bugün
- silver ile evlenecek erkek29
- fenerbahçe nin transferi kapaması16
- sözlük yazarlarının kombinleri11
- parayla saadet olması18
- true ve s'i l v'e r m'i s t birlikteliği4
- ismet biradere koşarken çelme takmak6
- gammazların sözlüğü bitirmiş olması8
- aykolik 31 çekmeyi nerden öğrendi sorunsalı3
- kot ceketin havalı olduğu yıllar9
- amedspor19
- ışıktan altın elde etmek4
- kürt sorunu12
- zengin olunca yapılacak ilk görgüsüzlük9
- bir kızdan kibarca nasıl domalmş fotoğrafı istenir5
- evlenme masrafını balayında kullanmak8
- crimson desert2
- sabah kahvaltısını gevrekle yapmak3
- iran düşmanlığı11
- türk'ün olduğu her yerde kürt olması25
- gammaz gammazı neresinden tanır4
- karizmatik soyadları6
- hepinizi karim yapacam olum2
- 2026 ağustos ayı nasıl geçti2
- sinem dedetaş4
- silvermist vs zendaya2
- evlilikle saadet olması3
- ama yeni parti tüzüğü11
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz8
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı27
- sözlükten hatun götürmek3
- mauro icardi6
- diamond basphorus2
- çekirdek yiyen erkek3
- era7capone4
- bostanlı da kahve içip kitap okumak7
- ibrahim mbaye2
- evlenecek kız kalmaması13
- çin halk cumhuriyeti4
- küpe takan erkek3
- trafikte sinirlenip bağırmak10
- altındaki 12 tl 74 kuruşluk zararımı kim ödeyecek6
- mühendis abazanlığı2
- montun cebinden tek çekirdek çıkması2
- savaş çıksa en önden kaçacak ekip19
- flört yapay zekası5
- 2026 yazı3
- dürüm yerken suikaste uğramak6
- 1 eylül dünya barış günü4
- hangi yazarı on üzerinden kaç seviyorsunuz24
- sarapci koala60
anlamsız boşlukların dolması, anlamlı hale gelmesidir.
dinden tümüyle yoksun kavimlere bakın, hayvandan ancak birkaç basamak yukarıda olduklarını görürsünüz...
inanmayan kişilerin daha çok düşündüğü şeydir.
ben gün içerisinde bu kadar aklıma getirmiyorum valla. *
ben gün içerisinde bu kadar aklıma getirmiyorum valla. *
(bkz: kılıç zoru)
en önemli özelligi zorlama olmamasidir. isteyen inanir, isteyen uygular.
doğuştan ve en doğal haklardan olan inanç hakkının bir düzene sokulmuş halidir din.
kutsal sanılan davranışların tekrarlanmasından ibarettir.
Vergi ödemeden ,insanların inançlarını sömürerek para kazanma yöntemidir.
din kitlelerin afyonudur.
edit: kendi görüşüne uymadığı için eksi oylayan yazara selamlar.
edit: kendi görüşüne uymadığı için eksi oylayan yazara selamlar.
dünya'nın en gereksizleri arasında ilk üçe oynar. gereksiz, bir o kadar da bağımlısı fazla. sigara gibin bir şey!
korkuya dayalı sistemdir.
zincirlenmiş bir şekilde işkence ile sorguya çekilen bir adamı görene kadar anlayamadığım kavram.
"inan bana" diyordu işkenceci, "bana duymak istediğimi söylediğinde, bu acı sona erecek"...
bir yerden tanıdık geliyor mu?
(bkz: cehennem)
"inan bana" diyordu işkenceci, "bana duymak istediğimi söylediğinde, bu acı sona erecek"...
bir yerden tanıdık geliyor mu?
(bkz: cehennem)
hayatı tekleyerek yaşama sebebi.iyi insan olalım o bize yeter.
sadece kendinden daha üstün bir varlığa ihtiyaç duymak değildir.
Tüm duyguların kaynağıdır.
Maneviyattır.
Tüm duyguların kaynağıdır.
Maneviyattır.
(bkz: zeitgeist the movie)
insanın, doğasındaki kaos'u dizginlemesi için var olan kurallar, fikirler, düşünceler... bütünüdür.
düşünüpte bulamayanlara tanrı tarafından gönderilen joker.
Başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar. Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cenette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.
Ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. Fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır.
Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir.
Ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. Fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır.
Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir.
doğum, yaşam, acı ve ölüm.ya sonra? soruyu soran kişi bir rastlantısal olayın ürünü olduğunun verdiği rahatsızlıklar sonucu bir açıklamaya ihtiyac duyuyuyor.kendi rastlantısallığının farkındalığına ancak inançla tahamül etmesi münkün.varlığına anlam katabilecek tutarlı yorumlara ve örneklere gereksinim duyuyor.insan başına geleni anlamak istiyor.sonuç olarak kendini sürekli koruyup kolladığına inandığı bir varlık yaratıyor kafasında; tanrı.bununla beraber tanrı ile arasında bir iletişim ağı kuruyor; belirli kurallar çerçevesinde bir nevi toplumsal maveviyatın geleneksel biçimi; bizde ona din diyoruz.
zayıf insanların tutunduğu daldır, korkak insanların sorgulayamadığı zırvadır, zalim insanların elinde zulüm aracıdır, bazı şeylerin farkında olan insanlar için ise aşağılıkçadır.
insani iyiye, dogruya, güzele yönlendiren yol.
ilk zamanların hukuku, günümüzün kini.
tanım : insanoğlunun başındaki en büyük bela.
insanoğlu gerçekten çok zavallı bir yaratık. dünyaya ilk gelişi/getirilişinden beri daima tapacağı, kölelik edeceği, bir şeyin/birinin/bir kurumun/bir devletin peşinden koşmuş durmuş. bu yetmemiş çoğu zaman bu kişi kurum ya da olguyu kendisi yaratmış/kabul etmiş/ kabullenmiş. sadece kendisi için de değil kendisi dışındakilerin de (öncelikle kendisinin peşinde koştuğu şeye inanmayan, kabullenemeyen;kendi; hemcinslerini;kendisi dışında/ diğerleri; olarak nitelendirerek ) aynı şekilde davranmasını istemiş. hem de ne pahasına olursa olsun. bunu da zamanla kurumlar oluşturma olgusuyla çok daha ileri taşımış en sonunda o kurumlar kendilerine karşı olduğunu düşündükleri herhangi bir düşünce ve eylemi tehdit olarak algılayıp, en acımasız yöntemlerle karşı koymuş/savaşmış/ yok etmiş. ve her ne yaparsa yapsın binlerce yüz binlerce kadın erkek ve çocuğu öldürmüştür. ortada din varken, savaşların sebeplerinin insanoğlunun kurduğu devletlerin siyasetlerinin ve açgözlülüğünün olduğuna inanmak ne kadar kolaydır; nasıl bir aptallıktır.
mülkiyetin farkına varması ile başlayan sürecin sonucunda kendisini yarattığını düşünerek yarattığı tanrısı ile kendi arasındaki iletişimi sağlaması için zamanla bir dinsel seremoni yöneticisine ihtiyaç duyan arkasından da kendi aralarında gelişen mülkiyet ilişkilerini düzenlemesi için toplumsal ilke yöneticisine ihtiyaç duyan ve ikincisi için birincisini temel gören de insanoğludur.
milyarlarca insanın inandıkları yalanlardan kurtulup kendilerini bulmalarını ve kendi ataları tarafından yaratılmış yalanlara inanmayı bıraktıklarını görmek beni çok mutlu ederdi açıkçası. insanoğlunun manevi evriminin önünde engel olan din olgusunun yok olması ve yeni bir çağın başlangıcı olacak o günleri göremeyeceğimi/yaşayamayacağımı biliyorum. her ne kadar bazı insanların kendi yaşamlarının iyiliğini kendilerin dinsel ahlak olarak nitelendirdikleri arzu ile ortaya çıktığı düşünülse de ve bu samimi duyguları dinsel düşüncenin çöküşü ile yok olur denilse de tüm bunlarının hepsinin bir gün yok olacağını düşünmek, yok olduğunu görmek sona erebileceğini bilmek beni hiç tedirgin etmiyor. aksine böyle bir şeyin gerçekleşmesini arzu etmekteyim. öte yandan beni en çok korkutan bu arzum. arzu, aslen insanoğlunun kötülüğünün sebebi. ve kendi yarattığı dinin ve kendi yarattığı onu yaratan tanrı ilkesinin içine sokarken de pek dikkat etmediği ama sonuçta kötülüğün ortaya çıkışının da yegane sebebi.
insanoğlu ile tanrısı arasındaki bağı sağlayan kurumların, kişilerin (hoca/imam/rahip/papa x y z); kendi varoluşlarının sebebi olan dini inanışı korumak için yapamayacakları hiçbir şey yok.
her din kendi ritmi, sistematiği içerisinde dünyanın çok daha iyi bir yer olacağını iddia eder. insan yaşamına bu kadar az değer veren bir tanrı ile mi diye sormak gerekir o dinlere.
din daima nefretin ve hoşgörüsüzlüğün tetikleyicisidir.
binlerce yıl önce truva da, orta asya da, mezopotamya da, güney amerika da afrika da savaşan insanlardan ne kadar değişiğiz. din onlara ne verdi de bize farklı bir şey verebilsin. din onlara da onlarla aynı şeye yani kendisine inanmayanı yok etmeyi, kendi yapısal bütünlüğüne karşı olan her düşünceyi ezmeyi öğretti ve uygulattı; bugünün insanına da aynı şeyi yapıyor. insanlar kutsal kabul ettikleri şeyler için ölümüne savaşmaya, öldürmeye ve ölmeye hazırlar. özellikle tek tanrılı/kitaplı dinlerde dini korumak o iman yapısı içerisinde olmazsa olmazlardan biri. oysa o kitaplarda yazılanların kaynağı mitler ve binlerce yıl öncesine dayanıyor. insanlar soru sormadan merak etmeden kaynağını sorgulamadan inanmaya hazırlar. ve o kitabın dışındaki herhangi bir şeye de inanmamaya. eğer kitaplara bakarsan ibrahim 100 yaşında çocuk sahibi oldu ve 170 yaşına kadar yaşadı. bu sadece dalga geçilmeye layık zırvaların hala insanların yaşamından daha değerli olmasının; insanların hayatlarına hükmetmesinin bir anlamı var mı? buna inanabilen birisinin bilimsel araştırmalara evrime inanmaması da cabası. dinlerin (özellikle de islam, hıristiyanlık ve museviliğin) döneminin dominant kültürünün o dönemdeki medeniyeti domine eden devletin dini olduğu için kanla, savaşla, vahşetle ve ölümlerle bu kadar büyüdüğünün görmemek aksine kendi inandığı dinin barışla ilgili bir şey olduğunu düşünmek kendi kendine söylenebilecek nasıl bir yalandır. her şeyin her zaman sadece kendini peygamber olarak gösterip ileri çıkanların güç hastalığı olduğunu görmek için onun ölümünden sonra arkada kalan yoldaşlarının neler yaptıklarını görmekle yeterli iken (musanın kardeşi adını hatırlayamadım, isa dan sonra petrus vs muhammed den sonra sünni-şii yol ayrmı) bunu görmemek yorumlayamamak insanoğlunun aptallığının bir göstergesidir.
bu üç dinin üçü de tanrılarının henüz tamamlanmamış isteklerinden derlenmiş dinlerdir. böyle bir saçmalık var mı?
üçünün de yüzyıllardır ibrahimin doğduğuna inandıkları bir mağaranın bulunduğu topraklar için savaşmalarını nasıl anlamlandırabiliriz.
bir insanın mesela benim iyi ve kötüyü nitelendirmem ve onu başkalarına karşı şu iyi bu kötü şeklinde savunmam çok kolay çünkü kendi tasarladığım bir yapının içerisindeyim. bu tasarımım aynı zamanda benim yapıp etmelerime de sebep ve sonuç oluyor. şunu yapmam çünkü kötüdür bunu yapayım kötü değil bu demek şeklinde. ama tutup da kendimi aşıp, benden başka insanların iyiliği ve kötülüğü üzerinde fikirler üretmem burada asıl hata oluyor. bir insan başka bir insan için ya da herhangi bir toplum için iyinin ya da kötünün ne olduğuna nasıl karar verebilir? nasıl seçebilir? bunu anlamakta zorlanıyorum .
artık insanoğlu bu inançlarından kurtulma zamanına gelmiştir. yüzlerce yıl öncesine göre bir çok şeyi dine rağmen başarmış durumdayız.
peki dinlerin hiç mi iyi tarafları yok. ben dinin neden olduğu gereksiz acı ve ıstıraptan başka hiçbir şey görmüyorum. iyi insanların iyi olmaları ve kalmaları için dine ihtiyaçları yok. aynı şekilde kötü olarak addedilen insanların hepsinin kötülükleri bireysel iken dinlerini koruyan liderlerin yarattıkları mass destruction tahmin edilemez boyutlarda. öte yandan dünyada açlığın hüküm sürdüğü topraklarda açlığın hüküm sürmesinin sebebi de genelde bu dinlere inanan toplumların sömürge düzenleri iken ;fakirleri doyuran; din yalanı da çok kurmaca duruyor.
marsa uzay aracı gönderip onu dünyadan radyo sinyalleri ile kontrol edebildiğimiz günümüzde gemilerin denizde su üzerinde tanrının isteği ile gidebildiğini düşünen insanlara ne demem bekleniyor ki aptaldan başka. ve bu aptallar hala yaşamımı şekillendirmek isterlerken bilime ve ilerlemeye karşı durmayı öğütlerlerken bunlara kayıtsız mı kalmalıyız. dünyanın düz olduğunu anlatan bu tanrıların bu kitapların ve bu peygamberlerin anlattıkları şeylerin doğruluğuna hala inanan insanların var olması yeterince kötü iken üzerine bir de bu anlatılanları korumak için vahşet kan ve gözyaşı yaratmaktan çekinmemelerini nasıl anlamaya çalışalım.
artık bir şeylerin değişmesi gerek.
insanoğlu gerçekten çok zavallı bir yaratık. dünyaya ilk gelişi/getirilişinden beri daima tapacağı, kölelik edeceği, bir şeyin/birinin/bir kurumun/bir devletin peşinden koşmuş durmuş. bu yetmemiş çoğu zaman bu kişi kurum ya da olguyu kendisi yaratmış/kabul etmiş/ kabullenmiş. sadece kendisi için de değil kendisi dışındakilerin de (öncelikle kendisinin peşinde koştuğu şeye inanmayan, kabullenemeyen;kendi; hemcinslerini;kendisi dışında/ diğerleri; olarak nitelendirerek ) aynı şekilde davranmasını istemiş. hem de ne pahasına olursa olsun. bunu da zamanla kurumlar oluşturma olgusuyla çok daha ileri taşımış en sonunda o kurumlar kendilerine karşı olduğunu düşündükleri herhangi bir düşünce ve eylemi tehdit olarak algılayıp, en acımasız yöntemlerle karşı koymuş/savaşmış/ yok etmiş. ve her ne yaparsa yapsın binlerce yüz binlerce kadın erkek ve çocuğu öldürmüştür. ortada din varken, savaşların sebeplerinin insanoğlunun kurduğu devletlerin siyasetlerinin ve açgözlülüğünün olduğuna inanmak ne kadar kolaydır; nasıl bir aptallıktır.
mülkiyetin farkına varması ile başlayan sürecin sonucunda kendisini yarattığını düşünerek yarattığı tanrısı ile kendi arasındaki iletişimi sağlaması için zamanla bir dinsel seremoni yöneticisine ihtiyaç duyan arkasından da kendi aralarında gelişen mülkiyet ilişkilerini düzenlemesi için toplumsal ilke yöneticisine ihtiyaç duyan ve ikincisi için birincisini temel gören de insanoğludur.
milyarlarca insanın inandıkları yalanlardan kurtulup kendilerini bulmalarını ve kendi ataları tarafından yaratılmış yalanlara inanmayı bıraktıklarını görmek beni çok mutlu ederdi açıkçası. insanoğlunun manevi evriminin önünde engel olan din olgusunun yok olması ve yeni bir çağın başlangıcı olacak o günleri göremeyeceğimi/yaşayamayacağımı biliyorum. her ne kadar bazı insanların kendi yaşamlarının iyiliğini kendilerin dinsel ahlak olarak nitelendirdikleri arzu ile ortaya çıktığı düşünülse de ve bu samimi duyguları dinsel düşüncenin çöküşü ile yok olur denilse de tüm bunlarının hepsinin bir gün yok olacağını düşünmek, yok olduğunu görmek sona erebileceğini bilmek beni hiç tedirgin etmiyor. aksine böyle bir şeyin gerçekleşmesini arzu etmekteyim. öte yandan beni en çok korkutan bu arzum. arzu, aslen insanoğlunun kötülüğünün sebebi. ve kendi yarattığı dinin ve kendi yarattığı onu yaratan tanrı ilkesinin içine sokarken de pek dikkat etmediği ama sonuçta kötülüğün ortaya çıkışının da yegane sebebi.
insanoğlu ile tanrısı arasındaki bağı sağlayan kurumların, kişilerin (hoca/imam/rahip/papa x y z); kendi varoluşlarının sebebi olan dini inanışı korumak için yapamayacakları hiçbir şey yok.
her din kendi ritmi, sistematiği içerisinde dünyanın çok daha iyi bir yer olacağını iddia eder. insan yaşamına bu kadar az değer veren bir tanrı ile mi diye sormak gerekir o dinlere.
din daima nefretin ve hoşgörüsüzlüğün tetikleyicisidir.
binlerce yıl önce truva da, orta asya da, mezopotamya da, güney amerika da afrika da savaşan insanlardan ne kadar değişiğiz. din onlara ne verdi de bize farklı bir şey verebilsin. din onlara da onlarla aynı şeye yani kendisine inanmayanı yok etmeyi, kendi yapısal bütünlüğüne karşı olan her düşünceyi ezmeyi öğretti ve uygulattı; bugünün insanına da aynı şeyi yapıyor. insanlar kutsal kabul ettikleri şeyler için ölümüne savaşmaya, öldürmeye ve ölmeye hazırlar. özellikle tek tanrılı/kitaplı dinlerde dini korumak o iman yapısı içerisinde olmazsa olmazlardan biri. oysa o kitaplarda yazılanların kaynağı mitler ve binlerce yıl öncesine dayanıyor. insanlar soru sormadan merak etmeden kaynağını sorgulamadan inanmaya hazırlar. ve o kitabın dışındaki herhangi bir şeye de inanmamaya. eğer kitaplara bakarsan ibrahim 100 yaşında çocuk sahibi oldu ve 170 yaşına kadar yaşadı. bu sadece dalga geçilmeye layık zırvaların hala insanların yaşamından daha değerli olmasının; insanların hayatlarına hükmetmesinin bir anlamı var mı? buna inanabilen birisinin bilimsel araştırmalara evrime inanmaması da cabası. dinlerin (özellikle de islam, hıristiyanlık ve museviliğin) döneminin dominant kültürünün o dönemdeki medeniyeti domine eden devletin dini olduğu için kanla, savaşla, vahşetle ve ölümlerle bu kadar büyüdüğünün görmemek aksine kendi inandığı dinin barışla ilgili bir şey olduğunu düşünmek kendi kendine söylenebilecek nasıl bir yalandır. her şeyin her zaman sadece kendini peygamber olarak gösterip ileri çıkanların güç hastalığı olduğunu görmek için onun ölümünden sonra arkada kalan yoldaşlarının neler yaptıklarını görmekle yeterli iken (musanın kardeşi adını hatırlayamadım, isa dan sonra petrus vs muhammed den sonra sünni-şii yol ayrmı) bunu görmemek yorumlayamamak insanoğlunun aptallığının bir göstergesidir.
bu üç dinin üçü de tanrılarının henüz tamamlanmamış isteklerinden derlenmiş dinlerdir. böyle bir saçmalık var mı?
üçünün de yüzyıllardır ibrahimin doğduğuna inandıkları bir mağaranın bulunduğu topraklar için savaşmalarını nasıl anlamlandırabiliriz.
bir insanın mesela benim iyi ve kötüyü nitelendirmem ve onu başkalarına karşı şu iyi bu kötü şeklinde savunmam çok kolay çünkü kendi tasarladığım bir yapının içerisindeyim. bu tasarımım aynı zamanda benim yapıp etmelerime de sebep ve sonuç oluyor. şunu yapmam çünkü kötüdür bunu yapayım kötü değil bu demek şeklinde. ama tutup da kendimi aşıp, benden başka insanların iyiliği ve kötülüğü üzerinde fikirler üretmem burada asıl hata oluyor. bir insan başka bir insan için ya da herhangi bir toplum için iyinin ya da kötünün ne olduğuna nasıl karar verebilir? nasıl seçebilir? bunu anlamakta zorlanıyorum .
artık insanoğlu bu inançlarından kurtulma zamanına gelmiştir. yüzlerce yıl öncesine göre bir çok şeyi dine rağmen başarmış durumdayız.
peki dinlerin hiç mi iyi tarafları yok. ben dinin neden olduğu gereksiz acı ve ıstıraptan başka hiçbir şey görmüyorum. iyi insanların iyi olmaları ve kalmaları için dine ihtiyaçları yok. aynı şekilde kötü olarak addedilen insanların hepsinin kötülükleri bireysel iken dinlerini koruyan liderlerin yarattıkları mass destruction tahmin edilemez boyutlarda. öte yandan dünyada açlığın hüküm sürdüğü topraklarda açlığın hüküm sürmesinin sebebi de genelde bu dinlere inanan toplumların sömürge düzenleri iken ;fakirleri doyuran; din yalanı da çok kurmaca duruyor.
marsa uzay aracı gönderip onu dünyadan radyo sinyalleri ile kontrol edebildiğimiz günümüzde gemilerin denizde su üzerinde tanrının isteği ile gidebildiğini düşünen insanlara ne demem bekleniyor ki aptaldan başka. ve bu aptallar hala yaşamımı şekillendirmek isterlerken bilime ve ilerlemeye karşı durmayı öğütlerlerken bunlara kayıtsız mı kalmalıyız. dünyanın düz olduğunu anlatan bu tanrıların bu kitapların ve bu peygamberlerin anlattıkları şeylerin doğruluğuna hala inanan insanların var olması yeterince kötü iken üzerine bir de bu anlatılanları korumak için vahşet kan ve gözyaşı yaratmaktan çekinmemelerini nasıl anlamaya çalışalım.
artık bir şeylerin değişmesi gerek.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar