bugün

şizofreninin temelinde derin bir sanat duygusu yatar ve sanatçının çektiği tatmin açlığı deha düzeyinde eserler ortaya çıkmasına neden olur. salvador dali gibi bir ressam tanıdıysak bunu tamamen beyin füzyonlarındaki gel gitlere borçluyuz. yoksa dali , kulağını dr hannibal lecter' den esinlenerek kesmiş değildir. şizofreninin yarattığı en büyük sanatçılarsa şairlerdir. tanrısal aşkın pençesinde kıvranan şizofren şairler , mısralarını belki de kendi içlerinde gerdikleri çarmıhların ipleriyle yazmışlardır.

(bkz: hasan karaçoban)
--spoiler--
Birazdan kudurur deniz
Birazdan dalgaların sırtından
Üst üste fışkıran rüzgarlar
Bir intikam gibi saldırınca üstüne.
Yüzüne şarkılar çarpar, yüzüne şiirler çarpar, ağlarsın
Sen artık, sen artık buralarda duramazsın.

Artık sazın bağrı mı olur
Kimsenin bilmediği bir ağrı mı
Gider kendine gömülürsün
Yoksa bu şehir bu sokaklar
Seni alır kullanır seni alır kullanır
Santim santim çürürsün.

Bazen bir uçurum kalır
Bazen de martıların ardından
Velvele koparan bir leş kalır
Bir intihar gibi puşt olunca sevdalar.
Sırtını duvara yaslar, sırtını ağaca yaslar susarsın
Sen artık hiçbir sözü, hiçbir sözü kaldıramazsın.

Şimdi bir yeni sevda mı olur
Kimsenin kapını çalmadığı bir inziva mı
Tutar sıfırdan başlarsın
Yoksa bu ilişkiler bu zaaflar
Seni yiyip bitirir, seni yiyip bitirir
Dirhem dirhem azalırsın.
--spoiler--
(bkz: cezmi ersöz) *
(bkz: charles bukowski)
morali bozuk bir insanı intihara sürükleyecek şiir ve yazıların sahibidir kendisi.
(bkz: murathan mungan)

cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana
mendili kan kokan sevgili arkadaşım
usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım
elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür
adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın mecrasında
yolun sonunu söylüyordu
günahkar iki melek olan sağdıçlarım

al birkaç bulutlu sözcük
atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman
mekik, taflan, kar kesadı bir iklim
aşk mı, macera mı dersin bu uzun seferberlik
bu ilişkinin topoğrafyasını
mezhepler tarihinden bulup çıkardım
adanan boynunda o gümüş zincir
bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda
işte yazgının kara zırhlısı!
kork! kutsal kitaplardaki kadar kork!
çünkü hiçtir bütün duygular
korkunun verimi yanında

benim ruhum nehirler kadar derin!
kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!

arı bir sessizlik duruyor
şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta
gövdenin demir çekirdeği
kalkan teninin altında
sana okunaksız bana saydam giz
içindeki uğultunun izini sürüyorum
bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini
harabeler diriliyor
heykeller tamamlanıyor
kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde
başka çağlara gidip geliyoruz
aşk tanrısı için
seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde
aşkın kaplan ve yılan düğümüyle

öpüyorum seni boynundaki yaradan
iniyorum kaynağına
aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor
dokunuşlarımın parıltısında
düğümlü mendilin, gümüş zincirin
sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler
çözülüyor avuçlarımda

tılsım tamamlanıyor
ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte
indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor
zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim
tılsım tamamlanıyor
dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle
sevgilim, oluyorsun
uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında
bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına

adın yoktu tanıştığımızda
eksiğini de duymadık
bazen bir rüzgarı, bazen birkaç zeytini
adının yerine kullandık

adın yoktu tanıştığımızda
sonra da olmadı
çünkü başka biri oldun zamanla

şimdi adın var
şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri
yükseliyor ve tehdit ediyor
kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini
yüzümün pususunda geziyor
sularda bilenmiş bıçaklar
uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım
etimle ruhum arasında çelişen ilke
geri döndü bana
kendi ellerimle kurduğum kara büyüden
içimdeki tarih bitti
siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini
ve şimdi adın var
ve şimdi
ikimizin vaktinde
intikam saati geldi

omayra, bu adı verdim sana
ve mevsimleri bütün anlamlarıyla
iki çakılına bir deniz vereyim
hayallerine mavi buğday
dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim
esmer ve çırılçıplak bir gecede
bütün düşmanların gelecek
koynumdaki cenazene

seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken
kucağımda başın
gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını
kendi enkazımın üstünde
kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan
öldürerek yaşatacağım seni kendimde

ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün
gücünden habersiz sakin gülüşün
kamçılıyor içimdeki bütün köleleri
ben ki hileli bir oyun,
birkaç kırık zar
ve kara muskalı tılsımlarla
almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime
asıl sen tutsak etmişsin beni
dünyaya kapalı kapıların ardındaki
içi boş sessizliğine

sığlığın, sevgisizliğin
o sonsuz kendiliğindenliğin
dünyanın sana değmeyen yerleri
nasıl da çekici yapıyor seni
o kadar bağlandım ki
tutkusuz bedenine
ya öldüreceğim seni
ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne

sayıklayan bir ağaç gibiyim omayra
uğultusu geliyor ta derinden
gövdemin geçtiği masalların
içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
bak sana korkaklığımı veriyorum
var olmanın bütün varoşlarından
ben yenildim, işte silahlarım
tılsım tamamlandı
sonuna geldim çizgilerini sildiğim
bir büyük haritanın
aşkım ölümün sınırında omayra
olduğun yerde kal kımıldama!
-ilk şiirini ne zaman yazdın

-ilk aşık olduğumda

-ilk ne zaman aşık oldun

-ilkokula giderken

-ne denli sevebilir ki çocuk

-bir insan nasıl severse

-ama erin bile değil

-acılar erken büyütüyor
bizim ülkede çocukları

-anlayamadım

-yirmibeşi geçmiyorsa başımız
yedisinde başlarız sevmeye
ölümüne severiz onbirinde

-peki ya aşk nedir

-en güzel bölüşümdür

-ne zaman doğdun

-hangisini soruyorsun

-o da ne demek

-1960'ta
büyücek bir bakır leğen içinde
iki damla çığlık katışık
buğday kokulu anam
diz kırıp
titrek bacaklarından doğurdu beni

aşık olduğumda doğdum ikinci kez
ela gözlü bir kızdı narince
çabuk kırıldı
ama ben dönmedim geriye

sonra dostlarım doğurdu beni
gürül gürül düşünerek
tezgahtar yoktu aramızda

ve zindanda
şiir adında bir kız tanıdım barıştı kavgaydı insandı
sevdim onu
o da beni sevdi
sevişir doğarız o günden beri

-duvarlar çok yüksek
yakışıklı mısın
göremiyorum

-geçen gün şiir yazıyordum
açılmış dünyaya kollarım
az ötede unutulmuş bir ayna
eğilip baktım yüzüme
boyuma posuma
göğüslerimi şişirdim
içeri çektim karnımı
yok canım
benzetemedim
bir şeye

gözlerim özlem ateşi
alnım kurşun yeri
ellerim çocuk eli
boyum insan boyu
tenim alacaşafak
insanım işte
olancası bu

-ölmek nedir

-yaşadım diyebilmektir

-ya yaşamak

-ölebilmektir çırılçıplak orta yerinde yaşamın

-ama sen çok gençsin

-kendine bak
yüzyıl yaşadım ben

-anlayamadım

-önemi yok
ben seni anladım.
--spoiler--
" karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten

karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından

geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak

karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
bir uçurum kıyısında vursunlar beni,vursunlar
bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan

şairler vurulmalıdır,hayat yakışmıyor onlara "
--spoiler--

ahmet telli
--spoiler--
Azm-i hamam edelim sürtüştürem ben sana
Kise ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.

Lâl-ü şarap içirem ve slatup geçirem
Parmağına yüzüğü hatem-i zer drahşan.

Eğil eğil sokayım,iki tutam az mıdır?
Lale ile sümbülü kakülüne nevcihan.

Salınarak giderken, arkandan ben sokayım,
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
Sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan.

Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarıda hiç,
Düşmanının bağrına hançerimi nagihan.

Herkese vermektesin birde bana versene,
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

Sen her sabah gelesin, ben Vehbi'ye veresin,
Esselamün aleyküm ve aleykümüselam.
--spoiler--
sümbülzade vehbi efendi *
(bkz: küçük iskender)

insanın arkadaşı hiç tekerlek olur mu lan!

(bkz: ağır roman)
© copyright 2005 - 2026