bugün
- beyazsemsiyeliyabanci32
- gammaz beni çaylak yapmaz ki gammaz beni çsy9
- haysenin1211
- gammazlama yapmamak10
- yorgun mermi23
- aziz yıldırım7
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- bu köyden olsam ne olacak7
- hatırlanan en eski reklam sloganı5
- omurgasız tekerlek5
- en gey özelliğiniz15
- doktorlara saygının kalmamasının temel nedenleri7
- yapay zeka moderatörü14
- isimsiz orospu çocukları4
- gina carano13
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı8
- hangi yazarla evlenmek isterdiniz3
- tarikatçı götveren2
- arkadaşlar kavgayı bırakıp buraya bakar mısınız4
- gammaz çetesinin mağdur ettiği yazarların hakkı2
- melis sezen'in memeleri3
- aym'nin süresiz nafaka kararına isyan eden kadın4
- sevişmek istediğiniz kadın yazarlar7
- m r e r e c t o2
- diamond bosphoruss denen yazar7
- koç holding binalarına saldırı2
- sözlüğün kırbacı8
- karton toplayan çocuk4
- anın görüntüsü21
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- mılli yazılım f-16 ların kabiliyetini artıracak9
- en son ne yediniz12
- katatespizartmasi15
- buddy dude17
- taciz başkan fenerbahçe şampiyon2
- gocu bak bi3
- alman pastası2
- kavgacı yazarlar2
- cennet hurilerinin özellikleri2
- geleneksel son nefes2
- kız tavlayamamak2
- mocu4
- evrenin kaprisleri2
- palavracı iblislerden olmak2
- kılıçdar'ın chp'nin oyunu yükselttiği yalanı5
- tanrının adaletini taklit etmek2
- olan adam gelecekmiş hissi2
- pitbull'un sanatçı olması2
- g35
- kimliği belirsiz melek gelmesi2
sinemasal anlamda tam bir eleştirisinin yapılabilmesi için birden çok kereler izlenmesi gereken filmdir.
öncelikle, belirtilmelidir ki, babel önceki inarritu-arriaga filmlerinden daha farklı ve ayrı bir yerde incelenmesi gereken bir filmdir. şöyle ki; üçlemenin tüm filmlerinde ortak özellikler gözlemlenmekle birlikte, inarritu babel'de en basitinden kurgusal düzenlemede farklılığa gitmiştir. amores perros ve 21 grams'ın aksine, babel'de kurgu çok daha doğrusaldır ve yönetmen esasen izleyicinin kurguyla aklının karışmamasını ve anlatılmak istenen duyguyu, mesajı doğrudan algılamasını amaçlamıştır. bu nedenle, üçlemenin diğer filmlerinde sıkça başvurulan flashback'leri bu filmde görememekteyiz. hikaye bu sefer, eş zamanlı bir şekilde ilerlemektedir.
filmin esas temasına bakarsak, anlatılan temel kavramın iletişimsizlik olduğunu görürüz. gerçekten de, yönetmen filmin adına atıf da yaparak * insanlar arasında her geçen gün büyüyen uçurumları, iletişimsizlikleri, anlaşmazlıkları taşımak istemiştir beyazperdeye. ve bunda kısmen başarılı da olmuştur. öyle ki; sürekli gelişen, değişen dünya ve teknolojik sistem iletişim olgusunda ilerleme sağlarken, insanların birbirlerine yabancılaşmasını da beraberinde getirmektedir. başka bir deyişle, gelişen teknoloji insanları çok daha iletişimden yoksun, mutsuz ve en önemlisi yalnız hale getirmektedir. filmin temelinde anlatmak istediği budur. yönetmen bunun için de, teknolojinin hemen hemen hiç olmadığı tabir-i caizse gri renkteki fas'ı ve nerdeyse bir uzay şehrini andıracak derecede renkli ve teknoloji cenneti olan tokyo'yu mekan olarak bu nedenle seçmiştir. yine, karakterlerin farklı ırklardan ve farklı dillerden seçilmesi de elbette ki tesadüfi değildir. burada da amaç, aynı dili konuşmasalar aynı kültürel geçmişten gelmeseler dahi, günümüz insanının benzer iletişimsizlik sorunlarından muzdarip olduğunun vurgulanmasıdır.
esas temanın dışında, filmin yan unsurlarla desteklediği başka göndermeleri de mevcuttur. nitekim; iletişimsizlik ve uzaklaşma, beraberinde ayrımcılığı, yabancılaşmayı ve yabancılaştırmayı da getirmektedir. meksika sınırında, sınır polisinin meksikalı aileye zorluk çıkarması ve sadece "yabancı" oldukları için onlardan şüphelenmesi de bu ayrımcılık sorununa bir vurgu niteliğindedir. yine, fas'taki adam yaralama olayının ilk etapta terörist bir saldırı zannedilmesi, diplomatik krize yol açması, turist kafilesindeki bazılarının fas'ta can güvenliklerinin tehlikede olduklarından dem vurmaları da hep 11 eylül sonrası oluşan toplumsal paranoyanın beyazperdedeki eleştirisidir. bu bakımdan, hikayenin başlangıcı olarak bir islam ülkesi olan fas'ın seçilmesi de tesadüf sayılmamalıdır.
filmin tokyo ayağına baktığımızda da, esas temanın desteklendiği görülmektedir. değinildiği üzere, bir teknoloji cenneti sayılabilecek tokyo'nun cıvıltılı, rengarenk ve en önemlisi gürültülü dünyasındaki sağır ve dilsiz kız, bize teknolojinin getirdiği yabancılaşma duygusunu ve birbirinden soyutlanmaya yüz tutmuş hayatları anlatmaktadır. bu noktada, yine bir inarritu-arriaga klasiği olarak, ailevi sorunlar yaşayan sorunlu bir genç insan ve ebeveyni ile içinde bulunduğu uzaklık teması da karşımıza çıkmaktadır.
filmin anlatmak istediklerinden sonra, eleştirilerin yoğun olarak toplandığı noktalara da değinmek gerekmektedir. filmle ilgili en temel eleştiri; inarritu-arriaga ikilisinin üçlemenin her üç filminde de ailevi sorunlar yaşayan gençler ve ebeveynleri ile olan bozuk ilişkilerini konu olarak ele almasıdır. bu biraz işin kolaycılığına kaçmak gibi gösterilmektedir ki son derece doğrudur. bu olay örgüsü, izleyicinin her üç filmde de karşısına çıkmıştır ve orjinalliğini yitirmiştir. bunun dışında, temel olarak senaryonun da diğer filmlere göre daha eksik ve yer yer "zorlama" olduğu da bir gerçektir. arriaga bu sefer, paralel hayatların öyküsünü anlatırken, sade tarzını bir kenara bırakmış ve olaylar arasında izleyicinin zaman zaman kurmakta zorlandığı bağlar yaratmıştır. nitekim; filmden çıkan her izleyicinin temel eleştirisi, olay örgüsünün japonya'ya bağlanışının oldukça yapay duruşudur ki bu da haklı bir eleştiridir * *.
sonuç olarak; babel, alejandro gonzalez inarritu'nun diğer filmlerinden oldukça farklı bir film olmuştur. gerek oyuncu kadrosunun tanınımışlığı * gerekse senaryodaki eksiklikler ve yapaylıklar filmin, üçleme içinde ayrı bir yere konulmasını sağlamıştır. bunun yanında, diğer filmlerde müzik baskın bir öge değilken bu filmde oldukça ön plandadır. velhasıl, üçleme tamamlanmıştır ve nihai kararı her izleyici kendi yorumu ve düşünceleri dahilinde verecektir. *
öncelikle, belirtilmelidir ki, babel önceki inarritu-arriaga filmlerinden daha farklı ve ayrı bir yerde incelenmesi gereken bir filmdir. şöyle ki; üçlemenin tüm filmlerinde ortak özellikler gözlemlenmekle birlikte, inarritu babel'de en basitinden kurgusal düzenlemede farklılığa gitmiştir. amores perros ve 21 grams'ın aksine, babel'de kurgu çok daha doğrusaldır ve yönetmen esasen izleyicinin kurguyla aklının karışmamasını ve anlatılmak istenen duyguyu, mesajı doğrudan algılamasını amaçlamıştır. bu nedenle, üçlemenin diğer filmlerinde sıkça başvurulan flashback'leri bu filmde görememekteyiz. hikaye bu sefer, eş zamanlı bir şekilde ilerlemektedir.
filmin esas temasına bakarsak, anlatılan temel kavramın iletişimsizlik olduğunu görürüz. gerçekten de, yönetmen filmin adına atıf da yaparak * insanlar arasında her geçen gün büyüyen uçurumları, iletişimsizlikleri, anlaşmazlıkları taşımak istemiştir beyazperdeye. ve bunda kısmen başarılı da olmuştur. öyle ki; sürekli gelişen, değişen dünya ve teknolojik sistem iletişim olgusunda ilerleme sağlarken, insanların birbirlerine yabancılaşmasını da beraberinde getirmektedir. başka bir deyişle, gelişen teknoloji insanları çok daha iletişimden yoksun, mutsuz ve en önemlisi yalnız hale getirmektedir. filmin temelinde anlatmak istediği budur. yönetmen bunun için de, teknolojinin hemen hemen hiç olmadığı tabir-i caizse gri renkteki fas'ı ve nerdeyse bir uzay şehrini andıracak derecede renkli ve teknoloji cenneti olan tokyo'yu mekan olarak bu nedenle seçmiştir. yine, karakterlerin farklı ırklardan ve farklı dillerden seçilmesi de elbette ki tesadüfi değildir. burada da amaç, aynı dili konuşmasalar aynı kültürel geçmişten gelmeseler dahi, günümüz insanının benzer iletişimsizlik sorunlarından muzdarip olduğunun vurgulanmasıdır.
esas temanın dışında, filmin yan unsurlarla desteklediği başka göndermeleri de mevcuttur. nitekim; iletişimsizlik ve uzaklaşma, beraberinde ayrımcılığı, yabancılaşmayı ve yabancılaştırmayı da getirmektedir. meksika sınırında, sınır polisinin meksikalı aileye zorluk çıkarması ve sadece "yabancı" oldukları için onlardan şüphelenmesi de bu ayrımcılık sorununa bir vurgu niteliğindedir. yine, fas'taki adam yaralama olayının ilk etapta terörist bir saldırı zannedilmesi, diplomatik krize yol açması, turist kafilesindeki bazılarının fas'ta can güvenliklerinin tehlikede olduklarından dem vurmaları da hep 11 eylül sonrası oluşan toplumsal paranoyanın beyazperdedeki eleştirisidir. bu bakımdan, hikayenin başlangıcı olarak bir islam ülkesi olan fas'ın seçilmesi de tesadüf sayılmamalıdır.
filmin tokyo ayağına baktığımızda da, esas temanın desteklendiği görülmektedir. değinildiği üzere, bir teknoloji cenneti sayılabilecek tokyo'nun cıvıltılı, rengarenk ve en önemlisi gürültülü dünyasındaki sağır ve dilsiz kız, bize teknolojinin getirdiği yabancılaşma duygusunu ve birbirinden soyutlanmaya yüz tutmuş hayatları anlatmaktadır. bu noktada, yine bir inarritu-arriaga klasiği olarak, ailevi sorunlar yaşayan sorunlu bir genç insan ve ebeveyni ile içinde bulunduğu uzaklık teması da karşımıza çıkmaktadır.
filmin anlatmak istediklerinden sonra, eleştirilerin yoğun olarak toplandığı noktalara da değinmek gerekmektedir. filmle ilgili en temel eleştiri; inarritu-arriaga ikilisinin üçlemenin her üç filminde de ailevi sorunlar yaşayan gençler ve ebeveynleri ile olan bozuk ilişkilerini konu olarak ele almasıdır. bu biraz işin kolaycılığına kaçmak gibi gösterilmektedir ki son derece doğrudur. bu olay örgüsü, izleyicinin her üç filmde de karşısına çıkmıştır ve orjinalliğini yitirmiştir. bunun dışında, temel olarak senaryonun da diğer filmlere göre daha eksik ve yer yer "zorlama" olduğu da bir gerçektir. arriaga bu sefer, paralel hayatların öyküsünü anlatırken, sade tarzını bir kenara bırakmış ve olaylar arasında izleyicinin zaman zaman kurmakta zorlandığı bağlar yaratmıştır. nitekim; filmden çıkan her izleyicinin temel eleştirisi, olay örgüsünün japonya'ya bağlanışının oldukça yapay duruşudur ki bu da haklı bir eleştiridir * *.
sonuç olarak; babel, alejandro gonzalez inarritu'nun diğer filmlerinden oldukça farklı bir film olmuştur. gerek oyuncu kadrosunun tanınımışlığı * gerekse senaryodaki eksiklikler ve yapaylıklar filmin, üçleme içinde ayrı bir yere konulmasını sağlamıştır. bunun yanında, diğer filmlerde müzik baskın bir öge değilken bu filmde oldukça ön plandadır. velhasıl, üçleme tamamlanmıştır ve nihai kararı her izleyici kendi yorumu ve düşünceleri dahilinde verecektir. *
güncel Önemli Başlıklar
