bugün
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz15
- kızları en güzel olan şehir13
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor14
- akrostişli şiir6
- mesaj atıp konuşmayan kız7
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması10
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi12
- atatürk'e alerjisi olan tipler11
- 30 yaşına girmek4
- ilişki yapmaya üşenmek6
- affetmenin gücü3
- arabaları yan yana park edip öpüşmek3
- nazilerin haklı olan yanı2
- cinlerin özünde iyi insanlar olması4
- sözlük açsanız ismi ne olurdu4
- kadın nefreti4
- hristiyanlık7
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- geceye bir söz bırak2
- david bowie varken neşat ertaş dinleyen tip2
- korku filmi cekmeden once cinayet isleyen yonetmen2
- 50 bin liraya sabah 10'a kadar uyumadan durmak3
- sözlükteki satranç taşları4
- tefal2
- sırrı süreyya önder28
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- silver ile evlenecek erkek52
- sözlüğü annesi gibi gören insan3
- arabada son ses dinlenecek şarkılar3
- burcu akrep olan birini akrep sokması4
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar4
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- sözler köşkü6
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- dördüncü duvarı da kapısız örmek2
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- gece geç saatte ışığı yanan evler5
- yazarların 3 eylül 2026 tüfe tahmin rakamları2
- gecenin şarkısı11
- dün gece ne oldu13
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- irmik helvası3
- şikeci amedspor5
- kolay gelsin denilen esnafın cevap vermemesi3
- sarapci koala58
- sıpsıkıcı olmanız4
- askerde sözlüğe girmek4
hem sadece üreme endeksli sürüngenler hem de önbeynini, aklını kullanabilen kişiler için kullanılan tabir, dünyadaki her insan tanrıyı temsil eden iradeye ve onun saf suretine sahip değil, tıpkı diğer hayvanlar gibi dünyanın varoluşuna hizmet ediyor birçoğu.
hiç sevmem. kedi severim ama kedilerde de memduh hariç.
Beşeridir. Şaşar, hata yapar, bu hayata çabalamaya, düşünmeye, hata yapmaya ve hata yaptıkça öğrenmeye gelmiştir. Bazen yaşadığı hayatı sorgulayıp, hayat bazen çok boş dese de eğleneceği ve dinleneceği zamanı bilir.
"sizi bir tek nefisten (adem'den) yarattı, sonra eşini de ondan yarattı. sizin için davarlardan sekiz çift indirdi (buyruğu indirdi, onları yarattı). sizleri analarınızın karınlarında üç karanlık içinde çeşitli evrelerden geçirerek yaratıyor. işte rabbiniz allah budur. mülk o'nundur. o'ndan başka ilah yoktur. nasıl da (o'na ibadetten) çevriliyorsunuz!"
zümer suresi 6. ayet.
görsel
zümer suresi 6. ayet.
görsel
iNSAN, “bir şeyin ortaya çıkması” demektir; insana “insan” denmesi, kemâl mertebesine yatkınlığı ve “ünsiyet” ile ilgili olmasıdır.
salih mirzabeyoğlu - insan 2.cilt
salih mirzabeyoğlu - insan 2.cilt
islamiyetin evvela anlattığıdır.
mendebur bir varlık. gördüğüm zaman tüylerim diken diken oluyor.
insan bazen bazı şeylerin değerini ancak ihtiyaç duyunca anlıyor, sağlık da bunlardan biri. Çevremde hep sigortayı sonra yaptırırım diyenler vardı, açıkçası ben de çok farklı düşünmüyordum. Ama geçen aylarda bir anda rahatsızlanınca özel hastaneye gitmem gerekti. O an tamamlayıcı sağlık sigortamın olması gerçekten de işimi kolaylaştırdı. Ben sigortamı Türkiye Sigorta üzerinden yaptırmıştım ve randevumu kısa sürede aldım, uzun süre sıra beklemeden muayene oldum ve tedavime başladım. insan gerçekten de garip, her şey yolundayken hiçbir şeyi dert etmiyor ama küçük bir aksilik yaşayınca aslında neyin önemli olduğunu o zaman anlıyor. Bir sorun yaşanana kadar sigorta akla gelmiyor ama ihtiyaç anında işlerin daha kolay ilerlemesi açısından oldukça fark ettiriyor.
kör bir kedinin güneşi hissetme çabasına ağlayanı da var, zikmezse ölecek hastalığından muzdarip olanı da. niye yaşıyorsun diyene yarının merakı diyen de var, dünün hatrı diyen de. elektrikli koyun düşlemekten acizi de var, hayal kurmazsa patetik bir patatesten farkının kalmayacağını düşünen de. iyisi var, kötüsü var. hepsinin de sebebi, bahanesi var. ben nadal'ınki gibi forehand'im yok diye onu kıskanıyorum, öbürü gelip "kafan ne güzel, deodorant mı içiyorsun?" diye bana soruyor. annem de hep "sen ne anlaşılmaz bi piçsin" dediği zaman, "şu an hitler'den hiçbir farkın yok biliyosun di mi" diyorum. sonra sessizce dağılıyoruz. telefonda oluyor bunlar. kimisi kaybolmuş bir dilden çeviri gibi kokuyor, kimisi nasıl koktuğunu bile bilmiyor. güzel güleni var, güzel söveni. kimi balık sevmez, kimi sudan denizkızı çıksa aşık olur, ayak fetişisti olduğuna aldırış etmeden. çok içeni var, içince susanı. çok susanı var, sözleri manas destanı. yolda görsen bakmazsın kimine, içini bilmezsin kaşı gözü bahane. bazısı da var bakınca böbreküstü bezlerin titrer, su gibi. içmeye başlasan dibindeki tortu feci. kafiye komik oluyor ve hoşuma gidiyor neredeyse. belki de çok içtim, yazasım var bu akşam hallice.
neyse işte sanço, en nihayetinde... insan dediğin değişik değişik. sana göre süt, bana göre çikolata durumu var o yüzden biraz. ve herkes kendince masum olduğu için kimse suçlu değil.
uzat şu rakıyı.
neyse işte sanço, en nihayetinde... insan dediğin değişik değişik. sana göre süt, bana göre çikolata durumu var o yüzden biraz. ve herkes kendince masum olduğu için kimse suçlu değil.
uzat şu rakıyı.
“Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin mâliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir…”
Lem'alar, On Yedinci Lem'a
Lem'alar, On Yedinci Lem'a
insan allah’ın insanıdır. ahseni takvimdir. insanla oynayanla oynamayın.
bütün pisliklerini kalbinin en arka odalarına gizleyen ve en aşağılık seviyelerini nadiren dile getiren varlık.
çoğunluğumuz, kendimize yakıştırdığımız o makul maskeyle dışa dönüğüz. en basitinden, çirkin çıktığımızı düşündüğümüz fotoğrafları siler, güzel olanlarını da diğerleriyle paylaşırız mesela. di mi?
hm. ben de bir istisna değilim.
nedeni de belli aslında. biliyoruz ki senin dışında herkes sütten çıkma ak kaşık. o yüzden toplum, senin bir bokluğunu yakaladığı anda seni o ulvi mertebeden aşağıya doğru yargılar. özellikle de adın çıkmışsa yahut tanınan biriysen, insanlığın bütün ahlak komisyonu başına üşüşüyor.
oysaki herkesin kapısının arkasında başka bir oda, başka bir ayıp ve mümkünse kimsenin görmemesi gereken başka bir yüz var.
tiksiniyorum bazen. hem kendimden hem de diğer herkesten.
tşkrler yine de.
çoğunluğumuz, kendimize yakıştırdığımız o makul maskeyle dışa dönüğüz. en basitinden, çirkin çıktığımızı düşündüğümüz fotoğrafları siler, güzel olanlarını da diğerleriyle paylaşırız mesela. di mi?
hm. ben de bir istisna değilim.
nedeni de belli aslında. biliyoruz ki senin dışında herkes sütten çıkma ak kaşık. o yüzden toplum, senin bir bokluğunu yakaladığı anda seni o ulvi mertebeden aşağıya doğru yargılar. özellikle de adın çıkmışsa yahut tanınan biriysen, insanlığın bütün ahlak komisyonu başına üşüşüyor.
oysaki herkesin kapısının arkasında başka bir oda, başka bir ayıp ve mümkünse kimsenin görmemesi gereken başka bir yüz var.
tiksiniyorum bazen. hem kendimden hem de diğer herkesten.
tşkrler yine de.
Kendisini hiç sevmem ama ahmet Altan'ın 40. Oda şiiri güzeldir.
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?Ne kadarınız gerçek sizin?Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?Ne kadarınız gerçek sizin?Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar