bugün
- velvet55
- dolar isterse 100 olsun5
- yazarların favori giyim markası14
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar10
- geceleri bir kadına sarılıp uyuyamamak10
- yakışıklı erkek denince akla gelen isim10
- migros'a sorulacak tek soru24
- osuruktan şiirler61
- sözlüğün en harbi kızı8
- 2026 ekonomik krizi17
- insan olmaya ceyrek kala15
- israile atom bombası atmak8
- inanılmaz sıkıcısınız ya6
- sözlüğün en harbi erkeği7
- sözlük yazarlarının 2027 kararları6
- ölmedeyiz uludağ sözlük6
- kadınların cinsel başlıkları eksilemesi7
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar9
- sözlüğün en cool erkek yazarı6
- aleksey batrakov28
- seninle sevişirken ölmek istiyorum7
- hayattaki en değerli şeyler8
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- friedrich hegel la bi cay icek12
- kendi klanına laf edilince hoplamak6
- yargıya güvenen varsa yazsın9
- sekiz aydır masturbasyon yapmıyor olmak7
- sigara içmeyi bırakmak istememek8
- victor osimhen20
- spor ayakkabı5
- öz eleştiri yaparken dikkat edilmesi gerekenler4
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı8
- kova burcunun su grubu yerine hava grubunda olması5
- evde soğuk kahve yapımı7
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry8
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı5
- tostumu yaptım11
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- kadınları aşağılamanın moda olması7
- alparslan kuytul15
- michel foucault3
- hurdacıya gidiyorum7
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak6
- g i l d e d l i l y16
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- 20 ağustos 2026 trabzonspor ferencvaros maçı4
- bilinçaltı algılama6
- geceye bir şarkı bırak10
- manyak olmaya karar verdim3
koku alma organı.
karanin, denize uzanmis kismina verilen isimdir. *
içinde gogo oluşabilen organımız.
arapçada enf demek olan burun,
enfiye kelimesinin de kökünü olusturmaktadır.
enfiye kelimesinin de kökünü olusturmaktadır.
sümük adlı bir sıvı salgılayan ve bunu vücudumuzu dış etkilerden korumak için yapan organ.
organ, her yer güzeldir ama bi o çirkindir, güzel burunlularada ayrıca belirtilir, dışlanmış bi organ zaman zaman üstünde kıl bile çıkar.
vücudumuzda en çabuk yorulan organmış..
kullanılmayınca düşenlerden falan. *
kullanılmayınca düşenlerden falan. *
genelde pek kusursuzuna rastlanmayan organdır. bi yeri güzel olsa başka taraftan kaybeder. hep kusurludur. ama tabi mükemmel olanlar da azda olsa vardır. herkese nasip olmuyo tabi. kıymetlidir.
karadenizliler için simgedir, imajdır. belki törpülüktür, profilden dikkat çekebilir. lakin sempatiyle bakılmalıdır. nasıl bakarsak öyle görürürüz değil mi ulusözlük?
'Dil" karaktersiz ve kaypaktır. Yılan gibi sokacak kadar sivrilebilir ve tükürdüğünü yalayacak kadar paçavralaşabilir.
Bazen onu, suratlara fırlatılan hakaretlerle tükürüklerin mancınıklığını yaparken; bazen de, iki kat olmuş yalvarır ve en süfli yerleri yalarken görürüz.
Sıkıştığı zaman nerelere kadar girebileceği, halk deyimlerinde belirtilmiştir. Atalar bile onun karakter zaafını bir anatomi teşhisiyle ortaya koyarak:
- Dilin kemiği yoktur, demişler...
***
Dudak ise dişlerin dengeci başısıdır. Biri sadece ısırır, öteki sadece öper.
***
Ama burun; o, ne kemiksizliğiyle iftihar eden dil, ne arkasındaki dişleri gizleyen yumuşak dudak, ne öpüşlerin arkasında pusuya yatmış sinsi diştir.
O, insan yüzünde ezilip bükülmeden, maskeye tenezzül etmeden, olduğu gibi duran bir gurur abidesi; zekânın, meçhullere uzattığı bir merak öncüsüdür.
***
"Dil"i daha bundan 2500 yıl önce, edebiyata rahatça sokuvermiş Esope.
Burun ise, bütün merakına rağmen; eğilip bükülemediği için, uzun zaman bekledi. Ancak Gogol'ün aracılığıyla, geçen yüzyıl girebildi yazı dünyasına, o da bir hayalet olarak...
Edmond Rostand'ın gönlü, bu haysiyetli varlığın sanat âlemi ortasında bir kâbus gibi dolaşmasına razı gelmemiş olacak ki; onu, şiir ve romanlardaki dil, dudak, diş bolluğuna inat, ebediyen yıkılmayacak haşmetli bir tahtın üzerine oturtmuş Cyrano'da...
Artık burun, kendine ait bir tiradın, sürü sepet teşbihleri ortasında mesut; şahsına dil uzatan Vicomte'un mağlubiyetini seyretmektedir.
***
Burnun bir kusuru vardır, bazen fazla büyür. Daha doğrusu o büyümez de; insan olma gururunun, "azamet ve kibirden" çok daha yüksek bulunduğunu kavrayamayanlar; onun tabii boyuyla yetinemez, koltuklara tırmanıp, kalplerini cüzdanlarla değiştirdikçe; onu da, büyütürler.
Hani o büyüdükçe, insanlıkları da büyürmüş gibi...
***
Onun için halk indinde burun, mevkilerin barometresi olmuştur. Burunlar, kendileri kadarken; selamlar kantarlıdır. Büyümeye başladıkları zaman, selamlar gramlaşır. Ve halk, Ankara ufuklarını süzen gözlerle:
- Ne olacak, der, büyüdü burunları...
***
Büyüyen burunlar olduğu gibi, küçülen burunlar da vardır. insanlık vakarını taşıyacak güçte olmadığı için, gitgide küçülüp erimiş burunlar...
Bu ezikliğin acısıyla kavrulanlar; genç nesillerin aşınmamış haysiyetine kinlerini gıcırdatarak, biraz da temenni yollu bir falcılıkla bakarlar:
- Hayat kırar onların da burnunu...
***
Fakat en hazini, kader mengenesinin, kulaklarından tutup yere sürttüğü burunlardır. Ne kadar çok büyürlerse, o kadar kolay sürtülürler yere...
Hele burnu Kafdağı'na çıkanlar için, hemen hemen hiç kurtuluş yoktur.
***
Burnun bir felaketi de, meraklı olmasıdır; her işe sokulmak ister... Bu yüzden herkes sık sık uyarır birbirini:
- Burnunu fazla sokma!
***
Ama ne yapacaksınız ki, burundur bu; koku aldı mı sokulmadan yapamaz. Ve burnun her koku aldığı yere sokulması, çokçası başın da belaya sokulması demektir.
***
Burun buruna vermek, yakınlık işaretidir. Bunlardan biri kadın, biri de erkekse, zevkine doyum olmaz.
Parfümeri endüstrisi, kadınlarla burun buruna vermeyi seven erkekler sayesinde kurulmuştur.
Burun buruna verenler iki kadın ise, mutlaka bir üçüncü kadının başına çorap örülüyordur.
Yok, iki erkek burun buruna vermişse ve bunlar da siyasi ise; başına çorap örülen, doğrudan doğruya memlekettir.
***
Bazen burnumuzun direği sızlar. Türkiye'de gazete okurken olur bu. Küçücük kızını terbiye etmek için, gece kapı önünde bırakan babanın; kurtların yediği çocuktan, sabahleyin sadece bir el parçası bulduğu, havadisini okurken mesela...
***
Bazen de burnumuzun direği kırılır. Mesela, Yoğurtçu Deresi'nden geçerken...
Burnumuzun direğinin sızlamasını memleketin durumuna, kırılmasını ise belediyemizin koku sevgisine borçluyuzdur.
***
Burnu havada gezenler, böyle sızılardan ve acılardan muaftırlar. Ve daha çok onlar idare ettiği için her şeyi, vatandaşlara kala kala bir tek şey kalır: Üzüle, dertlene durmadan burunlarını çekmek...
çetin altan
Bazen onu, suratlara fırlatılan hakaretlerle tükürüklerin mancınıklığını yaparken; bazen de, iki kat olmuş yalvarır ve en süfli yerleri yalarken görürüz.
Sıkıştığı zaman nerelere kadar girebileceği, halk deyimlerinde belirtilmiştir. Atalar bile onun karakter zaafını bir anatomi teşhisiyle ortaya koyarak:
- Dilin kemiği yoktur, demişler...
***
Dudak ise dişlerin dengeci başısıdır. Biri sadece ısırır, öteki sadece öper.
***
Ama burun; o, ne kemiksizliğiyle iftihar eden dil, ne arkasındaki dişleri gizleyen yumuşak dudak, ne öpüşlerin arkasında pusuya yatmış sinsi diştir.
O, insan yüzünde ezilip bükülmeden, maskeye tenezzül etmeden, olduğu gibi duran bir gurur abidesi; zekânın, meçhullere uzattığı bir merak öncüsüdür.
***
"Dil"i daha bundan 2500 yıl önce, edebiyata rahatça sokuvermiş Esope.
Burun ise, bütün merakına rağmen; eğilip bükülemediği için, uzun zaman bekledi. Ancak Gogol'ün aracılığıyla, geçen yüzyıl girebildi yazı dünyasına, o da bir hayalet olarak...
Edmond Rostand'ın gönlü, bu haysiyetli varlığın sanat âlemi ortasında bir kâbus gibi dolaşmasına razı gelmemiş olacak ki; onu, şiir ve romanlardaki dil, dudak, diş bolluğuna inat, ebediyen yıkılmayacak haşmetli bir tahtın üzerine oturtmuş Cyrano'da...
Artık burun, kendine ait bir tiradın, sürü sepet teşbihleri ortasında mesut; şahsına dil uzatan Vicomte'un mağlubiyetini seyretmektedir.
***
Burnun bir kusuru vardır, bazen fazla büyür. Daha doğrusu o büyümez de; insan olma gururunun, "azamet ve kibirden" çok daha yüksek bulunduğunu kavrayamayanlar; onun tabii boyuyla yetinemez, koltuklara tırmanıp, kalplerini cüzdanlarla değiştirdikçe; onu da, büyütürler.
Hani o büyüdükçe, insanlıkları da büyürmüş gibi...
***
Onun için halk indinde burun, mevkilerin barometresi olmuştur. Burunlar, kendileri kadarken; selamlar kantarlıdır. Büyümeye başladıkları zaman, selamlar gramlaşır. Ve halk, Ankara ufuklarını süzen gözlerle:
- Ne olacak, der, büyüdü burunları...
***
Büyüyen burunlar olduğu gibi, küçülen burunlar da vardır. insanlık vakarını taşıyacak güçte olmadığı için, gitgide küçülüp erimiş burunlar...
Bu ezikliğin acısıyla kavrulanlar; genç nesillerin aşınmamış haysiyetine kinlerini gıcırdatarak, biraz da temenni yollu bir falcılıkla bakarlar:
- Hayat kırar onların da burnunu...
***
Fakat en hazini, kader mengenesinin, kulaklarından tutup yere sürttüğü burunlardır. Ne kadar çok büyürlerse, o kadar kolay sürtülürler yere...
Hele burnu Kafdağı'na çıkanlar için, hemen hemen hiç kurtuluş yoktur.
***
Burnun bir felaketi de, meraklı olmasıdır; her işe sokulmak ister... Bu yüzden herkes sık sık uyarır birbirini:
- Burnunu fazla sokma!
***
Ama ne yapacaksınız ki, burundur bu; koku aldı mı sokulmadan yapamaz. Ve burnun her koku aldığı yere sokulması, çokçası başın da belaya sokulması demektir.
***
Burun buruna vermek, yakınlık işaretidir. Bunlardan biri kadın, biri de erkekse, zevkine doyum olmaz.
Parfümeri endüstrisi, kadınlarla burun buruna vermeyi seven erkekler sayesinde kurulmuştur.
Burun buruna verenler iki kadın ise, mutlaka bir üçüncü kadının başına çorap örülüyordur.
Yok, iki erkek burun buruna vermişse ve bunlar da siyasi ise; başına çorap örülen, doğrudan doğruya memlekettir.
***
Bazen burnumuzun direği sızlar. Türkiye'de gazete okurken olur bu. Küçücük kızını terbiye etmek için, gece kapı önünde bırakan babanın; kurtların yediği çocuktan, sabahleyin sadece bir el parçası bulduğu, havadisini okurken mesela...
***
Bazen de burnumuzun direği kırılır. Mesela, Yoğurtçu Deresi'nden geçerken...
Burnumuzun direğinin sızlamasını memleketin durumuna, kırılmasını ise belediyemizin koku sevgisine borçluyuzdur.
***
Burnu havada gezenler, böyle sızılardan ve acılardan muaftırlar. Ve daha çok onlar idare ettiği için her şeyi, vatandaşlara kala kala bir tek şey kalır: Üzüle, dertlene durmadan burunlarını çekmek...
çetin altan
bir nikolay vasilyevic gogol öyküsü.*
edit: burun adlı yeni bir kitap çıkmış. kitabın yazım hikayesi ilginç:
http://www.radikal.com.tr...p?ek=ktp&haberno=6713
edit: burun adlı yeni bir kitap çıkmış. kitabın yazım hikayesi ilginç:
http://www.radikal.com.tr...p?ek=ktp&haberno=6713
cinlerde bizimki gibi uzun olmayıp, bazı filipinli erkek ve kadınlarda olduğu gibi değirmidir ama bizimki gibi ortada yer alır.
burun kadar çirkin bir organ adı, burun. burnum, burnun, burnu, burnumuz, burnunuz, burunları. "burun" ne yaa!?
şiirlere bile unsur olmuş organımızdır.*
ah burnum, hain burnum;
gözyaşlarıma yol idin, ıslak idin.
nasıl aldattın beni...?
aldattın...
nasıl alıştın sigarama,
ben bile alışamazken;
nasıl unuttun hemen?
beni babama yakalattın;
atılan tokatta sen de vardın,
üstüme sinen nefreti
sen de kokladın
ve şimdi
hiçbir şey olmamış gibi
tekrar yol oldun
gözyaşlarıma...*
ah burnum, hain burnum;
gözyaşlarıma yol idin, ıslak idin.
nasıl aldattın beni...?
aldattın...
nasıl alıştın sigarama,
ben bile alışamazken;
nasıl unuttun hemen?
beni babama yakalattın;
atılan tokatta sen de vardın,
üstüme sinen nefreti
sen de kokladın
ve şimdi
hiçbir şey olmamış gibi
tekrar yol oldun
gözyaşlarıma...*
dış dekorasyonu kolaydır. dekoratif bir burna sahip olmak bir cüzdan açımı ve karara bakar. iç tasarımı ise can alıcı bir koku alıcılığa yeteneklidir. biraz koklayınca kötü kokudan eser kalmaz. bu devamsızlık harikadır. bir de gideni geriye getirir. içine çekersen.
(bkz: burnunda tütmek)
(bkz: burnunda tütmek)
Karakteristik olduğu söylenen organ.Fakat herkesin burnu vardır ama karakteri yoktur.
insanı güzelleştirebilen ya da çirkinleştirebilen en önemli faktörlerden biri..
insanın nefes almasını sağlayan faktörlerden biri. burnuyla insan tavlanıyanı görmedim ama geçen gördüm birisi nefes alıyodu. hmm evet doğru olabilir mi?-> (bkz: nefes alsın yeter)
(bkz: nose)
Çorum iline bağlı küçük güzel bir köydür. Çorum merkezine 25 km dir. Yalnızca tarım vardır wikipedia da yazdığı gibi hayvancılık felan yoktur hatta köpek ve kuş dışında hayvanda yoktur. Köy genelde akrabaların bulunduğu bir köydür ve sürekli göç verdiği için nüfusu devamlı azalmaktadır. Artık yalnızca yazın haftasonları temiz hava almak için gidilicek bir yer olmasına az kalmıştır.
insan yüzündeki en önemli güzellik belirleyiciymiş.
gogol un "bir delinin hatıra defteri" kitabından bir hikayedir. adamın burnu kaybolur falan.
hacmi bu kadar büyük olmasına rağmen koku almakta güçlük çekiyor olmama şaşırdığım egzotik organ'ım'.
kendikimin iyice belirginleşen kemiğiyle birlikte yakında uzaydan rahatlıkla görülebileceğini düşündüğüm koku alma organı.
Gündemdeki Haberler