bugün

aşk

portakal kabuğundan fışkıran sudur.

kokusuna hayran bırakır, gözünü yaşlandırır. çok da karmaşık bir şey değil aslında. öyle inandırmaya çalışıyordum onu. oturuyorduk, yemeğimizi bitirmiştik. sadece oturuyorduk. televizyon açıktı. bir kadın bir kemerle ne kadar kısa sürede zayıfladığını anlatıyordu. aklım bir an o kadına kayıverdi. nasıl da inançla anlatıyordu kullandığı kemeri. 'çok güzel' diyordu, 'çok memnun kaldım, herkese tavsiye ederim.' kullanmıştı kemeri ve işi bitmişti. ve ancak tekrar kilo aldığında kullanacaktı muhtemelen.

atmalıydı bence kemeri. artık gerek yoktu. bence. bence.

çok da bencil değilim bundan eminim. 'çok güzeldi her şey' dedim. 'yaşadığımız her şey inan çok değerliydi. ama bitti. aşk biter ki hep.' dedim. gençtim. aşk bitince birilerinin gitmesi gerektiğini düşünecek kadar toy. ellerimizden tutup bizi birleştiren şeyin adece aşk olduğunu sanacak kadar. genceciktim. derler ya işte öyle. elimden hiçbir şey gelmiyordu meyve soymak dışında, o anda. normalleştirmeye çalışıyorduk konuşmamızı. doğalgaz zammından dem vurur gibi.

alnından vurur gibiymişim. hiç bilememiştim.

susuyordu. öyle ya birilerinin da susması gerekir.

'eşyalarımı falan ne zaman toplayayım?' dedi. git demek her zaman kolay olmuyordu ki. 'ben toplandım sayılır' dedim. dışardan yeni gelmişti ve sadece salonda oturmuştuk. yatak odasını, boş banyo dolabını görmemişti daha. 'hazırlandın sayılır. pekala.' dedi.

portakalı çok severdi. portakal soyuyordu o anda. bir yandan konuşmaya başladı. portakalın suyu parmaklarından süzülüyordu.

'bitiveriyor. aşk hep biter, dediğin gibi. aşk her zaman herkes için biter ama. bazısı hiç bilemez bile. dünya dönmeye başladığından beri bu böyle. yine de görüyorum ki yalvarmam, ayaklarına kapanmam hiçbir işe yaramayacak.'

portakalını yiyordu. sustu o arada.

ve devam etti: 'ağlamak istiyorum aslında. şu portakaldan gözüme fışkıran sular da ağlatabilir ama beni. şimdi sen, sırf, aşk bitti, dedin diye, böyle mi olacaksın? sanmıyorum ki böyle bir aşkın unutması kısa sürsün. sanmıyorum ki ben sadece aşktan ibaret olayım senin için. ben gidiyorum şimdi. sen de git, dileğin bu. seni bekleyeceğim sanırım, çok saçma geliyor sana bu anlattıklarım. körpe ömrünün heyecanını, alevini sürdürüp aşktan daha köklü bir duyguya dönüştüremedim biliyorum. beceremedim, sen affet beni. özür olsun.'

gitti, ellerini yıkadı. uzun, ince parmaklı elleriyle başımı tuttu. kutsar gibi öptü dudaklarımı, gitti.

o zaman anlamamıştım kutsalığımı onun gözünde. 3 yıl sonra gittim evine tekrar. hala aynı evdeydi. hala beni bekliyordu. hala çok yakışıklıydı ve bana hala aşıktı. anlamak çok güç değildi bunu. kapıyı açtığında gözlerindeki ışık gözlerimi kamaştırmıştı.

'hoşgeldin!' dedi. 'geleceğini biliyordum!'.

acıttı ama beni sonra. çok acıttı içimi. portakal, demiştim bir gün. 'portakal kalmamış evde sevgilim.'

çıktı almaya, dönmedi. gözlerini öptüm kutsar gibi. morarmış dudaklarına dokundum parmaklarımla.

'aşk biter. aşk diye bildiğin her şey biter. hissettiğin şeye herkesin bildiği bir sıfat koyabiliyorsan, sana özel değilse yani, fanidir tazem. rüzgar gibi olur öyle. uçar gider.' demişti. o deyincce inanmıştım işte. inanmaya dünden hazır halim.

öldü. portakal suyundan bıyığım olmadı bir daha, taze hiçbir şey de yiyemiyorum hala.

edit: imla
© copyright 2005 - 2026