bugün
- kolye zincirlerinin birbirine dolaşması9
- cinler sizinle nasıl iletişime geçiyor10
- öbür sözlükte uluya kerhane denmesi11
- atatürk'e alerjisi olan tipler9
- 18 ay askerlik yapanlar nasıl yaptı sorunsalı8
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz4
- türk erkeği endonezyalı kız evliliği6
- sözler köşkü6
- kolay gelsin denilen esnafın cevap vermemesi3
- sözlük açsanız ismi ne olurdu2
- erkekler zıçar kızlar kakaloş yapar3
- multitap2
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi21
- bir yazarın profiline girip entrylerini okumak8
- damarsız tüysüz manisa yaprağı15
- normal sözlük ismi ne2
- sıpsıkıcı olmanız4
- saçını mora boyatan kızın amacı3
- sırrı süreyya önder28
- askerde sözlüğe girmek4
- burcu akrep olan birini akrep sokması3
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri11
- şikeci amedspor5
- silver ile evlenecek erkek52
- bodofff2
- abdullah öcalan orospu çocuğudur18
- irmik helvası2
- ataköy'deki anyma konserinin iptal edilmesi3
- günümüz çocuklarının ana babayı saymaması2
- göğüs kıllarım çıkmıyor16
- dün gece ne oldu13
- 30 ağustos 2026 girne feribot faciası26
- sözlükte evlenecek adam kalmaması3
- sözlüğün bitmiş olması3
- müslüman cinler2
- mesaj atıp konuşmayan kız2
- 1948 arap israil savaşı2
- fasulyeyi akşamdan suya koyan erkek5
- el chadaille bitshiabu9
- sarapci koala58
- osmanlı'ya alerjisi olan tipler4
- tutmayan başlık açma rehberi7
- osmanlı torunuyum diye gezen çomar4
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- bazı şarkıları dinlemekten korkmak4
- hristiyanlık4
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- anın görüntüsü16
- sevgiliyle yaşamanın normalleştirilmesi4
hem sadece üreme endeksli sürüngenler hem de önbeynini, aklını kullanabilen kişiler için kullanılan tabir, dünyadaki her insan tanrıyı temsil eden iradeye ve onun saf suretine sahip değil, tıpkı diğer hayvanlar gibi dünyanın varoluşuna hizmet ediyor birçoğu.
hiç sevmem. kedi severim ama kedilerde de memduh hariç.
Beşeridir. Şaşar, hata yapar, bu hayata çabalamaya, düşünmeye, hata yapmaya ve hata yaptıkça öğrenmeye gelmiştir. Bazen yaşadığı hayatı sorgulayıp, hayat bazen çok boş dese de eğleneceği ve dinleneceği zamanı bilir.
"sizi bir tek nefisten (adem'den) yarattı, sonra eşini de ondan yarattı. sizin için davarlardan sekiz çift indirdi (buyruğu indirdi, onları yarattı). sizleri analarınızın karınlarında üç karanlık içinde çeşitli evrelerden geçirerek yaratıyor. işte rabbiniz allah budur. mülk o'nundur. o'ndan başka ilah yoktur. nasıl da (o'na ibadetten) çevriliyorsunuz!"
zümer suresi 6. ayet.
görsel
zümer suresi 6. ayet.
görsel
iNSAN, “bir şeyin ortaya çıkması” demektir; insana “insan” denmesi, kemâl mertebesine yatkınlığı ve “ünsiyet” ile ilgili olmasıdır.
salih mirzabeyoğlu - insan 2.cilt
salih mirzabeyoğlu - insan 2.cilt
islamiyetin evvela anlattığıdır.
mendebur bir varlık. gördüğüm zaman tüylerim diken diken oluyor.
insan bazen bazı şeylerin değerini ancak ihtiyaç duyunca anlıyor, sağlık da bunlardan biri. Çevremde hep sigortayı sonra yaptırırım diyenler vardı, açıkçası ben de çok farklı düşünmüyordum. Ama geçen aylarda bir anda rahatsızlanınca özel hastaneye gitmem gerekti. O an tamamlayıcı sağlık sigortamın olması gerçekten de işimi kolaylaştırdı. Ben sigortamı Türkiye Sigorta üzerinden yaptırmıştım ve randevumu kısa sürede aldım, uzun süre sıra beklemeden muayene oldum ve tedavime başladım. insan gerçekten de garip, her şey yolundayken hiçbir şeyi dert etmiyor ama küçük bir aksilik yaşayınca aslında neyin önemli olduğunu o zaman anlıyor. Bir sorun yaşanana kadar sigorta akla gelmiyor ama ihtiyaç anında işlerin daha kolay ilerlemesi açısından oldukça fark ettiriyor.
kör bir kedinin güneşi hissetme çabasına ağlayanı da var, zikmezse ölecek hastalığından muzdarip olanı da. niye yaşıyorsun diyene yarının merakı diyen de var, dünün hatrı diyen de. elektrikli koyun düşlemekten acizi de var, hayal kurmazsa patetik bir patatesten farkının kalmayacağını düşünen de. iyisi var, kötüsü var. hepsinin de sebebi, bahanesi var. ben nadal'ınki gibi forehand'im yok diye onu kıskanıyorum, öbürü gelip "kafan ne güzel, deodorant mı içiyorsun?" diye bana soruyor. annem de hep "sen ne anlaşılmaz bi piçsin" dediği zaman, "şu an hitler'den hiçbir farkın yok biliyosun di mi" diyorum. sonra sessizce dağılıyoruz. telefonda oluyor bunlar. kimisi kaybolmuş bir dilden çeviri gibi kokuyor, kimisi nasıl koktuğunu bile bilmiyor. güzel güleni var, güzel söveni. kimi balık sevmez, kimi sudan denizkızı çıksa aşık olur, ayak fetişisti olduğuna aldırış etmeden. çok içeni var, içince susanı. çok susanı var, sözleri manas destanı. yolda görsen bakmazsın kimine, içini bilmezsin kaşı gözü bahane. bazısı da var bakınca böbreküstü bezlerin titrer, su gibi. içmeye başlasan dibindeki tortu feci. kafiye komik oluyor ve hoşuma gidiyor neredeyse. belki de çok içtim, yazasım var bu akşam hallice.
neyse işte sanço, en nihayetinde... insan dediğin değişik değişik. sana göre süt, bana göre çikolata durumu var o yüzden biraz. ve herkes kendince masum olduğu için kimse suçlu değil.
uzat şu rakıyı.
neyse işte sanço, en nihayetinde... insan dediğin değişik değişik. sana göre süt, bana göre çikolata durumu var o yüzden biraz. ve herkes kendince masum olduğu için kimse suçlu değil.
uzat şu rakıyı.
“Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki sana emanettir. O emanetin mâliki her şeye kadîr, her şeyi bilir bir Rahîm-i Kerîmdir…”
Lem'alar, On Yedinci Lem'a
Lem'alar, On Yedinci Lem'a
insan allah’ın insanıdır. ahseni takvimdir. insanla oynayanla oynamayın.
bütün pisliklerini kalbinin en arka odalarına gizleyen ve en aşağılık seviyelerini nadiren dile getiren varlık.
çoğunluğumuz, kendimize yakıştırdığımız o makul maskeyle dışa dönüğüz. en basitinden, çirkin çıktığımızı düşündüğümüz fotoğrafları siler, güzel olanlarını da diğerleriyle paylaşırız mesela. di mi?
hm. ben de bir istisna değilim.
nedeni de belli aslında. biliyoruz ki senin dışında herkes sütten çıkma ak kaşık. o yüzden toplum, senin bir bokluğunu yakaladığı anda seni o ulvi mertebeden aşağıya doğru yargılar. özellikle de adın çıkmışsa yahut tanınan biriysen, insanlığın bütün ahlak komisyonu başına üşüşüyor.
oysaki herkesin kapısının arkasında başka bir oda, başka bir ayıp ve mümkünse kimsenin görmemesi gereken başka bir yüz var.
tiksiniyorum bazen. hem kendimden hem de diğer herkesten.
tşkrler yine de.
çoğunluğumuz, kendimize yakıştırdığımız o makul maskeyle dışa dönüğüz. en basitinden, çirkin çıktığımızı düşündüğümüz fotoğrafları siler, güzel olanlarını da diğerleriyle paylaşırız mesela. di mi?
hm. ben de bir istisna değilim.
nedeni de belli aslında. biliyoruz ki senin dışında herkes sütten çıkma ak kaşık. o yüzden toplum, senin bir bokluğunu yakaladığı anda seni o ulvi mertebeden aşağıya doğru yargılar. özellikle de adın çıkmışsa yahut tanınan biriysen, insanlığın bütün ahlak komisyonu başına üşüşüyor.
oysaki herkesin kapısının arkasında başka bir oda, başka bir ayıp ve mümkünse kimsenin görmemesi gereken başka bir yüz var.
tiksiniyorum bazen. hem kendimden hem de diğer herkesten.
tşkrler yine de.
Kendisini hiç sevmem ama ahmet Altan'ın 40. Oda şiiri güzeldir.
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?Ne kadarınız gerçek sizin?Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...
Ne kadarınız gerçek sizin,
kırk odalı şatonuzun kırkıncı odasındaki
kilitler altında sakladığınız gerçek
duygularınızla,
gerçek düşüncelerinizin ne kadarı yansıyor
hayatınıza,
söylenmeyen neler var kuytularda,
hani kendinizden bile sakladığınız,
bir sinir kriziyle ya da büyük bir acıyla
yahut da muhteşem bir sevinçle kabuğunu çatlatıp da
ortalara dökülecek neler biriktiriyorsunuz
içinizde...
Ne kadarınız kendi sahtekarlığınızın esiri?
Sevip de söyleyemediğiniz,
özleyip de açıklayamadığınız
ya da sevmeyip de sevginizin eksikliğini içinize
gömdüğünüz oluyor mu,
korkaklıklar var mı,
kalleşlikler var mı,
yoksa diplerde saklanan cesaretiniz bir işaret mi
bekliyor...
Göründüğünüz insan mısınız siz,
yoksa bir define arayıcısı hazineler mi bulur
içinizde
ya da yıkılmış bir kentin harabelerini mi
taşıyorsunuz?
Derununuzda neler saklıyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ülkenizle ilgili düşüncelerinizi söylüyor musunuz,
yoksa başınızı belaya sokmayacak kadar akıllı mısınız,
gerçek düşüncelerinizi başbaşa konuşmalara mı
saklıyorsunuz,
açıkça konuşanları biraz aptal buluyor musunuz?
Günahlardan yapılmış hayaller var mı içinizde,
günahtan korktuğunuzdan bunları saklayıp
Tanrı'yı mı kandırmaya uğraşıyorsunuz?
Günahları sevmiyor musunuz, seviyor musunuz
yoksa...
Uzun bir yolculuğa çıkar gibi
duygularınızla düşüncelerinizi denklere
sarıp da içlerinizde bir yerlere mi
yerleştirdiniz,
bir gün yolculuk bitince açmayı mı düşünüyorsunuz
aslında yolculuğun hiç bitmeyeceğini ve
denklerinizi
hiç açmayacağınızı bilerek...
Bir gün çıldırsanız da
bütün duygularınızla düşüncelerinizi açıkça
söyleseniz,
neler duyacağız sizlerden,
gizli palyaçolar mı çıkacak ortaya,
yoksa korkaklığın altında,
bir istiridyenin içinde büyüyen inciler gibi
büyümüş yiğitlikler mi?Kızgınlıklarınız yok mu sizin,
öfkeleriniz, isyanlarınız?
Aşklarınız yok mu?
Kendi sahtekarlığınıza ne kadar esirsiniz?
Esaretten kurtulsanız da gerçekler dökülse ortaya,
kendinize şaşar mısınız,
hiç düşündüğünüz oluyor mu kırkıncı odada neler
var diye, hangi unutulmaya çalışılmış sevgililer,
dile getirilmeyen özlemler,
söylenmeye söylenmeye birikmiş öfkeler,
hangi boşvermişlikler,
hangi inkar edilmiş arzular yatıyor diplerde?Ne kadarınız gerçek sizin?Kimselerden korkmadığınız kadar korkuyor musunuz
kendinizden?
Şehrin ışıklarının bulutlara yansıdığı
turuncu pırıltılı külrengi bir gecede,
şimşeklerle boşanan yağmur başladığında
şatonuzun odalarında bir gezintiye çıkıyor musunuz,
ağır ağır yaklaşıp o kırkıncı odaya açıyor musunuz
kapıyı usulca, gördükleriniz ağlatıyor mu sizi,
bu kadar gerçeği o odada saklayıp,
hayatı yalandan yaşadığınızı farketmek nasıl bir
sarsıntı yaratıyor?
yoksa, ne gökyüzüne vuran ışıklar, ne yağmur, ne de
ıssız gece,
sizin kırkıncı odaya yaklaşmanızı sağlayamıyor mu,
korkuyor musunuz kendi gerçeklerinizden,
kırkıncı odanız size de mi kapalı,
kendi kendinize bile mahrem misiniz?Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?Şöyle rahatça bütün duygularınızı,
bütün düşüncelerinizi söyleyebileceğiniz bir diyara,
kendinizi bile yanınıza almadan.Ah aslında ben onu seviyordum diye ağlayacağınız
kimleri saklıyorsunuz koynunuzda,
yüksek sesle eleştirip de
içinizden hak verdiğiniz hangi düşünceler var,
kendinizi akıllı bulurken aslında gizlice kendi
korkaklığınızdan utandığınızın itirafını nerelerde
gizliyorsunuz?
Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bunu hiç düşündüğünüz oluyor mu
yoksa bunu düşünmek bile yasak mı size?
Neler var kırkıncı odada?
Otuzdokuz odadan yapılmış hayatınızı,
kırkıncı odanın kapısını açmamak için yalandan mı
yaşıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz bunu?
Açsanıza kırkıncı odayı yağmurlu bir gecede
belki...
Belki de hiç açmazsınız,
kapalı bir odayla yaşarsınız bütün ömrünüzü,
kendinizden sıkılarak...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar