bugün
- nev14
- katatespizartmasi8
- ciddi ciddi devlet aklı diyen şahıs3
- link atınca bu ne diye soran insan4
- 2006'nın 20 sene önce olması5
- çocukluk arkadaşlığı11
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- gammazlar adam mıdır sorunsalı2
- 200 bin lira borç verir misiniz6
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- 47 bin liradan 25 bin liraya düşen ürün6
- kimsenin memleket takımı tutmaması17
- ekonomiyi mahvedip sürekli israil haberi yapmak4
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- krt tv2
- hazzetmediğim milletler2
- zengin olunca yapacaklarınız2
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- 24 ekim 2026 muğlaspor istanbulspor maçı6
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler9
- zeytin toplamaya giden sözlük yazarları4
- sabah programları6
- fon vurgunu56
- kürt hurdacı3
- uludağ sözlüğün geldiği durum3
- aziz yıldırım2
- ressam ılgın tosun pastel sanatçısı2
- zeytinyağlı barbunya2
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- mortal kombat3
- skoda octavia2
- flört uygulamalarında eşleşme algoritması10
- künefenin sünen peyniri2
- şu an ne isterdin14
- gammaz olmak2
- 24 ekim 2026 gazeteci eylemleri2
- van damme'ın rakibinin taşaklarına vurması2
- 10 şehirde basın özgürlüğü yürüyüşleri4
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- serdar ortaç'ın sahneye sarhoş çıkması3
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur12
- amerika'nın'ya yanında olursunuz'ya yok olursunuz2
- iran da şahı da humeyni'yi de biz getirdik4
- tuborg green'i delist eden vizyonsuz türk tuborg2
- herkes nerde5
- sarı teker vs sarı tutku2
- futbol17
- dincilere laf anlatmakta çalışmak19
- cadılar bayramında cadı kesmek4
- lüks mekanda fotoğraf çektiren 2 lig futbolcusu2
Tadmadan bilinmez...
to crush your enemies, see them driven before you, and to hear the lamentation of the women!
https://www.youtube.com/watch?v=NzvFNLAnYNw
https://www.youtube.com/watch?v=NzvFNLAnYNw
istediğin mesleği yapabilmektir.
sıçmaktır efendim. bir ben miyim sıçarken mutlu olan? bu kadar basit bir şeyden bile mutlu olabiliyor muşum lan vay amına koyim.
ruh ikizini bulmak gerçek mutluluktur.
mutluluk sadece müzik uyuşturucu ve sex ile sağlanir. diğer herşey sadece asık bir suratı hakediyor.
mutsuz olmama durumudur, otesi yok. zaten mutluluk diye birsey yok. schopenhauer felsefi bu konuya gayet tatminkar ogretilere sahiptir.
Namaz kıldıktan sonra günahlarınız aklınıza gelir bazen...
kendinizi tutamayıp hıçkırıklara boğulursunuz.
Rabbim ben bunun hesabını nasıl vericem, diye sızlanır af dilersiniz.
Orda döktüdüğünüz gözyaşlarının ardından daldığınız uykuda gördüğünüz rüyanın adıdır gerçek mutluluk..
Ve herkese nasip olmaz...
kendinizi tutamayıp hıçkırıklara boğulursunuz.
Rabbim ben bunun hesabını nasıl vericem, diye sızlanır af dilersiniz.
Orda döktüdüğünüz gözyaşlarının ardından daldığınız uykuda gördüğünüz rüyanın adıdır gerçek mutluluk..
Ve herkese nasip olmaz...
hayattan keyif almanın sonucu bence.
bir ailenin olması sağlığının yerinde olması. gerisi boş
Sadelik , beklentileri en aza indirmek ve kendini ait hissettiğin şeye adamaktır.
sevdiğin insanları mutlu etmek.
Başkaları için verilen emeklerin ruhta bıraktığı hazdır.
henüz erişemeriğimiz.
Çocuk olmaktır. Hiç büyümeyen, meraklı, yaramaz bir çocuk ve saçma sapan sorular sorup saçma sapan cevaplar verebilendir. Çünkü çocuklar küçük bilgelerdir. Mantık tanımaz. Kalıplara sığınmaz.
"ben mutlu olmak istiyorum" demekle kazanılmayan mutluluktur.
her gerçekliğin içinde saklı bir sahtelik vardır.
bu tıpkı insanoğlunun nankörlüğüne benzer.
yaz gelir yağmur yağsın deriz, kış gelir güneş açsın deriz.
saf mutluluk vardır. bir şeye bağlı kalmadan.
bir şeye bağlı kalınarak mutlu olmak risklidir.
o şey gidince mutluluk da gider.
insanlar bencildir. "şunu istiyorum bunu istiyorum" diye diye hiçbir şey elde edemez.
oturur kıçının üzerine yine.
"iyilik yap iyilik bul" geçrekçi bir söz değildir.
tamamen tesadüfün bonzai halidir.
asıl mutluluk bir şeye bağlı kalmadan içindeki huzurdur.
huzurun varsa mutlusun.
her gerçekliğin içinde saklı bir sahtelik vardır.
bu tıpkı insanoğlunun nankörlüğüne benzer.
yaz gelir yağmur yağsın deriz, kış gelir güneş açsın deriz.
saf mutluluk vardır. bir şeye bağlı kalmadan.
bir şeye bağlı kalınarak mutlu olmak risklidir.
o şey gidince mutluluk da gider.
insanlar bencildir. "şunu istiyorum bunu istiyorum" diye diye hiçbir şey elde edemez.
oturur kıçının üzerine yine.
"iyilik yap iyilik bul" geçrekçi bir söz değildir.
tamamen tesadüfün bonzai halidir.
asıl mutluluk bir şeye bağlı kalmadan içindeki huzurdur.
huzurun varsa mutlusun.
Saglik, sihat, huzur varsa, dunyanin en mutlu insanisindir.
sevmektir.
Ölüme kadar arayacağımız ve peşinde giderken acı çekeceğimiz olgudur. Bu yüzden çok uzaklarda ya da gençken yaşlılık için kurduğumuz hayallerde aramak çok boş bunu. Küçük şeylerden çıkarmaya çalışın mutlulukları kimseyi üzmeden ya da hırpalamadan. işte onlar gerçek mutluluklardır.
ben de hep aradım mutluluğun ne olduğunu, ve buldum.. mutluluk kurduğun hayali gerçekleştirmektir. insanın en mutlu hali budur. bu benim şahsi düşüncem, ama örnek isterseniz mesela bir söz dolaşıyor bu aralar paylaşım sitelerinde, en büyük mutluluk başkalarının yapamassın dediğini yapmaktır diye. benim dediğim de buna tekabil ediyor.
rabbinin her daim yanında olduğunu hissetmektir..
cevabı "budur" olan soru.
kalıcı olmadığı notlar kadar gerçektir. kalıcı olan her zaman mutsuzluk getirmiştir, kalıcı mutluluğu aramak mutsuzluğa eş değerdir, değişimse her yerde vardır mutlulukta bile..
nedir gerçek mutluluk?
nedir gerçek mutluluk?
Gerçekler her zamanda ve mekanda bizi daha çok ilgilendirmelidir. Hayaller ve varsayımlar aldatıcı birer afyondur. Ama sen mutlu olmak istersen gerçeklerden olabildiğince kaç. Uyut kendini rüyalarla, avut sonra ruhunu olurlarla, bir umutlarla! Peki gerçekleri kabullenerek mutlu olunmaz mı?
Herkes mutlu olmak ister bu bir temennidir, umuttur, istektir... Mutlu olan ya çok hayalperesttir ya da kendi gerçekliğini titizlikle hesaplamış, ölçmüş, biçmiş meydana getirmiştir. Hayallerle, rüyalarla, tasarımlarla oturduğun yerden sahte bir dünya kurup mutlu olmak amiyane tabirle hayatı toz pembe görmek basittir; fakat aldatıcıdır. Gerçekleri algılayarak benimseyerek görerek ve bilerek bizatihi yaşayarak mutlu olmak ise zor olandır; fakat hakikidir.
Sahici mutluluğu arayanların işinin zor olmasının temel nedeni olayları, durumları, olguları hem iyi hem kötü yönleriyle değerlendirmeleridir. Terazinin kefelerine üleştirdiğinde kötüler ağır basıyorsa işin vahimdir. Hayalperestte bu tarz bir sorun yoktur. Ne kadar kötülük koyarsan koy hileli terazisi sayesinde hep güzellikler ağır gelir. Çünkü o, güzelliklere güneş aydınlığında bakarken olumsuzluklara zifiri karanlık duygusuyla gözlerini kapar. O, gözünü kapa diye gece olmamıştır elbet bu çocuksu bir kandırmacadan ibarettir.
Aslında beyinle alakalı bu mesele. Beyin çalıştıkça algılama ve olayların derinliklerine nüfuz etme eğilimi geliştikçe mutluluk oranı azalıyor. Biri senin yüzüne gülerken bıyık altındaki o kini ve olumsuz hissiyatı sezebiliyorsan ne demek istediğimi anlamışsındır. insanlar buz dağları gibidir suyun üzerindeki yapıya dikkat edip bununla yetinirsen yalancı bir baharı yaşayabilirsin. Ama dimağın denizin altındaki kısmı görebilecek kadar gelişmişse ya da denizin altını -görünmeyeni- sezebilecek kıvama gelmişse gerçeğin ve bilmenin girdabında savrulmaya başlamışsın demektir.
Gerçekliğe ulaşmak sarsıcı sonuçlar doğurur. Lakin bu sarsıntı oluşturulacak olan mutluluğu sağlamlaştırır, darbelere dayanıklı hale getirir. Hiç deprem olmamış bir kara parçasında ev yapan insanın diktiği bina ile her an her saniye deprem olan bir coğrafyada yapılan binanın dayanıklılık ve sağlam derecesi düşünülmelidir. Düşünlmelidir dedim de aklıma geldi bu düşünme işi mühimdir. Eskiler tefekkür der ona. Bir konu üzerine derinlemesine zihinsel kazı yapmak. Düşünmek çoğu kez hazinelere ulaşmakla sonuçlansa da bazen ters bir hamle ile sigortaların atmasına da sebep olabilir.
idrak-i maali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez
(Ziya PAŞA )
diyen şair çarkların sıyrılmasına bir örnek vermiştir.
Düşünmek insanın kendisiyle başbaşa kalmasıdır. "Kolaymış sorun yok" diyoruz ama aslında zordur. Çünkü hayalperest insanın en çok kaçtığı şeylerden biri de düşünmektir. Zira düşünürse büyü bozulacak ve ayakkabıları kabağa donüşecektir. Yere düşen ve kanayan dizine bakarak "acımıyor ki" diyen çocuk bir daha düşmeye mahkumdur. Oysaki ben niye düştüm? sorusunu sorsa kendine ve bu konu üzerinde düşünse ayakkabılarının bağcığını bağlamadığını fark edecektir. ilk durumda balondan bir mutluluk ikincisinde ise çelikten bir zırh elde etmiş olur. Millet olarak toplumumuzu da sarmadı mı bu çocukluk? " Ha! öyle mi biz bi kere Abd ile savaşsak yeneriz Oğlum" ya da " biz de kesin atom bombası vardır oğlum" gibi sözler komik birer şehir efsanesinden ibarettir. Bunun yerine Abd ordusu, teknolojisi, bilimi vs. tek tek incelense biz bu seviyenin üstüne nasıl çıkarız? sorusuna cevap aransa daha mantıklı sonuçlar elde edilir. ilk durum bizi olduğumuz yerde bekletir. Ama mutlu muyuz? Evet mutluyuz ama inanın uzun sürmeyecek.
Sonuç olarak hem bireysel hem de toplumsal olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Sahte baharlar ve mutluluklar peşinde koşmamalıyız. insanın kendini aldatması çok kolaydır ya da bir yalana inandırması. Gerçekleri göremeyen ve onlardan kaçan insanlar asla ve asla başarılı olamazlar ve gerçek anlamda kalıcı mutluluğu yakalayamazlar. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak acilen uykudan uyanmalı rüyaların ikliminde sıyrılmalı ve gerçekliğin üstüne yürümeliyiz. "Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir."
Herkes mutlu olmak ister bu bir temennidir, umuttur, istektir... Mutlu olan ya çok hayalperesttir ya da kendi gerçekliğini titizlikle hesaplamış, ölçmüş, biçmiş meydana getirmiştir. Hayallerle, rüyalarla, tasarımlarla oturduğun yerden sahte bir dünya kurup mutlu olmak amiyane tabirle hayatı toz pembe görmek basittir; fakat aldatıcıdır. Gerçekleri algılayarak benimseyerek görerek ve bilerek bizatihi yaşayarak mutlu olmak ise zor olandır; fakat hakikidir.
Sahici mutluluğu arayanların işinin zor olmasının temel nedeni olayları, durumları, olguları hem iyi hem kötü yönleriyle değerlendirmeleridir. Terazinin kefelerine üleştirdiğinde kötüler ağır basıyorsa işin vahimdir. Hayalperestte bu tarz bir sorun yoktur. Ne kadar kötülük koyarsan koy hileli terazisi sayesinde hep güzellikler ağır gelir. Çünkü o, güzelliklere güneş aydınlığında bakarken olumsuzluklara zifiri karanlık duygusuyla gözlerini kapar. O, gözünü kapa diye gece olmamıştır elbet bu çocuksu bir kandırmacadan ibarettir.
Aslında beyinle alakalı bu mesele. Beyin çalıştıkça algılama ve olayların derinliklerine nüfuz etme eğilimi geliştikçe mutluluk oranı azalıyor. Biri senin yüzüne gülerken bıyık altındaki o kini ve olumsuz hissiyatı sezebiliyorsan ne demek istediğimi anlamışsındır. insanlar buz dağları gibidir suyun üzerindeki yapıya dikkat edip bununla yetinirsen yalancı bir baharı yaşayabilirsin. Ama dimağın denizin altındaki kısmı görebilecek kadar gelişmişse ya da denizin altını -görünmeyeni- sezebilecek kıvama gelmişse gerçeğin ve bilmenin girdabında savrulmaya başlamışsın demektir.
Gerçekliğe ulaşmak sarsıcı sonuçlar doğurur. Lakin bu sarsıntı oluşturulacak olan mutluluğu sağlamlaştırır, darbelere dayanıklı hale getirir. Hiç deprem olmamış bir kara parçasında ev yapan insanın diktiği bina ile her an her saniye deprem olan bir coğrafyada yapılan binanın dayanıklılık ve sağlam derecesi düşünülmelidir. Düşünlmelidir dedim de aklıma geldi bu düşünme işi mühimdir. Eskiler tefekkür der ona. Bir konu üzerine derinlemesine zihinsel kazı yapmak. Düşünmek çoğu kez hazinelere ulaşmakla sonuçlansa da bazen ters bir hamle ile sigortaların atmasına da sebep olabilir.
idrak-i maali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez
(Ziya PAŞA )
diyen şair çarkların sıyrılmasına bir örnek vermiştir.
Düşünmek insanın kendisiyle başbaşa kalmasıdır. "Kolaymış sorun yok" diyoruz ama aslında zordur. Çünkü hayalperest insanın en çok kaçtığı şeylerden biri de düşünmektir. Zira düşünürse büyü bozulacak ve ayakkabıları kabağa donüşecektir. Yere düşen ve kanayan dizine bakarak "acımıyor ki" diyen çocuk bir daha düşmeye mahkumdur. Oysaki ben niye düştüm? sorusunu sorsa kendine ve bu konu üzerinde düşünse ayakkabılarının bağcığını bağlamadığını fark edecektir. ilk durumda balondan bir mutluluk ikincisinde ise çelikten bir zırh elde etmiş olur. Millet olarak toplumumuzu da sarmadı mı bu çocukluk? " Ha! öyle mi biz bi kere Abd ile savaşsak yeneriz Oğlum" ya da " biz de kesin atom bombası vardır oğlum" gibi sözler komik birer şehir efsanesinden ibarettir. Bunun yerine Abd ordusu, teknolojisi, bilimi vs. tek tek incelense biz bu seviyenin üstüne nasıl çıkarız? sorusuna cevap aransa daha mantıklı sonuçlar elde edilir. ilk durum bizi olduğumuz yerde bekletir. Ama mutlu muyuz? Evet mutluyuz ama inanın uzun sürmeyecek.
Sonuç olarak hem bireysel hem de toplumsal olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Sahte baharlar ve mutluluklar peşinde koşmamalıyız. insanın kendini aldatması çok kolaydır ya da bir yalana inandırması. Gerçekleri göremeyen ve onlardan kaçan insanlar asla ve asla başarılı olamazlar ve gerçek anlamda kalıcı mutluluğu yakalayamazlar. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak acilen uykudan uyanmalı rüyaların ikliminde sıyrılmalı ve gerçekliğin üstüne yürümeliyiz. "Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar