bugün
- ketçapla güzel giden yiyecekler12
- 20 li yaşların çabuk geçmesi4
- ekmek arası peyniri bir üst noktaya taşıyan detay5
- sigarayı tersten yakmak9
- 16 haziran 2026 fransa senegal maçı9
- türkiye nin en güzel kızlarına sahip şehirleri6
- aleyna tilki'nin konserde verdiği efsane frikik12
- eşek sucuğu7
- 10 yıl sonraki haline bir mesaj bırak11
- ölen porno yıldızlarının ahiretteki durumu6
- 12 saat çalışmak7
- antidepresan kullanmamış erkek bulmanın zorluğu8
- türk müslümanlığı6
- çocuğa yabancı isimler vermek9
- imamoğlu abd ingiliz ve almanların bir projesiydi11
- insan sanatsal bir varlıktır7
- bedava dopaminin bazen işe yaraması7
- eşini aldatan birini görünce yapılması gereken şey7
- çekyat kanepe kaplatma7
- üzerine kuma gelince sorun çıkartan kadın3
- insan vahşi bir hayvandır6
- milli maçı izlemeyen erkek25
- futboldan anlamayan erkek3
- 30 yaşında hala jelibon yiyen insan5
- kızını rahatsız eden şahsın kulağını kesen baba4
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması4
- kullanmak zorunda kalınan en kötü tuvalet9
- hep kendini suçlamak12
- şiddet3
- kıskanılmak vs kıskanmak6
- son 20 yılın en gıcık lafı16
- öztürk serengil2
- kıyametin yaklaşıyor olduğu gerçeği8
- futboldan anlamayan erkeğin çekiciliği2
- daha 174
- ameliyathane4
- yaşadım demek için ne yapmalı5
- 222
- kariyer yapan kadın vs yemek yapan kadın3
- maaşla çalışıp ben alfayım diyen erkek7
- pizzanın kenarını yememek6
- kabullenildiğinde olgunlaştıran acı gerçekler3
- uysaljakoben13
- kız arkadaşının giyimine karışmayan erkek22
- evlenmeyi başaramamış erkek7
- lgs de 5 yanlış yapan kızı annesinin zorbalaması8
- intikam2
- winamp msn messenger half life windows 985
- jeffrey epstein2
- aylık 283 bin lira iyi para mıdır sorunsalı5
sevdiği entry'ler
belfast'ın sokakları yine karıştı, 9 haziran'da yaşananlar şehri birbirine kattı. protestocularla polis arasındaki çatışmalar akşam saatlerinde iyice kızışmış, ortalık savaş alanına dönmüş. kuzey irlanda'daki bu gerilim, ingiltere'nin güneyine kadar sıçramış durumda.
https://en.wikipedia.org/...26_Northern_Ireland_riots
https://en.wikipedia.org/...26_Northern_Ireland_riots
aşağıdaki linkten dinleyebileceğimiz, sözleri neyzen teyfik'e ait olan bir kuan parçası.
https://www.youtube.com/watch?v=1Fn7czCmVwc
https://www.youtube.com/watch?v=1Fn7czCmVwc
bach yorumlari dinlemeye doyum olmayan cellisttir. sahip oldugu cellolardan biri 2,5 milyon degerinde olup, kendisi ayni zamanda birlesmis milletlerin baris elcisidir.
kraliçe victoria döneminde gerçekten yaşamış enteresan kişilik. bir hastanede yaşıyordu ve boynunu yana eğmesi halinde kafasının kırılma olasılığı vardı. ince bir boynun üzerinde ağır bir başla yaşarken, hep güzel bir kadınla birlikte olmayı düşlediğini söylediği kaydedilmiştir. yaşadığı en büyük absürdlüklerden biri, yerinden kolay kıpırdayamazken, karındeşen jack cinayetlerinde şüpheli ilan edilmesiydi. uykusunda huzur içerisinde öldü.
Bugün görülen duruşmada tahliyesine karar verilen birgün gazetesi muhabiri. 75 gündür tutukluydu.
https://www.birgun.net/ha...iye-karari-verildi-716600
https://www.birgun.net/ha...iye-karari-verildi-716600
şu dünyada samimiyetle ve içtenlikle yapılmış işler var. kitap olsun film olsun heykel olsun ne olursa olsun sanat'ın (hatta zanaat da buna dahildir) böylesine içten ve samimi olanlarına denk geldikçe insan keyifleniyor ya ne keyiflenmesi bildiğin nefes alıyor ahanda öyle bi film. bitince "yaşadığımı hissettim anasını satayım" dedirtti. ama o genç 99. günün sonunda neden terk etti alfredo gibi ben de bilmiyorum anlamadım. ah alfredo baba ah sen ne güzel adamsın ki sayende nice Tornatore'ler yetişti, yetişiyor ve yetişecek.
ek: 31 mart 2015'e inat.
ek: 31 mart 2015'e inat.
--spoiler--
Beypazarı ve Ayaş’ta kolluk, iki ayrı noktada geniş çaplı çevirme ve kimlik kontrolü yapıyor.
Geçen her araç tek tek durduruluyor, madencilerin Ankara’ya ulaşmasını engellemek için fiili bir abluka kuruluyor.
Hakları için yola çıkan tek bir madencinin bile geçişine izin verilmemesi hedefleniyor.
Bunlarla uğraşmayın. Ya bizi köle ilan edin, ya da hakkımızı verin!
Ankara’ya varacağız. Ses ver Türkiye!
--spoiler--
https://x.com/i/status/2061331180352323608
Beypazarı ve Ayaş’ta kolluk, iki ayrı noktada geniş çaplı çevirme ve kimlik kontrolü yapıyor.
Geçen her araç tek tek durduruluyor, madencilerin Ankara’ya ulaşmasını engellemek için fiili bir abluka kuruluyor.
Hakları için yola çıkan tek bir madencinin bile geçişine izin verilmemesi hedefleniyor.
Bunlarla uğraşmayın. Ya bizi köle ilan edin, ya da hakkımızı verin!
Ankara’ya varacağız. Ses ver Türkiye!
--spoiler--
https://x.com/i/status/2061331180352323608
bireyin mutlak özgür iradesi safsatası liberal ekonominin bel kemiği. toplumsal sorumluluktan kaçmak isteyen idiotların can simidi.
bu düzende kişilerin kararında organizasyonun, altyapının, çevrelerinin, ekolojinin, bunların hiçbir önemi yok. aslında bunlara izin yok, çünkü bunların olmadığı yere kar etmenin, rantın altyapısı döşenecek.
bağımlılık? bireysel irade sorunu. sağlık? bireysel irade sorunu. bahis, kumar? bireysel irade sorunu. suç? bireysel psikoloji sorunu bile değil, tam teşekküllü bir irade sorunu. ekonomik koşullar? bireysel irade sorunu. yapısal hiçbir şey yok, sadece ahlaksız bireyler ve zayıf iradeler.
e bu bireyler bir araya gelmek istiyor, iyi olma iradelerini bir organizasyona dönüştürmek istiyor. sendika kurmak istiyor, sivil toplum kuruluşu kurmak istiyor, parti kurmak istiyor. aa ne tesadüf, bunlara da bir 50 senedir pek izin yok. insan kaynaklarıyla, şirketlerle, devletle, hepsiyle ske ske teke tekte kapışacaksın, her seferinde sil baştan tek başına pazarlık yapmaya çalışacaksın. hepsine karşı tek başına hakkını korumak zorundasın.
diğer bir ifadeyle toplumun daha iyi olmaya dair bir organizasyonuna baştan izni yok. hakkı yendiğinde miting falan bile yapamaz. ama o hakkın yenmesi, o aklın çelinmesi için dünyanın her köşesinden derin bir tüccar organizasyonu işbirliği oluşabilir, üzerinde devletlerin şiddet tekeliyle korunabilir.
Neo liberalizm, özgürlük kisvesi altında muazzam bir organizasyonel asimetri oluşturuyor.
bu düzende kişilerin kararında organizasyonun, altyapının, çevrelerinin, ekolojinin, bunların hiçbir önemi yok. aslında bunlara izin yok, çünkü bunların olmadığı yere kar etmenin, rantın altyapısı döşenecek.
bağımlılık? bireysel irade sorunu. sağlık? bireysel irade sorunu. bahis, kumar? bireysel irade sorunu. suç? bireysel psikoloji sorunu bile değil, tam teşekküllü bir irade sorunu. ekonomik koşullar? bireysel irade sorunu. yapısal hiçbir şey yok, sadece ahlaksız bireyler ve zayıf iradeler.
e bu bireyler bir araya gelmek istiyor, iyi olma iradelerini bir organizasyona dönüştürmek istiyor. sendika kurmak istiyor, sivil toplum kuruluşu kurmak istiyor, parti kurmak istiyor. aa ne tesadüf, bunlara da bir 50 senedir pek izin yok. insan kaynaklarıyla, şirketlerle, devletle, hepsiyle ske ske teke tekte kapışacaksın, her seferinde sil baştan tek başına pazarlık yapmaya çalışacaksın. hepsine karşı tek başına hakkını korumak zorundasın.
diğer bir ifadeyle toplumun daha iyi olmaya dair bir organizasyonuna baştan izni yok. hakkı yendiğinde miting falan bile yapamaz. ama o hakkın yenmesi, o aklın çelinmesi için dünyanın her köşesinden derin bir tüccar organizasyonu işbirliği oluşabilir, üzerinde devletlerin şiddet tekeliyle korunabilir.
Neo liberalizm, özgürlük kisvesi altında muazzam bir organizasyonel asimetri oluşturuyor.
lovecraft’ı gerçekten okuyan adamın kız düşürmeye mecali kalmıyor. adam bütün kariyerini insanlık evrende yanlışlıkla oluşmuş önemsiz bir küf tabakasıdır fikrine adamış resmen. cthulhu falan işin süsü sadece. asıl olay, evrenin sana zerre kadar anlam borçlu olmadığını yüzüne vurması. bunu gerçekten anlayarak okuyan adam gizemli gizemli uzaklara bakmıyor, gece tavana bakıp varoluş sancısı çekiyor. ama toplumun çoğu lovecraft’ı hala “ahtapotlu cool korku hikayeleri” seviyesinde bildiği için, uzaklara bakınca entelektüel aura çalışıyor tabii. schopenhauer’ı sadece “kadınlar aptal” kısmından bilen tayfa gibi işte.
Muzaffer Oruçoğlunun tohum kitabını okuyun ve kırmızı gül buz içinde DVD filmini izleyin.
ben hiç bir görüşünün tasvip etmem, deniz de sevmezdi onu.
fakat bu adam onu sevmeyen denizin dahil yüzlerce kişinin yerini biliyordu. tek tek tırnaklarını söktüler, vücudunu parça parça kestiler. bu adam konuşmadı.
ayağını masanın kenarına vursa anne kızlık soyadının ilk iki harfini verecek insanlar var aranızda. o yüzden o yanını taktir ederim. işkenceye konuşmamak ki bunun eğitimini almadıysanız irade gerektirir. hem de çok güçlü bir irade.
fakat bu adam onu sevmeyen denizin dahil yüzlerce kişinin yerini biliyordu. tek tek tırnaklarını söktüler, vücudunu parça parça kestiler. bu adam konuşmadı.
ayağını masanın kenarına vursa anne kızlık soyadının ilk iki harfini verecek insanlar var aranızda. o yüzden o yanını taktir ederim. işkenceye konuşmamak ki bunun eğitimini almadıysanız irade gerektirir. hem de çok güçlü bir irade.
işte ötekilere bıraktık parçası.
ötekilere bıraktık
güneşi karşılamayı
nasıl ama nasıl isterdik
isterdik biz de yaşamayı
erken öleceğiz seninle biz
şafaktan önce öleceğiz
madem ki biz partizanız
zincirin ilk halkasıyız
erken öleceğiz seninle biz
şafaktan önce öleceğiz
anımsar mısın seninle
gece nasıl vedalaşmıştık
silah sesleriyle yüklüydü gece
nasıl heyecanlıydık nasıl
kulağımız yüreğimizde.
ötekilere bıraktık
güneşi karşılamayı
nasıl ama nasıl isterdik
isterdik biz de yaşamayı
erken öleceğiz seninle biz
şafaktan önce öleceğiz
madem ki biz partizanız
zincirin ilk halkasıyız
erken öleceğiz seninle biz
şafaktan önce öleceğiz
anımsar mısın seninle
gece nasıl vedalaşmıştık
silah sesleriyle yüklüydü gece
nasıl heyecanlıydık nasıl
kulağımız yüreğimizde.
Yıllar önce Eyüp genel başkanımızın duasını aldık diye tweet atınca, duası çok makbul birisi miymiş dedim diye beni engelledi. Sonra baktım partili herkrs hayır duasını aldık, bizi okudu üfledi diye tweet atıyor. Ne duası ediyor, bu dualar kime ne etki etmiş. Yürüyemeyenler odasından koşa koşa mı çıkmış? Namaz da kılmıyor. Ne diyor mesela bu dualarda?
dağlara çıkam dedim
dosta ulaşam dedim
dost ben senin derdinden
dağlara mekan dedim.
dosta ulaşam dedim
dost ben senin derdinden
dağlara mekan dedim.
Yavaş alalım da saçımız başımız dağılmasın.
Kaypakkaya Perspektifinden Öcalan Çizgisine ve Duran Kalkan’nın tavrına kısa bir bakış.
Son dönemde Duran Kalkan tarafından yeniden dolaşıma sokulan, Abdullah Öcalan’ın teorik metinlerine yöneltilen Marksist eleştirilerin “Türkiye solunun Kürt kökenli düşünürlere kapalı olduğu” iddiasıyla açıklanması, teorik bir tartışma açma çabasından çok, bilinçli bir ideolojik saptırma ve devrimci mücadeleyi tasfiye etme çağrısı niteliği taşımaktadır. Bu söylem, Marksist eleştiriyi etnik bir önyargı olarak kodlayarak, hem teorik tartışmayı felç etmeyi hem de Öcalan çizgisini eleştiriden muaf bir dokunulmazlık alanına taşımayı hedeflemektedir. Oysa Marksizm açısından mesele ne etnik kimliktir ne de kültürel aidiyet; mesele yöntem, paradigma ve siyasal sonuçlardır.
Bu noktada ibrahim Kaypakkaya’nın mirası, yalnızca tarihsel bir referans değil, bugün yürütülen tartışmanın teorik mihenk taşıdır. Kaypakkaya, Türkiye devrimci hareketi içinde Kürt ulusal sorununun varlığını en net biçimde tanıyan, Kürt halkının ayrılma hakkını koşulsuz savunan, Kemalizmi faşizm olarak teşhir eden ve devletin sınıfsal karakterini hiçbir muğlaklığa yer bırakmadan ortaya koyan Marksisttir. Ancak Kaypakkaya’nın ayırt edici yanı, ulusal sorunu sınıf mücadelesinden koparmaması, kimlik siyasetini devrimci stratejinin yerine ikame etmemesi ve iktidar sorununu asla tali bir mesele hâline getirmemesidir. Kaypakkaya’da ulusal kurtuluş, proletaryanın devrimci iktidar mücadelesinden ayrı düşünülemez.
Öcalan çizgisi ise tam bu noktada Marksizmle bağını koparmaktadır. Devletin sınıfsal karakteri belirsizleştirilmekte, iktidar sorunu bilinçli biçimde dışlanmakta, sınıf antagonizması “aşırılık” olarak sunulmakta, üretim ilişkileri ve mülkiyet biçimleri teorinin merkezinden sistematik biçimde çıkarılmaktadır. “Demokratik konfederalizm” adı altında sunulan model, Marksizmin temel analitik kategorilerini devre dışı bırakan, sınıf mücadelesini kimlikler arası yatay ilişkilere tercüme eden ve devrimi iktidarsız bir uzlaşma fantezisine indirgeyen açık bir revizyonist hatta oturmaktadır.
Bu teorik tasfiye, masum bir entelektüel tercih değil, belirli bir siyasal işlevin ifadesidir. PKK’nin tarihsel gelişimi, ideolojik dönüşümü ve bugün geldiği nokta, onu bir “ proje” olarak ele almayı zorunlu kılmaktadır. Burada söz konusu olan, komplocu bir anlatı değil; devlet, sermaye ve kontrol edilebilir muhalefet arasındaki ilişkilerin tarihsel materyalist analizidir. PKK, haklı ve meşru bir ulusal sorunu, devrimci sınıf siyasetinden kopararak, sistemle müzakere edilebilir, yönetilebilir ve gerektiğinde tasfiye edilebilir bir siyasal hatta taşımıştır. Öcalan’ın imralı sonrası teorik metinleri, bu hattın ideolojik ve felsefi meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir.
Tam da bu nedenle, Duran Kalkan’ın “PKK’liler Marks’ı bilmiyorlarmış gelsinler ders verelim” çağrısı, teorik bir özgüvenden değil, örgüt içi disiplin ve liderlik kültünün yeniden tahkim edilmesi ihtiyacından beslenmektedir. Tartışmaya çağrılan şey Marksizm değil; Marksizmin neden terk edilmesi gerektiğine dair önceden belirlenmiş bir dogmadır. Eleştiri ise daha baştan “kimlik saldırısı” olarak damgalanmakta, devrimci hareket içindeki farklı sesler politik olarak itibarsızlaştırılmaktadır. Bu, teorik bir tartışma değil; ideolojik bir hizaya çekme operasyonudur.
Kaypakkaya’nın mirası bu yüzden sistematik biçimde bastırılmakta, yok sayılmakta ya da çarpıtılmaktadır. Çünkü Kaypakkaya, uzlaşmayı değil kopuşu, müzakereyi değil devrimci şiddeti, kimlik siyasetini değil sınıf mücadelesini, devletle yeniden yapılanmayı değil devletin parçalanmasını savunur. Bugün Öcalan çizgisinin “yeni paradigma” olarak sunulabilmesi, ancak Kaypakkaya’nın açtığı Marksist yolun üzerinin örtülmesiyle mümkündür. Bu durum, teorik bir tercih değil, siyasal bir zorunluluktur.
Komünistler açısından mesele son derece açıktır: Marksizm, kimlik siyasetiyle ikame edilemez; sınıf mücadelesi, kültürel çoğulculukla aşındırılamaz; iktidar sorunu, yatay ağlar ve yerel özerklik masallarıyla buharlaştırılamaz. Bunları savunmak “eski”, “dogmatik” ya da “katı” olmak değil; Marksist olmaktır. Marksizmi bu temel önermelerinden arındırdığınızda geriye kalan şey, devrimci bir teori değil, düzen içi bir uzlaşma ideolojisidir.
Sonuç olarak, Abdullah Öcalan çizgisine ve bu çizgiyi teorik dokunulmazlık zırhıyla korumaya çalışan Duran Kalkan’a yöneltilen eleştiriler, ne etnik kökenle ne de kimliklerle ilgilidir. Bu eleştiriler, ibrahim Kaypakkaya’nın bıraktığı yerden, yani sınıf mücadelesinin, devrimci kopuşun ve iktidar perspektifinin zorunluluğundan konuşmaktadır. Bugün sessizlik, tarafsızlık değil; bu ideolojik tasfiyenin yeniden üretimine katkıdır. Teorik müdahale, aynı zamanda devrimci bir sorumluluktur ve bu sorumluluktan kaçmak, Marksizmin değil, düzenin yanında saf tutmaktır.
Son dönemde Duran Kalkan tarafından yeniden dolaşıma sokulan, Abdullah Öcalan’ın teorik metinlerine yöneltilen Marksist eleştirilerin “Türkiye solunun Kürt kökenli düşünürlere kapalı olduğu” iddiasıyla açıklanması, teorik bir tartışma açma çabasından çok, bilinçli bir ideolojik saptırma ve devrimci mücadeleyi tasfiye etme çağrısı niteliği taşımaktadır. Bu söylem, Marksist eleştiriyi etnik bir önyargı olarak kodlayarak, hem teorik tartışmayı felç etmeyi hem de Öcalan çizgisini eleştiriden muaf bir dokunulmazlık alanına taşımayı hedeflemektedir. Oysa Marksizm açısından mesele ne etnik kimliktir ne de kültürel aidiyet; mesele yöntem, paradigma ve siyasal sonuçlardır.
Bu noktada ibrahim Kaypakkaya’nın mirası, yalnızca tarihsel bir referans değil, bugün yürütülen tartışmanın teorik mihenk taşıdır. Kaypakkaya, Türkiye devrimci hareketi içinde Kürt ulusal sorununun varlığını en net biçimde tanıyan, Kürt halkının ayrılma hakkını koşulsuz savunan, Kemalizmi faşizm olarak teşhir eden ve devletin sınıfsal karakterini hiçbir muğlaklığa yer bırakmadan ortaya koyan Marksisttir. Ancak Kaypakkaya’nın ayırt edici yanı, ulusal sorunu sınıf mücadelesinden koparmaması, kimlik siyasetini devrimci stratejinin yerine ikame etmemesi ve iktidar sorununu asla tali bir mesele hâline getirmemesidir. Kaypakkaya’da ulusal kurtuluş, proletaryanın devrimci iktidar mücadelesinden ayrı düşünülemez.
Öcalan çizgisi ise tam bu noktada Marksizmle bağını koparmaktadır. Devletin sınıfsal karakteri belirsizleştirilmekte, iktidar sorunu bilinçli biçimde dışlanmakta, sınıf antagonizması “aşırılık” olarak sunulmakta, üretim ilişkileri ve mülkiyet biçimleri teorinin merkezinden sistematik biçimde çıkarılmaktadır. “Demokratik konfederalizm” adı altında sunulan model, Marksizmin temel analitik kategorilerini devre dışı bırakan, sınıf mücadelesini kimlikler arası yatay ilişkilere tercüme eden ve devrimi iktidarsız bir uzlaşma fantezisine indirgeyen açık bir revizyonist hatta oturmaktadır.
Bu teorik tasfiye, masum bir entelektüel tercih değil, belirli bir siyasal işlevin ifadesidir. PKK’nin tarihsel gelişimi, ideolojik dönüşümü ve bugün geldiği nokta, onu bir “ proje” olarak ele almayı zorunlu kılmaktadır. Burada söz konusu olan, komplocu bir anlatı değil; devlet, sermaye ve kontrol edilebilir muhalefet arasındaki ilişkilerin tarihsel materyalist analizidir. PKK, haklı ve meşru bir ulusal sorunu, devrimci sınıf siyasetinden kopararak, sistemle müzakere edilebilir, yönetilebilir ve gerektiğinde tasfiye edilebilir bir siyasal hatta taşımıştır. Öcalan’ın imralı sonrası teorik metinleri, bu hattın ideolojik ve felsefi meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir.
Tam da bu nedenle, Duran Kalkan’ın “PKK’liler Marks’ı bilmiyorlarmış gelsinler ders verelim” çağrısı, teorik bir özgüvenden değil, örgüt içi disiplin ve liderlik kültünün yeniden tahkim edilmesi ihtiyacından beslenmektedir. Tartışmaya çağrılan şey Marksizm değil; Marksizmin neden terk edilmesi gerektiğine dair önceden belirlenmiş bir dogmadır. Eleştiri ise daha baştan “kimlik saldırısı” olarak damgalanmakta, devrimci hareket içindeki farklı sesler politik olarak itibarsızlaştırılmaktadır. Bu, teorik bir tartışma değil; ideolojik bir hizaya çekme operasyonudur.
Kaypakkaya’nın mirası bu yüzden sistematik biçimde bastırılmakta, yok sayılmakta ya da çarpıtılmaktadır. Çünkü Kaypakkaya, uzlaşmayı değil kopuşu, müzakereyi değil devrimci şiddeti, kimlik siyasetini değil sınıf mücadelesini, devletle yeniden yapılanmayı değil devletin parçalanmasını savunur. Bugün Öcalan çizgisinin “yeni paradigma” olarak sunulabilmesi, ancak Kaypakkaya’nın açtığı Marksist yolun üzerinin örtülmesiyle mümkündür. Bu durum, teorik bir tercih değil, siyasal bir zorunluluktur.
Komünistler açısından mesele son derece açıktır: Marksizm, kimlik siyasetiyle ikame edilemez; sınıf mücadelesi, kültürel çoğulculukla aşındırılamaz; iktidar sorunu, yatay ağlar ve yerel özerklik masallarıyla buharlaştırılamaz. Bunları savunmak “eski”, “dogmatik” ya da “katı” olmak değil; Marksist olmaktır. Marksizmi bu temel önermelerinden arındırdığınızda geriye kalan şey, devrimci bir teori değil, düzen içi bir uzlaşma ideolojisidir.
Sonuç olarak, Abdullah Öcalan çizgisine ve bu çizgiyi teorik dokunulmazlık zırhıyla korumaya çalışan Duran Kalkan’a yöneltilen eleştiriler, ne etnik kökenle ne de kimliklerle ilgilidir. Bu eleştiriler, ibrahim Kaypakkaya’nın bıraktığı yerden, yani sınıf mücadelesinin, devrimci kopuşun ve iktidar perspektifinin zorunluluğundan konuşmaktadır. Bugün sessizlik, tarafsızlık değil; bu ideolojik tasfiyenin yeniden üretimine katkıdır. Teorik müdahale, aynı zamanda devrimci bir sorumluluktur ve bu sorumluluktan kaçmak, Marksizmin değil, düzenin yanında saf tutmaktır.
tişörtüm...
görsel
görsel
bir yazarımız kainatın muazzam dengesi diye bir şeyler yazdırmış anal zekaya...kainat tamamen dengesizlikler ve kaos üzerine kuruludur. tamamen random çalışır, eğer öyle olmasaydı yeni hiç bir şey oluşmazdı, bunu hiç mi düşünemiyorsunuz? dünya bile bir kaos yüzünden oluştu, çarpışan 2 nesnenin tozlarıyız biz, ayda dünyadan ayrılan materyallerin birikimi. hani ne oldu düzen? niye gezegenler birbirine çarpıyor? niye meteorlar dünyaya çarpıyor? bir meteor dünyanın o değişmez dediğiniz düzenini, iklimini, habitatını değiştirdi? hani kusursuz düzen? milyonlarca yıl buzul çağı yaşadık, sonra kavrulduk vs vs düzen diye bir şey yok, tamamen düzensizlik ve kaos üzerine kurulu bu sistem.
Son albümü olan "Haykırış" çıkmıştır
Repertuar şöyledir;
1-Haykırış
2-Sevdamız için
3-Dayê
4-Halk kazanacak
5-Stis harayges xehniemai
6-Doğacak günlere
7-Em ji rê dernakevin
8-Ave ma munzuro
9-dağlar
10-duud duud a beyrut
11-bırakın yakınmayı
12-Suwaro
13-Güneşin alnına düşenlere/Enstrumantal.
Repertuar şöyledir;
1-Haykırış
2-Sevdamız için
3-Dayê
4-Halk kazanacak
5-Stis harayges xehniemai
6-Doğacak günlere
7-Em ji rê dernakevin
8-Ave ma munzuro
9-dağlar
10-duud duud a beyrut
11-bırakın yakınmayı
12-Suwaro
13-Güneşin alnına düşenlere/Enstrumantal.