bugün

vaka i vakvakiye

1656 senesi, dördüncü mehmet’in tahtında oturup “ben padişahım lan” diye hava attığı ama aslında iç ağalarının elinde oyuncak olduğu dönem. hazine boşalmış, para pul yok, yeniçeriler aylık alacak diye ağa kapısına gidiyor, orada kul kethüdası “alçak akçe veriyoruz size” diye dalga geçiyor.

yeniçeriler de tabii ki sinirleniyor, “ulan bu işin sorumlusu kim” diye sorunca parmaklar saray ağalarına, iç oğlanlarına, bostancıbaşılara falan dönüyor. derken isyan patlıyor, at meydanına doluşuyorlar, padişaha “şu şu şu herifleri bize ver” diye ültimatom çekiyorlar. dördüncü mehmet de korkudan “tamam lan alın” diyor, hatt-ı şerif imzalamaya başlıyor.

30 kadar devlet adamı, vezir, paşa, ağa falan tek tek yakalanıp boğduruluyor, kesiliyor, cesetleri yerlerde sürükleniyor. sonra da sultanahmet’teki o koskoca çınar ağacına, dallarına bir bir asılıyorlar. dallar insan başıyla, insan cesediyle doluyor. halk bakıyor, “ulan bu ne lan” diyor, orta çağ islam ve fars efsanelerinde anlatılan, vakvak ağacını hatırlıyor: meyvesi insan kafası şeklinde, dalından “vak vak” diye ses çıkaran o efsanevi ağaç. tamam, bu çınar da aynen öyle olmuş, dalları meyve yerine kelle dolu. o yüzden olaya “vaka-i vakvakiye” demişler, bir de “çınar vakası” demişler.

düşünsene lan, imparatorluğun başkenti istanbul’da, at meydanının ortasında bir ağaç, üstünde vezir kelleleri rüzgârda sallanıyor, kuşlar konup gagalamaya çalışıyor. padişah sarayda tir tir titriyor, yeniçeriler işte bu diye sevinçten zıplıyor, halk da ulan bu devlette işler ne kadar da boktanmış diye izliyor. bütün o “devlet-i aliyye” havası, kayser-i rum fiyakası bir anda çökmüş, yerine bir çınar ağacıyla kelle bahçesi kalmış.
© copyright 2005 - 2026