bugün
- kürtlerin başarılı olduğu konular7
- türklerin başarılı olduğu konular7
- arapların iyi olduğu konular4
- 60 kilo üzeri kızlar sözlükten çıksın8
- ispanyolların başarılı olduğu konular4
- ellerim bos gonlum hos neyin kafasını yaşıyor3
- google hizmetlerini kullanan yahudi sevici vex3
- tevratta anlatılan ensest ilişki13
- israil de özelleştirilen f35 adir ler3
- yahudilerin en iyi olduğu konu teknoloji3
- tayvanın iyi olduğu konular3
- italyanların başarılı olduğu konular4
- hamsili cilt kremi8
- s'i l v'e r m'i s t'in mutfağına konuk olmak7
- roboski3
- sobayla konuşan adama dahi demek3
- yemek yapmayı bilen yazarlar bakabilir mi7
- yahudilerin en iyi olduğu konular3
- bahtı değil iştahı açık olan kız4
- tavuk şiş3
- plaza kadınları3
- akp seçmeni12
- moğolların başarılı olduğu konular2
- tanrının iyi olduğu konular2
- israil lobisi neden bu kadar çok güçlü2
- endonezyanın başarılı olduğu konular2
- intel'in israil tesisleri2
- akp li kadınlar3
- erkek olmasaydın seninle olurdum diyen yazar2
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler2
- ingilizlerin başarılı olduğu konular2
- nurcuların biraz şey olduğu gerçeği2
- galatasaray2
- lazların iyi olduğu konular2
- japonların başarılı olduğu konular2
- muzlu fit kek2
- arkadaşlar ben hamaratsız mıyım3
- evrenin neden varolduğu sorunsalı2
- sabahları nefret edilen şeyler8
- fatma betül sayan kaya ağlıyor3
- ahmet san5
- plaza dili ve edebiyatı3
- zorba arkadaşlar3
- internet6
- anın görüntüsü14
- kız troller12
- kalabalığı seviyor musunuz13
- sözlüğün girişine tartı koymak2
- fatma betül sayan kaya35
- arkadaşlar ne pişirsem2
Film. Walt Disney Stüdyolarının ünlü çocuk klasiği, eleanor H. Porter'ın bizde de çok okunan "Pollyanna" adlı yapıtı.
12 yaşındaki öksüz bir kızın anlatıldığı öyküde, teyzesi küçük Pollyanna'nın bakımını üstlenir. Teyze, içine kapanık, asık suratlı bir kadındır. Ancak, kızın çocuksu iyimserliği, neşesi ve iyi kalpliliği kadının kalbini yumuşatacak, eve mutluluk havası getirecektir.
Film, bu öykünün anlatıldığı David Swift'in parlak bir çalışması. Aynı yıl "pollyanna" Hayley Mills'e özel bir oscar getirmişti.
Yönetmen : David Swift
Senaryo : David Swift (Eleanor H. Porter'ın romanından)
Görüntü : Russell Harlan
Müzik : Paul Smith
Oyuncular : (bkz: Jane Wyman), Hayley Mills, Richard Egan, Karl Malden, Nancy Olson, Adolphe Menjou
1960 yapımı, 133 dakika
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pollyanna aynı zamanda psikolojik bir terimdir de. Aşağı yukarı çocukluktan orta yaş'a kadar hepimizin bir şekilde eleştirdiği, nefret ettiği, alay ettiği ama zamanı gelince ona benzemeye ya da ona benzer kişileri sevmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz. Çünkü bu hayat başka türlü de çekilmezdi. Bize mutluluk getirecek şeylerin peşinden gitmeye, gerekirse onları bulmaya, başımıza gelen kötü şeylerle bile dalga geçmeye mecburuz. Demek istediğim trafik kazasında kolunu kıran adamın " Ya ötekini de kırsaydım" şeklinde aptalca önermesi değil. Ama şu da bir gerçek ki bizler millet olarak kendimizi üzecek ya da sinirlendirecek şeyleri oluşturmayı mutlu edecek şeyler oluşturmaktan daha iyi beceriyoruz. Trafikte beklerken sinirleniriz ama hızlı gidenlere de kızarız, sıcaklardan bunalır soğuklarda donarız, bahar aylarında bile deniz soğuk diye kızılacak bir şey vardır, belediye otobüslerine ilk önce binmek için sıradakileri ezer ama arkada isek "Kaynak yapmayalım" diye bağırırız, Belediye otobüslerinde ayakta ise yaşlılara yer vermeyenlere toplum düşmanı gibi bakar ama oturuyorsak ufacık bir torbayı sanki çok ağırmışta onun yüzünden yer veremiyormuşuz gibi kucağımıza koyarız. Toplum olarak hayatın hiç bir alanında otobüsten inmek, metroya koşmak, metroya binmekte olduğu kadar topluca bir hırsın içine girmeyiz. Tabakhaneye bok yetiştirircesine acele ederiz. Ufak hesapların peşindeyizdir. 10 kuruş için manavla, bakkalla, herhangi bir satıcıyla kavga eder ama marlboro sigarası içeriz. Kısacası bitmez tükenmez bir ağlaklık içindeyizdir. Hayatın yanımızdan usul usul akmasına izin vermeyiz de hayat kötü diye hep dem vururuz. Ama ufacık bir yerimize bir şey olsa doktor doktor koştururuz. Kendi kendimizi sokan akrepler gibiyizdir. Genel memnuniyetsizlik ruhumuzu sarmıştır. Hayat kötü, hayat acımasız, hayat şöyle hayat böyle der dururuz. hay o hayat senin götüne girsin. Kimsenin de ölmeye niyeti yoktur. Yollarda, kaldırımlarda, sokaklarda, caddelerde koşturur dururuz da o dolaştığımız yerlerin bir gezegenin yüzeyi olduğunu algılayamayız asla. Aslında olan şey insana özgü tatminsizliktir. Hayatın kötülüğü değil yaşanılan hayattan duyulan tatminsizliktir var olan. Çünkü, insan özelliğimiz hep daha iyi olana dikkatinizi çeker. Başkalarına imrenir, onlar gibi olmak ister olamadık mı hayata bok atarız. Aslında kimseye ihtiyaç duymadan yemek yiyebilmenin, yürüyebilmenin, yazabilmenin hatta sıçabilmenin bile bir nime olduğunu fark edemeyiz. Bunları fark ettiğimizde ya bir şeyi yapamayacak şekilde zedelenmişizdir ya da yaşımız geçmiştir.
Bu sebepten ki Pollyanna'lar olmak zorunda. Aslında hepimiz ona benzemek istiyoruz ki olamadığımız için kızgınız ona. Ama bugün hemen her konuda, içinden geçerken yada yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılara takılıp onlardan espri üreten Cem Yılmaz da aslında bir Pollyanna. Ona bunca gülmemiz de içimize, bilinçaltımıza attığımız pollyanna sevgisi olsa gerek.
12 yaşındaki öksüz bir kızın anlatıldığı öyküde, teyzesi küçük Pollyanna'nın bakımını üstlenir. Teyze, içine kapanık, asık suratlı bir kadındır. Ancak, kızın çocuksu iyimserliği, neşesi ve iyi kalpliliği kadının kalbini yumuşatacak, eve mutluluk havası getirecektir.
Film, bu öykünün anlatıldığı David Swift'in parlak bir çalışması. Aynı yıl "pollyanna" Hayley Mills'e özel bir oscar getirmişti.
Yönetmen : David Swift
Senaryo : David Swift (Eleanor H. Porter'ın romanından)
Görüntü : Russell Harlan
Müzik : Paul Smith
Oyuncular : (bkz: Jane Wyman), Hayley Mills, Richard Egan, Karl Malden, Nancy Olson, Adolphe Menjou
1960 yapımı, 133 dakika
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pollyanna aynı zamanda psikolojik bir terimdir de. Aşağı yukarı çocukluktan orta yaş'a kadar hepimizin bir şekilde eleştirdiği, nefret ettiği, alay ettiği ama zamanı gelince ona benzemeye ya da ona benzer kişileri sevmeye çalıştığımızı fark ettiğimiz. Çünkü bu hayat başka türlü de çekilmezdi. Bize mutluluk getirecek şeylerin peşinden gitmeye, gerekirse onları bulmaya, başımıza gelen kötü şeylerle bile dalga geçmeye mecburuz. Demek istediğim trafik kazasında kolunu kıran adamın " Ya ötekini de kırsaydım" şeklinde aptalca önermesi değil. Ama şu da bir gerçek ki bizler millet olarak kendimizi üzecek ya da sinirlendirecek şeyleri oluşturmayı mutlu edecek şeyler oluşturmaktan daha iyi beceriyoruz. Trafikte beklerken sinirleniriz ama hızlı gidenlere de kızarız, sıcaklardan bunalır soğuklarda donarız, bahar aylarında bile deniz soğuk diye kızılacak bir şey vardır, belediye otobüslerine ilk önce binmek için sıradakileri ezer ama arkada isek "Kaynak yapmayalım" diye bağırırız, Belediye otobüslerinde ayakta ise yaşlılara yer vermeyenlere toplum düşmanı gibi bakar ama oturuyorsak ufacık bir torbayı sanki çok ağırmışta onun yüzünden yer veremiyormuşuz gibi kucağımıza koyarız. Toplum olarak hayatın hiç bir alanında otobüsten inmek, metroya koşmak, metroya binmekte olduğu kadar topluca bir hırsın içine girmeyiz. Tabakhaneye bok yetiştirircesine acele ederiz. Ufak hesapların peşindeyizdir. 10 kuruş için manavla, bakkalla, herhangi bir satıcıyla kavga eder ama marlboro sigarası içeriz. Kısacası bitmez tükenmez bir ağlaklık içindeyizdir. Hayatın yanımızdan usul usul akmasına izin vermeyiz de hayat kötü diye hep dem vururuz. Ama ufacık bir yerimize bir şey olsa doktor doktor koştururuz. Kendi kendimizi sokan akrepler gibiyizdir. Genel memnuniyetsizlik ruhumuzu sarmıştır. Hayat kötü, hayat acımasız, hayat şöyle hayat böyle der dururuz. hay o hayat senin götüne girsin. Kimsenin de ölmeye niyeti yoktur. Yollarda, kaldırımlarda, sokaklarda, caddelerde koşturur dururuz da o dolaştığımız yerlerin bir gezegenin yüzeyi olduğunu algılayamayız asla. Aslında olan şey insana özgü tatminsizliktir. Hayatın kötülüğü değil yaşanılan hayattan duyulan tatminsizliktir var olan. Çünkü, insan özelliğimiz hep daha iyi olana dikkatinizi çeker. Başkalarına imrenir, onlar gibi olmak ister olamadık mı hayata bok atarız. Aslında kimseye ihtiyaç duymadan yemek yiyebilmenin, yürüyebilmenin, yazabilmenin hatta sıçabilmenin bile bir nime olduğunu fark edemeyiz. Bunları fark ettiğimizde ya bir şeyi yapamayacak şekilde zedelenmişizdir ya da yaşımız geçmiştir.
Bu sebepten ki Pollyanna'lar olmak zorunda. Aslında hepimiz ona benzemek istiyoruz ki olamadığımız için kızgınız ona. Ama bugün hemen her konuda, içinden geçerken yada yaşarken fark edemediğimiz ayrıntılara takılıp onlardan espri üreten Cem Yılmaz da aslında bir Pollyanna. Ona bunca gülmemiz de içimize, bilinçaltımıza attığımız pollyanna sevgisi olsa gerek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar