bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı88
- insanlık nasıl geliştirilebilir10
- sözlüğün yeni tasarımı14
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu35
- fatma betül sayan kaya10
- iyi menemenin sırrı18
- kötüye bir şey olmaz4
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- hayatın anlamı ne7
- muslettin amca23
- gece gelen açlık7
- chp'nin türkiye'yi sosyal devlet yapmak istemesi5
- alexander nübel7
- beyaz ekmek yemenin varoşluk olması11
- sigara içmek8
- yeraltı varlıkları7
- yemek yapmayı bilmeyen kızı istemem diyen erkek9
- aşk karın doyurmuyor diyen kız9
- mazide kalmış sözlük yazarları3
- kendimi intihar edeceğim4
- aşk bir yemek olsaydı8
- şimdi olsa da yesek denilen şeyler4
- pankek7
- iyi saksafon çalarım diyen kız7
- gülşen in memeleri14
- sözlüğe ne oldu5
- üşüyerek yatağa girip yavaşça ısınmak6
- mehmet şimşek5
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim31
- arabayı satıp akülü araba almak3
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı14
- vincenzo italiano3
- beşiktaş4
- iran'ın tdt ne katılmak istemesi4
- ucanpembekoala5
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı9
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye4
- gülden karaböcek3
- hamas denince akla gelenler11
- caligula'nın korkusu5
- sözlükte kim kimle sevgili27
- afyonkarahisar da iki araçta 5 kişinin öldürülmesi6
- toplumsal çürüme7
- tuborg ice7
- üniversite yıllarını özlemek4
- arkadaşlar uyudunuz mu3
- hangi yemek nerede yenir4
- futbol16
- caaahill diyerek tokadı yapıştırmak5
- memeliler kaça ayrılır3
ipin göremediğin öteki ucudur.kendi bildiğini okur,ister bağlar, isterse boğar *
sevip söyleyemeyince kahrolmak, söyleyip sevgilisi olduğunu öğrenince daha çok kahrolmaktır.
mumi'nin dilinden aşk:
http://www.facebook.com/v.../video.php?v=496591749010
http://www.facebook.com/v.../video.php?v=496591749010
benim sana duyduğum
senin durmadan üzerine bastiğin.
senin durmadan üzerine bastiğin.
siz bakmayın "ben özgürüm nihehaha" diye dolananlara.
aşk güzeldir. vardır ve güzeldir. lakin neyin içini boşaltıp anlamsız hale getirmiyoruz ki aşkı da getirmeyelim.
tanımadığınız biriydi o bir zamanlar. mucizelere inandırır ya hani. "nereden çıktın sen" dersiniz yüzüne. sonra da karşılıklı gülersiniz.
nasıl bir mutluluktur göğsüne dayamak başı öylece.
en güzeli de her şeye göğüs gerip yine dayamaktır başını göğsüne. siper gibi...
kurşunlar bana gelsin. sana bir şey olmasın sevgili..
aşk güzeldir. vardır ve güzeldir. lakin neyin içini boşaltıp anlamsız hale getirmiyoruz ki aşkı da getirmeyelim.
tanımadığınız biriydi o bir zamanlar. mucizelere inandırır ya hani. "nereden çıktın sen" dersiniz yüzüne. sonra da karşılıklı gülersiniz.
nasıl bir mutluluktur göğsüne dayamak başı öylece.
en güzeli de her şeye göğüs gerip yine dayamaktır başını göğsüne. siper gibi...
kurşunlar bana gelsin. sana bir şey olmasın sevgili..
insanın başına gelen ilginç hadiselerden biridir aşk'ın adı.
kimi zaman komik, kimi zaman acı, kimi zaman hüzünlü kimi zaman da yaratıcı ve dramatik. ben, hemen hemen bu saydıklarımın içeriklerine uygun her halini yaşadım aşkın. mesela ilk ilkokul 3. sınıftayken bir hemşireye aşık olmuştum sanırım bu dramatik olanındandı. ama ben, bugün burda komik olanını anlatmak istiyorum.
bundan yıllar önce kaldırımlarında 3 insanın yanyana yürüyemediği bir şehirde, ben, henüz 17 yaşındayken bir kadın vardı. benden hayli büyük. belki 25 belki 30 yaşında. o yıllarda geceleri gökyüzü sanki daha bir yıldızlıydı. ateş böcekleri bile şehrin tenha bölgelerinde görülebilirdi. evlerin bahçesinde, incir, mürdüm eriği, elma, kara dut ve şeftaliler daha bir olgun, daha bir suluydu bunun yanında şen aileler vardı. akşamüstleri sedire çıkarılan çay. köşede duran baba, elleri her an saçlara uzanmağa hazır bir şekilde duran anne. gözlerinin içi gülen kız kardeş ve mutluluk. bahçeye açılan kapının aralık durması... çünkü, az sonra bir kovalamaca başlayacak bu bahçede. kardeşler gülerek bir oyuna tutuşacak ve aralık kalan kapıdan kahkalar atarak kurtaracak kendini biri... içeri atacak kendini güvenli duvarların içine.
neyse, işte böyle güzel bir hayatın, bir zaman aralığının içinde başıma musallat oldu, ben, 17 yaşındayken yaşı 25 veya 30 olan o kadın. o yıllarda ev içinde şımarık, konuşkan haylaz bir karakterken dışarıda dilini yutmuş bir yetim gibiydim. utangaç, konuşmaktan korkan kendini ifade edemeyen karşısındaki konuşunca gözlerinin içine bakamayan yani tam anlamıyla şapşal bir insandım. ama bu şapşallığım aşık olmama engel olmuyordu. zira ben henüz çok ufak yaşlardan kalma aşklarımla taa o yıllara gelmiştim. aşk adamıydım * ama bu defa faklıydı. çünkü çitlerimin çok çok dışında benden daha yetenekli, daha birikimli yaşça hayli büyük biriyidi karşımdaki. üstelik sahadaki rakiplerim de küçümsenyemeyecek bir büyüklüğe sahiptiler. ben, o yıllarda hiç bir zaman çalmayı beceremediğim bir gitarın sahibiydim. bu gitar o yılın yaz mevsimi boyunca srtımın kamburu gibi oldu adeta. her gün bu gitarı sırtıma atar şehrin kalabalaık caddelerine iner, insanların içinde dolanır, kıvırılıp bir yerlere oturur sonra gerisin geri eve dönerdim. bu olay bir ritüele dönüşmüştü adeta. sebebi neydi bilemeyiz. e boşuna ergen demiyolar. neyse efendim gel zaman git zaman bu gayesiz telvinlerimin içinden bir tohum filizlendi.
şehirde bir yerde bir çınar vardı. çınarın hemen solunda bir merdiven bir apartmana girerdi. merdivenlerin sağında ve solunda iki blok beton çıkarılmıştı ve çınar hemen bu beton bloklardan soldakinin yanında dururdu. işte bu merdivenlerde bir kız otururdu. kitap satardı. saçları küt, elmacık kemikleri çıkık, burnu hafif kemerli, ve mübalağasız zeytin karalığında gözleri. hayatımdaki eski aşkları bir kenara bırakıp bu yeni fırtınanın toz ve dumanına karışmıştım adeta. her gün oraya gidiyor bütün kitapları yaprak yaprak çevirip okuyordum. işte bu tezgahta bir çok yazarlan da tanışmış oldum. nazım hikmet, ahmet telli, ahmed arif, cahit külebi, orhan veli... yaşar kemal, (bkz: kafka) vs. vs. vs. bu ismileri daha önce elbette duymuştum ve fakat içinde bulunduğum ruhsal şekillenme beni bu insanların derin dünyasına çekmişti...
derken benim geliş gidişlerim iyice çoğaldı. bu da yetmezmiş gibi iyice dışavurmuş olamlıyım ki kadın ben de bir şeyler olduğunu anladı sanırım. artık birbirimize merhaba deyip hal hatır soracak duruma gelmiştik. yani olayı ne kadar abarttığımı burdan anlayabilirsiniz... derken ben, o güzelim yaz akşamlarında gitarımı sırtlanıp evime doğru giderken çeşitli hülyalara dalmaktan da kendmi alıkoyamıyordum. günlerce düşüdükten sonra kadına açılmam gerektiğine karar vermiştim. (lan biz eskiden ne temiz şeyler yaşamışız, ay canım benim) hayalimdeki kadına açılmanın mini provalarını, monologlarını yapa yapa yolumu adımlayıp vahama varmış oldum. o gün daha bir güzeldi. daha bir derin daha bir ölümcül.
bu ateşten topa yaklaştım elimi uzattım kül oldum.
tamam okey edebiyatı bırakıyoruz * neyse abi yaklaştım meramımı anlatmak için ama dilim tutultu. havaya kaldırdığım elim bile dondu. ağzımdan bir şeyler çıkacak ama dilim dönmüyor. yüzümü göremiyordum ama kızarıklığını hissedebiliyordum. zira yüzümden başlayıp, sırtımdan, kuyruk sokumumda taaa dizlerime inen ateşin sıcaklığını hissediyordum. kadın da yardımcı olmuyor. ulan görüyorsun işte çocuk sana aşık olmuş yardımcı ol. yok onun da gözlerinin içi gülüyor. ben böyle bir kaç dakika yerin dibine battıktan sonra hiç anlam vermediğim bir hareketle (bugün anlam veriyorum artık benim orda bıraktığım o gitar aşkın zirvesine diktiğim bayraktı) gitarımı kadına verip birden uzaklaştım. kadın şaşırdı muhtemelen ama ben görmediğim için yorumda bulunamıyorum, şaşırdığını anlamak için görmeye gerek yok. kalabalığın içine fırladım ve yürümeye başladım. iyice uzaklaştıktan sonra "ulan ne yaptın sen?" diye kendime sorular yöneltmiştim ama iş işten geçmişti. (bkz: gitar) düşman kalesindeydi ve ben büyük bir savaşın meydanından topuklarıma vura vura uzaklaşmıştım. fakat geri dönmeliydim. çünkü gitarda önemli abi hepitopu 3-5 kuruş param vardı onu da bu merete yatırmıştım . neyse o gün dönmedim. ara sokaklardan gitarsız çıktım. eve gitarsız girdim. gitarı duvara yaslayamadım. gitar nerde diyenlere cevap veremedim. ve daha kötüsü "gitar nerde?" gibi sorulara maruz kaldım... o gitarı bir şekilde aldım... ama ne zaman aklıma gelse hala gülerim ve daha da kötüsü bir gün o kadınla karşılaşırım diye korkarım.
aşk, aşk her şey yahu.
kimi zaman komik, kimi zaman acı, kimi zaman hüzünlü kimi zaman da yaratıcı ve dramatik. ben, hemen hemen bu saydıklarımın içeriklerine uygun her halini yaşadım aşkın. mesela ilk ilkokul 3. sınıftayken bir hemşireye aşık olmuştum sanırım bu dramatik olanındandı. ama ben, bugün burda komik olanını anlatmak istiyorum.
bundan yıllar önce kaldırımlarında 3 insanın yanyana yürüyemediği bir şehirde, ben, henüz 17 yaşındayken bir kadın vardı. benden hayli büyük. belki 25 belki 30 yaşında. o yıllarda geceleri gökyüzü sanki daha bir yıldızlıydı. ateş böcekleri bile şehrin tenha bölgelerinde görülebilirdi. evlerin bahçesinde, incir, mürdüm eriği, elma, kara dut ve şeftaliler daha bir olgun, daha bir suluydu bunun yanında şen aileler vardı. akşamüstleri sedire çıkarılan çay. köşede duran baba, elleri her an saçlara uzanmağa hazır bir şekilde duran anne. gözlerinin içi gülen kız kardeş ve mutluluk. bahçeye açılan kapının aralık durması... çünkü, az sonra bir kovalamaca başlayacak bu bahçede. kardeşler gülerek bir oyuna tutuşacak ve aralık kalan kapıdan kahkalar atarak kurtaracak kendini biri... içeri atacak kendini güvenli duvarların içine.
neyse, işte böyle güzel bir hayatın, bir zaman aralığının içinde başıma musallat oldu, ben, 17 yaşındayken yaşı 25 veya 30 olan o kadın. o yıllarda ev içinde şımarık, konuşkan haylaz bir karakterken dışarıda dilini yutmuş bir yetim gibiydim. utangaç, konuşmaktan korkan kendini ifade edemeyen karşısındaki konuşunca gözlerinin içine bakamayan yani tam anlamıyla şapşal bir insandım. ama bu şapşallığım aşık olmama engel olmuyordu. zira ben henüz çok ufak yaşlardan kalma aşklarımla taa o yıllara gelmiştim. aşk adamıydım * ama bu defa faklıydı. çünkü çitlerimin çok çok dışında benden daha yetenekli, daha birikimli yaşça hayli büyük biriyidi karşımdaki. üstelik sahadaki rakiplerim de küçümsenyemeyecek bir büyüklüğe sahiptiler. ben, o yıllarda hiç bir zaman çalmayı beceremediğim bir gitarın sahibiydim. bu gitar o yılın yaz mevsimi boyunca srtımın kamburu gibi oldu adeta. her gün bu gitarı sırtıma atar şehrin kalabalaık caddelerine iner, insanların içinde dolanır, kıvırılıp bir yerlere oturur sonra gerisin geri eve dönerdim. bu olay bir ritüele dönüşmüştü adeta. sebebi neydi bilemeyiz. e boşuna ergen demiyolar. neyse efendim gel zaman git zaman bu gayesiz telvinlerimin içinden bir tohum filizlendi.
şehirde bir yerde bir çınar vardı. çınarın hemen solunda bir merdiven bir apartmana girerdi. merdivenlerin sağında ve solunda iki blok beton çıkarılmıştı ve çınar hemen bu beton bloklardan soldakinin yanında dururdu. işte bu merdivenlerde bir kız otururdu. kitap satardı. saçları küt, elmacık kemikleri çıkık, burnu hafif kemerli, ve mübalağasız zeytin karalığında gözleri. hayatımdaki eski aşkları bir kenara bırakıp bu yeni fırtınanın toz ve dumanına karışmıştım adeta. her gün oraya gidiyor bütün kitapları yaprak yaprak çevirip okuyordum. işte bu tezgahta bir çok yazarlan da tanışmış oldum. nazım hikmet, ahmet telli, ahmed arif, cahit külebi, orhan veli... yaşar kemal, (bkz: kafka) vs. vs. vs. bu ismileri daha önce elbette duymuştum ve fakat içinde bulunduğum ruhsal şekillenme beni bu insanların derin dünyasına çekmişti...
derken benim geliş gidişlerim iyice çoğaldı. bu da yetmezmiş gibi iyice dışavurmuş olamlıyım ki kadın ben de bir şeyler olduğunu anladı sanırım. artık birbirimize merhaba deyip hal hatır soracak duruma gelmiştik. yani olayı ne kadar abarttığımı burdan anlayabilirsiniz... derken ben, o güzelim yaz akşamlarında gitarımı sırtlanıp evime doğru giderken çeşitli hülyalara dalmaktan da kendmi alıkoyamıyordum. günlerce düşüdükten sonra kadına açılmam gerektiğine karar vermiştim. (lan biz eskiden ne temiz şeyler yaşamışız, ay canım benim) hayalimdeki kadına açılmanın mini provalarını, monologlarını yapa yapa yolumu adımlayıp vahama varmış oldum. o gün daha bir güzeldi. daha bir derin daha bir ölümcül.
bu ateşten topa yaklaştım elimi uzattım kül oldum.
tamam okey edebiyatı bırakıyoruz * neyse abi yaklaştım meramımı anlatmak için ama dilim tutultu. havaya kaldırdığım elim bile dondu. ağzımdan bir şeyler çıkacak ama dilim dönmüyor. yüzümü göremiyordum ama kızarıklığını hissedebiliyordum. zira yüzümden başlayıp, sırtımdan, kuyruk sokumumda taaa dizlerime inen ateşin sıcaklığını hissediyordum. kadın da yardımcı olmuyor. ulan görüyorsun işte çocuk sana aşık olmuş yardımcı ol. yok onun da gözlerinin içi gülüyor. ben böyle bir kaç dakika yerin dibine battıktan sonra hiç anlam vermediğim bir hareketle (bugün anlam veriyorum artık benim orda bıraktığım o gitar aşkın zirvesine diktiğim bayraktı) gitarımı kadına verip birden uzaklaştım. kadın şaşırdı muhtemelen ama ben görmediğim için yorumda bulunamıyorum, şaşırdığını anlamak için görmeye gerek yok. kalabalığın içine fırladım ve yürümeye başladım. iyice uzaklaştıktan sonra "ulan ne yaptın sen?" diye kendime sorular yöneltmiştim ama iş işten geçmişti. (bkz: gitar) düşman kalesindeydi ve ben büyük bir savaşın meydanından topuklarıma vura vura uzaklaşmıştım. fakat geri dönmeliydim. çünkü gitarda önemli abi hepitopu 3-5 kuruş param vardı onu da bu merete yatırmıştım . neyse o gün dönmedim. ara sokaklardan gitarsız çıktım. eve gitarsız girdim. gitarı duvara yaslayamadım. gitar nerde diyenlere cevap veremedim. ve daha kötüsü "gitar nerde?" gibi sorulara maruz kaldım... o gitarı bir şekilde aldım... ama ne zaman aklıma gelse hala gülerim ve daha da kötüsü bir gün o kadınla karşılaşırım diye korkarım.
aşk, aşk her şey yahu.
dar alanda kısa paslaşmalardır.
insaf et, aşk güzel bir iştir!
onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır.
sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın;
halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.
mevlana
onun bozulması, güzelliğini kaybetmesi, (insanlardaki) tabiatın kötü niyetli oluşundandır.
sen, kendi şehvetine ve arzularına aşk adını takmışsın;
halbuki şehvetten kurtulup aşka ulaşabilmek için yol çok uzundur.
mevlana
aşk varken sen yoksundur sen varken de o yok.onun için içindeyen aşkın ne anlama geldigini asla bilemezsin.
şımarık bir hergeledir. kalbine girdiğinde karşı taraf seni fark etmez bile. sadece üzüntünle kalakalır ve öfke kulesine bir taş daha koyarsın.
dağladı yüreğimi, ellerimi.
hep ihanetleri son bildim bunca zaman, ona bile katlanabiliyormuş bu meret.
ama gurur öyle bir illetmiş ki ayakları yana yana kaçıyormuş insan, yüreğinin yangın yerinden.
hep ihanetleri son bildim bunca zaman, ona bile katlanabiliyormuş bu meret.
ama gurur öyle bir illetmiş ki ayakları yana yana kaçıyormuş insan, yüreğinin yangın yerinden.
ağır yükler bindirdin küçülen omuzlarıma.
" sevgi sonsuz,sen herşeysin. " diyebileceğin insanla karşılıklı olarak özlemleşme durumudur. bu level ı atlamak hiçbir zaman hiçbir insana nasip olmaz. mutlu olduğun anların yedi katı oranında acı çekersin ama buna rağmen bıkmazsın aşık olmaktan. usanmazsın acı çekmekten. bu bir kısır döngüdür.
ilk aşkımı gördüm bugün işten dönerken. Üzerinde fenerbahçe forması ile kutlamalardan dönüyordu. Hiçbir şey hissetmedim. Fenerbahçe sen nelere kadirsin.
benim için imkansızdır.
...
Aşk deneyi, iç koşulları ne olursa olsun, sonunda bir yücelme ve yüceltme deneyidir. Aşkta insan olanaksızı gerçekleştirmeye çalışırken daha da insanlaşır. insan olmak her zaman sınırları zorlamaktır. Aşk insanın sonsuzluğu duyumsadığı, ölmezliği sezdiği yerdir. Gerçek insan olma düşlerimizi ancak aşkın sıcak ama dikenli kanatları altında gerçekleştirebiliriz. Aşkın olmadığı yerde insan bir takım gerekleri yerine getiren bir makinedir.
alıntıdır
Aşk deneyi, iç koşulları ne olursa olsun, sonunda bir yücelme ve yüceltme deneyidir. Aşkta insan olanaksızı gerçekleştirmeye çalışırken daha da insanlaşır. insan olmak her zaman sınırları zorlamaktır. Aşk insanın sonsuzluğu duyumsadığı, ölmezliği sezdiği yerdir. Gerçek insan olma düşlerimizi ancak aşkın sıcak ama dikenli kanatları altında gerçekleştirebiliriz. Aşkın olmadığı yerde insan bir takım gerekleri yerine getiren bir makinedir.
alıntıdır
(bkz: aşk yapmak)
hayat boyu bir kez yaşandığına inandığım duygu. zaten sürer gider o öyle beyninde.
hep hüzün lan. yeter, sıkıldım.
yaşamında bir defa yaşabileceğin bir durum. ikincisi olmaz.
üzmesin seni karşılıksız sevgiler, bağrına taş basarsın acıların diner.Terkettiyse seni onun gibiler, arkana bakma dostum, bizim gibiler önden gider. işte aşk bu.
benim için budur: (bkz: (vid #22569))
olmayacağını bile bile ya olursa dediğin, belki bi gün başka bi yer başka bi zamanda olursa dediğin.
Uzun süredir giymediğin pantolonun cebinden çıkan para gibidir. Çocukça mutlu eder. Kısa sürelidir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar