bugün

Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma.
Allah'a ve dininene inanma,iman,itikat.
bir erkek ismi.
sahip olunan kesin bilgi
inanç öyle bir çay ki yeşertir bir gün çölü...
kişinin içerisinde mum ışığı kadar da olsa bulundurması gereken, yerine göre yol gösterici, karar mekânizması, seçicilik vs.
into my arms http://www.youtube.com/wa...p;mode=related&search=
bir şeyin doğru olduğunu düşünme ve bunu sorgulama durumu.
fotoğrafın altın da şunlar yazıyor..:

Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı..

http://www.milliyet.com.t...fa/50yil/default.asp?id=9
varolma sebebimizdir(bkz: ..."zaten inancımız olmasa varolmanın anlamı anlamsızlıktan başka bir anlama gelmezdi")
bir Jane Austen romanı.
kaybettim.. hükümsüzdür..
kişinin değerlerini oluşturan, insanı insan yapan, olmaması halinde içinizde koskocaman bir boşluk hissettiren, var olduğuna inanılan her şeye karşı duyulan bağlılık.
ihtiyaç.

ama Hava ya da su değil sanki, tam olarak benzin gibi. Yokluğu teoride değil, pratikte yok ediyor. Ölmüyor, yetilerinizi kaybediyorsunuz olmadığında.

birşeylere inanmak varlığınızı sürdürmek için bir şart halini alıyor.. Tanrıya, bir ideolojiye, bir kadına, ölüme..

ama inanma ihtiyacınız asla bitmiyor..
(bkz: yan komşu)
nietzsche'ye göre "inanç gerçeği bilmek istememektir."
(bkz: inançsız olan bir insan bile inançlıdır) *
duruma gore vicdanı esir alan duruma gore insanı ozgurlestiren kurum.
tabi ki neye inandıgınızla alakalı bir durum bu. din baglamında inanc ogretilir.
yani bir insan telkin olmadan herhangi bir dine kapılanmaz. ormanda kaybolan
cocukları dusunun, eger sag kalabilmisse medeniyetten uzaklasır-vahsilesir.
eger konusmayı biliyorsa unutabilir ya da en fazla ogrendigi kadarını muhafaza eder.
uzerine yeni kelimeler-bilgiler koyamaz.

ogretilmis bir inanc olan din de alıskanlıktır, insan alıskanlıklarını kolay kolay terkedemez.vicdani kanaatleri kendi dısındaki dunya tarafından bicimlendirilmistir.
doğru yerden çıkmayı bilmediğinde, girdiğin yere geri döndüğün.. döner kapı.
yağan yağmur ve kar temizdir ancak düştüğü yere göre vasıf alırlar...
mantıkla sorgulanmaması gerekendir.
dini inanç olarak düşündüğümüzde dogmatiktir, yani sorgulanamaz.
geriye kalan inançlarınız ve fikirlerinizi üzerine yorum yapın, onları sorgulayın ki; bir gerçeğe dayansınlar ve inandırıcı olsunlar.
"hz. muhammed efendimize, allah tarafından sadece bir kereliğine cehennem gösterilmiştir. gördükleri karşısında peygamberimizin kendisini günlerce korku ve gözyaşı içinde görenler sormuşlar, ya allah 'ın resulu nedir seni bu hallere düşüren. "eğer ki, benim gördüklerimi görseydiniz gözleriniz yerinden çıkar, ödünüz patlar ve olduğunuz yerde düşüp kalırdınız" "

nasıl çarpık bir düşünce sistemim varsa, nasıl saçma düşüncelerin içinde boğulup kalmışsam, nasıl içimdeki boşluk devasa bir karadelik haline gelmişse artık; benim bu yukarıdaki anekdottan anladığım tek şey, ortada psikopat bir tanrı olduğu. kendi gönderdiği peygambere acı çektiriyor. "bak seni yarattım, bana inanacak şekilde de programladım, ama inanmayanlar için de şöyle bir yerimiz var, bir göz at istersen" diyor. bu tanrı alenen elindeki gücü kötüye kullanıyor arkadaş. önce insanları yaratıyor(ortada ne fol ne yumurta), sonra onları kötü yola düşürüyor(her şeyin sebebi o değil mi ne de olsa), sonra bir peygamber gönderiyor ki dünyayı düzeltsin(fazla süpermen filmi izlemiş olsa gerek), sonra da onun vasıtasıyla insanları korkutuyor ki kendisine tapsınlar(ego tatmini).

ya çok fazla felsefi analizlere gaklara guklara gerek yok. tek bir soru yeterli: neden? neden günde 5 kez kendisine ibadet edilmesini isteyecek kadar megalomanyak bu tanrı?(gerçi bunun bir de öncesinde peygamberle pazarlık kısmı var; neyse ki hz muhammet'in pazarlık kabiliyeti iyi olduğu için 5 vakitle kurtarıyoruz. bir tanrı neden kendi yarattığı varlıklara acı çektirmek ister? bir tanrı neden kendi yarattığı şeytan'la sidik yarışına girer, nefis'le aşık atmaya kalkar? yahu bu din kendi içinde tutarlı bir şekilde "neden" sorusuna bir tane cevap veriyor mu?

her insanın aklının kendi sınırları vardır, bunlardan ötesini tahayyül edemez. ama din insanların düşüncelerini o kadar dar kalıplara sokuyor ki en basit şeyler bile akla gelmiyor. gelse de yine dar kalıplar içinde cevap bulunuyor. zaten önemli olan da anlamaya çalışmak değil, insanın kendini tatmin etmesi. faizsiz bankacılık'a yatırdın mı paranı rahatsındır, o paraya neler oluyor, nasıl faiz olmadan bankacılık oluyor falan filan bunlar önemli değildir. çünkü bilgi sürekli sorun getirir. (bkz: ignorance is bliss) daha kolayı ise rahatça önüne atılan yemi yemek, kendi totolojilerinle kendini tatmin etmektir. cmylmz'da reenkarnasyon'la dalga geçilirken "öldükten sonra kralsın be olum" lafından gelen tatmin bu.

yahu adam gibi bir ikna taktiği bile yok, sadece korku propagandası. bu tanrı kendisine her daim ibadet edilmesini isteyecek kadar megaloman, bizzat kendi yarattığı insanlar bizzat kendi yarattığı nefis'e yenik düştü diye binbir işkenceden geçirecek kadar psikopat, insanların ahlaklarının çevresel koşullardan oluştuğunu bilmeyecek kadar cahil, en nihayetinde tüm her şey kendi imalatı olduğu için, ortada yargılayacak bir dış öğe olmadığını anlayamayacak kadar aptal, aslında tümüyle kendi ürettiği düşüncelerin, çevresel koşulların bir sonucu olarak önüne atılan mamayla yetinmeyen ateistleri de cehenneme yollayacağını söyleyecek kadar çılgın.

ama ne gerek var düşünmeye. önümüzde zaten hazır mama var. "siz var ya yanacaksınız olm" lafı, zaten tüm her şeyi bitirecek nitelikte. ortada sadece "siz istediğiniz kadar düşünün, doğru yalnızca bizim dediğimiz" diyen insanlar var. nato kafa nato mermer de demiyorum, çünkü bu da olayı sadece bir aydınlanmaya bağlıyor, altındaki dinamikleri yok sayıyor. "öldükten sonra yaşayacağını düşündüğü tatminle ölmeden önce kendini tatmin eden insanlar"a bunları anlatmanın imkansızlığını da kabulleniyor ama cahilliğin ortasındayken kendini bilgi deryasında zannedenlere de hakikaten sinirleniyorum. bilmiyorum, belki de kıskanıyorumdur o rahatlığı, belki de imreniyorumdur içten içe her şeyi çözmüş olma huzurunun dayanılmaz hafifliğine. ama en azından, sırf çevreye bakıldığı için hapse atılmak(cehennem), sırf önümüzdeki küçük kaptaki mamadan gözümüzü kaldırmadığımız için kazandığımız bir cennetten daha değerli gibi geliyor.
sadece dinler ile ilişkilendirilen ama aslında hayatın her alanında bulunan bir bilgi türüdür. bir otoriteye güvenerek bir bilgiyi doğru kabul etmek her şekilde inançtır. otoriteye inanma durumu vardır. bunun örneklerini de bilimde sürekli görebiliriz.

hayatında hiç biyoloji, zooloji ya da genetik eğitimi almamış insanlar; bir kaç profesör ve üniversiteyi otorite kabul ederek evrim teorisine inanmaktadırlar. insanların evrim teorisine inanması evrim teorisinin yanlış olduğunu göstermez ama bunun bir inanç olduğunu reddetmek sonra da dinlere inanan insanlara sanki kendilerinin akılcı davrandığını iddia etmek ikiyüzlülüktür. akıl yolu ile varılmayan, bir otoriteden yola çıkarak bir bilgiyi kabul etmek tamamen inançtır.

türkiye'de de ve hatta batı dünyasında da bilim gittikçe inanç üzerine kurulmaktadır. konularında üst düzey olduğunu düşündüğümüz bir kaç üniversite ve profesör evrim teorisi, küresel ısınma gibi teoriler ortaya koymakta ve biz de bu sonuçlara nasıl varıldığı ile ilgilenmeden sadece otoritenin güvenilirliğine bakarak teorilerine inanıyoruz.

peki din adamlarının bilim adamlarından farkı ne. din adamları da ortaya ahlaki bazı doktrinler koyuyorlar. koydukları doktrinler çoğu insanın hayatının anlamlı olmasını sağlıyor. çoğu insana mutluluk sağlıyor. bu durumda bu doktrinlere yanlış diyebilir miyiz? burada din adamları çoğu insan için güvenilir bir otorite oluyor. aynı şekilde bilim adamlarının çoğu insan için güvenilir bir otorite olması gibi.

anlayacağınız bilim ile din arasında fark sadece birinin materyalist, diğerinin idealist olmasıdır. bilim teorilerini materyalist dünyada oluştururken, dinler teorilerini materyalist dünyanın ötesinde oluştururlar. olay bir insanın hangi felsefeye yakın olmasındadır.
insana, insan olma özelliğini kazandıran temel yapı taşlarından bir tanesidir inanç sadece özgü bir olgudur. yeryüzünde inanca sahip tek canlı türü insandır.
kişiye özeldir..

kur'an bi kaç kişi ya da belli bi grup için gönderilmemiştir..

bu bakımdan , kur'anı ya da incili ya da tevratı kendileri okudular da kimse okumadı dusturuyla yol gösterici ayaklarında takılanlar , 3 semai dinde de günah olan "yaradana şirk koşmak" eyleminin özneleridir..
günümüzde kişilerin açığını yakalamak için kullanılır.
herhangi bir şeye inanabiliriz. veya inanmayabiliriz. kesin olan tek şey, inancın bir ihtiyaç olduğudur.
(bkz: bitmez tükenmez güç kaynağı)
(bkz: motivasyon)
ihtiyaçtan kaynaklanan bir çeşit güvenme hali.
--spoiler--
Avustralya'da dolar milyoneri bir kadın, üç kızına bıraktığı mirasla onlara ömürleri boyunca unutamayacakları bir ceza verdi.

2.7 milyon Avustralya doları serveti olan Valmai Roche adlı kadın, 81 yaşında hayata veda etti. Roche'nin üç kızı, annelerinin ardından kendilerine kalacak mirasın hayalini kuruyordu ki, aile avukatının kendilerine okuduğu vasiyeti duyunca kelimenin tam anlamıyla şoke oldular.

Anne Roche'nin ölümünün ardından avukatı mirası açıkladığında kızlardan her biri kendilerine 5 Avustralya senti değerinde 30 adet gümüş bırakıldığını gördü. Roche, kızlarını cezalandırırken incil'i örnek aldı.

incil'de, 30 parça gümüş Hz. isa'ya ihanet eden Yahuda için biçilen değerdi. Roche, aynı miktarı kızlarına miras bırakarak, onları kendisine ihanet etmekle cezalandırmış oldu.

Anne Roche, kızlarını annesi Dorothy Hauber'in ölümünden sorumlu tutuyordu ve bu nedenle kızlarını 2.7 milyon Avustralya doları tutarındaki servetinden mahrum bıraktı.

Roche, servetinin büyük kısmını Katolik Kilisesi'ne bağışladı.
--spoiler--
http://www.hurriyet.com.t...unya/14560928.asp?gid=373
gerçekle gerçek olabilecekler arasında seçim yapmaktır. ya kendin olabilmektir yada kendini oyuncu görmektir.
demokrasisini ve insan haklarını gerekli seviyeye eriştirememiş toplumlarda hep başkalar tarafından oluşturulmaya çalışılan bireysel hak.
olmadan yasayamayacagim ve kaybetmekten cok korktugum hazinem.
insanların en büyük ihtiyacıdır inanç. Bu nedenle inançsız insan yoktur. Sadece değişkendir inanç ama hedef hep aynıdır.
kendimizi bir inancımıza adamak, cesaret göstermek ve ölesiye sevmek kavramlarının anlamlarını bilebiliriz ama... ancak uygulayabildiğimizde kavrayabiliriz onların anlamlarını...
inanç aşk gibidir. ispat istemez. mantıksal bir açıklama beklemez.
ya vardır ya da yok.
"benim gözümde inançlı insan, sadece bazı değerlere inanan kişidir- ve ben bunları tek bir değerde özetlerdim: insanoğlunun onuru" der amin maalouf ölümcül kimlikler adlı kitabında.
bir şeyi dilinle söyleyip kalp ile takstip etmek buna inanç denir.

inançsız bir insan meyve vermeyen bir ağaca benzer...
güven gibidir, kaybedildiğinde yeniden oluşmaz.
getirdiği mutluluk ucuz ve tehlikeli olan şey.
Jane Austen'in en bilinen romanlarındandır.
kişinin yaşamı içerisinde öğrendiği değerler, ve öğretilerdir ki, batıl olanı da hep olagelmiştir.
bir dönem uğruna savaşlar yapılan, canlar verilen inançlar zamanla batıl olabilmektedir.
sadece motivasyondur.
evet insan üzerinde muazam bir motivasyonu olan . gerçeklikle tabiki yakından uzaktan alakası olmayan davranış. dünyanın her köşesindeki hemen hemen her insan buna en ilkel kabileden en yüksek teknoloji üreten ülkelrde dahil hemen hemen bütünün yaprığı bir motivasyon kaynağı. ve her işte olduğu gibi bu sektöründe en baba yaratıcıları yahudilerdir. bugün dünyada ki hakim inanç olan tek tanrılı dinleri yaratan kişilerdir.
samandağ boğmasıdır.
(bkz: bol anasonlu %90 ı rakı olan tek duble)
felç geçirmiş annemin gözleriyle namaz kılma çabasıdır inanç.
inanç dediğin şey çok garip lan.

Dini inançlarımıza sığındığımız kadar hiçbir şeye sığınmıyoruz mesela. Korkudan altımıza ettiğimiz anda hiçbirimiz ateist değiliz mesela. Hepimizin bir Allah'ı var.

Bugün bundan bahsetmeyeceğim ama.

Asıl konu, kendimize olan inancımız. insan isterse en zoru bile başarabiliyor. Bir zamanlar imkansız dediklerimizi başaran insanlar kesinlikle inançlı insanlardı. Kendilerine olan inançları, ''ben bunu yaparım'' a olan güvenleri en fazla olanlardı.

Uğraşmadan, çabalamadan hiçbir şeyin olmayacağını biliyorum. Yani, bir şeyi kendin yapmıyorsan eğer, başka biri senin yerine aslamaz yapmaz. Altına etmeyi bırakana kadar ailenin yaptıkları hariç tabi. Anneler bir tane.

Eğer birini seviyor ve O'na bunu söyleyemiyorsan, hatta hissettiremiyorsan bile, ilahi bir gücün çıkıp O'nu sana ayarlamasını bekliyorsun. Allah meleklerinden birini görevlendirip, kimseyi kimseye ayarlamıyor. Buna eminim. O yüzden kendin bir şeyler yapmalısın. Bunun farkına varıyorsun. Ve o geldiğinde ellerinin titremesini engellemeye çalışman anlamsız. Konuşurken sesin titreyecekse bırak olsun. Bu yaşaman gereken heyecan. Aşkın ne kadar büyükse bunu o kadar fazla yaşarsın. Bu yüzden seviyorsun zaten. Gidip konuşursun. Bu kadar basit. Hayır, bu kadar basit değil. Çünkü ayaklarının, O'nun yanına gitmeye karar verdiğin zaman direnecek gitmemek için. Aklın; '' aslında sen çok çirkinsin. Yani bugün. Belki de yarın iyice süslenip öyle çıkmalısın karşısına. Şimdi değil. Yapma. '' diye çığlıklar atacak. işte tam burada inançların devreye girer. Allah'a değil, kendine olan inançların. '' En güzel benim '' diye kendini kandırmalarından bahsetmiyorum. '' Sonu ne olursa olsun ben bunu yapacağım. '' derken ki inanç benim bahsettiğim. Beyninin seni caydırmaya çalışan en ücra köşelerini bu inanç ile zaptedersen o zaman kazanan sen olacaksın. Haydi git, yap bunu. Kazanan sen olmasan bile inançların olacak.

Olsun.

Sahip olduğun en büyük şey bu değil mi zaten ?
inancın kaynağını dinsel/mistik öğelerde arayan bireyin sadece tanrıyla ilişkilendirdiği, oysaki çok geniş bir bakışaçısıyla değerlendirilmesi gereken son derece derin kavram.
"inanç görünmeyene inanmaktır, görünmeyene inanırsanız başkalarının görmediklerini görürsünüz."

ahmet şerif izgören