bugün

entry'ler (85)

cehennem

Cehennem kimsenin birbirine güvenmediği, herkesin bir diğerinden korktuğu; açlığın barınmanın insanları hizaya getirme ve korku aracı olarak kullanıldığı, sokakta kitabınızı bile bırakırken çalınır mı diye korktuğunuz, sınıflar arası uçurumların arşa ulaştığı, sokaklarda aç bitap insanların kol gezdiği, biri havuzlu villalarda otururken bir diğerinin sıvasız kulübelerde oturduğu bir tasavvurdur.

Ateşin yavaş yavaş insanın etini kora dönüştürmesi gibi bu güvensizlik ve korku ortamı toplumları ve onun insanını yakarak ruhsuz bir küle dönüştürür.

Cehennem bir çocuğun gözlerinde görülebilir; bir toplumda yalınayak, korkmuş, gözlerinde tükenmişlik olan bir çocuk görürseniz orası cehennemdir.

Ya da Hayyamın dediği gibi "Cehennem boşuna
Dert çektiğimiz günler, cennet gün ettiğimiz dünler"

sabah kahvesi

insanın kendisi için sonradan uydurduğu ihtiyaçlardan bir diğeri. Mevcut toplumsal düzende ihtiyaçlar genel toplumsal eğilime uyumlanma çabasına yakınsadığından ; kişiler bir süre sonra aslında milyonlarca yıldır akıllarına gelmeyen bir ürünü içselleştirerek gerçekten ihtiyaçları olduğunu düşünüyor.

Asıl ihtiyaç amazon ormanlarında uyanıp o gün yapacağın av için mızrağını bilemek ve orman nehir yürüyüşü yapmak iken; genel eğilim artık bu olmadığı için kimsenin aklına dahi gelmemekte.

Zaten sabah kahvesi olmaz sabahçı kahvesi olur; bu konuda da en iyi tespiti Ferdi Tayfur yapmıştır;

"Sen rüyalar aleminde yeni aşklar hevesinde , bense yine uykusuzum bir sabahçı kahvesinde " diyerek kahve kavramının popüler eğilim karşısında nasıl değişime uğradığını çarpıcı biçimde ortaya koymuştur.

günlük tutan erkek

bunu ben yapıyordum bir ara, cafenin birine oturur orda yazmaya başlardım, herkeste merak ederdi vay acaba ne yazıyor bu felan, gelip soranlar da oluyordu ben de gaza gelip şimdi daha pişme aşamasında bitince yayınlayacağım felan diyordum ; tabi ben güneşi, günü, yıldızları, trafik ve insanların kaosunu betimlemeye çalışırken cafeye girip çıkan kızlar dikkatimi dağıtıyor bu sefer onları betimlemeye başlıyordum.

Geriye dönüp "günlüğümü" okuduğumda cafeye gelen kızların güzelliklerini puanladığım bir çeşit kerrat vetveline dönüştüğünü görünce bıraktım.

Gündelik olayın ayrıntıları pek bize göre değil sanırım; ayrıntılara kadınlar daha iyi dikkat kesiliyorlar. Biz daha çok makro bakmaya programlanmışız. O da sanırım yüzbinlerce yıllık tehlikeye karşısında alan taraması yapma ve genel sonuçlar çıkarma iç güdümüzden kaynaklanıyor.

Ama psikologlar çok faydalı olduğunu söylüyorlar; eğer çok dalgalı duygusal yoğunluklu bir aşamadan geçiyorsanız duygularınızı fark etmek için günlük tutabilirsiniz. Ama gidip de kızları puanlamayın.

Ama bir kız vardı sözlük; o güldüğünde tüm yıldızlar sanki gün geceye dönmüşçesine bir anda parlamaya başlıyordu. Neyse böyle şeyler yazmayın işte sonra kız arkadaşınız olur yazdıklarınızı okumak ister; ben betimlemeyi seviyorum, mübalağa sanatı en sevdiğim dal felan bir ton tantana.

Hala gülüşü ile gündüzü geceye çevirebilen tüm kadınlar için gelsin; yazıyorsak bir sebebi var.

yavrum diye hitap eden erkek

Erkeklerin bezelye tanesi gibi tek tipleştirilmeye çalışıldığı anaerkil çağda; sevgisini koruyuculuk iç güdülerini dinleyen; 300 bin yıl önce avladığı bizonun en güzel yerini dişisine götüren ve ona al yavrum bu bizon senin için diyen atalarının dna larından hala bir kaç parça taşıyan eril kişilik.

Yavrum anormal bir hitap değil ama belki bir kaç yıl sonra; bilimum medya ve sanal organların bombardımanı ile erkekler gün gelir tüm kalelerini kaybeder; tüm mevzileri harap olur ve dişilerine yavrum bile demeye korkar olurlar.

O zaman bu enty yi hatırlayın; 400 bin yıl önce günlerce yalın ayak bizonu kovalayıp, onu uçurumun kenarında sıkıştırarak avlayan, daha sonra kabilesine götüren, ertesi gün tekrar mızrağını bileyip amazon ormanlarının bir nehrinde kanosu ile keşfe çıkan atalarınızın genlerini taşıdığınızı, bu genlerin buzul çağları, tektonik patlamalar, bitmeyen yağmurlardan kurtulup ; insanlığın hala var olmasını sağladığını aklınıza getirin.

Unutmayın anormal olmak bir hastalık veya yanlış değildir; sadece çağın o anki kabullerine karşı fikir geliştirebilecek cesarete sahip olmaktır.

Şimdi çıkın ve sokakta ilk görüdüğünüz kadına yavrum bizonunun neresini istersin diye sorun.

Şaka şaka bunu sadece sevdiğiniz, kolladığınız, himayenize almaya karar verdiğiniz hatun kişisine söyleyin.

100.00 yıl öncesinden ; mağaramdan gönderildi.

bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi

aslında insan ve kadının doğası gereği olmayacak olan; ancak kişiler iradesine çok hakim ise kendilerine ket vurarak arkadaşlık tiyatrosu oynayabilecekleri bir ilişki durumudur.
Olayları ilişkileri bu kadar ciddiye almaya gerek var mı onu da bilmiyorum açıkçası ama insanlar bu durumdan dolayı acı çektikleri için bir noktada önemli hale geliyor.
Dediğim gibi başkanlar bence bu ilişki mevzularını çok ciddiye almayın. Hormonlarınız deli gibi çalışıyor, ego - libido tavan yapmış olabilir; ama bu çağda her türlü medya aygıtının sizin tam da bu dürtülerinizi sürekli uyarmak için var güçleri ile çalıştıkları bu çağda tüm bu konuştuğumuz ilişki analizleri buharlaşıyor.

Çünkü buradaki "erkek arkadaş" ilişki panayarında artık fiktif ama algılarında sonsuz bir talep ile karşılaştıklarını düşünen hanım kızlarımız için ; potansiyel adaylardan biri olabiliyor.

Şimdi bazılarınız ya ben öyle düşünmüyorum, berkecan benim en yakın dostum, hasansu bana zor zamanlarımda çok yardımcı oldu diyebilir; evet şu an belki böyle düşünüyor olabilirsiniz

Ancak hanım kızlarımız o an için düşündüklerinde haklılar evet gerçekten de arkadaş olarak görüyorlar; ama asıl mesele bu kızlarımız sevgililerinden ayrıldıklarında veya derin bir duygusal boşluğa düştüklerinde yaşanacaktır. Kişinin duyguları , düşünceleri, hatta yer yer karakteri bile değişir. Çünkü inan zihni esnek, algıları değişken, duyguları köpük gibi uçucu. Kadınlarımızın da evrimsel psikolojide defalarca hakkında yazıldığı üzere -doğadaki diğer tüm dişiler gibi- kendi çıkarlarına en uygun eşi aramaya programlı olduklarını biliyoruz.

Demem o ki ; nasıl ki panayıra mübadele için getirilmiş meta ; en yüksek değerden alıcı ile buluşturulmak ister ise, dişi şahısları da kendi varlıklarını panayırda en yüksek değerden takas etmek isteyeceklerdir.

Hal böyle iken dişi kişisinin bilinçaltına işlenen bu milyonlarca yıllık evrimsel kodlar ister istemez etraflarındaki potansiyel eş adaylarını filtreleme, kategorize etme ve " fiyatlandırma-değerleme" yoluna gideceklerdir.

Bu mesele bilinçli yapılıyor demiyorum aksine dişilerin bu mekanizması oldukça bilinçdışı çalışıyor, o yüzden kadınların sözlerine hatta davranışlarına önem verin ancak anlık olduğunu unutmamak kaydıyla. bu süreçte, çağda sürekli bir performans ve değer kanıtlama yükü bekliyor erkekleri.

Modern olduk o yüzden olabilir diyeceğiz kısaca; ama burada mevcut risklere iki cins açısından da dikkat çekmek istedim.

Kafa açmam bu kadar.

insan zamandan ibarettir

14 milyar yıllık evrenin şu kaotik çağında her ne kadar insan kendini bir yere konumlandırma ihtiyacını iliklerine kadar hissetse de; tüm kaosa ve insan varlığının etrafını saran harici güçlerin yadsımasına rağmen yine de ; bir yere ait olduğumuzu, uzay zaman düzleminde bir iz bıraktığımızı düşünmek istiyoruz .

Bu acınası çabamızdan hiç vazgeçmeyecek olmamızın bir nedeni belkide umuttur kendimizin evrende önemli bir yeri olduğuna dair.

o zaman yüzlerce yıl önce Bilge Kağan tarafından söylenen şu sözü ,uzayın boşluğunun sessiz yankısında belki bir yer bulur da ; birilerinin menziline dokunur umudu ile bırakalım;

"Zamanı tanrı yaşar, insanoğlu hep ölmek için yaratılmış."

aşk acısı çekiyorum sözlük

Aşk acısı kötü hırpalar adamı, ama hırpalanmadan da öğrenemez insan iradesine hükmetmeyi. Acını çek, duygunu yaşa, sevgiyi iliklerinde hisset. Ama güneşin altında ılık bir bahar esintisinin yüzüne vurması gibi, bir şelalenin akışını çayırların üzerinde oturup izlediğinde aldığın haz gibi; bedeninden ruhundan akıp gitmesine izin ver bu arzuyu.

Dışarıya çık başka marketlere, nehirlere, avmlere, bakkallara git , belki şehrinden ülkenden uzakta ara. Anı genetik kombinasyonda binlerce belki milyonlarca kadın olduğunu göreceksin.

Ama önce acını çek, ve birine aşık olabilme kapasitesine sahip olduğun için içindeki yoğun enerjiyi duyumsa ve şükret.

stres

Bu aslında sanıldığı kadar kötü bir şey değil. Bunun sayesinde insanoğlu doğada yırtıcılardan kaçıp hayatta kaldı yüzbinlerce yıl önce. Ancak modernite canavarı her kavramın anlamını buharlaştırdığı için modernite ve yıkıcı kapitalizm ile beraber maalesef insanoğlunun elinde hiç bir dayanak güç kalmadı. kutsal olan dünyevileşti, katı olan buharlaştı; para, araba, ev, instagram modern putlar oldu. Kendi özünü , bilincini yaşam enerjisini kendi yarattığı metalara aktaran insanoğlunun tüm kaosu elinden alınarak ruhsuz bir posaya dönüştürüldü. artık bu noktadan sonra stres, stres yönetimi gibi kavramların tek işlevi ; ekonomik sisteme bireylerin daha iyi adapte olabilmesi yani mevcut toplumsal düzene bireylerin daha iyi uyumlanmasını sağlamak olacaktı.

Olmak istediğiniz, derinlerde olduğunuz, olmanız gereken kişi ile; toplumun- ekonomik sistemin , etrafınızdaki insanların sizden olmanızı bekledikleri kişi arasındaki uçurum ne kadar büyükse stres seviyesinin o denli büyük olması kaçınılmaz.

Herşeyden kaçar da insanoğlu kendinden kaçamaz. Bence mutlu olmayı hedeflemeyin, acıdan korkmayın, sürekli mutluluk peşinde koşmak sizi tüketir, acı işe sizi pişirir güzel bir yemek yapar.

Afiyet olsun.

stres yönetimi

karanlık bir kış gecesinde etrafta hiç kimse yokken , önünüzdeki koltuğu bile göremiyorken ; yani tamamen kendiniz ile baş başa kalmış iken siz; eğer hiç bir uyarana maruz kalmadan bu şekilde en az 1 saat oturabiliyorsanız tebrikler; ancak bu fikir bile tüylerinizi diken diken etti ise şayet; hayatınızdaki sizi bilinç altında rahatsız eden hususları; zihninizin karanlık dehlizlerine girerek, elinizde bir mum ışığı ile gerekirse saatlerce arayarak çıkarmanızın gerektiği olduğu bir çeşit idman.

30 yaşından sonra anlaşılan gerçekler

Aslında bunun 20 den sonra anlaşılması gerekiyor ama geç bir versionu olarak elalem ne der korkusu diyorum.
Dostoyevski nin bile büyük bir ileri görüşlülükle -ki o zamanki rusya toplumunun ne kadar gelenekselci olduğu malum- budalılık olarak tanımladığı şeydir elalem ne der korkusu.
insanın en büyük budalalığı der dostoyevski, başkaları ne der diye korktuğu için yapmaktan vazgeçtiği şeylerdir.
Öyleyse dostlarım bize de Dostoyevskinin 19. yy da söylediği bu sözü uygulamak düşüyor.
Televizyonda başkalarına yapılan adaletsizlikleri izlerken ne kadar sinirlendiğinizi, gerildiğinizi biliyorum
Peki dışarıdaki insanların, sizin ruhunuz ve benliğiniz üzerinde kurduğu tahakkümden ve üstünüzde hiçbir hakları olmadığı halde, sizi kısıtladıkları zihninizdeki onca şeyden daha büyük bir adaletsizlik ne olabilir.
Ruhunu ve zihnini toplumun ve elalemin prangalarından ve zindanından özgürleştirmeye teşebbüs bile etmeyenlerin, zihinlerinden dökülen kelimelerin başkalarına ne kadar faydası dokunabilir.
Öyleyse yarından başlayarak başkaları ne der korkusu ile yapmaktan vazgeçtiğiniz şeylerin listesini yapın ve bir 30 seninin daha boşa geçmesine izin vermeyin.

ben yatıyorum sözlük bir şey diyor musun

en derin korkularımızla yüzleşmedikçe asla yeteri kadar güçlü olamayız diyorum. yatmadan önce bunu düşün, yarın herhangi bir korkunla- en hafifinden başlayarak- tatbik etmeye başla.
zeus seni kutsasın

artık düğün yapmanın asgari 400 bin tl olması

sizden sürekli maddi birşeyler isteyen, evliliği maddi şeylere isteklere bağlı tutan kadınla asla evlenmeyin. Milyoner olsanız bile sizi sadece sağılan bir inek gibi gören kadınla mutlu olma şansınız çok düşük.
Özellikle 30 un altında görece tecrübesiz, kadın doğasına henüz tam anlamıyla hakim olmamış genç kardeşlerime sesleniyorum.
Yapmayın, o parayı kendinizi geliştirmeye eğitiminize harcayın. Zaten o parayı eğitiminize ve kendinize yatırdığınız zaman size gelecek kadınlar şu anki hayallerinizin çok ötesinde olacaktır.

aniden ilgiyi kesen kadın

21 inci yüzyılda psikoloji, sosyoloji, biyoloji, kuantum fiziği, astronomi ve hubble uzay teleskobunun böylesine geliştiği bir çağda hala tam anlamıyla çözülememiş sorunsal. Bir çeşit dişi türüne ait anlam verilemeyen tripler bütünü.
Dişileri anlamaya çalışacağınız vakti astronomiye ayırın, aynı sürede gökteki yıldızları çıplak gözle ayırt edecek seviyeye gelirsiniz.
Sorgulamayın, nextleyin.

evlenme baskısı

30 a kadar direnilebilirse, sonrasında çok kasmadan başa çıkılabilecek; genellikle akraba ve evlenmiş arkadaşlardan gelen bir çeşit toplumun herkesi aynılaştırma çabası.
Bir diğer yandan bakılırsa evlilik kurumu otorite açısından da istenen bir olgudur. Çünkü evlenen bireyler daha çok tüketecek, borca girecek, itaat duyguları artacaktır.
Evli kişiler Patrona dayılanırken bir kez daha düşenecek, çocuğun ve eşinin geleceği için ev alma olaylarına girecek, tüketimin devamlılığı için yeni bireyler dünyaya getirecektir.
Evli kişiler otorite açısından daha az riskli ve daha itaatkar bireyler olurlar. Eğer taraflar bilinçli değilse, evlilikteki birbirine benzeme olgusu karakterlerin de parçalanmasına ve bozulmasına yol açar. Yani özgün benliği ortadan kaldırarak kişilerin daha uyumlu bireyler olmasının yolunu açar.

bir kızı etkilemek için yapılabilecekler

Bu başlığı okumayı bırakın. Onlarla ilgilenmeyin, ilgisiz bırakın. Kadının para birimi ilgidir, ilgiden mahrum bırakırsanız devalüe olur, değeri düşer daha kolay ulaşırsınız. instagramda metrekareye düşen kıza 1000 takipçi isteği gönderildiği sürece etkileme işi zor sevgili arkadaşlar. Bu iş bireysel değil toplu bir bilinç ile olur ancak.
Açın oyun teorisini, nash dengesini, hipergami denklemlerini okuyun.

aniden ilgiyi kesen kadın

Yedek kulübede bile değilsinizdir artık. Geçmiş olsun. Kadınların milyonlarca yıllık evrim sonucu oluşan gerçek doğasına hoş geldiniz.

bakire olmamak

meriç mode on
'' bizim gibi mağaradan çıkalı henüz 10.000 yıl bile olmamış , testosteron zehri hala damarlarında gezinip duran erkek cinsini hiç ilgilendirmeyen sorunsal''
meriç mode off
((((düşer mi lan acaba )))
hass. lan bunu aklımdan geçirecektim, buraya yazmayacaktım.. tüüü

ankara

üniversiteyi izmir'de okumuş, neredeyse 1 yıl istanbul'da yaşamış, Antalya, muğla dahil güzel sayılabilecek şehirlerimizi görmüş,bir süre kalmış biri olarak, Ankara'ya Türkiye'de muadil bir şehir olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.
diğer şehirlerde güzel ancak bazı olumsuz yanlarıyla ankara'nın hep gerisindeler.

kolay ulaşımıyla, merkezin belli yerlerde toplanması-önemli yerlere erişilebilirliğiyle, tiyatrosuyla, konserleri-kafeleriyle rakiplerinden kolayca sıyrılıyor başkentimiz.

ankara bir halk şehri herşeyden önce. cumuriyetin kokusunu içinize çekersiniz ulusta her kaldırımı arşınladığınızda. halk ne demek, çoğunluğun-halkın egemenliği ne demek, mücadele-kurtuluş savaşı ne demek bu şehirde hissedersiniz iliklerinize kadar. afyondan ankaraya giderken her seferinde halkımızın verdiği büyük mücadelelerin yapıldığı muharebe alanlarından geçersiniz ve tarihte bir hızlandırılmış bir yolculuk yapmış gibi olursunuz.

yorgun bir mesai akşamı biraz dağıtabilceğiniz bir mekana gidip konserlere avazınız çıktığı kadar eşlik edersiniz, haftanın tüm yorgunluğu gider.

tunalıda amaçsızca saatlerce yürürsünüz hiç sıkılmadan, yaşayan binalar ve caddelerle sırdaş olursunuz.

bahçelide şehrin tüm mozaiğini tek bir caddede görürsünüz. kalbe pompalanan kan gibi sürekli bir sirkülasyon halindedir bahçeli.

eymirde bisiklet turu yaparsınız hafta sonu güzel bir güneşli günde. mola verip çimenlere uzanırsınız gölün sessizliğini dinlersiniz. karabataklar bozar sessizliği ve doğanın ahengine dalıp gidersiniz.

seğmenlerde katlanır sandalyenizi alır saatlerce oturur, bir yandan kitabınızı okursunuz. güneşin batarkenki muhteşemliğini ankara manzarası eşliğinde izlersiniz.

kısaca ankara güzel şehirdir, cumuriyetin kalbidir, ülkenin damarlarıdır.

yeni evlilerdeki evliliği övme merakı

çevremdeki arkadaşlarımın neredeyse hepsinde deneyimlediğim.
-başkan gel dışarı çıkalım bugün
-başkan çıkamam akşam ben ya, hatun evde şimdi yalnız bırakmıyım.

-kral bak efsane canlı müzik yapan yer var gel iki dağıtırız
-olum sil lan şu yazdıklarını yengen görmesin, o beni dağıtır valla

-başkan truvalı heleni (bkz: tatlı çeşidi) gömdün mü bahçelide efsane bişey git bak yengeyle
.
.
- lan yengen gördü yanlış anladı amg, truvalı helen kim dio anlatana kadar azıma zıçtı

aynı kişilerlerle yapılan diğer diyaloglar

-beyler evlilik nasıl gidiyor, tavsiye eder misiniz
-ımm, eee, kem , küm, çok iyi başkan yine olsa yine evlenirdim, tavsiye ederim bak.

- evlilik imdb puanın kaç başkan
-9 hacı evlilik güzel şey evlen evlen

iyi de reiz ben senin evliykenki halini görünce senin verdiğin imdb puanına nasıl güveneyim. evlendikten sonra akşam görüşmüşlüğümüz elin parmaklarını geçemez. hiç mi sıkılmıyorsun da evden çıkmıyorsun yoksa , çıkamıyor musun . akılda deli sorular tabi.

bu olay şeyle yarışır bir de. evli kişi yakın arkadaşınsa birde senle birini tanıştırmaya çalışır sürekli. illa seni de sokacak evlilik potasına. tabi eşi de bunda ön ayak. bekar arkadaşlar risk olarak görülüyor heralde.

neyse bunlar münferit olaylar ama ders çıkarılacak olaylar. genç kardeşlerim dikkat edin, iyi düşünün taşının hemen atlamayın. nafakası şusu busu sonrası boşanması çok sancılı ve zor. etrafımda boşanan arkadaşlarım oldu ve çok yıprandılar. o yüzden bir adım atmadan önce kendiniz çok çok çok iyi düşünün kimsenin gazına gelmeyin. size gaz verenler evlendiğiniz kişiyle aynı eve girdiğiniz anda yok olacaklar unutmayın.

tek gecelik ilişki yaşayan kadınlar

tek gecelik ilişki yaşayan erkekten farkı yoktur. hanım kızımız halinden mutlu ve huzurlu bir hayat sürüyorsa kimseyi ilgilendirmemesi gereken olaydır. sahi bizi neden ilgilendiriyor?
© copyright 2005 - 2026