bugün

/782
Şimdilerde yeni teknik direktörü Samet Aybaba'yla brezilyalı gençyetenek avına çıkan kulüp.
Not : Fenerbahçeli'yim..

"solunla vur şu topa!
-solumla vurdum zaten baba.
-ben kör müyüm? bir de utanmadan solumla vurdum diyorsun.
-ama baba sağıma gelmişti.
-sus! hala yalan konuşuyor. ben topu attığım yeri bilmiyorum sanki. cin olmadan şeytan çarpmaya mı çalışıyorsun sen? topu soluna doğru atıyorum, sen sağın dışıyla vuruyorsun. onu da nerden öğrendiysen.
-ama baba solumla vurunca kötü gidiyor top.
-vurmasını bilmediğinden. sana elli kere gösterdim. hala vuramıyorsun.
-ama baba ben solak değilim ki!
-solak değilsen sol ayağında mı yok?
-vaar.
-kullan o zaman onu.
-tamam baba.

ankara’da o gün maç yoktu. çünkü maç olsa bu ikili sabah erkenden 19 mayıs’a koşmuş olurlardı. maçlar o zamanlar öğleyin oynanırdı. futbol bugünkü kadar endüstriyelleşmemişti. yani maç biletleri ucuzdu. isteyen herkes maça giderdi. stada girmek genelde zor olmuyordu. bilet bulmak da. 3 büyüklerden birinin maçı değilse tabi. onlar geldiği zaman sabah ezanı stadda dinlenirdi. bilet kuyrukları geceden oluşturulurdu. beşiktaş ankara’ya gelmişse bu kuyrukda bu ikili de olurdu. kalabalık sıklaştığı zaman yusuf babasının omzuna çıkardı. içeriye öyle girerlerdi.

rasim bey memurdu. memuriyetine ankara’da başlamış ve ertesi yıl oğlu dünyaya gelmişti. gençliğinde top peşinden koşturmuş, hatta alt liglerde oynamıştı rasim bey. o’nu seyredenler sağlam bir sağ bek olduğunu anlatırlardı. ama futboldan ekmek yiyememiş memuriyete devam etmişti. oğlu dünyaya gelince o’na beşikataşlı yusuf’un, yusuf tunaoğlu’nun adını vermişti. kendisi sağ bekti ama oğlu mutlaka ortasaha olacaktı. iki ayağını da kullanacaktı. beşiktaş’ın zaten her daim bir sol açık sıkıntısı olmuştu.

yusuf konuşmaya başlamadan beşiktaş’la, yürümeye başlamadan topla tanışmıştı. ağzından hikaye kahramanlarının değil metin-ali-feyyaz’ın isimleri dökülüyordu. o yıllar bu 3lünün yıllarıydı. kaç kere stadda seyretmişti onları. babası maçtan önce bütün beşiktaşlı futbolcuları tanıtırdı yusuf’a. 1-bako 2-recep 3-mutlu 4-gökhan 5-ulvi 6-zeki 7-feyyaz 8-rıza 9-mehmet 10-ali 11-metin…içlerinden en çok metin’i överdi rasim bey. sadece o değil bütün stad ‘sarı fırtına’yı hayranlıkla seyrederdi. oğlunun da ‘metin’ olmasını isterdi. o’na hep ‘sakın sağ bek falan olayım deme. sağ beke değil, sol açığa adam lazım’ diyordu.

-ne o rasim? sağ bek mi yetiştiriyorsun beşiktaş’a?

komşuları rasim bey’e sık sık takılırlardı. o’nun oğlu top oynarken yaşadığı heyecanla dalga geçer gibiydiler. yusuf’un futbolcu olabilme ihtimali yoktu onlara göre.

-hee sağ bek yetiştiriyorum.
-aman diyim rasim. sizin takıma bir tane takoz yeter.
-3 yıldır takozla kazmayla şampiyon biz oluyoruz ama.
-bu yıl siz olamayacaksınız ama.
-3 hafta kaldı. hile hurda yapmazsanız 4lüycez kupaları.
-ne hilesi be rasim? ne zaman gördün galatasaray’ın şikesini?
-malatyalılara sormak lazım onu.
…

92-93 sezonunun son haftası. beşiktaş istanbul’da gençlerbirliği’ni 3-1; galatasaray ise ankara’da ankaragücü’nü 8-0 yenmiş averajla şampiyonluğu kazanmıştı. rasim bey sinirli ve üzgündü. ‘rengi bozuklar’ diyordu. yusuf ilk kez beşiktaş’ın şampiyon olamadığı bir sezon görmüştü. ama henüz kazanmayı ya da kaybetmeyi anlayamamıştı.

tarih: 09 temmuz 2011
bir gazetenin spor sayfasının manşeti:

beşiktaş sağını kapattı!!!
transferin en çok konuşulan ismi yusuf, beşiktaş’a 3 yıllık imza attı. gençlerbirliği’nde gösterdiği başarılı performansla milli takıma kadar yükselen sağ kanat savunmacısı, 2 numaralı formayı sırtına geçirdi ve ‘artık hayallerimin takımındayım. doğduğumda babamın sırtıma geçirdiği bu formada ismimin yazmasından çok mutluyum’ dedi…

yusuf babasının istediği gibi sol açık olamamıştı. hatta babasının hiç istememesine rağmen sağ bek olmuştu. takoz recep’in 2 numarasını giymişti. rasim bey, yusuf’u gençlerbirliği’nin altyapısına yazdırdığı gün, kayıt formuna oyuncu mevkii olarak ortasaha yazmıştı. yusuf o gün bir antreman maçına çıkmış, ilk yarı ortasaha oynamış, 2. yarı ise sağ beke çekilmişti. antrenörler maçtan sonra kayıt formunda düzeltme yaptılar. ortasahayı çizip yerine sağ kanat-defans yazdılar. o günden sonra da minik takım, yıldız takım, genç takım, paf takım derken gençlerbirliği’nin a takımına kadar yükselmişti. ilk maçına çıkarken hocasının verdiği 2 numarayı tam 13 sene giymişti. 23 yaşına geldiğinde ise milli takımın ve beşiktaş’ın sağ bekiydi artık.

tarih:25 mayıs 2012
bir gazetenin spor sayfasının manşeti:

kartal son darbe için hazır!!!
ligin bitimine 2 maç kala, şampiyonluk yolundaki tek rakibi galatasaray’ın 1 puan önünde olan beşiktaş bu akşam inönü’de rakibini devirirse şampiyonluk turunu atacak…

…türkiye nefesini tuttu, bu yarışın son düzlüğünü bekliyor. takımlar top ve kale seçiminin ardından hakemin başlama düdüğünü bekliyor. tribünlerdeki beşiktaşlılar şampiyonluk için sabırsızlanıyorlar…

radyodaki sesin sahibi ercan taner’di. yusuf küçüklüğünde maçları o’nun anlatmasını isterdi hep. o anlatırken maçı gözünün önüne getirebiliyordu. evlerde, kahvelerde, barlarda, sokaklarda… yani türkiye’nin her yerinde hayat durmuştu. her yerinde…

…70. dakikadan artık yavaş yavaş çıkıyoruz. golsüz eşitsizlik devam ediyor. iki takım da kontrollü oyununa devam ediyor. galatasaray mutlak kazanmak zorunda. bu dakikadan sonra daha açık bir oyun sergileyebilirler…

yusuf ve sahadaki diğer 21 oyuncu sağlam bir mücadele içindeydiler. gol pozisyonu yok denecek kadar azdı maçta. sadece duran toplarda bir iki kez heyecan yaşanmıştı o kadar. yusuf sağ kanadı tamamen tıkamıştı. pek fazla ileri çıkmıyordu. ne organize ataklarda ne de duran toplarda. hızlı olduğu için geride hep o kalıyordu. zaten profesyonel kariyerinde sadece 3 golü vardı.

…maçta normal sürede son 10 dakika. artık yenecek ya da atılacak 1 gol, bütün sezonun kaderini çizecek. tribünlerde meşaleleri yakmaya başladı beşiktaş taraftarı. şampiyonluk şarkıları söyleniyor inönü’de…

yusuf, aynı maçı bundan 8 sene önce de yaşamıştı. 2002-2003 sezonunun sonunda yine böyle bir senaryo vardı. gülen taraf sergen’in golüne sevinenler olmuştu. ama bu kez maç çok daha sıkı oluyordu. beşiktaş tamamen kapanmaya başlamış, ilerde tek forvet bırakmıştı. beraberlik son haftaya bırakacaktı işi ama kaybetmek her şeyi bitirecekti.

…ibrahim akın. ibrahim kaleye vurduuuu!!! korner. savunmaya çarpan top galatasaray kalesinde tehlike yarattı. dakika 85. sağ taraftan köşe vuruşu kullanacak beşiktaş. 2,4,6 kişiyle geldi beşiktaş. köşe vuruşunu ibrahim akın kullanıyor. ibrahim, penaltı noktasına inen top, savunma vurdu kafayı, gelişine bir vuruuuş!!! gooooooooollll!!!. goooool!!! gol gol goool!!! yusuf attı. yok böyle bir gol. şampiyonluğu getiren gol. topun gelişine, sol ayağının içiyle mükemmel vurdu, o kalabalıktan geçen top, direğin içine vurdu ve ağlara gitti. harika vurdu harika. beşiktaş’ın sağ beki soluyla şampiyonluğu getirdi. inönü yıkılıyor, dolmabahçe yıkılıyor, istanbul, tüm türkiye yıkılıyor.

soluyla vurmuştu yusuf. tam rasim bey’in gösterdiği gibi yapmıştı. top yere değdiği anda basmıştı plaseyi. hafif sağına doğru esneyerek vurmuştu. deniz tarafındaki fileleri ilk kez havalandırmıştı hayatında. golün sevincini yaşamak için kapalı tribüne doğru koşmaya başlamıştı ki yakaladı takım arkadaşları. bir anda yere yatırıp üstüne atladılar. 10 kişinin altında kalmıştı yusuf. ama acı hissetmiyordu. hissettiği tek şey gururdu. babasının sözünü yerine getirmişti. gözündeki yaşların sebebi belki de buydu.

…dolmabahçe’de nefes almak artık çok zor. kalp atışları zirvede. hakemin bitiş düdüğünü bekliyor onbinler. stadda onbinler, dışarıda milyonlar. 90+3deyiz artık. hakem her an beşiktaş’ın şampiyonluğunu ilan edebilir. herkes omuz omuza. ve maç bitiyor. 2011-2012 sezonu şampiyonu beşiktaş. tebrikler beşiktaş…

iki kere seviniyordu yusuf. hem taraftar olarak hem de futbolcu olarak. kutlamalar sevinç gözyaşları stada uzunca bir süre devam etti. futbolcular tek tek alkışlandı. şampiyonluğa emek veren herkesi taraftar bağrına bastı. ülkenin dört bir yanında beşiktaşlılar sokağa aktı. staddan çıkan futbolcular ise bir gece kulübünde aldılar soluğu. tüm kanallar canlı yayınla eğlenceyi ekranlara taşıdı.

…
-şimdi eğlencenin doruğa çıktığı gece kulübünde bulunan arkadaşımız onur’a bağlanıyoruz. evet onur. gördüğümüz kadarıyla orada müthiş bir coşku var. bize orada olup bitenleri anlatır mısın?
-gerçekten de burada coşkudan öte şeyler var. ligin bitimine 1 hafta kala şampiyonluğunu ilan eden futbolcular, teknik kadro ve yönetim zafer sarhoşu olmuş durumda. herkes burada ama bir tek eksik var. o da bu gecenin kahramanı yusuf. yöneticilere sorduğumuzda yusuf’un kendilerinden izin aldığını, çok daha önemli bir işinin olduğunu söylediler…

çok daha önemli bir iş? evet. yusuf babasının yanına gidiyordu. beşiktaş aşığı olan rasim bey, oğlunun da formasını giydiği takımının şampiyonluk maçına gelmemişti. şimdi yusuf o’na gidiyordu. arabasında dinlediği radyodan arkadaşlarının eğlencenin doruğunda olduğunu öğrenmişti. sonra hafif müzik yayını başladı. sesi biraz daha açtı. arabada yalnızdı ama yine de ağladığını gizlemeye çalışıyordu. çünkü ‘erkek adam ağlamazdı’.

2 saat sonra ankara sınırına girmişti. şehir çoktan uyumuştu. rasim bey şehrin biraz dışındaydı. çok komşusu vardı. hatta şehrin en kalabalık yeri belki de o’nun olduğu yerdi. yusuf, babasına yaklaştıkça ‘solumla vurdum. bu sefer gerçekten solumla vurdum’ diyordu. ‘ödevimi gerçekten bitirdim baba’ der gibiydi sanki. hatta bu sefer takdir de almıştı. belgeyi bir hafta sonra havaya kaldıracaktı.

arabasını yolun sağına bıraktı. farları kontrol etti ve arabadan indi. kumandayla değil anahtarla kilitledi kapıları. sonra tekrar açtı. arka kapıyı açıp maçta giydiği formasını aldı. kapıları bir kez daha kilitledi. o tüm bunları yaparken güvenlik görevlisi de yanına gelmişti. yusuf’la göz göze geldiler. elindeki fenerin aydınlığında o’nu kolayca tanıdı. bir an söyleyecek bir şeyler aradı. ‘hoşgeldiniz’ dedi. yusuf belli belirsiz başını salladı. omzuna eliyle dokundu ve içeri girdi. babası her zamanki yerindeydi. hafif aydınlıkta rasim bey’i buldu. akıtacak pek fazla gözyaşı kalmamıştı. formasını sıktı. terini hissetti. yatıyordu babası. yanına iyice yaklaştı. söyleyecek pek de fazla bir sözü yoktu. onca yolu bir kaç kelime için gelmişti. dudaklarından kendiliğinden döküldü o sözler.

-solumla vurdum baba. tıpkı senin gösterdiğin gibi yaptım. gelişine vurdum hem de. senin istediğin gibi. solak değilim hala ama solumu kullanabiliyorum baba. gerçekten. şampiyon olduk hem de. galatasaray’ı inönü’de yendik. görsen ne kadar sevindirdik taraftarı. sen de sevindin değil mi baba? benimle gurur duydun değil mi baba? seyretseydin beni sen de alkışlardın. senin istediğin gibi bir orta saha olamadım ama çok iyi bir sağ bek oldum. tıpkı senin gibi. senin gibi ben de 2 numara giydim. bak sana formamı getirdim baba. haftaya kupayı da alacağız. ben senin ismini yazdıracağım formama. inönü’de sen şeref turu atacaksın.

söylemek istediği belki başka şeylerde vardı yusuf’un. ama sözün bittiği noktaya gelmişti. rasim bey’in yanına uzandı. kulağına fısıldamaya devam etti.

sabah olduğunun farkına vardığında hemen kalktı. güvenlik görevlisi radyoyu açmış, sabah haberlerini dinliyordu. yine yusuf’tan bahsediyorlardı. ama yusuf bunu duyabilecek durumda değildi. dalmış, bir gül ağacını seyrediyordu. beyaz açmıştı gül. beyaz?

-usta bakar mısın bi?

güvenliğe seslenmişti.

-geliyorum yusuf bey…buyurun bir isteğiniz mi var?
-yok. bir şey soracaktım ben sana.
-tabi buyurun.
-bu gül ağacı kırmızı açmaz mıydı?
-evet.
-ama şimdi beyaz açmış.
-allah allah. olacak iş değil!

yusuf bir süre daha baktı güle. neden sonra radyoyu fark etti. güvenlik görevlisine döndü…

-akşam maçı dinledin mi?
-evet. tebrik ederim sizi de. anladığım kadarıyla çok güzel bir gol attınız. bizim oğlan da…
-sesi böyle açık mıydı yine?
-evet açıktı. sürekli orada duramıyorum. dolaşırken sesini duymak için açmıştım.

yusuf, görevlinin son kelimelerini duymamıştı bile. babasının mezarının başına tekrar çöktü. ‘duydun de mi baba sen de? dinledin sen de maçı. kapalı siyah derken sen de yeni açıkla birlikte beyaz dedin de mi baba?

mezarlık görevlisi olanları anlamıştı. gözyaşlarını tutamadı. sessizce uzaklaştı oradan. baba-oğul sarmaş dolaştı yine. tıpkı bir golü kutlar gibiydiler. kulübesine girdi. uzaktan onları seyretmeye devam etti. yusuf bir şeyler söylüyordu halen ama duyamıyordu. derken yusuf bağırmaya başladı.

-siyaaaaaaaah..

böyle de bir taraftara sahip camiadır. forzabesiktas.com adresinden alıntı olan bu yazı, şimdilerde 'yanan bir evin içine daldık ve çıkışı kapattık' diyen bir başkana sahip olan beşiktaş'a adanmış gerçek bir hikayedir."

edit: Bu entry itüsözlük'te meyhaneden sevenlerine el sallayan adam isimli yazarın yazdığı bir entrydir. Fanatik fenerbahçe'li olduğum halde Okurken gözlerim dolduğu için paylaşmak istedim.
yıldız teknik üniversitesinin merkez kampüsünün bulunduğu semt.
yakında galatasaray'ı olimpiyat stadı'na gönderecekler sanırım. öyle bir ısrar içindeler.

Edit: Objektif bir Fenerbahçeli'yim.
siyah beyaz renkli kuruluş tarihi 1903 olan ve bu yıl bursaspor ile birlikte uefa ya gitmemeleri yönünde ceza alan takım.
ağız ishali olmuş galatasaraylıları pek çok üzen takımdır. az ötede oynayın davarlar. evet.
10 sene önce yollarda 5 tl'lik kart satanların, her türkiye içi transferinde sorun çıkarıp futbolcuların aklını çelenlerin, arabalarla paralarla türkiye'ye şikeyi getirenlerin yüzsüzlükle suçladığı takımdır. o kadar yüzsüz ki bazıları bizi yüzsüzlükle suçluyor. noldu ya culio'nun bile aklını çelmiştiniz şimdi adamı istemiyorsunuz hani çok değerliydi culio? sırf laf mk. 23'lük gençlerle koyucaz bu sene küçüldük diye bittik sanan kucaga davet edenleri kucağa alıcaz merak etmeyin.
hedef küçültmüş kuluptur çok buyuktu tabi hedefleri.
Basketbol branşında tarihi bir sezon yaşamasına rağmen sezon sonu bu branşı çöküşe uğramış kulüptür.

Böyle bir şey de ancak türkiye'de hatta ancak beşiktaş'ta olur.

Beşiktaşlı zengin iş adamları bir daha maç izlemeye tribüne gelirlerse, bu taraftar en ağır tepkiyi koymalıdır onlara karşı. Değil tribünlerde, beşiktaş formasıyla, beşiktaş ismiyle herhangi bir görüntü veya demeçte bile görmek istemiyoruz kendilerini.

sezonu 3 kupayla bitirmiş, ülkenin en büyük gururu olmuş bir takımın taraftarları bu kadar göt edilemez arkadaş.

Beşiktaş büyüktür, kalbinde beşiktaş sevdası barındıran taraftar büyüktür.

Bizim zengin iş adamlarına da, para babalarına da, paracı profesyonellere de ihtiyacımız yok.

Biz bize yeteriz.
Galatasaray'la stad yüzünden birbirlerine girmişlerdir. (bkz: dinsizin hakkından imansız gelir)
galatasaray tarafından ellerinden ergin ataman alınmıştır. galatasaray ile uğraşılmaz.
ergin atamanla yollarını ayıran takım. Yolu açık olsun.
Lakin Burda bazı malların "hocanızı elinizden kaptık, bizle UĞRAŞılmaz" şeklinde saçmalarını görüyoruz.
Öncelikle beşiktaş Eğer kesin kalmalı deseydi, hoca kalırdı, daha Sonra cimbomluların biz istediğimizi alırız demesi komik. Stochu isteyip fenere kaptıran, kuyt'ı fenere kaptıran, amrabat'ı defalarca isteyip alamayan, insanların Bunu söylemesi komik. Ha bunlar Fernandese 15 milyon euro ödemeye hazırdı değil mi?
--spoiler--

Fikret orman yönetimi, mali toparlanma, yeniden yapılanma adına giriştikleri işte başarısız hamleler atmakta, akılcı olmayan bir politika sürdürmektedir. küçülme düşüncesiyle, futbol takımını müthiş bir kaosa sürüklemiş, basketbol branşını da hiç etmişlerdir. muustafa denizli gibi bir ustanın isteklerini görmezden gelip yine ergin ataman gibi bir antrenörü de ezeli rakibine kaptırmışlardır. futbolcular neyin ne olacağını tahmin bile edemez durumdadırlar. Başkan'ın her gün medyaya birinci ağızdan verdiği demeçlerin bir gereği olmadığı gibi, kaos ortamını daha da alevlendirmektedir. bir yapılanma olacaksa bunu sessiz sedasız, akılcı bir tavırla yapmak mantıklıdır. her gün ağlak demeçler vererek kulübün itibarını zedelemek kimsenin hakkı değildir. Gerek başkan gerek ahmet nur çebi gerekse diğer yöneticiler ısrarla gündemde kalmaktadırlar.

Bir yapılanma varsa bunu planlı yapmak şarttır. aksi halde daha önceki yeniden yapılanmalardan hiçbir farkı olmayacaktır bu yapılanmanın da. futbolcuların ücretlerini düşürelim, kabul etmeyenleri yollayalım, gitmeyenleri kulübeye hapsedip maç başı ücretlerinden yırtalım gibi bir zihniyet bu kulübü ileri götürmek bir tarafa daha da dibe batırır.

geçmişten ders almak elbette birinci öncelik olmalıdır. demirören yönetimindeki usulsüzlükler, saçmalıklar, hatalar iyi irdelenmelidir elbette. Bu yanlışlara bir daha düşmemek adına hamleler yapılmalıdır. Israrla bu yanlışların üzerine gitmek, döndürüp döndürüp olayı futbolcu maaşlarına bağlamak zaman kaybından başka bir şey getirmez.

Yönetim bir plan yapıyorsa bunu sonuca ulaştırmak durumundadır. Altınsay'ı küstürmek, istifasını kabul etmek inanç konusundaki temelsizliğin en büyük örneğidir.

Yönetim ilerde yiyeceği lafları sarfetmemelidir.

Samet Aybaba tercihini eleştirmek şu ortamda lükstür lakin bu tercihin bile neden bu kadar sancılı olduğu sorgulanmalıdır. Eriksson gibi bir hocayı bu takımın, bu ortamın başına getirmeyi düşünmek bile futboldan pek anlanmadığını göstermektedir.

Rakipler nokta transferler yapmaktadırlar. Bu imkansızlıklarla beşiktaş'ın istediği oyuncuyu alacak rahatlıkta olmadığı aşikardır.

Gençleştirme, öz kaynaklara yönelme operasyonu abartılmamalıdır. Samet aybaba şili'den, brezilya'dan elbette oyuncu baksındır lakin tecrübeleriyle takımı rahatlatabilecek 30 yaş civarı yabancı oyunculara da ihtiyaç vardır.

Yaş ortalaması düşük olsun diye gereksiz futbolcu transferlerinden kaçınılmalı, yine sırf ortalamayı düşürmek için eldeki tecrübeli oyuncuları göndermekten kendini alı koymalıdır kulüp.

Genç oyuncuların, tecrübeli görev adamlarıyla harman edildiği bir takım yaratmak zor değildir. Lakin orman ve yönetimi, aybaba ve ekibi bunu başarabilecek donanımdalar mı, meçhuldür.

Şu zamanda en büyük görev yine taraftarındır. stat neresi olursa olsun, teknik direktör, oyuncu kim olursa olsun tam destek şarttır.

Beşiktaş taraftarı kriz taraftarıdır, kanser taraftarıdır. Alışıktır.

Lakin biraz da rahatlamaya ihtiyacı vardır.
--spoiler--
yeni yönetimin plansız programsız hareket etmesi, baskanin boyle bir dönemde tatile çıkabilmesi ve basketbol sezonunun sona ermesiyle birlikte sözleşmeside biten 3 kupalı ergin ataman ile anlaşmayı becerememiş bir spor klübü. gerçi küçülme vaadiyle gelen bir başkandan çok şeyde beklememek lazım orası ayrı.
türkiye'nin hali hazıra en iyi kulubü, taraftarı mazisi herşeye bedel.
gençleşme derken, kendi türk gençlerine sırtını dönüp, dünyanın öteki ucundaki gençlerden umut bekleyen, beşiktaş tarihinin en basiretsiz en sıradan yönetimine sahip klübü.

e ben size ne deyim cahil beşiktaş taraftarı. g.saraylıları, fenerlileri haklı çıkarırcasına şu yönetimin yaptığı ahmaklığa sahip çıkıyorsunuz. genç takımlarda yüzlerce yetenekli çocuk varken sen git brezilyalardan genç futbolcu bak. bu sizin yaptığınızı gayler yapmaz, ermeniler hiç yapmaz.

a be gerizakalı yönetim, tasarruf diyorsunuz, peki güney amerika da harcanan o kadar paraya yazık değil mi. oraya vereceğiniz parayı, altyapı hocasına verseniz eliniz mi kırılır. evet kırılır. aman türk hocaya para vermeyelim de kime verirsek verelim sizdeki sıkıntı.

bu camia sizin gençleşme adı altındaki süleyman seba taktiklerinizi bile sineye çekti ama siz gençleri güney amerika da arıyorsunuz.

artık bu yönetime hiçkimsenin saygısı ve güveni kalmadı. evet vardır üçbeş tane şakirt veya komünist beleşe takım kurmaya hevesli. artık onlarla seyredersiniz maçları.
eğer doğruysa 29 yaşında bir genç ile adı anılmakta olan kulüp.* elisa mıymış neymiş adı. demirören vurdu, bunlar da öldürecek şimdiden anlaşıldı.
http://www.kartalbakisi.c...sponsor-yolda-h11878.html
3 kupadan, 3 büyük şampiyonluktan sonra, hesap sorulmasını isteyen yönetimin ısrarlarına dayanamayıp sponsorluktan çekilen milangaz ve daha şampiyonluk sevincimiz devam ederken galatasaray ile görüşmelere başlayan ergin ataman sayesinde dillere düşmüş, bitirilmiş takımdır.

tüpçünün bize hediyeleri saymakla bitmedi bu yıl.. yeni sezonda da etkileri devam edecek görülen o ki.
ama her şeye rağmen beşiktaşk.
basketbol koçunun milangaz çekildikten sonra yeni sponsor bulması için 15 dakika süre tanıdığı, sonrada gs ile anlaştığı takım.

sonrada bu olayda yönetim suçlanıyor, arkadaşlar aklınızı başınıza toplayın bu oyunlara kanmayın.

kendi içinde bu kadar çok hain bulunduran bir takım dünyada yoktur herhalde.

hainden kimleri kastettiğim anlaşılmıştır inşallah.
ergin ataman üzerinden bu takıma vurmak aptallığın daniskasıdır. ergin ataman kim allah aşkına. türkiye'nin en güzide kulübüdür. varsın nereye giderse gitsin. evet.
beşiktaş bambaşkadır, feda'dır, candır, aşktır.

görsel
tam bir şamar oğlanı olan kulüp. sözde büyük bir takım ama gelin görün ki kimse tarafından siklenmiyor. gelen* vuruyor geçen* vuruyor.
sonrada "yok biz cok büyük kulübüz", " yok sven goran eriksson".
başkaları gibi şikeyle vesveseyle cemaatle,başbakanla,cartla curtla işi olmadığından evet ezilen ezilmiş ve ezilecek kulübümdür. *
(bkz: bu lig için fazla temiziz)
Her geçen gün kaosa sürüklenen ama bu kaostan alnının akıyla çıkacağından şüphemizin olmadığı kulübüm.
© copyright 2005 - 2026