bugün
- tefsiriyle okusak ülkenin yarısı dinden çıkar11
- kucak dansı yapmayı bilen kız sayısının azalması6
- götün sürekli kanaması5
- çocuk istememe nedenleri5
- yazılımcı erkeklerin yakışıklı olmaması6
- akp bitince ne olacak22
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın21
- çirkin adam güzel kadın aşkı4
- kizlarsoruyor com4
- macron koşacak diye park kapatan akepe31
- cd devrinin bitmesi15
- oruç açı anlamak içinse açlar neden oruç tutar8
- öğretmen olmak5
- royall stars3
- fusya semsiyeli yabanci17
- ben buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim2
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim12
- aquila bicipite8
- kuranı kerim meali5
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- ulu sözlük team3
- 8 temmuz 2026 ekrem imamoğlu savunması4
- araba sevdası2
- gaddar kerim in mesleği nedir4
- akrabalarla tüm alakayı kesmek5
- kiraz cicegi kolonyasi2
- borç olmadan kira olmadan iyi olan para2
- inte suri hur2
- toyota corolla3
- lidya pınar2
- bezelye yemeği9
- aylık 346 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- bedenen yorulmak mı beynen yorulmak mı4
- yani olmuyor2
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları9
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı10
- 85 çalışmak vs 96 çalışmak2
- tüm dünyanın zengin olması2
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler10
- toplu taşımada osuran şahıs3
- alaçatı da hayır lokmasını talan eden teyzeler8
- kılıçdaroğlu vs davutoğlu2
- otel odasında ölü bulunmak12
- ekşi sözlükteki başlıkları uludağ sözlükte görmek7
- ekrem imamoğlu3
- ilahi bir gücün sizi frenlediği düşüncesi7
- mehdi olmayı düşünmek5
- esin bahat2
- ölümün en iyi tanımı17
- cemal öztaylan2
ihtisasımın sanırım ikinci senesi.. Kanser polikliniğinin çömez asistanıyım. Üzeri kan, idrar, balgam vs lekeleriyle süslü buruşuk mavi takımımla geceleri nöbet tutuyorum, gündüz polikliniğin işlerinde koşturuyorum. iki günde bir de insani bir saatte çıkabilirsem hastaneden eve gidip uyumaya çalışıyorum. Bildiğin asistanlık çilesi yani… Böyle bir vakitte tanıştık Refik Amcayla. Bölümün kıdemli hocalarından birisi elinde yapılması gereken tetkikleri ile yollamış bana. ilk bulgulara göre biraz çıtlatmış kendisine de ek tetkikler elbet yapılacak ama ilk bulgular net, adam kanser… O zamanlar hayret ettiğim bir soğukkanlılıkla odaya girdi yapılması gerekenleri sessizce dinledi benden. Gri takımı, ıslatılıp geriye taranmış kır saçları, pırıl pırıl rugan ayakkabıları ile kendi perişan halimden biraz utanmıştım hatta. Yüzünden bir gülümsemeyle tamam doktor bey evladım dedi gitti.. ilk tanışmamız bu olsa da sonrasında çok görüştük. Bir kaç güne elinde kendisinin net anlamdıramadığı bir takım kısaltmalarla bulcalaştırılmış patoloji raporu ile geldi. Evre dört Adenokarsinom.. Son evre… O vakit çömez asistanız, ayrıntılı bilgi verme yetkimiz yok. Hoca geldi, kenardaki tabureyi karşısına çekti bir bir anlattı nedir durumu. Refik Amca dudağının kenarından eksik etmediği gülümsemesiyle dinledi hocayı… Hazırlıklıydı belli ki..
Ne kadar yaşarım dedi bir tek; başka bir şey sormadı… Ne kadar yaşarım sorusu varsa akılda başka soruların ne önemi olabilir zaten.
Sana dürüst olacağım dedi hoca; ilmi olarak 12-18 ay beklenen yaşam süren var Refik Bey..
Peki dedi Refik Amca çıktı..
Ardından oğlu girdi içeri, Halil… 30'lu yaşlarda bizden bir kaç yaş büyük o vakitler… Babanın kalender metanetine tezat bir telaşla;
Aman dedi hocam bu gider rakı içer şimdi, uyarın gözünüzü seveyim biz dinletemeyiz.
Sonrası bitmek bilmeyen kemoterapi seansları.. Sonrasında gelişen enfeksiyonlar, bulantılar, kusmalar.. iki şeyden vaz geçmedi Refik Amca hiç. Bir akşam dostlarıyla kurduğu rakı sofrasından.. Bir de şık takım elbiseleriyle rugan ayakkabılarından. Bir gün bile hastane önlüğü giymedi, pijamayla dolaşmadı.. Kemoterapisini almaya geldiğinde ceketini yatağın başına astı sadece. Ayakkabılarını çıkarıp yatağın alt başına hep aynı muntazamlıkta koydu, kolunu kıvırdığı gömleği ve jilet ütülü pantolonuyla uzandı hep yatağa. Oğlu Halil hep başında, hep biraz endişeli, hep telaşlı bir dakika ayrılmadı yanından.. Refik Amca bir daha hiç sonra ne olacak demedi. Sonrasında ne yapacağım diye sormadı.. Halil bekledi hep hocanın kapısının önünde belki iyi bir haber için günde üç defa… Refik amca sabah kemoterapisini alıp akşam rakı içmeye gitti. Bir keresinde beni de davet etti hatta. Gittim.. iki kadehten sonra ud çıkardı illaki.. Başlangıç taksimi ardına tok sesiyle bir hüzzam söylerdi aklınız durur.. Ve muhakkak şen kahkahalar atardı arkasına… Hayat adamıydı vesselam… Başta hüznü içinde saklıyor diye düşünürdük ama içi dışındaydı adamın. Vakit ilerledi.. Hocanın söylediği 12 ay geçti.. 18 ay geçti.. 2 sene geçti.. Refik Amca hala kontrollerine gelip gidiyordu.. Ayakta.. Taş gibi… Tümör olduğu yerde durdu Refik Amca'da.. Ne geriledi ne ilerledi ne de başka organa yayıldı… Refik Amca'nın son kemoterapisinde Halil geldi yanımıza.. Gece nöbetçisiydim, alışkındık Halil'e ve tatlı telaşlarına artık.
Ya hocam bu iş gücün arasında rahatsız ediyorum sizi ama benim bir iki aydır sırtımda bir ağrı var. Çok ağrı kesici aldım ama geçiremedim..
Muayenesini yaptık, pek ihtimal vermesek de filmini çektik. Çekmez olaydık… On santimlik bir kitle ciğerin solunda duruyordu öyle..
Ensemden kollarıma kadar karıncalandığımı, ellerimin uyuştuğunu hatırlıyorum.. Biz kala kaldık monitörün başında, Halil biz söylemeden anladı. Daha otuzunun belki başında bir adam.. Nasıl olur.. Oldu.. Sonraki sürece babasından aşina idi Halil… Gariptir babasındanki kadar telaşlanmadı.. Biyopsi için ertesi gün üniteye aldık.. Refik Amca ilk kez o gün kıravatsız geldi hastaneye, ayağında terlikleri vardı.. Gözler çökük ve mor.. Tıpkı altı ay sonra Halil'i toprağa verdiği günkü gibi.. Çökük.. Bitkin.. Refik Amca devam etti kontrollerine.. Ölmedi.. Hani aşar Kemal der ya; "Demir olsam çürürdüm, taş oldum da dayandım." Dayandı… Kansere olduğu gibi oğlunun ölümüne de taş oldu dayandı Refik Amca.. Ama dudağının kenarındaki kendine has gülümsemesini görmedik biz bir daha.. Duyduk ki rakı masasına da uğramaz olmuştu artık.. Bayramda mesaj atmış telefonuma; "Evladım, bayramınızı tebrik ederim." 12 ay ömür biçildikten on, oğlunu kaybettikten sekiz yıl sonraki bayramda. Neden anlattın derseniz, işte o mesajdaki "evladım"ı gördükten sonra aklıma geldi anlattım.. Demem o ki hayata ve mutlu olmaya dair bir planınız varsa yarına ertelemeyin.
twitter'da @delininsopasi kullanıcı adına sahip olan kullanıcı tarafından 37 flood tweet ile anlatılan bir hikayedir.
kaynak: http://tipsychannel.com/refik-amca/
Ne kadar yaşarım dedi bir tek; başka bir şey sormadı… Ne kadar yaşarım sorusu varsa akılda başka soruların ne önemi olabilir zaten.
Sana dürüst olacağım dedi hoca; ilmi olarak 12-18 ay beklenen yaşam süren var Refik Bey..
Peki dedi Refik Amca çıktı..
Ardından oğlu girdi içeri, Halil… 30'lu yaşlarda bizden bir kaç yaş büyük o vakitler… Babanın kalender metanetine tezat bir telaşla;
Aman dedi hocam bu gider rakı içer şimdi, uyarın gözünüzü seveyim biz dinletemeyiz.
Sonrası bitmek bilmeyen kemoterapi seansları.. Sonrasında gelişen enfeksiyonlar, bulantılar, kusmalar.. iki şeyden vaz geçmedi Refik Amca hiç. Bir akşam dostlarıyla kurduğu rakı sofrasından.. Bir de şık takım elbiseleriyle rugan ayakkabılarından. Bir gün bile hastane önlüğü giymedi, pijamayla dolaşmadı.. Kemoterapisini almaya geldiğinde ceketini yatağın başına astı sadece. Ayakkabılarını çıkarıp yatağın alt başına hep aynı muntazamlıkta koydu, kolunu kıvırdığı gömleği ve jilet ütülü pantolonuyla uzandı hep yatağa. Oğlu Halil hep başında, hep biraz endişeli, hep telaşlı bir dakika ayrılmadı yanından.. Refik Amca bir daha hiç sonra ne olacak demedi. Sonrasında ne yapacağım diye sormadı.. Halil bekledi hep hocanın kapısının önünde belki iyi bir haber için günde üç defa… Refik amca sabah kemoterapisini alıp akşam rakı içmeye gitti. Bir keresinde beni de davet etti hatta. Gittim.. iki kadehten sonra ud çıkardı illaki.. Başlangıç taksimi ardına tok sesiyle bir hüzzam söylerdi aklınız durur.. Ve muhakkak şen kahkahalar atardı arkasına… Hayat adamıydı vesselam… Başta hüznü içinde saklıyor diye düşünürdük ama içi dışındaydı adamın. Vakit ilerledi.. Hocanın söylediği 12 ay geçti.. 18 ay geçti.. 2 sene geçti.. Refik Amca hala kontrollerine gelip gidiyordu.. Ayakta.. Taş gibi… Tümör olduğu yerde durdu Refik Amca'da.. Ne geriledi ne ilerledi ne de başka organa yayıldı… Refik Amca'nın son kemoterapisinde Halil geldi yanımıza.. Gece nöbetçisiydim, alışkındık Halil'e ve tatlı telaşlarına artık.
Ya hocam bu iş gücün arasında rahatsız ediyorum sizi ama benim bir iki aydır sırtımda bir ağrı var. Çok ağrı kesici aldım ama geçiremedim..
Muayenesini yaptık, pek ihtimal vermesek de filmini çektik. Çekmez olaydık… On santimlik bir kitle ciğerin solunda duruyordu öyle..
Ensemden kollarıma kadar karıncalandığımı, ellerimin uyuştuğunu hatırlıyorum.. Biz kala kaldık monitörün başında, Halil biz söylemeden anladı. Daha otuzunun belki başında bir adam.. Nasıl olur.. Oldu.. Sonraki sürece babasından aşina idi Halil… Gariptir babasındanki kadar telaşlanmadı.. Biyopsi için ertesi gün üniteye aldık.. Refik Amca ilk kez o gün kıravatsız geldi hastaneye, ayağında terlikleri vardı.. Gözler çökük ve mor.. Tıpkı altı ay sonra Halil'i toprağa verdiği günkü gibi.. Çökük.. Bitkin.. Refik Amca devam etti kontrollerine.. Ölmedi.. Hani aşar Kemal der ya; "Demir olsam çürürdüm, taş oldum da dayandım." Dayandı… Kansere olduğu gibi oğlunun ölümüne de taş oldu dayandı Refik Amca.. Ama dudağının kenarındaki kendine has gülümsemesini görmedik biz bir daha.. Duyduk ki rakı masasına da uğramaz olmuştu artık.. Bayramda mesaj atmış telefonuma; "Evladım, bayramınızı tebrik ederim." 12 ay ömür biçildikten on, oğlunu kaybettikten sekiz yıl sonraki bayramda. Neden anlattın derseniz, işte o mesajdaki "evladım"ı gördükten sonra aklıma geldi anlattım.. Demem o ki hayata ve mutlu olmaya dair bir planınız varsa yarına ertelemeyin.
twitter'da @delininsopasi kullanıcı adına sahip olan kullanıcı tarafından 37 flood tweet ile anlatılan bir hikayedir.
kaynak: http://tipsychannel.com/refik-amca/
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar