bugün
- bacakları yukarı kaldırarak oturmak12
- gece uyurken bacağa kramp girmesi6
- azrail'in hergün her insana 366 kere bakması6
- uludede'nin cenaze eventi7
- uludede'yi karıya götürmek7
- pick me girl5
- gunluklerim aylik olmus4
- gece gece nervioyu düşünüp efkarlanmak3
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- gece eve atılan kızın ayaklarının ters çıkması7
- 3 kere üst üste 31 çekmek9
- özel bir şey konuşuyoruz git diyen arkadaş3
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek7
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi5
- uludede nim mirası4
- gecenin köründe aniden gelen türklük atakları6
- en kısa sürede göbek eritme teknikleri7
- mini şortla kapıya gelen hanım komşu6
- sarma3
- ekmeğe çikolata sürmek7
- yaygın olmayan bir isme sahip olmak5
- sürekli özür dileyen insan5
- akşam akşam kahveye davet eden seksi komşu kızı5
- bana ayrılan sürenin sonuna geldik4
- gece kapıya dayanan zombilere lahmacun ısmarlamak4
- ortaçağda cadı avlamak3
- queen ravenna olarak aranızdan kopuyorum3
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- düz dünyacıların epeydir başlık açmaması3
- geceye bir pişmanlık bırak2
- arkadaşlar3
- eyeliner çekme yöntemleri7
- kızlar başlığa gelin bi sorum olacak5
- uludede'ye sahip çıkalım2
- robotların insanlara baş kaldırması5
- uludede'ye sabun büyüsü yapmak2
- aniden gelen titreme3
- ağzı mantarlı ayak fetişisti3
- kömbe6
- kahverengi göz kalemi6
- azrailin uludedeyi unutması2
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- çocukluk yanılgıları2
- 82 musul 83 kerkük4
- nervio yu mancınıkla avrupaya fırlatmak3
- yasin kol4
- makyajın ciltte pütür durması5
- fatma betül sayan kaya64
- ciğer yiyen midesizler10
- inci sözlük8
27 mayıs 1894 - 1 temmuz 1964, fransa'da yaşayıp ölen yazar.
20. yy. fransa'sının önemli yenilikçilerinden biridir.
en bilinen eseri gecenin sonuna yolculuk'tur.
20. yy. fransa'sının önemli yenilikçilerinden biridir.
en bilinen eseri gecenin sonuna yolculuk'tur.
savaş ile dalga geçip insan kişiliğinin derinliklerinde yer alan ve hiçbir zaman yok olmayacak olan ümitsizlik duygusunu en güzel anlatan yazarlardan birisidir.
Gecenin Sonuna Yolculuk romanında hayatı ve insan ilişkilerini yer yer hafife alan, insanların birbirlerine olan nefretinin bazen bir nedeni olmadığını bana anlatan yazardır.
bukowski'nin fante'yle beraber en sevdiği yazarlardandır. yazım hayatında celine'ı kullanmıştır aslen Louis-Ferdinand Destouches 'tir. antisemitik yazıları vardır nitekim inkar da etmemiş arkasında durmuştur bunların da. nazi sempatizanı olsa da hitler'in ona göre yahudi olduğunu söylemekten çekinmemiştir.
kesinlikle tanımaya okumaya değer, yüzyılın en merak uyandırıcı en ilginç insanlarından biridir. samimi bir ruhu var her şeyden önce, gecenin sonuna yolculuğu ilk okumaya başladığım andan itibaren hissetmiştim bunu. hayatla ilgili ne varsa gözlemlemiş, yalayıp yutmuş bi adam. analizlerini, içindekini okura en kısa yoldan anlatmayı becerebilmiş ender bünyelerden.
gecenin sonuna yolculuk romanıyla harikalar yaratan fransız yazar.
kalıbımı basarım. dünyanın görüp görebileceği en yetenekli en has yazarlardan biri. her yetkin okurun yazarın yazar adayının okumasını salık veririm.
dille işin nerelere kadar götürüleileceğinin açık bir kanıtıdır celine. onun hiçliğinin içi o kadar doludur ki kendi hiçliğinden başka hiçbir şeye gerek duymaz. Kitapta kendinize bir köşe kapmaya çalıştığınızı anlar ve sizi sokmaz içeri, sadece kapının aralığından izlemenizi sağlar.kitap bittiğinde sırtınızdan paçanıza doğru ılık ılık sızan ince bir kan hissedebilirsiniz.Celine 'in kanı...
" gecenin sonuna yolculuk" un yazarı.
"her şey bir tarafa,babanın gücü,mutluluğu,ailesinin asla suratına bakmadan öpmektir,bu onun şiiridir. "
gecenin sonuna yolculuk
louis-ferdinand celine .
gecenin sonuna yolculuk
louis-ferdinand celine .
Küçümsemiş, benimsememiş, onaylamamışlardı onu. Adı sanı duyulmamış yazar bozuntusu olarak görmüş, dünyanın en romantik dilini hoyratça kullanmasına ateş püskürmüşlerdi. Kimileri de onu yere göğe sığdıramamıştı ama. Sözlüklerde rastlanmayacak kelimeleri, ancak arka sokaklardaki sefillere, düşkünlere yakıştırılabilecek bir dili yazıya dökme cesareti gösterdiği için övgüler yağdırmışlardı.
Louis-Ferdinand Céline, 1932 yılında yayımlanan ilk romanı Gecenin Sonuna Yolculukla Fransada edebiyat dünyasını ikiye bölmüştü. Azılı düzen düşmanı kahramanı Bardamu vasıtasıyla dile getirdiği fikirleri değildi mesele. Anlamadığınız ne varsa odur dediği, evrensel boyutta bir soytarılıktan başka bir şeye benzetemediği savaşa lanetler yağdıracak barış yanlıları vardı şüphesiz. Tek değerli şey yaşamdır sözlerini savunacakların sayısı az değildi. Sorun düşüncelerini dile getirme biçimi, kelime seçimleriydi. Savaşmayı hıyarca bulduğunu ifade etmesindeydi problem, anneciğim diyen askerlerin geberip kan işerken nasıl zırladıklarını söylemesindeydi. Alışılageldiği üzere estetik değildi cümleleri, saldırgan bir alaycılık vardı üslubunda. Konuştuğu gibi yazıyordu Céline, ağzına geldiği gibi.
Coşku konuşulan sözün içinde
Hararetle tartışanların fark edemediği, öngöremediği şuydu: Birdenbire ortaya çıkıveren bu dil anarşisti, kendine has üslubuyla, pek çok yazarın ilerlemeyi tercih edeceği farklı bir kulvar açmıştı edebiyatta.
Céline ne yaptığının farkındaydı ve sırrını yirmi üç yıl sonra kaleme aldığı Profesör Y ile Konuşmalarda açıklayacaktı. Nihayet Türkçeye çevrilen Profesör Y ile Konuşmalarda Célinein karşısına oturttuğu, gelmiş geçmiş en güçlü yayıncılardan Gaston Gallimardın hayali editörü. Basılı bir kitabı olması için yanıp tutuşan bu kişi bir anlamda kendisine karşı olanları temsil eden bir figür ve Céline onun şahsında bu kesimle kozunu paylaşıyor.
Dili yine küfürbaz, tahrik edici ve müstehzi. Siz bir şey icat ettim falan dediniz!.. ne icat ettiniz? diyen editöre Yazı dilinde coşku diye karşılık veriyor. Kâğıda dökmek istiyorsan coşkuyu, konuşma dilinden geçeceksin, başka yolu yok!.. konuşma dilinin hatırasıdır kâğıda dökülen! Bunu kolaycılık olarak görenlerin lafını ağzına tıkmak için olsagerek, hemen ilave ediyor: Sonsuz bir sabır ister! Defalarca yazacaksın, düzeltip baştan yazacaksın! Coşku, yalnız ama yalnız, bin bir cefaya karşılık, konuşulan sözün içinde yakalanabilir.
Célinein kâğıda döktüğü, geldiği geçtiği yerlerde gördüğü, hissettiği coşkuydu. Yoksul ailesinin iyi bir eğitim alması için gönderdiği yatılı ingiliz okulunda, on birinde mecburiyetten başladığı çıraklıkta, Birinci Dünya Savaşı sürerken kendini bulduğu cephede, aldığı ölümcül yaralar nedeniyle bağlanan malul maaşını döküp saçtığı birahanelerde yaşamıştı sözünü ettiği coşkuyu. Çalıştığı kereste şirketinin gönderdiği ve sıtmaya yakalanınca terk etmek zorunda kaldığı Kamerunda, Paris Üniversitesinin tıp fakültesinde, Milletler Cemiyeti adına çalışırken gezdiği ülkelerde, toplum sağlığı konusunda çalışmak üzere bulunduğu Ford fabrikalarında, Parisin banliyölerinden Clichydeki belediye kliniğinde, başka bir banliyöde açtığı muayenehanede tecrübe etmişti bu coşkuyu.
Coşkuyu yazıya aktarma biçimini dile tecavüz olarak değerlendirenlere öfke kusuyor Céline kitapta. 1932den bu yana, layıkıyla vurduk dibe, tecavüzcülüğümüz kesmedi, üstüne bir de hain olduk, kesmedi soykırımcı olduk, kesmedi öcü olduk... adını bile anmayacaksın benim gibisinin!.. Donanmada gönüllü doktorluk yaptığı ikinci Dünya Savaşında Fransa düştükten sonra direniş saflarında yer almadığı, savaşla ilgilenmeyip kendi hayatına döndüğü için hain demişlerdi ona. Soykırımcılığı ise savaşın Yahudiler yüzünden çıkacağını, dünyanın bir Yahudi komplosuyla karşı karşıya olduğunu söylemesinden ileri geliyordu. Antisemitist kitapçıklarda dile getirmekten çekinmediği düşünceleri yüzünden yargılanmış ve mahkûm edilmişti Céline. Fakat Naziler tarafından da kabul görmemişti. Çünkü Hitlerin aslında bir Yahudi olduğunu ve dünyayı savaşa sürüklemekten başka bir amacının olmadığını savunuyordu. Célinei edebiyatın en ilginç yazarlarından biri yapan bir neden de buydu. Savaş karşıtı bir faşist olması!
Argo deyip geçmeyeceksin
Céline hâlâ tartışılan bir yazar. Yahudi düşmanlığı nedeniyle asla bağışlanamayan ama inan denen pisliğin özünü çiğneyip çiğneyip yüzüne tekrar tekrar vurduğu için de görmezden gelinemeyen bir kalem. Sartre, Genet, Le Clézio, Queneau, Beckett, Bukowski, Henry Miller gibi büyük isimlerde etkileri açıkça görülen bir deha.
Fakat o, başka yazarların kendisinden ilham almasını değerlendirirken kızgın: Kaç defa taklit ettiler be beni, kaç defa çalıp çırptılar benden, kaç defa sırtımdan paraya kondular, tam yedi el yazmamı yaktılar be benim!.. yedi tane, yedi! dur diyemezsin cehalete!.. içinde küskünlük barındıran bir kızgınlık var sözlerinde: Ha ama soyup soğana çevirmek serbest tabii. eline sağlık soyanın! dımdızlak bırakacaksın bunun gibisini ortada! ismi var cismi yok, daha hâlâ vızıldanıp duruyor!.. ciğeri beş para etmez herif yaşıyor mu ki lan şu dünyada! Birbirinden kopya çeken yazarların başta Goncourt olmak üzere aldıkları ödüllere de laf ediyor, Gecenin Sonuna Yolculuk üzerine aldığı Renaudot Ödülünü hiç hatırlamadan: O reklam ajanslarını, o milyonluk reklamlarını bir ellerinden alsınlar, o kasalarını bir boşaltsınlar, görün o zaman ne yeller esiyor yerlerinde!
Ona sırtını dönen okur da payını alıyor. Züppe, geri zekâlı ve köle ruhlu bulduğu Fransız okurun kendi arzusuyla zokaya geldiğini söylemekten geri durmuyor. Kendine özgü olduğunu yinelerken küfürbazlığın ince ayarına da vurgu yapıyor: Netice, argo deyip geçmeyeceksin, işe yarar! muhakkak yarar!.. aynı baharat mevzuu... hiç mi koymadın? o çorbadan hayır gelmez!.. fazla mı koydun. artık hiç hayır gelmez!.. kıvamını tutturmakta maharet!
Altmış yedi yıl süren yaşam macerasının son on senesini kendini çaresiz ve işe yaramaz hissederek geçiren, son romanı Rigadonu bitirmesini takiben geçirdiği felç sonucu ölen Célinein kendini çırılçıplak ortaya koyduğu bir kitap Profesör Y ile Konuşmalar. Célinein zehirli oklarından yazı dünyası kadar özellikle sinema olmak üzere sanat dünyasının da payını aldığı bir hesaplaşma.
Louis-Ferdinand Céline, 1932 yılında yayımlanan ilk romanı Gecenin Sonuna Yolculukla Fransada edebiyat dünyasını ikiye bölmüştü. Azılı düzen düşmanı kahramanı Bardamu vasıtasıyla dile getirdiği fikirleri değildi mesele. Anlamadığınız ne varsa odur dediği, evrensel boyutta bir soytarılıktan başka bir şeye benzetemediği savaşa lanetler yağdıracak barış yanlıları vardı şüphesiz. Tek değerli şey yaşamdır sözlerini savunacakların sayısı az değildi. Sorun düşüncelerini dile getirme biçimi, kelime seçimleriydi. Savaşmayı hıyarca bulduğunu ifade etmesindeydi problem, anneciğim diyen askerlerin geberip kan işerken nasıl zırladıklarını söylemesindeydi. Alışılageldiği üzere estetik değildi cümleleri, saldırgan bir alaycılık vardı üslubunda. Konuştuğu gibi yazıyordu Céline, ağzına geldiği gibi.
Coşku konuşulan sözün içinde
Hararetle tartışanların fark edemediği, öngöremediği şuydu: Birdenbire ortaya çıkıveren bu dil anarşisti, kendine has üslubuyla, pek çok yazarın ilerlemeyi tercih edeceği farklı bir kulvar açmıştı edebiyatta.
Céline ne yaptığının farkındaydı ve sırrını yirmi üç yıl sonra kaleme aldığı Profesör Y ile Konuşmalarda açıklayacaktı. Nihayet Türkçeye çevrilen Profesör Y ile Konuşmalarda Célinein karşısına oturttuğu, gelmiş geçmiş en güçlü yayıncılardan Gaston Gallimardın hayali editörü. Basılı bir kitabı olması için yanıp tutuşan bu kişi bir anlamda kendisine karşı olanları temsil eden bir figür ve Céline onun şahsında bu kesimle kozunu paylaşıyor.
Dili yine küfürbaz, tahrik edici ve müstehzi. Siz bir şey icat ettim falan dediniz!.. ne icat ettiniz? diyen editöre Yazı dilinde coşku diye karşılık veriyor. Kâğıda dökmek istiyorsan coşkuyu, konuşma dilinden geçeceksin, başka yolu yok!.. konuşma dilinin hatırasıdır kâğıda dökülen! Bunu kolaycılık olarak görenlerin lafını ağzına tıkmak için olsagerek, hemen ilave ediyor: Sonsuz bir sabır ister! Defalarca yazacaksın, düzeltip baştan yazacaksın! Coşku, yalnız ama yalnız, bin bir cefaya karşılık, konuşulan sözün içinde yakalanabilir.
Célinein kâğıda döktüğü, geldiği geçtiği yerlerde gördüğü, hissettiği coşkuydu. Yoksul ailesinin iyi bir eğitim alması için gönderdiği yatılı ingiliz okulunda, on birinde mecburiyetten başladığı çıraklıkta, Birinci Dünya Savaşı sürerken kendini bulduğu cephede, aldığı ölümcül yaralar nedeniyle bağlanan malul maaşını döküp saçtığı birahanelerde yaşamıştı sözünü ettiği coşkuyu. Çalıştığı kereste şirketinin gönderdiği ve sıtmaya yakalanınca terk etmek zorunda kaldığı Kamerunda, Paris Üniversitesinin tıp fakültesinde, Milletler Cemiyeti adına çalışırken gezdiği ülkelerde, toplum sağlığı konusunda çalışmak üzere bulunduğu Ford fabrikalarında, Parisin banliyölerinden Clichydeki belediye kliniğinde, başka bir banliyöde açtığı muayenehanede tecrübe etmişti bu coşkuyu.
Coşkuyu yazıya aktarma biçimini dile tecavüz olarak değerlendirenlere öfke kusuyor Céline kitapta. 1932den bu yana, layıkıyla vurduk dibe, tecavüzcülüğümüz kesmedi, üstüne bir de hain olduk, kesmedi soykırımcı olduk, kesmedi öcü olduk... adını bile anmayacaksın benim gibisinin!.. Donanmada gönüllü doktorluk yaptığı ikinci Dünya Savaşında Fransa düştükten sonra direniş saflarında yer almadığı, savaşla ilgilenmeyip kendi hayatına döndüğü için hain demişlerdi ona. Soykırımcılığı ise savaşın Yahudiler yüzünden çıkacağını, dünyanın bir Yahudi komplosuyla karşı karşıya olduğunu söylemesinden ileri geliyordu. Antisemitist kitapçıklarda dile getirmekten çekinmediği düşünceleri yüzünden yargılanmış ve mahkûm edilmişti Céline. Fakat Naziler tarafından da kabul görmemişti. Çünkü Hitlerin aslında bir Yahudi olduğunu ve dünyayı savaşa sürüklemekten başka bir amacının olmadığını savunuyordu. Célinei edebiyatın en ilginç yazarlarından biri yapan bir neden de buydu. Savaş karşıtı bir faşist olması!
Argo deyip geçmeyeceksin
Céline hâlâ tartışılan bir yazar. Yahudi düşmanlığı nedeniyle asla bağışlanamayan ama inan denen pisliğin özünü çiğneyip çiğneyip yüzüne tekrar tekrar vurduğu için de görmezden gelinemeyen bir kalem. Sartre, Genet, Le Clézio, Queneau, Beckett, Bukowski, Henry Miller gibi büyük isimlerde etkileri açıkça görülen bir deha.
Fakat o, başka yazarların kendisinden ilham almasını değerlendirirken kızgın: Kaç defa taklit ettiler be beni, kaç defa çalıp çırptılar benden, kaç defa sırtımdan paraya kondular, tam yedi el yazmamı yaktılar be benim!.. yedi tane, yedi! dur diyemezsin cehalete!.. içinde küskünlük barındıran bir kızgınlık var sözlerinde: Ha ama soyup soğana çevirmek serbest tabii. eline sağlık soyanın! dımdızlak bırakacaksın bunun gibisini ortada! ismi var cismi yok, daha hâlâ vızıldanıp duruyor!.. ciğeri beş para etmez herif yaşıyor mu ki lan şu dünyada! Birbirinden kopya çeken yazarların başta Goncourt olmak üzere aldıkları ödüllere de laf ediyor, Gecenin Sonuna Yolculuk üzerine aldığı Renaudot Ödülünü hiç hatırlamadan: O reklam ajanslarını, o milyonluk reklamlarını bir ellerinden alsınlar, o kasalarını bir boşaltsınlar, görün o zaman ne yeller esiyor yerlerinde!
Ona sırtını dönen okur da payını alıyor. Züppe, geri zekâlı ve köle ruhlu bulduğu Fransız okurun kendi arzusuyla zokaya geldiğini söylemekten geri durmuyor. Kendine özgü olduğunu yinelerken küfürbazlığın ince ayarına da vurgu yapıyor: Netice, argo deyip geçmeyeceksin, işe yarar! muhakkak yarar!.. aynı baharat mevzuu... hiç mi koymadın? o çorbadan hayır gelmez!.. fazla mı koydun. artık hiç hayır gelmez!.. kıvamını tutturmakta maharet!
Altmış yedi yıl süren yaşam macerasının son on senesini kendini çaresiz ve işe yaramaz hissederek geçiren, son romanı Rigadonu bitirmesini takiben geçirdiği felç sonucu ölen Célinein kendini çırılçıplak ortaya koyduğu bir kitap Profesör Y ile Konuşmalar. Célinein zehirli oklarından yazı dünyası kadar özellikle sinema olmak üzere sanat dünyasının da payını aldığı bir hesaplaşma.
kazım taşkent serisinden neşredilen profesör y ile konuşmalar adlı güzel bir eseri olan bi' değişik yazan yazardır.
insan kızıyor kendine, yaşadığı çağdan utanıyor seninle birlikte aynı çağda yaşayamadığım için.
"Arthur, aşk dediğin şey, sonsuzluğun kaniş köpeklerinin ulaşacağı yere çekilmesidir." Sözündeki basitlik ve derinlikle beni şaşırtan deha yazardır.
gecenin sonuna yolculuk romanı ile dunya edebiyatını derinden sarsmış fransız yazar aynı zamanda doktordur. nazist olduğunu hiçbir zaman saklamamıştır. ayrıca j.p. satre ile kanlı bıçaklı olmuştur. kendisi fransızca gibi bir dilde yan yana gelmesi imkansız kelimeri yan yana getirerek dile yepyeni cümleler kazandırmış ve bu alanda da zirveye çıkmıştır.
"...diyorum size denedim, değmez!"
"....Bazıları vardır hemen ölür, bazıları ise yirmi yıl önce, bazıları daha doğmadan ölmüşlerdir... işte o insanlar bu dünyanın düşkünleridir..."
futbolcu ismi gibi isme sahip kişi.
"Nazi Almanyasının geliştiği süreçte Céline bazı el kitapçıkları bastı: Bagatelles pour un massacre (Bir ıvır zıvır için katliam) (1937), L'École des cadavres (Cesetler Okulu) (1938) ve Les Beaux draps (Güzel Karışıklık) (1941). Les Beaux draps adlı kitabını Fransada Alman işgali altındayken yayınlandı. Bu çalışmalarında kuvvetli bir antisemitizm, ırkçılık ve yobazlık göze çarpıyordu. Bagatelles pour un massacrede kuvvetli bir eleştiriyle Yahudiler ve onların Fransız toplumuna etkileri anlatılıyordu. L'École des cadavres ve Les Beaux drapsta de antisemitistik öğeler vardı.[6]
Savaştan önce Céline, Fransa ve Nazi Almanyası arasında bir birliktelik kampanyası başlattı. The School of Corpsesda Hitleri ve Fransız Komünist Partisi lideri Maurice Thorezi karşılaştırıyordu:
insanların gerçek dostu kim? Faşizm. işçiler için daha fazlasını kim yaptı? SSCB mi Hitler mi? Hitler. Küçük esnaf için daha fazlasını kim yaptı? Thorez değil, Hitler![7]
Alman işgali altındaki Fransada bazı işbirlikçi gazeletere Yahudi aleyhtarı mektuplar gönderdi. Bazı Naziler bile Célinein antisemitist söylemlerini aşırı buldular. Nazilerin Fransadaki propaganda denetçisi Bernard Payr, Célinein doğru ırksal kavramlardan başladığını ancak saldırıları ve kirli ve aşırı terbiyesiz söylemlerinin isterik bir feryatla iyi niyetini bozduğunu düşünüyordu.[8][9]
Almanya 1941de Sovyetlere savaş açtığında Legion of French Volunteers Against Bolshevism (LVF) isimli Nazi işbirlikçisi örgütün kurucusu Jacques Doriota desteğini bildiriyordu:
Beyaz Aryan ırkın korunmasıyla ilgili yeterince düşünmüyoruz. Şimdi harekete geçme zamanı, çünkü yarın çok geç olabilir... Doriot her zaman davrandığı gibi davrandı...Size söylüyorum, Lejyon, bu çok iyi, gerçekten çok iyi. Buna rağmen Céline Hitleri ve Aryan Baloney diye isimlendirdiği şeyi eleştiriyor olabilirdi.[10]
Almanyanın yenilgisinden sonra Céline, Danimarkaya yerleşti. (1945) işbirlikçi olarak adlandırıldı, 1950 senesinde gıyabında suçlu bulundu, bir yıllık hapis cezasına çarptırıldı ve ulusal utanç olarak nitelendirildi. Ardından genel afla bağışlandı ve 1951 senesinde Fransaya döndü."
Kaynak:Vikipedi.
Kaleminden ziyade faşistligiyle önplana çıkan yazardır.
Savaştan önce Céline, Fransa ve Nazi Almanyası arasında bir birliktelik kampanyası başlattı. The School of Corpsesda Hitleri ve Fransız Komünist Partisi lideri Maurice Thorezi karşılaştırıyordu:
insanların gerçek dostu kim? Faşizm. işçiler için daha fazlasını kim yaptı? SSCB mi Hitler mi? Hitler. Küçük esnaf için daha fazlasını kim yaptı? Thorez değil, Hitler![7]
Alman işgali altındaki Fransada bazı işbirlikçi gazeletere Yahudi aleyhtarı mektuplar gönderdi. Bazı Naziler bile Célinein antisemitist söylemlerini aşırı buldular. Nazilerin Fransadaki propaganda denetçisi Bernard Payr, Célinein doğru ırksal kavramlardan başladığını ancak saldırıları ve kirli ve aşırı terbiyesiz söylemlerinin isterik bir feryatla iyi niyetini bozduğunu düşünüyordu.[8][9]
Almanya 1941de Sovyetlere savaş açtığında Legion of French Volunteers Against Bolshevism (LVF) isimli Nazi işbirlikçisi örgütün kurucusu Jacques Doriota desteğini bildiriyordu:
Beyaz Aryan ırkın korunmasıyla ilgili yeterince düşünmüyoruz. Şimdi harekete geçme zamanı, çünkü yarın çok geç olabilir... Doriot her zaman davrandığı gibi davrandı...Size söylüyorum, Lejyon, bu çok iyi, gerçekten çok iyi. Buna rağmen Céline Hitleri ve Aryan Baloney diye isimlendirdiği şeyi eleştiriyor olabilirdi.[10]
Almanyanın yenilgisinden sonra Céline, Danimarkaya yerleşti. (1945) işbirlikçi olarak adlandırıldı, 1950 senesinde gıyabında suçlu bulundu, bir yıllık hapis cezasına çarptırıldı ve ulusal utanç olarak nitelendirildi. Ardından genel afla bağışlandı ve 1951 senesinde Fransaya döndü."
Kaynak:Vikipedi.
Kaleminden ziyade faşistligiyle önplana çıkan yazardır.
"her alanda asıl yenilgi, unutmaktır, özellikle de sizi neyin gebertmiş olduğunu unutmak, insanların ne derece hırt olduklarını asla anlayamadan gebermektir..."
"insan gençken yada bilmezken her şeyi gönül yarası sanıyor."
Hakkında anlatılanların bile yetmediği, yetemediği gecenin sonuna yolculuk isimli şaheserin sahibi: http://www.idefix.com/kit...?sid=UD4DKL5JVS6S2EA5L511
hakan günday' ın bir yazısında kendisine ilham veren ve defalarca okuduğunu öğrendiğim gün kanım kaynadı. ertesi günü gecenin sonuna yolculuk kitabının siparişini verdim, bugün elime ulaştı, bakalım bekleneni verecek mi ?
Filmi de etkileyici.
gecenin sonuna yolculuk romanıyla bilinen usta yazar, bu romanının henüz okumamışsanız kaybettiğiniz şeyler olduğunu unutmayınız derim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar