aşk

peşinden koşan insan kendini bir ferhat, bir kerem, ne bileyim bir efsanenin esas adamı gibi hisseder.

ben iddia ediyorum, dünyanın en boş şeyidir aşk.

bir kere insanı tüm sorumluluğundan kolayca alıkoyar. Hayatta yapılabilecek, başarılabilecek çok güzel şeyler varken öyle bir tatminat verir ki özürlü gibi yaşarsın ve bu çok gereksizdir.

keyif verir çünkü, mutlu eder insanı. ama insan kimyasına uygun olduğunu kim söyleyebilir ki?

ne kadar aşık da olsa bir erkek bakar başka bir karının kıçına, veya bir kadın başka bir adamın kaşına gözüne.

iki taraf da yalan söyler sonra... aslında ne gerek vardır ki buna?

kendimizi kandırıyoruz.

biz aslında aşık olmayı bile bilmiyoruz, daha doğrusu doymak istemiyoruz.

bizi 21.yy öyle bir hale getirmiş ki sadece tüketmek bize zevk veriyor.

bir 12 çift ayakkabımız olsa 13.çifti almak için yanıp tutuşuyoruz mesela çünkü biz kendimizi asla mutlu olmamaya programlamışız. en kolay şeyleri çok zorlaştırmışız.

misal... ayrılmak için bahane yaratmaya bayılıyoruz biz. çok sıkıcı, çok monoton, diş macununu ortadan sıkıyor, çok sevişiyoruz, hiç sevişmiyoruz vs... tez hazırlayacak olsan binlerce sebep bulursun.

ama hiç denemiyoruz mesela zorluğa katlanmayı, muhattabımız hoş olmayan bir durumdaysa da hoşa çekmeyi, erdemli olmayı.

biz sadece hayatın çok kısa olduğu sikimsonik paradigmasına sığınarak her şeyi aceleye getirip hiçbir şeyden keyif alamıyoruz.

biz insan gibi yaşamayı unutmuşuz aslında ve şu gelinen duruma bakıldığında üzülerek söylüyorum ki insan hayvan olmaya doğru gidiyor.

sözün özü, aşk diye bir şey varsa da bitmek üzere. en azından bu çağda.
© copyright 2005 - 2026