bugün

quiz
büyüklük konusundaki aptal tartışmaları diğer iki büyük(!) klube bırakan, kulvarı çok farklı olan, herşeyiyle -başta renkleri- büyüleyen klüp...
--okay karacan--
"beşiktaş'ta öndeki beşli portekizce, arka dörtlü turkçe konuşacak. bloglar arası baglantıyı iki dili konuşan aurelio sağlar artık."
--okay karacan--
(bkz: zöhühühühü)
deseler ki; dünya'da bizi bir türk takımı temsil etsin. derdim ki beşiktaş. yok lan, iyi top oynadıklarından falan değil. bilinçli bir taraftarı var. huyundan mıdır suyundan mıdır bilmiyorum. öyle boş beşiktaşlı bir insan yoktur pek. az asi olurlar, ülkenin meseleleriyle ilgilenirler. bir yorum yaparken bile "koyduk mu" cümlesini kullanmayı tenezzül etmezler. "ne güzel koyuyoruz üstat görüyor musun?" derler. dayım yüzünden midir nedendir bilmiyorum, zorla beşiktaşlı yaptırıyormuş beni. ama başarılı olamamış, son anda trabzonsporlu olmuşum. o da nasıl oluyorsa. doğuştan moğuştan hikayesi de yalandır ha. aklımın az biraz bir şeylere erdiği zamanlar... ogün'lü abdullah'lı suratları hatırlar gibiyim. futbol kartları vardı o zamanlar. bordo ve mavi o yıllarda bir başkaydı tabi. ben hep beşiktaş'ı desteklerdim işte, ta ki trabzonspor'la karşılaşıncaya kadar. trabzonspor'la karşılaşınca, beşiktaş gözüme botafogo gibi gelirdi. ama quaresma'nın onur'a attığı bir gol vardır, onur hareketsiz kalmıştır. la dedim beşiktaş'a mı geçsem... şaka yahu. kolay mı lan trabzon'u bırakmak. kötü huylu tümör yemin ediyorum. tümör metin diye espri yapılabilirdi aslında. ama yapmadım. yani dediğim gibi beşiktaş; çarşısıyla pazarıyla sevilir sayılır. trabzonspor türkiye'nin zencisidir, beşiktaş'ta istanbul'un zencisidir. yanlışları karşısına almıştır. içerisinde barındırdığı pis insanları kapı dışarı etmiştir ve her zaman sağlıklı bir fikir ortaya koymuştur. haksız kazanılan kupasını geri iade etmeyi aklından geçirmiş ve kendi taraftarlarınca da bu fikir desteklenmiştir. günümüzde haksızlıkla kupa kazanarak "parasıyla değil mi?" esprilerini yapan bir güruhun yanında bu kesim, her daim saygıyı ve sevgiyi hak eder. bu yazım da, güzel beşiktaş taraftarına selamım olsun.
2 yıl yaşadığım, kendine has bir havası, güzelliği olan, çarşısında gezilesi, sahilinde bira çakılası semt.. (bkz: bira çakmak)
iyi bir tribünü, iyi seyircisi ve iyi sayılabilecek bir stadı olmasına rağmen başarısız olan takımım. başarısızlık şampiyon olamadı diye değil, ligdeki genel görünümünden dolayı.

takım 32 haftada 17 galibiyet/7 beraberlik/8 mağlubiyet! almış. toplamda 41 (kırk bir) gol atmış. maç başına düşen gol ortalamamız 1,28. sezon başında alınan delgado, ricardinho ve nobre' nin gol toplamı 16. yenilen gol 28. maç başına 0.87 gol yeniyor. yani kısaca takım her maç hemen hemen 1 gol yiyor ama gol atmakta zorlanıyor. lan a.q biz bu adamları gol atsınlar veya attırsınlar diye almadık mı? bir hoca * bu kadar mı sistemsiz oynatıyor bir takımı? gözü saha dışında bir yerlere mi bakıyor ?

beşiktaş artık kendi içinden birilerine görev vermeli ve yönetimini futbolun içinden insanlarla kurmalıdır, karakter yoksunu insanlarla bu nereye kadar gider bilemiyorum ama bu taraftar elbet akıl almayıda bilir. takımı diğer büyüklerin kayıp oyuncuları ile doldurmakla, 2 maçını izleyip milyon dolarlık oyuncular almakla, sürekli iskender kebap yemiş gibi ağzında kürdanla gezenlerle olmuyor gerçekten.

adam günlerdir onur mücadelesi diyor, meydan okuyor, sahaya çıkıyor, 3 tane atıyor gönderiyor, ulan maçın özetini izliyorum beşiktaş' ın çektiği şut yok. yok bir tane var, penaltı. oda kaçtı. yıllık kazancı bir doktordan veya bir mühendisten kat be kat fazla olan bir futbolcudan ne beklenir, çıkıp formasını terletmesi, oyuna katılması, para verip maç izleyenleri kanser etmemesi. el belde gezinecek ise, futbol oynanmayacak ise, saldım çayıra tipi top çevrilecek ise, benden yönetime açık teklif, ben o paraların dörtte birine sahada gezebilirim. hatta o kadar güzel gezerimki zevk alırsınız.

yönetim basiretsiz, teknik yönetim basiretsiz, futbolcular basiretsiz. kimse 'şampiyon olsaydı böyle denmezdi' demesin. bu futbolla * şampiyon olunacaksada hiç olunmasın. japonya' da deprem olunca kesilen sulardan dolayı utanç duyan belediye başkanı intihar etmişti. kimse bu kadar duyarlılık beklemiyor, ancak müsade sizin, alıp ceketi gitmek en hayırlısı.

ulan bu takım öyle bir seyirciye sahip ki, şampiyonluk beklemez, başarı beklemez, bazen diğer takımlarla makara yapar, bazen kendi dalgasına bakar. evinden kısar maça yatırır, okulu kırar maça gider, işine gitmez tribüne gider. istediği tek şey o formayı terden ıslanmış görmektir. anlaşılan çok büyük şeyler isteniyor. yazıklar olsun lan.
öncelikle okuyunuz;
dünyaca ünlü spor kanalı eurosport'un duyurduğu haberde 132 db sınırına çıktığı belirtilen beşiktaş taraftarlarının 'kartal gol gol gol' tezahüratı kendi dalında yeni bir rekor kırdı. beşiktaş - fenerbahçe karşılaşmanın ikinci yarısının ortalarında takımına destek veren beşiktaş tribünleri daha önce liverpool - m. united karşılaşmasında kırıldığı açıklanan ve yüksekliği 130 desibele ulaşan ses rekorunu tarihe gömdü. eurosport televizyonu beşiktaş taraftarının kırdığı bu ses rekorunu normal bir ses ile ancak 140.000 kişi tarafından çıkartılabileceğini belirtti.

(bkz: copypaste)
şeklinde tarihe geçen taraftara sahip türkiye cumhuriyeti'nin bir spor kulubu. 2 büyükler, 3 büyükler, 4 büyükler tarışması konuşuladursun kimsenin reddedemeyeceği bir gerçek vardır ki dünyanın en iyi taraftarına sahip olan klüptür. yukarda da belirtildiği gibi bilimsel olarak tescillenmiştir.
feridun düzağaç'ın yazısından; üç hece sekiz harf sadece beşiktaş... veya beşiktAşk.
logosunda Türk bayrağı olan tek Türk takımı.
tek namaglup sampiyon.
delikanlı bunyenin degismez takımı.
bu sene ligin tozunu attıracak takımım.

görsel

renkliler bu yüzü unutmasın. geliyoruz gümbür gümbür!
Beşiktaş amblemindeki türk bayrağı türkiye futbol federasyonu'nun hediyesidir. Beşiktaş Türk bayrağı'nı kullanma hakkını yunanistan milli futbol takımı ile oynanan bir maçta türk milli takımı'nı temsil ettiği için almıştır.
(bkz: kapak)
garip gelecek ama kadrosundaki elemanların çoğunun ya sadece soy adının ya da hem adı hem de soy adının -an ile bittiği takım. hakan arıkan, serdar özkan, gökhan zan, ibrahim toraman, uğur inceman. nedendir bilinmez insan düşündüğü an bir tuhaf oluyor. an an an an, anan anan...*
sevinmek için sevmediğimiz aşkımız...
Feda.
Kaç zamandır aklımdaydı çocukluğumun Beşiktaş'ıyla ilgili bir yazı yazmak. Bugüne kısmetmiş..
Az önce Beşiktaş Tv.de başkan Fikret Orman'ı dinledim. Feda'dan bahsetti yine. Beşiktaşlılık duruşundan, değerlerinden, taraftarın biraz daha dişini sıkması gerektiğinden vs. bahsetti..
Yazdıklarım muhtemelen sana ulaşmaz sayın başkan. Olsun. Ben içimi dökeyim yine de. Küçücük bir çocuğun feda öyküsünü anlatayım sana..
89-90 sezonu. 10 yaşındayım. Beşiktaş'ım şampiyon.. Ezbere sayarım hala kadroyu (Engin,Recep,Kadir,Gökhan,Ulvi,Rıza,Feyyaz,Mehmet,Mutlu,Ali,Metin) Farkettiniz mi hiç yabancı yok. Neyse, ertesi gün Sabah gazetesi şampiyon kadronun posterini verecek. Büyük boy. Kuşe kağıt. Gazete şimdiki elli kuruş civarı bir para. Tam bir simit parası. Günlük harçlığım da o kadar. Öğle yemeğim yani. Elbistan'da oturuyoruz o zaman. Ben dahil üçü okula giden dört kardeşiz. Babam işçi, tek maaş, ev kira, bize verebileceği günlük harçlık da malum. Bir simit parası. Evimiz ilçenin kenar mahallelerinden birinde ve mahallede gazete bayisi yok. Çarşıya gitmem lazım. Erkenden gitmem lazım yoksa gazete biter. Evimiz çarşıyla okulun ortasında. Ders yedide başlıyor. Okula gitmezsem babam oyar, o posteri alamazsam da kendimi öldürürüm. Çalar saat bile yok evde, annemin refleksleriyle uyanıyoruz. Ne olur ne olmaz diye sabaha kadar uyuyamadım. Beş gibi evden çıktım. En az kırk beş dakika yürümem lazım. Cebimde bir simit parası, babam kızar diye kimseyi uyandırmadan çıktım evden. Güneş bile doğmamıştı daha.. Korka korka yürüdüm. Tek ve son paramı adama uzatıp gazeteyi aldım. Poster içinde. Attım gazeteyi bir kenara. Posteri açtım, hiç unutmuyorum ilk iş uzun uzun kokladım niyeyse. Baktım sonra bir süre. Sonra kat yerlerinden katlayıp koynuma soktum. Yağmur başlamıştı hafiften. Bir saatten fazla yürüyüp son anda derse yetiştim. O öğle bir şey yemedim. Her tenefüs posteri çıkarıp tek tek Metin'in, Ali'nin, Feyyaz'ın yüzlerine baktım. O gün hiç acıkmadım..
Velhasıl sayın başkan, ben yirmi küsür yıl önce yapacağım fedakarlığı yaptım. Ve biliyorum ki bu ülkede hala on yaşında çocuklar son paralarını verecek kadar seviyorlar takımlarını. Yeter ki siz işinizi yapın. Futbolu kirletmeyin. Futbol en çocuk çocuk gözüyle güzeldir ve masumiyet gerektirir unutmayın..
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com