bugün

entry'ler (20007)

solid ground

enfes bir michael kiwanuka parçası.

ing. sağlam zemin

https://www.youtube.com/watch?v=zO_wmEzfMRY

sözleri:

[Verse 1]
How does it feel when it's quiet and calm?
And will I be denied?
How will it feel when it's time to move on?
Mother says kneel and pray
When it gets hard, I will roll those sleeves
Life can be so unkind
I will be found on the edge of the world
Where there'll be no one around

[Chorus]
Oh, solid ground
Solid ground
Solid ground
Solid ground

[Verse 2]
How does it feel to be on your own?
No one to understand
I know I'm here and I don't belong
I'm on my knees today
When it gets dark, I will know no fear
Life can be so unkind
Hanging around on the edge of the world
Finally no one around

[Bridge]
Oh, would you help me?
I don't understand
Is it over?
Am I losing solid ground?

[Chorus]
Solid ground (Solid ground) 8 times

perry mason

hbo'nun yeni dizisi.

1932'nin los angeles'ında geçen bir detektif hikayesi.

dizinin yapımcılığını Rolin Jones (Boardwalk Empire) and Ron Fitzgerald (Westworld) üstleniyor.

perry masonMatthew Rhys canlandırıyor.

her sezonu 8 bölümden oluşuyor görünüyor. ilk bölümün ise 21 haziran'da izleyiciyle buluşması hedefleniyor.
"limited series" geçiyor bir yerde, belki 1 sezonluk bir macera olacak.

afiş: görsel

trailer:
https://www.youtube.com/watch?v=CwURtbhpm60

https://www.youtube.com/watch?v=rNATvJMPZaA

sözlük yazarlarının parfümleri

chrome > google > en pahalı ve adı değişik parfümler > sonuçlar....

yeni sekme > uludagsozluk.com

başlık: sözlük yazarlarının parfümleri

entry: ya işte yazın unuttum adını hugo boss işte, kışın da versace eros flame.

geceye bir şiir bırak

federico garcia lorca'nın şu muhteşem eseri geceye bırakılacak en güzel şiirlerdendir.

üç nehrin küçük baladı...

Guadalquivir ırmağı akar
portakallar, zeytinlikler arasında.
Granada’nm iki ırmağı
iner kardan buğdaya.

Ah, aşk
gitti gelmez bir daha.

Nar çiçeği sakalıyla
akar Guadalquivir ırmağı;
Granada’nm iki ırmağı
birinden kan akar
öbüründen gözyaşı.

Ah, aşk
savruldu rüzgârda!

Yelkenli gemiler için
bir yol vardır Sevila’da;
ve küreklere asılan iç çekmelerdir yalnızca
Granada’nın suyunda.

Ah, aşk
gitti gelmez bir daha.

Guadalquivir yüksek bir kule
ve rüzgârdır portakal bahçelerinde.
Dauro ve Genil ölü kaleciklerdir
göletler üstünde.

Ah, aşk
savruldu rüzgârda!

Kim der ki
çığlıkların alevini sular taşımakta!

Ah, aşk
gitti gelmez bir daha.

Ey Endülüs, portakal çiçeği taşı
zeytin taşı sularına

Ah, aşk
savruldu rüzgârda!

Portakalların zeytinlerin arasından
akıp gidiyor Guadalquivir nehri.
Gırnata’nın iki ırmağı
kardan buğdaya iniyor.

Ah, aşk
gitti de gelmez.

Guadalquivir nehri
nar çiçeği sakallı.
Gırnata’nm iki ırmağından
biri ağlıyor
kanıyor biri.

Ah,
rüzgarla giden aşk!

Yelkenli gemiler için
Sevilya’da bir yol var;
ama Gırnata’nm suyunda
yalnız iç - çekmeler var.

Ah, aşk
gitti de gelmez!

Guadalquivir yüce kule
portakal bahçelerinde rüzgâr.
Dauro ve genil
küçük, ölü kuleler
gölcükler üstünde.

Ah,
rüzgârda giden aşk!

Kim der sular
çiğlikli alevi!

Ah, aşk
gitti de gelmez!

Portakal çiçeği taşı ey Endülüs,
zeytin taşı,
denizlerine.

Ah,
rüzgârda giden aşk!

Akar Guadalkivir
Portakallar, zeytinler arasında.
Eşleşmiş ırmakları Gırnata’nm
inerler kardan buğdaya.

Ah, sevda
gitti, dönmez bir daha!

Akar Guadalkivir
nar çiçeği sakalıyla.
Eşleşmiş ırmakları Gırnata’
biri kandır, öbürü ağıtsa.

Ah, sevda
Karıştı gitti havaya!

Yelkenli gemilere
bir yol bulur Sevilya;
iç çekişlerdir sâde
asılan küreklere
Gırnata sularında.

Ah, sevda
gitti, dönmez bir daha!

Guadalkivir bir yüksek kule
rüzgârdır portakal çiçeklerine.

Ölü kulecilderdir Dauro ve Cenil
gölcüklerin üstünde.

Ah, sevda
gitti, dönmez bir daha!

Kini der id sudur taşıyan
çığlıkların saf ateşini!

Ah, sevda
gitti, dönmez bir daha!

Portakal çiçeği taşı Endülüs,
zeytin taşı denizlerine.

Ah, sevda
karıştı gitti havaya!

galatasaray

tarihler bundan tam 5 sene öncesini 25 mayıs 2015'i gösterdiğinde türk futbol tarihinde ilk defa bir takım 20. şampiyonluğunu kazanıp 4. yıldızı takıyor.

"ilkerin ve enlerin takımı galatasaray"

efsane koreografimizi de şuraya bırakalım ne olur ne olmaz.

görsel

akıncı belgeseli

baykar teknik müdürü selçuk bayraktar ve baykar ceo'su haluk bayraktar'ın ekibiyle uzun süre üstünde çalıştıkları insansız hava aracı, havadan havaya taarruz aracının yapım aşamasını anlatan, türk mühendislerinin büyük özverilerinin ve çalışkanlıklarının anlatıldığı belgeseldir.

"bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik."

şuradan izlenilebilir:
https://www.youtube.com/watch?v=UEec_EbJgfU

edit: imla.

kadınları çekici yapan detaylar

çok tuhaf ama şunlar da çekici ve dikkat çekici kılabiliyor kadınları:

- yürürken ayakkabısının ucuna bakması.

- asansörde telaşla çantasını karıştırırken aynaya attığı bakışı.

- hafif bir sakarlıkta veya pot kırmada yüzünde oluşan çocukluğundan kalma en güzel hatırası olan o tatlı mahcubiyet.

- ders çalışırken, kitap okurken veya bir şeye yoğunlaşmışken dünyayı bir yana saçlarını arkaya doğru itmesi.

köpek korkusu

yaşadığım korkudur.
nedeni gelince de anlatayım...

yıl 2005...
ortaokul yılları, yaz tatili.
evimizin karşısında askeriye var.

her yaz tatili mahalleden arkadaşlarla yaptığımız aktivitelerin arasında öyle bir tanesi var ki gerilim/aksiyon dolu....

bu aktivitenin yapılmasının başrolü bir ağaç ve o ağacın üzüm salkımına benzer, yumuşak dokulu, her salkımında 15-20 tane çiçek gibi yenilebilir taneler barındıran meyvesi...

hepiniz görmüşsünüzüdür askeriye bahçelerinde veya başka yerlerde. yazın ortasında üzerine kar yağmış gibi yeşil dallarının arasında beyaz bulutlar gibi gözüken bu ağacı.

neyse velhasıl-ı kelam...
bu ağaçlar askeriyenin duvarlarının hemen dibinde duruyorlar.
duvarlar tel örgülü...
duvarın öbür tarafından çeşitli tekniklerle bu meyveleri almaya çalışıyoruz.
kalın ipleri içinden geçirdiğimiz yuvarlak demir ruloları ağacın dallarına sallıyoruz.
kenetlendikten sonra ipi çekip dalı kırıyoruz ve aşağıya düşürüyoruz ve aramızdan birkaç kişi tellerin arasından geçip askeriye bahçesine giriyor ve bu dalları bize veriyor.
sonra mahalleye bu dalları, gece yarısı eve gelen alkolik nezaketiyle götürüyoruz. mağara zamanları avladığı hayvanı eve getiren ilk insanların havası var. mahallenin ziyafet noktasına bırakıyoruz ve arkadaşlar bi güzel afiyetle yiyoruz.

kalabalık bir grupla gittiğimiz o gün...
askeriye artık bizden bıkmış olmalı ki her an bizim duvarları geçme ihtimalimize karşı askeriyenin girişine 2 tane albay arabası tipi cip ve köpek konuşlandırıyor.

biz çekiniyor muyuz? hayır...
en güzel aktivitimize ne engel olabilir ki büyümekten başka?
gerçi büyüdük ve bu aktivitemiz de bitti.
neyse, kalabalığız mahallenin silahşörleri toplandık.
alet erdavatı hazırlıyoruz. küçük salakça planlar yapıyoruz.
mad max fury road filminde gibi hissediyoruz.
yürüyoruz ve yürüyüşümüz dillere destan...
en önde ben...

askeriyenin girişinde hareket var görebiliyoruz.
aslında gitmeyebilirdik o gün ama tam da ağaçların en güzel açtığı günlerden biri. o meyveleri yemesem çocukluğumuz utanır gömer yüzünü yaşlanmalarınıza.

neyse gidiyoruz vardık askeriye duvarlarına.
salladım ipi ve en güzel dala kenetledim ipimi.
çektim ve kırıldı o güzel meyveli dalı.
tellerin arasında hamza diye bir arkadaşı gönderdik içeriye.
salak hazma, askeriye bahçesinde atıştırmanın sırası mı?
ekmek bekleyen arkadaşlarını unuttu pezevenk.

bir düdük sesiyle irkildik. nöbetçi askerler!!!!
kavgada en çok gürleyen ama kavga başlar başlamaz görünmezliği icat eden arkadaşlarımız varmış. hainler...

ben ve birkaç kişi kaldık. o ağaç dalını almadan gitmemeye kararlıyız.
hamza dalı bizim tarafa attı.
tellerin arasından geçmeye çalışırken kazağı tellere takıldı. uçurtmamız yok allah’tan. kazak takıldı.
hamza’yı kurtarmaya çalışırken ikinci düdük sesi ve ardından köpek havlama sesleri...
hafiften tırsmaya başladık.

ne olduysa o birkaç dakika içinde oldu. askeriyenin kapıları açıldı ve düdük ve siren sesleri ve köpek havlamaları...

dalın en değerli parçasını hemen kırıp ellerime alıp koşmaya başladım... ev ile askeriye arasında 100 metre var.

2008 pekin olimpiyatlarına katılan usain bolt’un gölgesinde kalan gariban asafa powell gibi hissediyorum.
tüm gücümle koşuyorum.
arkamda cipin korna sesleri ve köpek havlamaları....

eve varmak üzereyim nefes nefeseyim.
ve o lanet parke taşı...
yıllardır orada uslu duran o parke taşı o gün bir ibnelik yapmaya karar vermiş gibi tavşan gibi kafasını kaldırmış yolun ortasında beni bekliyor.
arkama baktım bir an.
denizden çıkan şahin k yüz ifadesiyle 2 tane köpek gördüm. anammmm... içeriye doğru sıçmak nasıldır o an anladım.

önüme dönemeden ayağımın takıldığı o parke taşına sadece ayağım değil bütün çocukluğum takıldı.
mahalledeki en janti çocuğun bütün karizması takıldı.

yerlerdeyim. dizim kanamış çocukluğum kanamış.
elimden düşürdüğüm o ağacın dalı mayhoş bir ifadeyle boynu kırık duruyor arkamda.

kalkmaya çalıştım.
önümde ise son raundda yere düşmüş boksöre ayağa kalkmasını söyleyen eğitmen koç gibi arkadaşlarım beni izliyor.
“hadi hadi” der gibi çağırışlarını bastıran kalın bir ses duyuldu.
tam kalkmaya çalışırken sırtıma patilerini koyan o siyah benekli köpek ve havlaması.

sanki “bir daha görmeyeyim seni” der gibi saçlarımı yaladığını hissettim ve sırtıma patileriyle vurduğu iki dokunuş...

uyarısını yapmış ve geri dönmüştü.
dönerken o ağaç dalını sağa sola dağıtması da yaptığım güzel chicken fajita'ya tuz dökerken tuzun kapağının düşüp bütün tuzun yemeğe dökülüp mahvetmesi gibiydi.

köpek gittikten sonra hemen eve koştum. içeri girdim.
üstümü değiştirdim ve banyoya koştum.

olayın şokundayım hala ve banyoda öylece tabureye oturup hayatı sorguladım.

o gün bugündür köpeklerden korkarım. evet belki o köpek dostane yaklaştı ama çocukluk travması işte, çocukluğum laf anlamıyor.

tenet

bana ayı ted gibi oh yes dedirten nolan filmi.
ilk fragmandaki aksiyon yerini ikinci fragmanda biraz drama bırakmış gibi. ilk fragmanda yerimde duramıyorken ikinci fragmanda ağlamaklı oldum.
ama sevdim bunu. fondaki müzik değişimi de etkilemiş.

kafamda bazı şeyler vardı ama şu an biraz daha bir şeyler anladım gibi.

tenet sözcüğünün kullanımından bahsedildi doğru yerde doğru zamanda.

ayrıca bizim zenciye eğitiminde eşlik eden sarışının şu sözü filmi anlamamızda anahtar olabilir. poligonda “nişan al ve tetiği çek” diyor, bizim zenci silahı ateşliyor ama mermi hedefteki kayadan çıkıp duvardan sekip şarjöre geri giriyor ve sarışınımız:

“mermiyi atmıyorsun, onu yakalıyorsun” diyor.

bir başka örnek daha var:

vampir ile zenci bir yerde camlarda olan mermi izlerine bakıyorlar.

vampirimiz “burada ne olmuş böyle?” diye soruyor.
bizim zenci de “daha olmadı ki” diyor.

robert pattinson'un yerinde leonardo di caprio olsaydı nasıl olurdu diye düşünmedim değil ama kendisi de bayağı yakışmış rolüne ve hakkını verecek gibi.

--spoiler--

küçük bir tahminim, tenet sözcüğü gelecekte olmuş bir olayı engellemek veya değiştirmek için kullanılan bir anahtar sözcük ve bunu sadece zenci arkadaş yapabiliyor.

ayrıca bir tahmin daha yürütmem gerekirse; bizim robert pattinson, filmdeki rus zengin adamın bir sektördeki en büyük rakibi ve bu rakibi alt etmek için zenci ile işbirliği yapıyor.

hintli kadında da bir şeyler var gibi. zengin ve iyi birine benziyor.

ayrıca şu diyalog da hoşuma gitti:

rus kötü adam: nasıl ölmek istiyorsunuz?

kısa boylu tıknaz zenci: yaşlanarak.

--spoiler--

aşkı anlatan gelmiş geçmiş en iyi replik

benim için; casablanca filminde olan, aşk, sevgi, sevmek gibi sözcükleri kullanmadan, çok ince bir dokunuşla kelimelere dökülen ve bir kadını, bir ülke gibi görme seviyesine çıkaran şudur:

--spoiler--

ilsa* : i wasn't sure you were the same. let's see, the last time we met...

rick*: was la belle aurore.

ilsa* : how nice, you remembered. but of course, that was the day the germans marched into paris.

rick*: not an easy day to forget.

ilsa* : no.

rick*: i remember every detail. the germans wore gray, you wore blue.

--spoiler--

national museum of modern and contemporary art

güney kore-seul'da bulunan 1969 yılında açılan, farklı dönemlerden eserlerin yanı sıra çağdaş ve modern eserlere de ev sahipliği yapan müzedir.

Michelangelo Pistoletto, andy warhol gibi sanatçıların daimi olarak sergilendiği müze.

karantina sürecinde sanal müze olarak hizmet veriyor.
şu linkten 360 derece sanal tura katılabilirsiniz.

https://artsandculture.go...temporary-art-korea?hl=en

edit: görsel

the saatchi gallery

ingiltere'nin başkenti londra'da bulunan ingiliz sanatçı charles saatchi'nin kurduğu çağdaş müzedir.

özellikle sosyal medya* uygulamaları üzerinden interaktif canlı yayınlar yapılıp bu galerideki eserler ve koleksiyonlar ile ilgili güzel bilgiler edinebiliyorsunuz.

görsel

öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

sanatın her alanına meraklı kişilerin karantinada/evdeyken güzel vakit geçirebileceği sanal müzeler...

müzelerin çoğu google ile anlaşıp google maps 360 üzerinden kapılarını kullanıcılara açtı.

The Metropolitan Museum of Art - abd
https://www.kisa.link/Nleq

The Uffizi Galleries - Floransa
https://www.kisa.link/Nles

Sakıp Sabancı Müzesi - istanbul
https://www.kisa.link/Nlet

The Museum of Modern ArtNew York
https://www.kisa.link/Nleu

RijksmuseumAmsterdam
https://www.kisa.link/Nlev

Musée d'Orsay - Paris
https://www.kisa.link/Nlex

Louvre Museum - paris
https://www.kisa.link/Nlez

fondation Beyeler - Basel
https://www.fondationbeyeler.ch/en/digital-program

Saatchi GalleryLondra
https://www.instagram.com/saatchi_gallery/?hl=tr

Los Angeles County Museum of Art - Los Angeles
https://www.kisa.link/NleB

National Gallery of Art - washington
https://www.kisa.link/NleC

Solomon R. Guggenheim Museum -new york
https://www.kisa.link/NleD

Art Basel - Basel
https://www.artbasel.com/viewing-rooms

Pergamon Museum - Berlin
https://www.kisa.link/NleF

National Museum of Modern and Contemporary Art - seul
https://www.kisa.link/NleH

Van Gogh Museum - Amsterdam
https://www.kisa.link/NleJ

British Museum - Londra
https://britishmuseum.withgoogle.com/

National Museum of Anthropology - Meksika
https://www.kisa.link/NleK

MasterArt VR - Maastricht
https://www.masterartvr.com/Tours

The Royal Academy of ArtsLondra
https://linktr.ee/royalacademyarts

kaynak:
https://www.kisa.link/NleN

dream caused by the flight of a bee

uzun adı "Dream Caused by the Flight of a Bee Around a Pomegranate a Second Before Awakening" olan sürrealist deha salvador dali'nin eşi gala ile birlikte 1944 yılında yaptığı tablosudur.

Dali, bu eseri için, sigmund Freud’un rüya tabirlerinin görülen hali olarak açıklamış. Tabloda görülen fil ise, italyan heykeltıraş Bernini’nin eserinden esinlenmiş.

görsel

sözlük erkeklerinin über ötesi fotoğrafları

evin içinde güneş gözlüğü ve şapka takan yazarların fotoğraflarıdır.

ama karizma çocuk.

yüzüğün en yakıştığı parmak

(bkz: onun parmağı)

wow wow wow. gelsin artılar. hehe.

edi ve büdü: romantizm şelale...

kek yapmak

valla ayıptır söylemesi çok güzel havuçlu, tarçınlı, cevizli, portakallı, kuru üzümlü, damla çikolatalı kek yaparım.

bazı tüyolar verdiğim şu entry'ye göz atabilirsiniz.

(bkz: kek yapmanın püf noktaları/#43213166)

bmw

reklam hastası biri olarak, araba reklamları arasında zekice çekilmiş en güzel reklamlardan biri bmw'nin m5 için çektiği roket temalı şu reklamıdır.

muhteşem bir zeka, muhteşem bir metin...

https://www.youtube.com/watch?v=ELkWgFFrU2s

edi ve büdü: yalnız 4 kere reklam kelimesini kullanmışım. upss.. 5 oldu.

özel mesaj almak isteyen yazarlar

filmler ve şiirler konusunda muhabbettin dibine vurmak isteyenler, buyrun...

mendilimde kan sesleri

muazzam bir edip cansever şiiridir.
..Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince istanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri...

şöyle de enfes bir yorumu vardır.

http://www.youtube.com/watch?v=2CuFoIlrLuY
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.