bugün
- cilgincapkin213
- sigara içen kızla öpüşülür mü8
- sigara içmeyenler üzülünce ne yapıyor sorunsalı8
- çizgili pijamalı çocuk5
- aşk acısı çekenlere tavsiyeler10
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek17
- o değil de bir ara satanistler vardı noldu onlara3
- gammazlar çetesi18
- gocu28
- antalyalıların kabak tatlısına tahin dökmeleri11
- bu sen misin7
- sevgili yapınca ortadan kaybolan arkadaş4
- cemevinde arada lokma yemek vs dağıtılması8
- true nickli namussuz kadın düşkünü2
- yeşil gözlü kız11
- atatürk'ün boyunun 164cm olması16
- insanlarda bıraktığımız iz3
- edep sen ne güzel şeysin3
- politikacılar2
- chp kapatılsın kampanyası10
- masklavi'nin düşünceleri18
- normal sözlük moderasyonu4
- türkiye12
- cecot gibi bir hapishane inşa etmek2
- chp'nin hali ne olacak46
- gençler isyan ediyor6
- osmanlı padişahları vs firavunlar3
- kabak tatlısı kapatılsın6
- vice city eğitim ve araştırma hastanesi5
- başkalarının mutluluklarını izlemekten bıkmak7
- insan ilişkilerinden çıkarılmış en önemli ders5
- eh işte3
- sigortanizi nerden yaptırıyorsunuz4
- eski sevgilinin yeni sevgilisini beğenmemek3
- melahat ileri4
- afşin2
- kokuşmuşluğunu düşünen kişi3
- uludağ sözlük yönetimini protesto ediyoruz2
- tanışır tanışmaz burç soran kadın3
- suca suruklenen cocuk8
- gavurlar niye müslüman olmuyor11
- teklif edilen kızın aşağılaması5
- yavudilerin ikide bir tanrı adını anmaması3
- modern ilişkilerin zor başlaması ama çabuk bitmesi3
- sıkıntı vermeyen akraba5
- özgür özel ekibinden 28 istifa4
- 90 santimetrelik yapay damarla hayata dönüş2
- bisiklet marka tavsiyesi7
- olasılıkları içinden en kötüsünü seçmek5
- araplar bizi sırtımızdan vurdu5
Gerçekler her zamanda ve mekanda bizi daha çok ilgilendirmelidir. Hayaller ve varsayımlar aldatıcı birer afyondur. Ama sen mutlu olmak istersen gerçeklerden olabildiğince kaç. Uyut kendini rüyalarla, avut sonra ruhunu olurlarla, bir umutlarla! Peki gerçekleri kabullenerek mutlu olunmaz mı?
Herkes mutlu olmak ister bu bir temennidir, umuttur, istektir... Mutlu olan ya çok hayalperesttir ya da kendi gerçekliğini titizlikle hesaplamış, ölçmüş, biçmiş meydana getirmiştir. Hayallerle, rüyalarla, tasarımlarla oturduğun yerden sahte bir dünya kurup mutlu olmak amiyane tabirle hayatı toz pembe görmek basittir; fakat aldatıcıdır. Gerçekleri algılayarak benimseyerek görerek ve bilerek bizatihi yaşayarak mutlu olmak ise zor olandır; fakat hakikidir.
Sahici mutluluğu arayanların işinin zor olmasının temel nedeni olayları, durumları, olguları hem iyi hem kötü yönleriyle değerlendirmeleridir. Terazinin kefelerine üleştirdiğinde kötüler ağır basıyorsa işin vahimdir. Hayalperestte bu tarz bir sorun yoktur. Ne kadar kötülük koyarsan koy hileli terazisi sayesinde hep güzellikler ağır gelir. Çünkü o, güzelliklere güneş aydınlığında bakarken olumsuzluklara zifiri karanlık duygusuyla gözlerini kapar. O, gözünü kapa diye gece olmamıştır elbet bu çocuksu bir kandırmacadan ibarettir.
Aslında beyinle alakalı bu mesele. Beyin çalıştıkça algılama ve olayların derinliklerine nüfuz etme eğilimi geliştikçe mutluluk oranı azalıyor. Biri senin yüzüne gülerken bıyık altındaki o kini ve olumsuz hissiyatı sezebiliyorsan ne demek istediğimi anlamışsındır. insanlar buz dağları gibidir suyun üzerindeki yapıya dikkat edip bununla yetinirsen yalancı bir baharı yaşayabilirsin. Ama dimağın denizin altındaki kısmı görebilecek kadar gelişmişse ya da denizin altını -görünmeyeni- sezebilecek kıvama gelmişse gerçeğin ve bilmenin girdabında savrulmaya başlamışsın demektir.
Gerçekliğe ulaşmak sarsıcı sonuçlar doğurur. Lakin bu sarsıntı oluşturulacak olan mutluluğu sağlamlaştırır, darbelere dayanıklı hale getirir. Hiç deprem olmamış bir kara parçasında ev yapan insanın diktiği bina ile her an her saniye deprem olan bir coğrafyada yapılan binanın dayanıklılık ve sağlam derecesi düşünülmelidir. Düşünlmelidir dedim de aklıma geldi bu düşünme işi mühimdir. Eskiler tefekkür der ona. Bir konu üzerine derinlemesine zihinsel kazı yapmak. Düşünmek çoğu kez hazinelere ulaşmakla sonuçlansa da bazen ters bir hamle ile sigortaların atmasına da sebep olabilir.
idrak-i maali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez
(Ziya PAŞA )
diyen şair çarkların sıyrılmasına bir örnek vermiştir.
Düşünmek insanın kendisiyle başbaşa kalmasıdır. "Kolaymış sorun yok" diyoruz ama aslında zordur. Çünkü hayalperest insanın en çok kaçtığı şeylerden biri de düşünmektir. Zira düşünürse büyü bozulacak ve ayakkabıları kabağa donüşecektir. Yere düşen ve kanayan dizine bakarak "acımıyor ki" diyen çocuk bir daha düşmeye mahkumdur. Oysaki ben niye düştüm? sorusunu sorsa kendine ve bu konu üzerinde düşünse ayakkabılarının bağcığını bağlamadığını fark edecektir. ilk durumda balondan bir mutluluk ikincisinde ise çelikten bir zırh elde etmiş olur. Millet olarak toplumumuzu da sarmadı mı bu çocukluk? " Ha! öyle mi biz bi kere Abd ile savaşsak yeneriz Oğlum" ya da " biz de kesin atom bombası vardır oğlum" gibi sözler komik birer şehir efsanesinden ibarettir. Bunun yerine Abd ordusu, teknolojisi, bilimi vs. tek tek incelense biz bu seviyenin üstüne nasıl çıkarız? sorusuna cevap aransa daha mantıklı sonuçlar elde edilir. ilk durum bizi olduğumuz yerde bekletir. Ama mutlu muyuz? Evet mutluyuz ama inanın uzun sürmeyecek.
Sonuç olarak hem bireysel hem de toplumsal olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Sahte baharlar ve mutluluklar peşinde koşmamalıyız. insanın kendini aldatması çok kolaydır ya da bir yalana inandırması. Gerçekleri göremeyen ve onlardan kaçan insanlar asla ve asla başarılı olamazlar ve gerçek anlamda kalıcı mutluluğu yakalayamazlar. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak acilen uykudan uyanmalı rüyaların ikliminde sıyrılmalı ve gerçekliğin üstüne yürümeliyiz. "Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir."
Herkes mutlu olmak ister bu bir temennidir, umuttur, istektir... Mutlu olan ya çok hayalperesttir ya da kendi gerçekliğini titizlikle hesaplamış, ölçmüş, biçmiş meydana getirmiştir. Hayallerle, rüyalarla, tasarımlarla oturduğun yerden sahte bir dünya kurup mutlu olmak amiyane tabirle hayatı toz pembe görmek basittir; fakat aldatıcıdır. Gerçekleri algılayarak benimseyerek görerek ve bilerek bizatihi yaşayarak mutlu olmak ise zor olandır; fakat hakikidir.
Sahici mutluluğu arayanların işinin zor olmasının temel nedeni olayları, durumları, olguları hem iyi hem kötü yönleriyle değerlendirmeleridir. Terazinin kefelerine üleştirdiğinde kötüler ağır basıyorsa işin vahimdir. Hayalperestte bu tarz bir sorun yoktur. Ne kadar kötülük koyarsan koy hileli terazisi sayesinde hep güzellikler ağır gelir. Çünkü o, güzelliklere güneş aydınlığında bakarken olumsuzluklara zifiri karanlık duygusuyla gözlerini kapar. O, gözünü kapa diye gece olmamıştır elbet bu çocuksu bir kandırmacadan ibarettir.
Aslında beyinle alakalı bu mesele. Beyin çalıştıkça algılama ve olayların derinliklerine nüfuz etme eğilimi geliştikçe mutluluk oranı azalıyor. Biri senin yüzüne gülerken bıyık altındaki o kini ve olumsuz hissiyatı sezebiliyorsan ne demek istediğimi anlamışsındır. insanlar buz dağları gibidir suyun üzerindeki yapıya dikkat edip bununla yetinirsen yalancı bir baharı yaşayabilirsin. Ama dimağın denizin altındaki kısmı görebilecek kadar gelişmişse ya da denizin altını -görünmeyeni- sezebilecek kıvama gelmişse gerçeğin ve bilmenin girdabında savrulmaya başlamışsın demektir.
Gerçekliğe ulaşmak sarsıcı sonuçlar doğurur. Lakin bu sarsıntı oluşturulacak olan mutluluğu sağlamlaştırır, darbelere dayanıklı hale getirir. Hiç deprem olmamış bir kara parçasında ev yapan insanın diktiği bina ile her an her saniye deprem olan bir coğrafyada yapılan binanın dayanıklılık ve sağlam derecesi düşünülmelidir. Düşünlmelidir dedim de aklıma geldi bu düşünme işi mühimdir. Eskiler tefekkür der ona. Bir konu üzerine derinlemesine zihinsel kazı yapmak. Düşünmek çoğu kez hazinelere ulaşmakla sonuçlansa da bazen ters bir hamle ile sigortaların atmasına da sebep olabilir.
idrak-i maali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sikleti çekmez
(Ziya PAŞA )
diyen şair çarkların sıyrılmasına bir örnek vermiştir.
Düşünmek insanın kendisiyle başbaşa kalmasıdır. "Kolaymış sorun yok" diyoruz ama aslında zordur. Çünkü hayalperest insanın en çok kaçtığı şeylerden biri de düşünmektir. Zira düşünürse büyü bozulacak ve ayakkabıları kabağa donüşecektir. Yere düşen ve kanayan dizine bakarak "acımıyor ki" diyen çocuk bir daha düşmeye mahkumdur. Oysaki ben niye düştüm? sorusunu sorsa kendine ve bu konu üzerinde düşünse ayakkabılarının bağcığını bağlamadığını fark edecektir. ilk durumda balondan bir mutluluk ikincisinde ise çelikten bir zırh elde etmiş olur. Millet olarak toplumumuzu da sarmadı mı bu çocukluk? " Ha! öyle mi biz bi kere Abd ile savaşsak yeneriz Oğlum" ya da " biz de kesin atom bombası vardır oğlum" gibi sözler komik birer şehir efsanesinden ibarettir. Bunun yerine Abd ordusu, teknolojisi, bilimi vs. tek tek incelense biz bu seviyenin üstüne nasıl çıkarız? sorusuna cevap aransa daha mantıklı sonuçlar elde edilir. ilk durum bizi olduğumuz yerde bekletir. Ama mutlu muyuz? Evet mutluyuz ama inanın uzun sürmeyecek.
Sonuç olarak hem bireysel hem de toplumsal olarak gerçeklerle yüzleşmeliyiz. Sahte baharlar ve mutluluklar peşinde koşmamalıyız. insanın kendini aldatması çok kolaydır ya da bir yalana inandırması. Gerçekleri göremeyen ve onlardan kaçan insanlar asla ve asla başarılı olamazlar ve gerçek anlamda kalıcı mutluluğu yakalayamazlar. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak acilen uykudan uyanmalı rüyaların ikliminde sıyrılmalı ve gerçekliğin üstüne yürümeliyiz. "Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir."
güncel Önemli Başlıklar
