bugün
- imralı basılsın apo piçi asılsın6
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı11
- mason greenwood'un galatasaray'a döşeyeceği boru2
- sözlükte tek kalsanız yazmaya devam eder misiniz8
- üniversite okumanın gereksiz olması6
- 1948 arap israil savaşı9
- sözlük yazarlarının favori dizisi6
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- yazarların favori oyun karakteri5
- yapay zekanın ortadan kaldıramayacağı 10 meslek3
- duş alıp yeni serilmiş nevresimde uyumak2
- sözlük kızlarının babaları3
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- x files dizisindeki elinden sigara düşmeyen adam4
- allah4
- tuvaletin tıkanması2
- tai lung26
- boş cd'nin üstüne boş cd diye yazmak4
- ebrar sitesi2
- osuruktan şiirler89
- oswald cupplepot3
- acı acı osurmak5
- bira6
- i m horny diyen kız3
- türkiye de emeklilik4
- stack overflow kopyala yapistir2
- sözlükteki cin moderatörler2
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- su bardağı ile çay içmek7
- dolar isterse 100 olsun41
- en sevdiği film pulp fiction olan erkek3
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- fenerbahçe19
- nervio varıdı nerede o8
- ismet gurbuz 202411
- şafak sezer'in son hali2
- youtube3
- arap ismail3
- 2026 ekonomik krizi20
- kedi3
- sözlük erkeklerinin yaptığı yemekler3
- yazarların favori giyim markası15
- anderson talisca6
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- sözlük dayısı dövmek6
- cinlerden yardım alan platformlar3
- kainatın insanların keşfi için yaratılması4
- berber fiyatlarındaki fahiş artış3
- victor osimhen19
- ebru şallı2
her detayını ugaritlerden ilham alarak kurguladığım,
yeraltının ilahi maliki mot,
ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:
Ben Malkarth.
Masanın başında oturuyorum.
Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
Üç kızım, üç ışık.
Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
Hepsi gülümsüyor.
Hepsi sırıtıyor.
Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.
Asherat çatalı kaldırıyor.
“Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
iki gri jöle.
Ama hala gülümsüyor.
Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
“Lezzetli değil mi?” diyor.
Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.
Pudriy başını kaldırıyor.
Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
“Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
Üçü birden sırıtıyor.
Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
Çatal sesleri tık tık tık.
Ama çatal tutan el yok.
Elimi uzatıyorum.
Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
Yapışan parmak benim değil, karımın.
Karım benim parmağımla gülümsüyor.
Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
“Çok güzel yemek,” diyorum.
Ama ses benim değil.
Ses Mot’un sesi.
Mot benim içimde.
Ben Mot’un içindeyim.
Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
Ama dağ evimizin altında.
Yer açılıyor.
Açılan yer kırmızı ateş.
Ateş Mot’un ağzı.
Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
Gölge ateş.
Ateş gölge.
Masa kayar, ateşe doğru.
Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
Ateş masayı yutuyor.
Ama masa hâlâ orada.
Orada ama yok.
Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
“Son lokma,” diyor.
Son lokma kendi kolu.
Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
Ateş kolu yutuyor.
Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
Çatal havada, boşlukta.
Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
“Babacım, sarıl,” diyor.
Sarılıyorum.
Sarıldığım yer erimiş et.
Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
Göğsüm eriyor.
Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
Gözleri masada, bana bakıyor.
Arzay ayakları olmadan koşuyor.
Koşuyor ama ateşe doğru.
Ateş onları yutuyor.
Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
Masadalar ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.
Sandalyem kayar.
Kayar ama hareket etmiyor.
Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
Ateş beni çekiyor.
Çekiyor ama dokunmuyor.
Dokunmuyor ama içimde.
içimde Mot.
Mot ben.
Ben eriyorum.
Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
Oturuyorum ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama sırıtıyor.
Sırıtışları benim.
Ben onların.
Onlar Mot.
Mot ben.
Yer tamamen açılıyor.
Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
Zirvede Baal’ın penceresi.
Pencere kapalı.
Kapalı ama içimde.
içimde ateş.
Ateş gölge.
Gölge ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama konuşuyor.
“Afiyet olsun, babacım.”
Ses çatallı.
Çatal elimde.
Ama elim yok.
Yok ama tutuyor.
Tuttuğu şey benim yüzüm.
Yüzüm eriyor.
Eriyor ama gülümsüyorum.
Ve biz ateşe düşüyoruz.
Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
Masadayız ama ateşin içinde.
Ateşin içinde gülümsüyoruz.
Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
Ziyafet biziz.
Biz Mot’uz.
Ve ateş sönmüyor.
Sönmüyor çünkü başlamadı.
Başlamadı çünkü bitmedi.
Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
yeraltının ilahi maliki mot,
ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:
Ben Malkarth.
Masanın başında oturuyorum.
Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
Üç kızım, üç ışık.
Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
Hepsi gülümsüyor.
Hepsi sırıtıyor.
Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.
Asherat çatalı kaldırıyor.
“Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
iki gri jöle.
Ama hala gülümsüyor.
Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
“Lezzetli değil mi?” diyor.
Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.
Pudriy başını kaldırıyor.
Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
“Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
Üçü birden sırıtıyor.
Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
Çatal sesleri tık tık tık.
Ama çatal tutan el yok.
Elimi uzatıyorum.
Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
Yapışan parmak benim değil, karımın.
Karım benim parmağımla gülümsüyor.
Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
“Çok güzel yemek,” diyorum.
Ama ses benim değil.
Ses Mot’un sesi.
Mot benim içimde.
Ben Mot’un içindeyim.
Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
Ama dağ evimizin altında.
Yer açılıyor.
Açılan yer kırmızı ateş.
Ateş Mot’un ağzı.
Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
Gölge ateş.
Ateş gölge.
Masa kayar, ateşe doğru.
Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
Ateş masayı yutuyor.
Ama masa hâlâ orada.
Orada ama yok.
Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
“Son lokma,” diyor.
Son lokma kendi kolu.
Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
Ateş kolu yutuyor.
Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
Çatal havada, boşlukta.
Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
“Babacım, sarıl,” diyor.
Sarılıyorum.
Sarıldığım yer erimiş et.
Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
Göğsüm eriyor.
Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
Gözleri masada, bana bakıyor.
Arzay ayakları olmadan koşuyor.
Koşuyor ama ateşe doğru.
Ateş onları yutuyor.
Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
Masadalar ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.
Sandalyem kayar.
Kayar ama hareket etmiyor.
Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
Ateş beni çekiyor.
Çekiyor ama dokunmuyor.
Dokunmuyor ama içimde.
içimde Mot.
Mot ben.
Ben eriyorum.
Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
Oturuyorum ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama sırıtıyor.
Sırıtışları benim.
Ben onların.
Onlar Mot.
Mot ben.
Yer tamamen açılıyor.
Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
Zirvede Baal’ın penceresi.
Pencere kapalı.
Kapalı ama içimde.
içimde ateş.
Ateş gölge.
Gölge ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama konuşuyor.
“Afiyet olsun, babacım.”
Ses çatallı.
Çatal elimde.
Ama elim yok.
Yok ama tutuyor.
Tuttuğu şey benim yüzüm.
Yüzüm eriyor.
Eriyor ama gülümsüyorum.
Ve biz ateşe düşüyoruz.
Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
Masadayız ama ateşin içinde.
Ateşin içinde gülümsüyoruz.
Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
Ziyafet biziz.
Biz Mot’uz.
Ve ateş sönmüyor.
Sönmüyor çünkü başlamadı.
Başlamadı çünkü bitmedi.
Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar