamadığımız için kızgınız ona. Ama bugün hemen her konuda, içinden geçerken yada yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılara takılıp onlardan espri üreten Cem Yılmaz da aslında bir Pollyanna. Ona bunca gülmemiz de içimize, bilinçaltımıza attığımız pollyanna sevgisi olsa gerek.
iyimserligin önde giden temsilcilerindendir.
her meseleye iyi tarafından bakabilen ender bir kızılderili kızcağız. çizgi film karakteri... yani her durumda bardağa dolu tarafından bakabiliyor... nasıl bakıyorsa artık bilinmez. yani hatunun sağ kolunu kesseler ve deseler ki;
-polyanna kızım bak kolun gitti..
+olsun... bak diğer kolum yerinde... "hııı" diye aptal bir tebessüm ile durumu karşılar.. böylesine bir karakter...
-polyanna kızım bak kolun gitti..
+olsun... bak diğer kolum yerinde... "hııı" diye aptal bir tebessüm ile durumu karşılar.. böylesine bir karakter...
samanyolu tv'de yayınlanan bilumum programlardaki başroldeki iyi niyetli insanların ilham kaynağı roman kahramanı. zevk için dövülesidir. bir insan bu kadar da pozitif olamaz ya!*
an itibarıyle sözlüğe dönmüş 4.nesil yazar *
tamamen barış dolu bi dünyada yaşamak isteyen vede bunu abartan bi hayal gücünün ürünü olan, en yaşanacak insan olgusunu sunan, sanırsam kominist yapıda yaşancak yaşam tarzına uygun olan ki bu tarz olsa olsa Orwell'ın 1984 ünde olduğu gibi bi dünyadır, hayalin kahramanı...
Bazı olaylar karşısında gereğinden fazla olumlu bakmaya çalıştığım zaman :" Ay içime pollyanna kaçtı galiba" lafını bana söyleten karakter. Sevgi pıtırcığı
pollyanna'nın bir gün evi yanmış ,pollyanna da geçmiş karşısına oh be bi güzel ısındık demiş,kendisine hadi ordanyalancı diyebileceğimiz masal şeyşi.
Bir kolu kopsa olsun bir tane daha var diyebilen bir kahraman.
kalpazan bir kahraman.
"Hak vermekle göt vermek arasındaki ince çizgiyi karıştıran adam hakkı" diye bir karakter vardı bi aralar mizah dergilerinde. hep onu anımsarım ne zaman bu orospunun ismini duysam
stv deki iyimser dedenin torunu olduguna inandıgım velettir..
tecavüze udradıktan sonra bile iyimserdir.
-karşımdaki zevk almışsa sorun yok.
tecavüze udradıktan sonra bile iyimserdir.
-karşımdaki zevk almışsa sorun yok.
bir de yeşilçam versiyonu var bunun. filmin adını hatırlayamıyorum ama ayşecik oynuyor. polyannanın rahip babası burda imam. polyannada oynanan mutluluk oyunu da memnun olma oyunu hatta.
o da en az polyanna kadar nefretlik.
ve şimdi o filmden bir replik:
ayşecik küçük bir kızı kötü veletler tarafından "piç piç" diye bağırılarak taşlanırken kurtarmıştır. kızın hayırsız babasını bulur, marangoz dükkanına gider ve olaylar gelişir...
hayırsız baba: kızım mızım yok benim!
ayşecik: (kolundaki taş yarasını göstererek)bah gızına adılan daşlardan biri isabet etti... daş yarası möğim deel, geçer. emmeeee argasından biç biç diye bağrıyollardı!
h.b.: çık git dedim sanaaaa!
a: (kapıya yönelir) bazuların behlivan gibin, bahınca erkeğe benziyon emmeeee.....
der ve lafı koymanın verdiği huzurla dükkandan çıkar.
o da en az polyanna kadar nefretlik.
ve şimdi o filmden bir replik:
ayşecik küçük bir kızı kötü veletler tarafından "piç piç" diye bağırılarak taşlanırken kurtarmıştır. kızın hayırsız babasını bulur, marangoz dükkanına gider ve olaylar gelişir...
hayırsız baba: kızım mızım yok benim!
ayşecik: (kolundaki taş yarasını göstererek)bah gızına adılan daşlardan biri isabet etti... daş yarası möğim deel, geçer. emmeeee argasından biç biç diye bağrıyollardı!
h.b.: çık git dedim sanaaaa!
a: (kapıya yönelir) bazuların behlivan gibin, bahınca erkeğe benziyon emmeeee.....
der ve lafı koymanın verdiği huzurla dükkandan çıkar.
cehenneme gitse "oh kombiliymiş sıcacık, bunu bulamayan da var, aa kolum yandı, oley ya götüm yansaydı" der.
Fenerli olsa "Guiza süper futbolcu, ya Baki Mercimek bizde olsaydı" der.
tecavüze uğrasa "allam çok şanslıyım ya zenci olsaydı" der.
(#7889009)
boş zamanlarını serotonin salgılayarak geçiren kahraman.
bir optimistin ulaşacagı son sonktanin ta kendisidir.
ergen kızların msn iletisine yazdığı insandır.
(bkz: sezizm).herşeye pozitif bakmaktır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar