bugün

nihat genc ile bir tartışma programında karşı karşıya gelmesini çok istediğim yazar. o cümle kurmaya çalışırken ne hallere düşer acaba?

(bkz: ben sana nobel alamazsın demedim)
bambaşka bir tat. sıradan okumak eylemi değildir onu okumak. bir kere alışkanlıklar kenara itilmelidir. hızlı okumasıyla övünen şahsım için bir kabus olmuştur ilk yıllarda. amacın romanın sonuna gelmek olmadığını, edebi zevk almak olduğunu anlayınca ise başka bir dünyaya adım atarsınız. bir kere bilinmelidir ki hepimizin alışa geldiği yöntemlerle yazmaz orhan pamuk; ilham konusu onun için bir kapalı kutudur. o, bu işin ameleliğini yapar tam anlamıyla. pek çoğumuz yazarlığın birileri tarafından insanlara bahçedildiğini sanabilir, ancak orhan pamuk çalışır. bunun için bir ofisi dahi vardır. bir avukat gibi, bir el işi ustası gibi masasının başında uzun saatler geçirir. kimbilir, belki onu okumak bu yüzden bu kadar zahmetlidir. hem orhan pamuk' u okudum, hiç beğenmedim diyen zatı muhteremlere sormak gerekir, en son ne zaman şaşırmak istemişlerdir? hiç bir kitabı ikinci kez okuma isteği duymuşlar mıdır? edebiyat onlar için ne anlama gelmektedir?
kendi adıma konuşma isteği duyarak şunu söylüyorum, şiir; düzyazıya göre çok daha yoğun ve zahmet isteyen bir iştir; yazan için de, okuyan için de. ve şiiri edebiyat adına -büyük şairlere saygısızlık etmek için değil- bir tabu olarak düşündüğümde, bu güne kadar yazılmış ve bu manada en başarılı nesirler şiire en çok yaklaşmış olanlardır. sıradan anlatımlara ve başarısız pek çok -büyük sandığımız- esere sıkıştırılmış olan türk edebiyatında bu sınıra ulaşan yazarlar azdır, bu durumu kabul etmeliyizdir, edebiyatımızın dünya edebiyatındaki yerine bakmalıyızdır.
orhan pamuk işte bu büyük kalemlerden biridir. bu noktada Cemal Süreya' nın "Onu Türk edebiyatından bir an çıkarsak, o edebiyatın dengesi bozulur" dediği eleştirmen ve yazar Fethi Naci' ye sözü bırakmalı. bakın türk edebiyatında gelmiş geçmiş en iyi on romancı listesine koyduğu orhan pamuk hakkında ne diyor; "Konuşmalardaki ustalık. / Ayrıntı ustalığı. / Yer yer güçlü bir mizah. / Okurlara güveniyor. Ustaca saptamalarının, gözlemlerinin altını çizmeye kalkışmıyor."

merak edenler için fethi naci' nin 'en'leri:

--spoiler--
http://kitap.milliyet.com...te=06.09.2008&b=Fethi Naciye saygiyla...&ver=64
--spoiler--
(bkz: #1702793)
(bkz: #1702957)
kendine önceden kılıf mı bulmuş bu insan? sizce orhan pamuk mu acınası bir zavallı, yoksa biz mi çok basitiz?
iyi bir yazar olmasına rağmen türkçe'yi çok doğru kullanamayan kişi. televizyonda cep harçlığı yerine "cep parası" dediğini duydum. Gazetedeki bir röpörtajda ise cep harçlığı yazıyor. ingilizce düşünüp türkçe konuşanlardan. pocket money sözcüğünü kafasında hemen çevirip söylemiş tahminimce.
modern tanpınar. değeri aradan yıllar geçtikten sonra anlaşılacaktır. tıpkı tanpınar'ın zamanında anlaşılmadığı gibi.
http://www.siyahkahve.com...hp?cmd=7&textID=10306
kendisini canlı yayında izledikten sonra bu kadar çok anlatabileceği, övünebileceği bir yazma yetisi var ama madem yazdıklarını anlatmaya bu kadar meraklı, bir de derdini konuşarak anlatabilme yetisi olsaymış dediğim yazar.
malum sözleri söylemesinden önce, nobel hariç almadığı edebiyat ödülü kalmayan, ancak yine de adam başı kitap okuma oranı yerlerde sürünen yurdum entellektüelinin edebi yönünü beğenmediği, ne hikmetse edebiyat alanında pek de başarılı bulmadığı yazar.
ilk okumaya başladığımdan beri kendisine sevgiyle birlikte büyük bir hayranlık beslediğim; kelimelerine, cümlelerine aşık eden büyük yazar; şimdi de pazarlamacı falan diye yafta yapıştıran büyük! köşe yazarlarını gördükçe, varlığının, kelimelerinin ne kadar değerli olduğunu anlamamı sağlayan.

ben ne derse desin, ne yaparsa yapsın seviyorum bu adamı; bi ödül için, kendi idolünün (bkz: sartre) vakti zamanında yüzüne bile bakmadığı bi ödül için, gerçekten öyle düşünmediğinden adım gibi emin olduğum bişeyi söylemiş olsa bile seviyorum; bana içten içe ya da ayan beyan tepeden bi bakışla bakıyo olsa bile seviyorum. cümlelerinin
aşığıyım ben bu adamın, sanki elindeki sihirli çubukla sözcükleri bi araya getirerek yarattığı harikaların.. ne yapsa ne etse vazgeçilmezdir benim için orhan pamuk; ya da yazdıkları diyelim..

zaman zaman kitaplarının anlaşılmaz olduğunu, alınıp sadece kitaplığa konduğunu da dinledim; ya da dostoyevski, tolstoy ya da bi hugo nunki gibi hayata dair önemli düşünceler barındırmadığını da. evet yazdıkları bazı alıklara manasız gelmiş olabilir, lakin buna ne okuduklarını bildiklerini ya da gerçekten bişey okuyup okumadıklarını bilemediğimiz için ciddiye alınıp cevap bile verilmemelidir de ama ben vereyim kendimce içimde kalmasın.. kurduğu cümlelerin zorluğunun yanında bunların altında anlatılmak istenenin de güç mevzuu olduğu da göz önüne alınırsa büyük bir özen ve dikkatle okunması gerektiğini bilmelidir okuyan ya da okumaya çalışan o alık. azıcık yazdıklarına verdiği özeni düşünerek yazarın, kendisinin de her defasında anlattığı gibi; bi odada yalnız, bi masanın başında elinde kalemiyle geçirdiği saatleri, günleri düşünse bu yazdıkları için, okuyucu olarak yapması gerekenin biraz dikkatle okumaktan başka bi bok olmadığını bilse halbüse anlayabilcek o alık yazılanları. ama anlamasın; yaşamayıverse nolur o cümlelerden alacağı hazla, zaten anlasa da alacağı da şüphelidir ya.. ama ben yaşasın isterdim, insanın yaşadığını anladığı zamanlardan birini yaşasın isterdim zavallı.

bi de insanlığa büük mesajlar vermediğinden falan dem vuranlar da oldu dedik; bunu diyenin de kör gözüne ben her kitabında "hakiki olma" meselesini sokmak isterim. her kitabında bundan bahseder orhan pamuk; bunu düstur edinmiştir kendine hayat boyu belli ki; kar da ka nın, ölen dostuna karşı bakış açısından hareketle, ya da dostuyla lacivert arasında kurduğu ilişkiyle alttan alta işlediği; kara kitap ta bi nevi kendi üzerinden, arada anlattığı şehzade hikayeleriyle pekiştirdiği, ve en derin şekilde benim adım kırmızı da nakkaşların üzerinden anlattığı mevzudur.. her kitabında vardır bu konu kesinlikle. şimdi bu işlediği konu hayatla ilgili büyük bi mesaj örneği olarak verilemez di mi? herkesin aynı birbiri gibi olduğu, bu riyakar, sahtekar düzen içinde tabi böyle bir mesajın kimin için ne önemi olabilir ki! hep bişeylerin arak yapıldığı, hiçkimsenin özgün olmadığı yerde; sözlerin, yüzlerin, tebessümlerin, giyim kuşamların, oturuş kalkışların tek tip olduğu yerde; düşüncelerin, düşünmelerin külli aynı olduğu yerde hakiki olmaya çalışmak mı? tabi bunu büyük bi mesaj olarak almak komik olurdu...

nobelle ilgili olarak da: içinde bulunmak durumunda olduğu zümreyi, münasebetlerini düşününce, söylediklerinin tabi ki ödülü o sene onun almasında etkisi olmuştur; ama bunu sadece münasebette olduğu zümre çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini, böylece daha mantıklıca düşünülebileceğini söyleyebilirim. söylediklerinin hiçbir anlamı olmadığını kendi de en az bizim kadar biliyodur eminim.
Kitaplarında felsefeden oldukça yararlanmış,fakat yüzlerce yıllık felsefik düşünceleri kendi keşfetmiş gibi yazmış,süslemiş ,felsefe okumamış insanlara güzelce yutturmuş , konuşmasında sürekli bir yeni tedavi edilmiş kekemelik durumu tespit ettiğim,bu nedenle, sorunlu bir çocukluk geçirdiğine inandığım , Avrupa torpili ile Nobel almış ,yine de gurur duymaya çalıştığımız, ama onun bizimle gurur duymadığı yazar. Sanki 70 milyon içinde bir tek o aydınmış zannetme hırsını yenerse daha sempatik olacağını düşündüğüm yazar.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.