bugün
- istanbul'un başına geçseniz ne yaparsınız8
- hilafetin türklere faydası18
- fusya şemsiyeli ve hipopotam4
- kibarhergele14
- george washington7
- fenerbahçe adası4
- süpermarket dolabının arkasında 10 yıl ölü kalmak8
- sorusormayin7
- evde tekken yan odadan gelen khkaha ve ağlama sesi8
- sözlüğün kırbacı10
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- kuz3
- ismet gurbuz bey bey3
- sohbet eder gibi entry yazan yazar6
- cehennemde sigara içme yasağı5
- ucan tekme atan hipopotam45
- kız sanılan yazarlar7
- kuzum2
- cuma namazına gitmeyen yazarlar silinsin8
- erecto bey bey2
- pavyonları dönüştürmek4
- lahana sarma turşusu3
- hangi yazarla çift olursunuz28
- her kararın başka bir ihtimali öldürmesi2
- total war3
- karıncaların trafik sıkışıklığı yaşaması2
- bir sözlük hanımı dmye nasıl davet edilir4
- yazarların sağlık sorunları7
- kırmızı ruj vs pembe ruj2
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı11
- 9 ekim 2026 gazetecilere operasyon4
- günün kitabı2
- emniyet kemeri2
- dört gazeteciye fon iddiaları soruşturması2
- istanbul şu an güneşli 22 derece4
- whatsapp telegram discord grupları sözlüğü bitirdi18
- insanların birbirini gizlice puanlaması3
- şeytanın kariyer değişikline gitmesi3
- patatesin her ortama uyum sağlaması5
- samimiyetin bir noktadan sonra hakarete dönüşmesi3
- tff başkanı hacıosmanoğlu'nun istifa yanıtı2
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- ya bi siktirin gidin15
- pforzheim şu an 10 derece3
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır18
- anın görüntüsü32
- öbür dünyada referans istenmesi2
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
varlığından, dolayısıyla allah'tan korkmanızı gerektiren yer.
Siyasetçilerin gideceği yerdir kuşkusuz.
Cehennem kimsenin birbirine güvenmediği, herkesin bir diğerinden korktuğu; açlığın barınmanın insanları hizaya getirme ve korku aracı olarak kullanıldığı, sokakta kitabınızı bile bırakırken çalınır mı diye korktuğunuz, sınıflar arası uçurumların arşa ulaştığı, sokaklarda aç bitap insanların kol gezdiği, biri havuzlu villalarda otururken bir diğerinin sıvasız kulübelerde oturduğu bir tasavvurdur.
Ateşin yavaş yavaş insanın etini kora dönüştürmesi gibi bu güvensizlik ve korku ortamı toplumları ve onun insanını yakarak ruhsuz bir küle dönüştürür.
Cehennem bir çocuğun gözlerinde görülebilir; bir toplumda yalınayak, korkmuş, gözlerinde tükenmişlik olan bir çocuk görürseniz orası cehennemdir.
Ya da Hayyamın dediği gibi "Cehennem boşuna
Dert çektiğimiz günler, cennet gün ettiğimiz dünler"
Ateşin yavaş yavaş insanın etini kora dönüştürmesi gibi bu güvensizlik ve korku ortamı toplumları ve onun insanını yakarak ruhsuz bir küle dönüştürür.
Cehennem bir çocuğun gözlerinde görülebilir; bir toplumda yalınayak, korkmuş, gözlerinde tükenmişlik olan bir çocuk görürseniz orası cehennemdir.
Ya da Hayyamın dediği gibi "Cehennem boşuna
Dert çektiğimiz günler, cennet gün ettiğimiz dünler"
cehenneme yürüyen biri seni cennete ulaştıramaz.
kuranı kerim mealini bir bütün olarak değerlendirmek lazım. içerisinden tek tek ayetleri cımbızla seçip böyle diyor şöyle diyor demek pek sağlıklı değil. bunun dışında kuranı kerim mealine düşmanlık yapmayın. yoksa ahiretinizi yakarsınız.
Döşek nedir ermişlere
Yerden gelen yata yere
Cehennemden beter nire
Anda bile safadayız!
Hu’dur Allah, safadayız!
Bu dörtlük Kemal Tahir’in Devlet Ana romanında, gezgin abdalların söylediği bir nefes olarak geçer.
Yerden gelen yata yere
Cehennemden beter nire
Anda bile safadayız!
Hu’dur Allah, safadayız!
Bu dörtlük Kemal Tahir’in Devlet Ana romanında, gezgin abdalların söylediği bir nefes olarak geçer.
cehennemde cinlerin ne işi var amk!
Ölmeden de cehenneme gidebilirsiniz.
Çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir kişi öldüğü an siz sağsınızdır ama cehennemde cayır cayır yanıyorsunuzdur.
Çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir kişi öldüğü an siz sağsınızdır ama cehennemde cayır cayır yanıyorsunuzdur.
"ancak rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. onun içindir ki, onları yarattı. ve rabbinin "andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu."
hud suresi 119. ayet
hud suresi 119. ayet
''ve cehennemin getirildiği gün... insan işi anlar o gün. ama anlamasının ne faydası var o gün!''
fecr suresi 23. ayet.
görsel
fecr suresi 23. ayet.
görsel
cehennem bir zorunluluk değil bir tercihtir.
birden yüze kadar artan sayıları düşünün. bir iki üç olmasaydı doksan sekiz doksan dokuz ve yüz de olmazdı. aynı bu şekilde cehennem olmasaydı cennet de olmazdı. kimi üçte beşte kalacak kimi seksene doksana ulaşacak.
cennet var. cehennem var mı bilmiyorum ama varsa da ebedi değildir diye inanıyorum. allah yapmaz bunu.
ama cennet var.
ama cennet var.
her detayını ugaritlerden ilham alarak kurguladığım,
yeraltının ilahi maliki mot,
ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:
Ben Malkarth.
Masanın başında oturuyorum.
Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
Üç kızım, üç ışık.
Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
Hepsi gülümsüyor.
Hepsi sırıtıyor.
Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.
Asherat çatalı kaldırıyor.
“Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
iki gri jöle.
Ama hala gülümsüyor.
Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
“Lezzetli değil mi?” diyor.
Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.
Pudriy başını kaldırıyor.
Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
“Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
Üçü birden sırıtıyor.
Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
Çatal sesleri tık tık tık.
Ama çatal tutan el yok.
Elimi uzatıyorum.
Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
Yapışan parmak benim değil, karımın.
Karım benim parmağımla gülümsüyor.
Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
“Çok güzel yemek,” diyorum.
Ama ses benim değil.
Ses Mot’un sesi.
Mot benim içimde.
Ben Mot’un içindeyim.
Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
Ama dağ evimizin altında.
Yer açılıyor.
Açılan yer kırmızı ateş.
Ateş Mot’un ağzı.
Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
Gölge ateş.
Ateş gölge.
Masa kayar, ateşe doğru.
Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
Ateş masayı yutuyor.
Ama masa hâlâ orada.
Orada ama yok.
Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
“Son lokma,” diyor.
Son lokma kendi kolu.
Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
Ateş kolu yutuyor.
Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
Çatal havada, boşlukta.
Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
“Babacım, sarıl,” diyor.
Sarılıyorum.
Sarıldığım yer erimiş et.
Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
Göğsüm eriyor.
Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
Gözleri masada, bana bakıyor.
Arzay ayakları olmadan koşuyor.
Koşuyor ama ateşe doğru.
Ateş onları yutuyor.
Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
Masadalar ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.
Sandalyem kayar.
Kayar ama hareket etmiyor.
Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
Ateş beni çekiyor.
Çekiyor ama dokunmuyor.
Dokunmuyor ama içimde.
içimde Mot.
Mot ben.
Ben eriyorum.
Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
Oturuyorum ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama sırıtıyor.
Sırıtışları benim.
Ben onların.
Onlar Mot.
Mot ben.
Yer tamamen açılıyor.
Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
Zirvede Baal’ın penceresi.
Pencere kapalı.
Kapalı ama içimde.
içimde ateş.
Ateş gölge.
Gölge ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama konuşuyor.
“Afiyet olsun, babacım.”
Ses çatallı.
Çatal elimde.
Ama elim yok.
Yok ama tutuyor.
Tuttuğu şey benim yüzüm.
Yüzüm eriyor.
Eriyor ama gülümsüyorum.
Ve biz ateşe düşüyoruz.
Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
Masadayız ama ateşin içinde.
Ateşin içinde gülümsüyoruz.
Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
Ziyafet biziz.
Biz Mot’uz.
Ve ateş sönmüyor.
Sönmüyor çünkü başlamadı.
Başlamadı çünkü bitmedi.
Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
yeraltının ilahi maliki mot,
ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:
Ben Malkarth.
Masanın başında oturuyorum.
Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
Üç kızım, üç ışık.
Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
Hepsi gülümsüyor.
Hepsi sırıtıyor.
Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.
Asherat çatalı kaldırıyor.
“Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
iki gri jöle.
Ama hala gülümsüyor.
Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
“Lezzetli değil mi?” diyor.
Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.
Pudriy başını kaldırıyor.
Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
“Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
Üçü birden sırıtıyor.
Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
Çatal sesleri tık tık tık.
Ama çatal tutan el yok.
Elimi uzatıyorum.
Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
Yapışan parmak benim değil, karımın.
Karım benim parmağımla gülümsüyor.
Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
“Çok güzel yemek,” diyorum.
Ama ses benim değil.
Ses Mot’un sesi.
Mot benim içimde.
Ben Mot’un içindeyim.
Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
Ama dağ evimizin altında.
Yer açılıyor.
Açılan yer kırmızı ateş.
Ateş Mot’un ağzı.
Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
Gölge ateş.
Ateş gölge.
Masa kayar, ateşe doğru.
Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
Ateş masayı yutuyor.
Ama masa hâlâ orada.
Orada ama yok.
Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
“Son lokma,” diyor.
Son lokma kendi kolu.
Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
Ateş kolu yutuyor.
Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
Çatal havada, boşlukta.
Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
“Babacım, sarıl,” diyor.
Sarılıyorum.
Sarıldığım yer erimiş et.
Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
Göğsüm eriyor.
Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
Gözleri masada, bana bakıyor.
Arzay ayakları olmadan koşuyor.
Koşuyor ama ateşe doğru.
Ateş onları yutuyor.
Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
Masadalar ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.
Sandalyem kayar.
Kayar ama hareket etmiyor.
Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
Ateş beni çekiyor.
Çekiyor ama dokunmuyor.
Dokunmuyor ama içimde.
içimde Mot.
Mot ben.
Ben eriyorum.
Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
Oturuyorum ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama sırıtıyor.
Sırıtışları benim.
Ben onların.
Onlar Mot.
Mot ben.
Yer tamamen açılıyor.
Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
Zirvede Baal’ın penceresi.
Pencere kapalı.
Kapalı ama içimde.
içimde ateş.
Ateş gölge.
Gölge ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama konuşuyor.
“Afiyet olsun, babacım.”
Ses çatallı.
Çatal elimde.
Ama elim yok.
Yok ama tutuyor.
Tuttuğu şey benim yüzüm.
Yüzüm eriyor.
Eriyor ama gülümsüyorum.
Ve biz ateşe düşüyoruz.
Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
Masadayız ama ateşin içinde.
Ateşin içinde gülümsüyoruz.
Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
Ziyafet biziz.
Biz Mot’uz.
Ve ateş sönmüyor.
Sönmüyor çünkü başlamadı.
Başlamadı çünkü bitmedi.
Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
var mı bilmiyorum ama varsa da ebedi değildir diye inanıyorum.
suç ve ceza.
kötülerin mahvını görmek itikatı güçlendiren bir şeydir.
sen ne hissedersen allah da aynısını hisseder. bu yüzden allah kimseyi cehenneme atmak istemez ama özel çaba sarf edenleri ne yapsın?
kimileri "insanı allah yarattıysa insanı neden cehenneme atıyor?" diyor. öncelikle henüz hiç kimse cehenneme girmiş değil. eğer insanlar kötülük yapmaya devam etmekten vaz geçerse allah da insanları cehenneme atma vaadinden vaz geçer.
Valla muazzez abacı sensiz cennet bile sürgün sayılır demiş. Alakası yok ama aklıma geldi. Seninle cehennem ödüldür bana demiş.
klozete sıçtınız diye gidebileceğiniz yer.
alaturkaya sıçınız dindar kardeşlerim.
alaturkaya sıçınız dindar kardeşlerim.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar