bugün
- çirkinsin mesajına verilebilecek cevaplar11
- ekmeğe çikolata sürmek7
- en kısa sürede göbek eritme teknikleri6
- 3 kere üst üste 31 çekmek8
- kızlar başlığa gelin bi sorum olacak5
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı20
- robotların insanlara baş kaldırması5
- ilk adımı kızdan bekleyen erkek5
- 82 musul 83 kerkük4
- eyeliner çekme yöntemleri7
- yasin kol4
- gece kapıya dayanan 12 cin 8 ifrit 17 zombi2
- kahverengi göz kalemi6
- kömbe6
- gece sindirella ve 7 cücelerce takip edilmek2
- çiçekli mükremin donu giyen sözlük erkeği2
- yarragi olan adam4
- sivas kokan kolonya3
- makyajın ciltte pütür durması5
- gece eve yürürken takip edilmek2
- kürtjütsu3
- inci sözlük8
- ters yönden gelen tuğralı doblo4
- arabasına pkk yıldızı yapıtıran hırto2
- queen ravenna adlı yazarı kurt ısırması12
- game of thrones taki kerhaneci4
- fatma betül sayan kaya64
- ciğer yiyen midesizler10
- ciğer vs kokoreç8
- tut şunun ucunu döşeyelim abi3
- sözlük yazarlarının ruh hali14
- okul zilinin hayatı bölmesi2
- sürekli özür dileyen insan2
- hiç edirne ciğer tavası yediniz mi12
- yunan adalarına gitmek20
- ırakın bir bölümünün türkiyeye katılması14
- araçta donanımın önemi3
- dinci ahlaksızlığı19
- anne2
- düz dünyacıların epeydir başlık açmaması2
- youtube4
- koltuğuma kılıçdaroğlu oturdu napmalıyım2
- yunan aşığı tip15
- atatürk ten sonraki en yakışıklı cumhurbaşkanı2
- zengin koca bulup evinin hanımı olmak15
- rutkay aziz3
- bir sözlük kızını sözlükten çekip çıkartmak15
- sol frame akmıyor3
- yarın yataktan kalkamayacak yazar6
- ciğer yemediği için evde kalan kız5
Küçümsemiş, benimsememiş, onaylamamışlardı onu. Adı sanı duyulmamış yazar bozuntusu olarak görmüş, dünyanın en romantik dilini hoyratça kullanmasına ateş püskürmüşlerdi. Kimileri de onu yere göğe sığdıramamıştı ama. Sözlüklerde rastlanmayacak kelimeleri, ancak arka sokaklardaki sefillere, düşkünlere yakıştırılabilecek bir dili yazıya dökme cesareti gösterdiği için övgüler yağdırmışlardı.
Louis-Ferdinand Céline, 1932 yılında yayımlanan ilk romanı Gecenin Sonuna Yolculukla Fransada edebiyat dünyasını ikiye bölmüştü. Azılı düzen düşmanı kahramanı Bardamu vasıtasıyla dile getirdiği fikirleri değildi mesele. Anlamadığınız ne varsa odur dediği, evrensel boyutta bir soytarılıktan başka bir şeye benzetemediği savaşa lanetler yağdıracak barış yanlıları vardı şüphesiz. Tek değerli şey yaşamdır sözlerini savunacakların sayısı az değildi. Sorun düşüncelerini dile getirme biçimi, kelime seçimleriydi. Savaşmayı hıyarca bulduğunu ifade etmesindeydi problem, anneciğim diyen askerlerin geberip kan işerken nasıl zırladıklarını söylemesindeydi. Alışılageldiği üzere estetik değildi cümleleri, saldırgan bir alaycılık vardı üslubunda. Konuştuğu gibi yazıyordu Céline, ağzına geldiği gibi.
Coşku konuşulan sözün içinde
Hararetle tartışanların fark edemediği, öngöremediği şuydu: Birdenbire ortaya çıkıveren bu dil anarşisti, kendine has üslubuyla, pek çok yazarın ilerlemeyi tercih edeceği farklı bir kulvar açmıştı edebiyatta.
Céline ne yaptığının farkındaydı ve sırrını yirmi üç yıl sonra kaleme aldığı Profesör Y ile Konuşmalarda açıklayacaktı. Nihayet Türkçeye çevrilen Profesör Y ile Konuşmalarda Célinein karşısına oturttuğu, gelmiş geçmiş en güçlü yayıncılardan Gaston Gallimardın hayali editörü. Basılı bir kitabı olması için yanıp tutuşan bu kişi bir anlamda kendisine karşı olanları temsil eden bir figür ve Céline onun şahsında bu kesimle kozunu paylaşıyor.
Dili yine küfürbaz, tahrik edici ve müstehzi. Siz bir şey icat ettim falan dediniz!.. ne icat ettiniz? diyen editöre Yazı dilinde coşku diye karşılık veriyor. Kâğıda dökmek istiyorsan coşkuyu, konuşma dilinden geçeceksin, başka yolu yok!.. konuşma dilinin hatırasıdır kâğıda dökülen! Bunu kolaycılık olarak görenlerin lafını ağzına tıkmak için olsagerek, hemen ilave ediyor: Sonsuz bir sabır ister! Defalarca yazacaksın, düzeltip baştan yazacaksın! Coşku, yalnız ama yalnız, bin bir cefaya karşılık, konuşulan sözün içinde yakalanabilir.
Célinein kâğıda döktüğü, geldiği geçtiği yerlerde gördüğü, hissettiği coşkuydu. Yoksul ailesinin iyi bir eğitim alması için gönderdiği yatılı ingiliz okulunda, on birinde mecburiyetten başladığı çıraklıkta, Birinci Dünya Savaşı sürerken kendini bulduğu cephede, aldığı ölümcül yaralar nedeniyle bağlanan malul maaşını döküp saçtığı birahanelerde yaşamıştı sözünü ettiği coşkuyu. Çalıştığı kereste şirketinin gönderdiği ve sıtmaya yakalanınca terk etmek zorunda kaldığı Kamerunda, Paris Üniversitesinin tıp fakültesinde, Milletler Cemiyeti adına çalışırken gezdiği ülkelerde, toplum sağlığı konusunda çalışmak üzere bulunduğu Ford fabrikalarında, Parisin banliyölerinden Clichydeki belediye kliniğinde, başka bir banliyöde açtığı muayenehanede tecrübe etmişti bu coşkuyu.
Coşkuyu yazıya aktarma biçimini dile tecavüz olarak değerlendirenlere öfke kusuyor Céline kitapta. 1932den bu yana, layıkıyla vurduk dibe, tecavüzcülüğümüz kesmedi, üstüne bir de hain olduk, kesmedi soykırımcı olduk, kesmedi öcü olduk... adını bile anmayacaksın benim gibisinin!.. Donanmada gönüllü doktorluk yaptığı ikinci Dünya Savaşında Fransa düştükten sonra direniş saflarında yer almadığı, savaşla ilgilenmeyip kendi hayatına döndüğü için hain demişlerdi ona. Soykırımcılığı ise savaşın Yahudiler yüzünden çıkacağını, dünyanın bir Yahudi komplosuyla karşı karşıya olduğunu söylemesinden ileri geliyordu. Antisemitist kitapçıklarda dile getirmekten çekinmediği düşünceleri yüzünden yargılanmış ve mahkûm edilmişti Céline. Fakat Naziler tarafından da kabul görmemişti. Çünkü Hitlerin aslında bir Yahudi olduğunu ve dünyayı savaşa sürüklemekten başka bir amacının olmadığını savunuyordu. Célinei edebiyatın en ilginç yazarlarından biri yapan bir neden de buydu. Savaş karşıtı bir faşist olması!
Argo deyip geçmeyeceksin
Céline hâlâ tartışılan bir yazar. Yahudi düşmanlığı nedeniyle asla bağışlanamayan ama inan denen pisliğin özünü çiğneyip çiğneyip yüzüne tekrar tekrar vurduğu için de görmezden gelinemeyen bir kalem. Sartre, Genet, Le Clézio, Queneau, Beckett, Bukowski, Henry Miller gibi büyük isimlerde etkileri açıkça görülen bir deha.
Fakat o, başka yazarların kendisinden ilham almasını değerlendirirken kızgın: Kaç defa taklit ettiler be beni, kaç defa çalıp çırptılar benden, kaç defa sırtımdan paraya kondular, tam yedi el yazmamı yaktılar be benim!.. yedi tane, yedi! dur diyemezsin cehalete!.. içinde küskünlük barındıran bir kızgınlık var sözlerinde: Ha ama soyup soğana çevirmek serbest tabii. eline sağlık soyanın! dımdızlak bırakacaksın bunun gibisini ortada! ismi var cismi yok, daha hâlâ vızıldanıp duruyor!.. ciğeri beş para etmez herif yaşıyor mu ki lan şu dünyada! Birbirinden kopya çeken yazarların başta Goncourt olmak üzere aldıkları ödüllere de laf ediyor, Gecenin Sonuna Yolculuk üzerine aldığı Renaudot Ödülünü hiç hatırlamadan: O reklam ajanslarını, o milyonluk reklamlarını bir ellerinden alsınlar, o kasalarını bir boşaltsınlar, görün o zaman ne yeller esiyor yerlerinde!
Ona sırtını dönen okur da payını alıyor. Züppe, geri zekâlı ve köle ruhlu bulduğu Fransız okurun kendi arzusuyla zokaya geldiğini söylemekten geri durmuyor. Kendine özgü olduğunu yinelerken küfürbazlığın ince ayarına da vurgu yapıyor: Netice, argo deyip geçmeyeceksin, işe yarar! muhakkak yarar!.. aynı baharat mevzuu... hiç mi koymadın? o çorbadan hayır gelmez!.. fazla mı koydun. artık hiç hayır gelmez!.. kıvamını tutturmakta maharet!
Altmış yedi yıl süren yaşam macerasının son on senesini kendini çaresiz ve işe yaramaz hissederek geçiren, son romanı Rigadonu bitirmesini takiben geçirdiği felç sonucu ölen Célinein kendini çırılçıplak ortaya koyduğu bir kitap Profesör Y ile Konuşmalar. Célinein zehirli oklarından yazı dünyası kadar özellikle sinema olmak üzere sanat dünyasının da payını aldığı bir hesaplaşma.
Louis-Ferdinand Céline, 1932 yılında yayımlanan ilk romanı Gecenin Sonuna Yolculukla Fransada edebiyat dünyasını ikiye bölmüştü. Azılı düzen düşmanı kahramanı Bardamu vasıtasıyla dile getirdiği fikirleri değildi mesele. Anlamadığınız ne varsa odur dediği, evrensel boyutta bir soytarılıktan başka bir şeye benzetemediği savaşa lanetler yağdıracak barış yanlıları vardı şüphesiz. Tek değerli şey yaşamdır sözlerini savunacakların sayısı az değildi. Sorun düşüncelerini dile getirme biçimi, kelime seçimleriydi. Savaşmayı hıyarca bulduğunu ifade etmesindeydi problem, anneciğim diyen askerlerin geberip kan işerken nasıl zırladıklarını söylemesindeydi. Alışılageldiği üzere estetik değildi cümleleri, saldırgan bir alaycılık vardı üslubunda. Konuştuğu gibi yazıyordu Céline, ağzına geldiği gibi.
Coşku konuşulan sözün içinde
Hararetle tartışanların fark edemediği, öngöremediği şuydu: Birdenbire ortaya çıkıveren bu dil anarşisti, kendine has üslubuyla, pek çok yazarın ilerlemeyi tercih edeceği farklı bir kulvar açmıştı edebiyatta.
Céline ne yaptığının farkındaydı ve sırrını yirmi üç yıl sonra kaleme aldığı Profesör Y ile Konuşmalarda açıklayacaktı. Nihayet Türkçeye çevrilen Profesör Y ile Konuşmalarda Célinein karşısına oturttuğu, gelmiş geçmiş en güçlü yayıncılardan Gaston Gallimardın hayali editörü. Basılı bir kitabı olması için yanıp tutuşan bu kişi bir anlamda kendisine karşı olanları temsil eden bir figür ve Céline onun şahsında bu kesimle kozunu paylaşıyor.
Dili yine küfürbaz, tahrik edici ve müstehzi. Siz bir şey icat ettim falan dediniz!.. ne icat ettiniz? diyen editöre Yazı dilinde coşku diye karşılık veriyor. Kâğıda dökmek istiyorsan coşkuyu, konuşma dilinden geçeceksin, başka yolu yok!.. konuşma dilinin hatırasıdır kâğıda dökülen! Bunu kolaycılık olarak görenlerin lafını ağzına tıkmak için olsagerek, hemen ilave ediyor: Sonsuz bir sabır ister! Defalarca yazacaksın, düzeltip baştan yazacaksın! Coşku, yalnız ama yalnız, bin bir cefaya karşılık, konuşulan sözün içinde yakalanabilir.
Célinein kâğıda döktüğü, geldiği geçtiği yerlerde gördüğü, hissettiği coşkuydu. Yoksul ailesinin iyi bir eğitim alması için gönderdiği yatılı ingiliz okulunda, on birinde mecburiyetten başladığı çıraklıkta, Birinci Dünya Savaşı sürerken kendini bulduğu cephede, aldığı ölümcül yaralar nedeniyle bağlanan malul maaşını döküp saçtığı birahanelerde yaşamıştı sözünü ettiği coşkuyu. Çalıştığı kereste şirketinin gönderdiği ve sıtmaya yakalanınca terk etmek zorunda kaldığı Kamerunda, Paris Üniversitesinin tıp fakültesinde, Milletler Cemiyeti adına çalışırken gezdiği ülkelerde, toplum sağlığı konusunda çalışmak üzere bulunduğu Ford fabrikalarında, Parisin banliyölerinden Clichydeki belediye kliniğinde, başka bir banliyöde açtığı muayenehanede tecrübe etmişti bu coşkuyu.
Coşkuyu yazıya aktarma biçimini dile tecavüz olarak değerlendirenlere öfke kusuyor Céline kitapta. 1932den bu yana, layıkıyla vurduk dibe, tecavüzcülüğümüz kesmedi, üstüne bir de hain olduk, kesmedi soykırımcı olduk, kesmedi öcü olduk... adını bile anmayacaksın benim gibisinin!.. Donanmada gönüllü doktorluk yaptığı ikinci Dünya Savaşında Fransa düştükten sonra direniş saflarında yer almadığı, savaşla ilgilenmeyip kendi hayatına döndüğü için hain demişlerdi ona. Soykırımcılığı ise savaşın Yahudiler yüzünden çıkacağını, dünyanın bir Yahudi komplosuyla karşı karşıya olduğunu söylemesinden ileri geliyordu. Antisemitist kitapçıklarda dile getirmekten çekinmediği düşünceleri yüzünden yargılanmış ve mahkûm edilmişti Céline. Fakat Naziler tarafından da kabul görmemişti. Çünkü Hitlerin aslında bir Yahudi olduğunu ve dünyayı savaşa sürüklemekten başka bir amacının olmadığını savunuyordu. Célinei edebiyatın en ilginç yazarlarından biri yapan bir neden de buydu. Savaş karşıtı bir faşist olması!
Argo deyip geçmeyeceksin
Céline hâlâ tartışılan bir yazar. Yahudi düşmanlığı nedeniyle asla bağışlanamayan ama inan denen pisliğin özünü çiğneyip çiğneyip yüzüne tekrar tekrar vurduğu için de görmezden gelinemeyen bir kalem. Sartre, Genet, Le Clézio, Queneau, Beckett, Bukowski, Henry Miller gibi büyük isimlerde etkileri açıkça görülen bir deha.
Fakat o, başka yazarların kendisinden ilham almasını değerlendirirken kızgın: Kaç defa taklit ettiler be beni, kaç defa çalıp çırptılar benden, kaç defa sırtımdan paraya kondular, tam yedi el yazmamı yaktılar be benim!.. yedi tane, yedi! dur diyemezsin cehalete!.. içinde küskünlük barındıran bir kızgınlık var sözlerinde: Ha ama soyup soğana çevirmek serbest tabii. eline sağlık soyanın! dımdızlak bırakacaksın bunun gibisini ortada! ismi var cismi yok, daha hâlâ vızıldanıp duruyor!.. ciğeri beş para etmez herif yaşıyor mu ki lan şu dünyada! Birbirinden kopya çeken yazarların başta Goncourt olmak üzere aldıkları ödüllere de laf ediyor, Gecenin Sonuna Yolculuk üzerine aldığı Renaudot Ödülünü hiç hatırlamadan: O reklam ajanslarını, o milyonluk reklamlarını bir ellerinden alsınlar, o kasalarını bir boşaltsınlar, görün o zaman ne yeller esiyor yerlerinde!
Ona sırtını dönen okur da payını alıyor. Züppe, geri zekâlı ve köle ruhlu bulduğu Fransız okurun kendi arzusuyla zokaya geldiğini söylemekten geri durmuyor. Kendine özgü olduğunu yinelerken küfürbazlığın ince ayarına da vurgu yapıyor: Netice, argo deyip geçmeyeceksin, işe yarar! muhakkak yarar!.. aynı baharat mevzuu... hiç mi koymadın? o çorbadan hayır gelmez!.. fazla mı koydun. artık hiç hayır gelmez!.. kıvamını tutturmakta maharet!
Altmış yedi yıl süren yaşam macerasının son on senesini kendini çaresiz ve işe yaramaz hissederek geçiren, son romanı Rigadonu bitirmesini takiben geçirdiği felç sonucu ölen Célinein kendini çırılçıplak ortaya koyduğu bir kitap Profesör Y ile Konuşmalar. Célinein zehirli oklarından yazı dünyası kadar özellikle sinema olmak üzere sanat dünyasının da payını aldığı bir hesaplaşma.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar