bugün
- köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı5
- levent kırca8
- erkekler allah belanızı versin6
- bir kıza alınabilecek en iyi hediye9
- artık kürt sorunu yoktur14
- muhafazakarlar5
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı8
- sözlükteki ilişki skandalı36
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı39
- allah muhammed mehdi olmam4
- bebeğe dedesinin adını koymak3
- galatasaray sinirlendiğinde olabilecek şeyler2
- tavuk tantuni9
- arkadaşlar kahve içer misiniz2
- kışlıkları çıkartmak6
- sözlük yazarlarının kavgalık ayakkabıları9
- a1014
- çarpılmak mevzusu3
- sabah sabah 500g çikolatalı puding yemek17
- doktorluğu en zor tıbbi branş15
- sarapci koalayi denize atmak9
- tanrısal inanç zorunluluğu3
- hırt8
- ateistleri sevmemek3
- yazarların kavga başlatmak için ilk sözleri7
- yarın nikahı basarım denilebilen kadın özellikleri7
- claudian clouds3
- kamyon kasasında almanya'ya kaçak gitmek3
- çok kötü ve kırgın hissettiğinizde ne yapıyorsunuz16
- 2026 victoria s secret fashion show mankenleri8
- filistin57
- tc kimlik numarası ile sigara almak12
- ekrem imamoğlu10
- özgür özel mallığı2
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- etiler3
- kahvaltıda çilek dolgulu donut yemek4
- ak partili yahşihan belediyesine operasyon8
- evliliği kurtarmak için çocuk yapmak6
- selam verme zorunluluğu6
- ehliyetsiz araba kullanmak9
- azerbaycan da okullara başörtüsü yasağı gelmesi2
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek7
- bu milletin kedi merakı6
- kedili ev temizliği2
- zor günlerden geçenlerin bildiği en iyi şey7
- x tadında adamsın3
- mobilya2
- özel sektörde işçi olarak çalışmak3
- judas'ın ölmesi3
ihtisasımın sanırım ikinci senesi.. Kanser polikliniğinin çömez asistanıyım. Üzeri kan, idrar, balgam vs lekeleriyle süslü buruşuk mavi takımımla geceleri nöbet tutuyorum, gündüz polikliniğin işlerinde koşturuyorum. iki günde bir de insani bir saatte çıkabilirsem hastaneden eve gidip uyumaya çalışıyorum. Bildiğin asistanlık çilesi yani… Böyle bir vakitte tanıştık Refik Amcayla. Bölümün kıdemli hocalarından birisi elinde yapılması gereken tetkikleri ile yollamış bana. ilk bulgulara göre biraz çıtlatmış kendisine de ek tetkikler elbet yapılacak ama ilk bulgular net, adam kanser… O zamanlar hayret ettiğim bir soğukkanlılıkla odaya girdi yapılması gerekenleri sessizce dinledi benden. Gri takımı, ıslatılıp geriye taranmış kır saçları, pırıl pırıl rugan ayakkabıları ile kendi perişan halimden biraz utanmıştım hatta. Yüzünden bir gülümsemeyle tamam doktor bey evladım dedi gitti.. ilk tanışmamız bu olsa da sonrasında çok görüştük. Bir kaç güne elinde kendisinin net anlamdıramadığı bir takım kısaltmalarla bulcalaştırılmış patoloji raporu ile geldi. Evre dört Adenokarsinom.. Son evre… O vakit çömez asistanız, ayrıntılı bilgi verme yetkimiz yok. Hoca geldi, kenardaki tabureyi karşısına çekti bir bir anlattı nedir durumu. Refik Amca dudağının kenarından eksik etmediği gülümsemesiyle dinledi hocayı… Hazırlıklıydı belli ki..
Ne kadar yaşarım dedi bir tek; başka bir şey sormadı… Ne kadar yaşarım sorusu varsa akılda başka soruların ne önemi olabilir zaten.
Sana dürüst olacağım dedi hoca; ilmi olarak 12-18 ay beklenen yaşam süren var Refik Bey..
Peki dedi Refik Amca çıktı..
Ardından oğlu girdi içeri, Halil… 30'lu yaşlarda bizden bir kaç yaş büyük o vakitler… Babanın kalender metanetine tezat bir telaşla;
Aman dedi hocam bu gider rakı içer şimdi, uyarın gözünüzü seveyim biz dinletemeyiz.
Sonrası bitmek bilmeyen kemoterapi seansları.. Sonrasında gelişen enfeksiyonlar, bulantılar, kusmalar.. iki şeyden vaz geçmedi Refik Amca hiç. Bir akşam dostlarıyla kurduğu rakı sofrasından.. Bir de şık takım elbiseleriyle rugan ayakkabılarından. Bir gün bile hastane önlüğü giymedi, pijamayla dolaşmadı.. Kemoterapisini almaya geldiğinde ceketini yatağın başına astı sadece. Ayakkabılarını çıkarıp yatağın alt başına hep aynı muntazamlıkta koydu, kolunu kıvırdığı gömleği ve jilet ütülü pantolonuyla uzandı hep yatağa. Oğlu Halil hep başında, hep biraz endişeli, hep telaşlı bir dakika ayrılmadı yanından.. Refik Amca bir daha hiç sonra ne olacak demedi. Sonrasında ne yapacağım diye sormadı.. Halil bekledi hep hocanın kapısının önünde belki iyi bir haber için günde üç defa… Refik amca sabah kemoterapisini alıp akşam rakı içmeye gitti. Bir keresinde beni de davet etti hatta. Gittim.. iki kadehten sonra ud çıkardı illaki.. Başlangıç taksimi ardına tok sesiyle bir hüzzam söylerdi aklınız durur.. Ve muhakkak şen kahkahalar atardı arkasına… Hayat adamıydı vesselam… Başta hüznü içinde saklıyor diye düşünürdük ama içi dışındaydı adamın. Vakit ilerledi.. Hocanın söylediği 12 ay geçti.. 18 ay geçti.. 2 sene geçti.. Refik Amca hala kontrollerine gelip gidiyordu.. Ayakta.. Taş gibi… Tümör olduğu yerde durdu Refik Amca'da.. Ne geriledi ne ilerledi ne de başka organa yayıldı… Refik Amca'nın son kemoterapisinde Halil geldi yanımıza.. Gece nöbetçisiydim, alışkındık Halil'e ve tatlı telaşlarına artık.
Ya hocam bu iş gücün arasında rahatsız ediyorum sizi ama benim bir iki aydır sırtımda bir ağrı var. Çok ağrı kesici aldım ama geçiremedim..
Muayenesini yaptık, pek ihtimal vermesek de filmini çektik. Çekmez olaydık… On santimlik bir kitle ciğerin solunda duruyordu öyle..
Ensemden kollarıma kadar karıncalandığımı, ellerimin uyuştuğunu hatırlıyorum.. Biz kala kaldık monitörün başında, Halil biz söylemeden anladı. Daha otuzunun belki başında bir adam.. Nasıl olur.. Oldu.. Sonraki sürece babasından aşina idi Halil… Gariptir babasındanki kadar telaşlanmadı.. Biyopsi için ertesi gün üniteye aldık.. Refik Amca ilk kez o gün kıravatsız geldi hastaneye, ayağında terlikleri vardı.. Gözler çökük ve mor.. Tıpkı altı ay sonra Halil'i toprağa verdiği günkü gibi.. Çökük.. Bitkin.. Refik Amca devam etti kontrollerine.. Ölmedi.. Hani aşar Kemal der ya; "Demir olsam çürürdüm, taş oldum da dayandım." Dayandı… Kansere olduğu gibi oğlunun ölümüne de taş oldu dayandı Refik Amca.. Ama dudağının kenarındaki kendine has gülümsemesini görmedik biz bir daha.. Duyduk ki rakı masasına da uğramaz olmuştu artık.. Bayramda mesaj atmış telefonuma; "Evladım, bayramınızı tebrik ederim." 12 ay ömür biçildikten on, oğlunu kaybettikten sekiz yıl sonraki bayramda. Neden anlattın derseniz, işte o mesajdaki "evladım"ı gördükten sonra aklıma geldi anlattım.. Demem o ki hayata ve mutlu olmaya dair bir planınız varsa yarına ertelemeyin.
twitter'da @delininsopasi kullanıcı adına sahip olan kullanıcı tarafından 37 flood tweet ile anlatılan bir hikayedir.
kaynak: http://tipsychannel.com/refik-amca/
Ne kadar yaşarım dedi bir tek; başka bir şey sormadı… Ne kadar yaşarım sorusu varsa akılda başka soruların ne önemi olabilir zaten.
Sana dürüst olacağım dedi hoca; ilmi olarak 12-18 ay beklenen yaşam süren var Refik Bey..
Peki dedi Refik Amca çıktı..
Ardından oğlu girdi içeri, Halil… 30'lu yaşlarda bizden bir kaç yaş büyük o vakitler… Babanın kalender metanetine tezat bir telaşla;
Aman dedi hocam bu gider rakı içer şimdi, uyarın gözünüzü seveyim biz dinletemeyiz.
Sonrası bitmek bilmeyen kemoterapi seansları.. Sonrasında gelişen enfeksiyonlar, bulantılar, kusmalar.. iki şeyden vaz geçmedi Refik Amca hiç. Bir akşam dostlarıyla kurduğu rakı sofrasından.. Bir de şık takım elbiseleriyle rugan ayakkabılarından. Bir gün bile hastane önlüğü giymedi, pijamayla dolaşmadı.. Kemoterapisini almaya geldiğinde ceketini yatağın başına astı sadece. Ayakkabılarını çıkarıp yatağın alt başına hep aynı muntazamlıkta koydu, kolunu kıvırdığı gömleği ve jilet ütülü pantolonuyla uzandı hep yatağa. Oğlu Halil hep başında, hep biraz endişeli, hep telaşlı bir dakika ayrılmadı yanından.. Refik Amca bir daha hiç sonra ne olacak demedi. Sonrasında ne yapacağım diye sormadı.. Halil bekledi hep hocanın kapısının önünde belki iyi bir haber için günde üç defa… Refik amca sabah kemoterapisini alıp akşam rakı içmeye gitti. Bir keresinde beni de davet etti hatta. Gittim.. iki kadehten sonra ud çıkardı illaki.. Başlangıç taksimi ardına tok sesiyle bir hüzzam söylerdi aklınız durur.. Ve muhakkak şen kahkahalar atardı arkasına… Hayat adamıydı vesselam… Başta hüznü içinde saklıyor diye düşünürdük ama içi dışındaydı adamın. Vakit ilerledi.. Hocanın söylediği 12 ay geçti.. 18 ay geçti.. 2 sene geçti.. Refik Amca hala kontrollerine gelip gidiyordu.. Ayakta.. Taş gibi… Tümör olduğu yerde durdu Refik Amca'da.. Ne geriledi ne ilerledi ne de başka organa yayıldı… Refik Amca'nın son kemoterapisinde Halil geldi yanımıza.. Gece nöbetçisiydim, alışkındık Halil'e ve tatlı telaşlarına artık.
Ya hocam bu iş gücün arasında rahatsız ediyorum sizi ama benim bir iki aydır sırtımda bir ağrı var. Çok ağrı kesici aldım ama geçiremedim..
Muayenesini yaptık, pek ihtimal vermesek de filmini çektik. Çekmez olaydık… On santimlik bir kitle ciğerin solunda duruyordu öyle..
Ensemden kollarıma kadar karıncalandığımı, ellerimin uyuştuğunu hatırlıyorum.. Biz kala kaldık monitörün başında, Halil biz söylemeden anladı. Daha otuzunun belki başında bir adam.. Nasıl olur.. Oldu.. Sonraki sürece babasından aşina idi Halil… Gariptir babasındanki kadar telaşlanmadı.. Biyopsi için ertesi gün üniteye aldık.. Refik Amca ilk kez o gün kıravatsız geldi hastaneye, ayağında terlikleri vardı.. Gözler çökük ve mor.. Tıpkı altı ay sonra Halil'i toprağa verdiği günkü gibi.. Çökük.. Bitkin.. Refik Amca devam etti kontrollerine.. Ölmedi.. Hani aşar Kemal der ya; "Demir olsam çürürdüm, taş oldum da dayandım." Dayandı… Kansere olduğu gibi oğlunun ölümüne de taş oldu dayandı Refik Amca.. Ama dudağının kenarındaki kendine has gülümsemesini görmedik biz bir daha.. Duyduk ki rakı masasına da uğramaz olmuştu artık.. Bayramda mesaj atmış telefonuma; "Evladım, bayramınızı tebrik ederim." 12 ay ömür biçildikten on, oğlunu kaybettikten sekiz yıl sonraki bayramda. Neden anlattın derseniz, işte o mesajdaki "evladım"ı gördükten sonra aklıma geldi anlattım.. Demem o ki hayata ve mutlu olmaya dair bir planınız varsa yarına ertelemeyin.
twitter'da @delininsopasi kullanıcı adına sahip olan kullanıcı tarafından 37 flood tweet ile anlatılan bir hikayedir.
kaynak: http://tipsychannel.com/refik-amca/
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar