/636
Aşk denilen illetin beş saniye gibi kısa bir zamanda bünyede yer ettiğinden dem vuruluyordu bir metinde. ki bizim ilk görüşte aşk dediğimiz mefhumun bilimsel teminatı da oluyor bu aynı zamanda. Gerisi ise, bizim rüyaları sürüm sürüm sündürmemize benzer, tamamen bilişsel süreçlerimizin keyfiyatınca harmanı oluyor. idealize ettiğimiz, belki de tamamen gelecek neslin teminatı olsun diye bağlandığımız kişiyi sair insanlardan ayıran işte o beş saniyecik zaman oluyormuş. hığhım.
"Aşka düşmeyen kişi kanatsız bir kuşa benzer, vah ona, yazıklar olsun" der mevlana. aşktır, insanı insan eden.
Benim için tek kelimeyle özetlenebilecek bir çağlayan; Burcummmmmm.
Mevlana ' nın da en güzel tarifini yaptığı üzre " Aşk bir davaya benzer cefasıda şahide , şahidin olmadan davayı kazanamazsın. "
kalbin kendileri için deli gibi attığı asil ve zarif prenseslerin gergin, rahatsız, sevimsiz biçimde başını başka yana çevirdiği, soğuk nevalelik yarışı yaptığı bir coğrafyada sadece kalbi yormaya yarayan saçmasapan şey. herkeste bir angelina jolie, bir natalie portman, bir britney spears gizliymiş de haberimiz yokmuş. sevsinler.
bitmesi mecburi olan olgu. yaşarken tam bir baş belası. bitince de çok özlenendir. bazen mükemmel bazen iğrenç. ama aşk aşktır işte..
birini görmekle onu elde etmek arasında kalan zamanı ifade etmekte kullanılan kelime.
birinden hoşlanıyorsun, ona yakınlaşmaya, onun hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışıyorsun. ancak aynı kişi seni gördüğünde somurtuyor, kaşlarını çatıyor, başını çevirip seni görmezden geliyor. bu şartlarda aşk mümkün değildir. çünkü bir insana bakıp da ' yeah bu da benim gibi galatasaraylı ! ' diyerek yanına gitmezsin. önce onun dış görünüşü seni çeker. dolayısıyla kimse iç güzelliği muhabbeti yapmasın, o çekim dış güzellikle oluşur.
ayrıca bazıları şanslıdır, istediğini seçmesine yardım eden bir şansa sahiptir. bazıları da lanetlenmiştir, kalbi kırık ve öfkelidir. herkesin pembe gözlükleri yoktur.
Aşk 290 sayfalık başlığı oluşturabilicek kadar uzun, birisinin size dinlerken anlıyamıyacağı kadar kısa birşeydir.
iyi olanın kaybettiği iki kişilik bir oyun.
(bkz: benim tatlı kanserim)
yazınca da güzel biliyorum ama yaşayınca daha güzeldir 'aşk' ...
(bkz: mide bulantısı)
bir zamanlar inanmadığım olmaz öyle şey dediğim gerçektir.
nuh tufanı gibidir. gerçekliğine inanmayanın üzerine öyle bir gelir ki nefessiz kalır insan.
koca bir yalandır.
yıldızlara kurşun sıkmaktır..
haykırmak istemek, ama çıt bile çıkaramamaktır..
buraya yazdığın entrylerle tarif etmeye çalışmak, ancak tarif edememektir..
ağustos ayının ortasında yağan kar,
kış aylarında açan çiçektir.
güneşin doğuşunu beklemektir.
yağmurda ıslanmaktır.
Aşk, plajda tanışıp tüm gün konuştuğun, beraber yüzdüğün şahsın ipod'unda Serdar Ortaç dinlediğini fark ettiğin ana kadar geçen zamana denir.
gözlerinin hayaliyle, hayata bağlanmaktır..
onlarca asırdır insanlar aşk diye tutturmuş dünyadan gelip geçiyorlar.Ama hiç biri bu duyguyu incelemeye kalkışmıyor çünkü korkuyor,"ya taptığım bu duygu aslında yoksa?" diye korkuyor,"ya uyduruksa bu duygu*" diyor.Ama cesaret edemiyor.daha çocukluktan başlayan bu duygumsu şey onlara hayatlarının her noktasında engel oluyor veya engel olmaya çalışıyor ama yine bu insanlık bu duyguya ne olursa olsun tapmaya devam ediyor.yaşlandığınızda ve bir gün yanlız kaldığınızda hayatınızı gözden geçireceksiniz ve kaç kere "aşık" olduğunuzu düşüneceksiniz.(duyabiliyorum,bazılarınız "ben sadece bir kez aşık oldum" diyor.Ona aşk denmez be kardeşim,ona sadıklık denir.)Aşık olduğunuz kişiye ulaştığınızda değeri sizin için düşecektir,ve tabi ki başkası için artacaktır.insanın doğasında vardır:
"değerli bir şeyi al,daha değerli bir şey ile takas et..."(insanları "mal" veya bir "eşya" olarak nitelemiyorum.sadece lafın gelişi işte.)
ne zaman nerde karşınıza nasıl çıkçağı belli olmayan şey..
© copyright 2005 - 2026