bugün
- akp bitince ne olacak22
- kuranı kerim meali5
- macron koşacak diye park kapatan akepe31
- 8 temmuz 2026 ekrem imamoğlu savunması4
- yazılımcı erkeklerin yakışıklı olmaması5
- tefsiriyle okusak ülkenin yarısı dinden çıkar8
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim12
- fusya semsiyeli yabanci17
- toyota corolla3
- cd devrinin bitmesi14
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın19
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- 85 çalışmak vs 96 çalışmak2
- tüm dünyanın zengin olması2
- öğretmen olmak4
- oruç açı anlamak içinse açlar neden oruç tutar7
- kılıçdaroğlu vs davutoğlu2
- esin bahat2
- bedenen yorulmak mı beynen yorulmak mı4
- toplu taşımada osuran şahıs3
- bezelye yemeği9
- cemal öztaylan2
- küçük heyecanlar2
- din ve akıl2
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları9
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı10
- gülü sevdim dikeni battı2
- ingilizce öğretmeni vs beden eğitimi öğretmeni2
- mehdi olmayı düşünmek5
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler10
- alaçatı da hayır lokmasını talan eden teyzeler8
- ekşi sözlükteki başlıkları uludağ sözlükte görmek7
- güzel klipler2
- ilahi bir gücün sizi frenlediği düşüncesi7
- resim ogretmeni5
- otel odasında ölü bulunmak12
- şimdi bir daha nasıl seveceğim söyle2
- ölümün en iyi tanımı17
- gaddar kerim in mesleği nedir3
- kizlarsoruyor com2
- atla gel saban filmindeki kokan adam3
- kol saati takmanın anlamsızlığı15
- ciguli kral20
- vajina sıcaklığı6
- 8 temmuz 2026 migros çiğ kuruyemiş rezaleti2
- eczacı2
- gocu nickli şahıs buraya bak arslanım9
- sözlük yazarlarının lahmacunları10
- evlenince seni çalıştırmam diyen erkek10
- dünya15
her detayını ugaritlerden ilham alarak kurguladığım,
yeraltının ilahi maliki mot,
ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:
Ben Malkarth.
Masanın başında oturuyorum.
Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
Üç kızım, üç ışık.
Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
Hepsi gülümsüyor.
Hepsi sırıtıyor.
Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.
Asherat çatalı kaldırıyor.
“Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
iki gri jöle.
Ama hala gülümsüyor.
Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
“Lezzetli değil mi?” diyor.
Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.
Pudriy başını kaldırıyor.
Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
“Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
Üçü birden sırıtıyor.
Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
Çatal sesleri tık tık tık.
Ama çatal tutan el yok.
Elimi uzatıyorum.
Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
Yapışan parmak benim değil, karımın.
Karım benim parmağımla gülümsüyor.
Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
“Çok güzel yemek,” diyorum.
Ama ses benim değil.
Ses Mot’un sesi.
Mot benim içimde.
Ben Mot’un içindeyim.
Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
Ama dağ evimizin altında.
Yer açılıyor.
Açılan yer kırmızı ateş.
Ateş Mot’un ağzı.
Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
Gölge ateş.
Ateş gölge.
Masa kayar, ateşe doğru.
Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
Ateş masayı yutuyor.
Ama masa hâlâ orada.
Orada ama yok.
Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
“Son lokma,” diyor.
Son lokma kendi kolu.
Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
Ateş kolu yutuyor.
Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
Çatal havada, boşlukta.
Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
“Babacım, sarıl,” diyor.
Sarılıyorum.
Sarıldığım yer erimiş et.
Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
Göğsüm eriyor.
Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
Gözleri masada, bana bakıyor.
Arzay ayakları olmadan koşuyor.
Koşuyor ama ateşe doğru.
Ateş onları yutuyor.
Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
Masadalar ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.
Sandalyem kayar.
Kayar ama hareket etmiyor.
Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
Ateş beni çekiyor.
Çekiyor ama dokunmuyor.
Dokunmuyor ama içimde.
içimde Mot.
Mot ben.
Ben eriyorum.
Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
Oturuyorum ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama sırıtıyor.
Sırıtışları benim.
Ben onların.
Onlar Mot.
Mot ben.
Yer tamamen açılıyor.
Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
Zirvede Baal’ın penceresi.
Pencere kapalı.
Kapalı ama içimde.
içimde ateş.
Ateş gölge.
Gölge ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama konuşuyor.
“Afiyet olsun, babacım.”
Ses çatallı.
Çatal elimde.
Ama elim yok.
Yok ama tutuyor.
Tuttuğu şey benim yüzüm.
Yüzüm eriyor.
Eriyor ama gülümsüyorum.
Ve biz ateşe düşüyoruz.
Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
Masadayız ama ateşin içinde.
Ateşin içinde gülümsüyoruz.
Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
Ziyafet biziz.
Biz Mot’uz.
Ve ateş sönmüyor.
Sönmüyor çünkü başlamadı.
Başlamadı çünkü bitmedi.
Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
yeraltının ilahi maliki mot,
ve kenan diyarındaki bi ailenin akşam yemeğine dair küçük bi kurgu:
Ben Malkarth.
Masanın başında oturuyorum.
Karşımda karım Asherat, sağımda Pudriy, solumda Talmu, yanımda Arzay.
Üç kızım, üç ışık.
Önümüzde tunç tabaklar, içinde kızarmış kuzu, zeytin, bal.
Hepsi gülümsüyor.
Hepsi sırıtıyor.
Ama sırıtışları yüzlerinden ayrılmıyor.
Asherat çatalı kaldırıyor.
“Afiyet olsun, sevgilim,” diyor.
Sesi çatallı, boğuk, balçık gibi.
Tam o anda yüzünün derisi kaymaya başlıyor.
Alnından başlayarak sabun köpüğü gibi aşağı akıyor.
Gözleri eriyor, yuvalarından kayıyor, masaya düşüyor.
iki gri jöle.
Ama hala gülümsüyor.
Ağzı yok artık, ama sırıtış devam ediyor.
Dişleri tek tek düşüyor, masaya tık tık tık.
“Lezzetli değil mi?” diyor.
Sesi gırtlağından değil, erimiş derisinden geliyor.
Derisi koltuğa akıyor, koltuk eriyor, eriyen koltuk yer döşemesine karışıyor.
Pudriy başını kaldırıyor.
Kolları eriyor, dirseklerinden aşağı damlıyor.
Parmakları masaya yapışıyor, sonra kopuyor.
Küçük elleri balın içine batıyor, bal etiyle karışıyor.
“Babacım, biraz daha ekmek,” diyor.
Sesi çocuk sesi, ama boğuk, ıslak.
Talmu’nun gözleri kayıyor, yuvalarından düşüyor, tabaktaki zeytinin üstüne konuyor.
Zeytinler göz oluyor, gözler zeytin oluyor.
Arzay’ın burnu eriyor, masaya akıyor, akıntı kuzunun üstüne damlıyor.
Kuzu canlanıyor, erimiş burunla çiğniyor.
Üçü birden sırıtıyor.
Sırıtışları yüzleri olmadan devam ediyor.
Çatal sesleri tık tık tık.
Ama çatal tutan el yok.
Elimi uzatıyorum.
Parmaklarım karımın erimiş yüzüne değiyor.
Dokunduğum yer benim parmağım eriyor.
Eriyen parmak karımın yanağına yapışıyor.
Yapışan parmak benim değil, karımın.
Karım benim parmağımla gülümsüyor.
Ben karımın erimiş dudağıyla konuşuyorum.
“Çok güzel yemek,” diyorum.
Ama ses benim değil.
Ses Mot’un sesi.
Mot benim içimde.
Ben Mot’un içindeyim.
Aniden yer döşemesi çatırdıyor.
Çatırdama Sapan Dağı’ndan geliyor.
Ama dağ evimizin altında.
Yer açılıyor.
Açılan yer kırmızı ateş.
Ateş Mot’un ağzı.
Ateş ışıktan değil, gölgeden yapılmış.
Gölge ateş.
Ateş gölge.
Masa kayar, ateşe doğru.
Tabaklar kırılmıyor, eriyor.
Erimiş tabaklar ateşe karışıyor.
Ateş masayı yutuyor.
Ama masa hâlâ orada.
Orada ama yok.
Karım erimiş bedeniyle ayağa kalkıyor.
“Son lokma,” diyor.
Son lokma kendi kolu.
Kolu kopuyor, ateşe düşüyor.
Ateş kolu yutuyor.
Ama kol ateşin içinde hâlâ çatal tutuyor.
Çatal havada, boşlukta.
Pudriy erimiş bedeniyle masaya tırmanıyor.
“Babacım, sarıl,” diyor.
Sarılıyorum.
Sarıldığım yer erimiş et.
Erimiş et benim göğsüme yapışıyor.
Göğsüm eriyor.
Talmu gözleri olmadan gülümsüyor.
Gözleri masada, bana bakıyor.
Arzay ayakları olmadan koşuyor.
Koşuyor ama ateşe doğru.
Ateş onları yutuyor.
Ama yuttuğu anda hâlâ masadalar.
Masadalar ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ama gülümsüyorlar.
Sandalyem kayar.
Kayar ama hareket etmiyor.
Hareket etmiyor ama ateşe gidiyor.
Ateş beni çekiyor.
Çekiyor ama dokunmuyor.
Dokunmuyor ama içimde.
içimde Mot.
Mot ben.
Ben eriyorum.
Eriyorum ama hâlâ oturuyorum.
Oturuyorum ama ateşin içinde.
Ateşin içinde ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama sırıtıyor.
Sırıtışları benim.
Ben onların.
Onlar Mot.
Mot ben.
Yer tamamen açılıyor.
Açılan yer Sapan Dağı’nın zirvesi.
Zirvede Baal’ın penceresi.
Pencere kapalı.
Kapalı ama içimde.
içimde ateş.
Ateş gölge.
Gölge ailem.
Ailem erimiş.
Erimiş ama konuşuyor.
“Afiyet olsun, babacım.”
Ses çatallı.
Çatal elimde.
Ama elim yok.
Yok ama tutuyor.
Tuttuğu şey benim yüzüm.
Yüzüm eriyor.
Eriyor ama gülümsüyorum.
Ve biz ateşe düşüyoruz.
Düşüyoruz ama hâlâ masadayız.
Masadayız ama ateşin içinde.
Ateşin içinde gülümsüyoruz.
Gülümsüyoruz çünkü Mot ziyafet veriyor.
Ziyafet biziz.
Biz Mot’uz.
Ve ateş sönmüyor.
Sönmüyor çünkü başlamadı.
Başlamadı çünkü bitmedi.
Bitmedi çünkü biz hâlâ yiyoruz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar