bugün
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- queen ravenna adlı yazar10
- karton toplayan çocuğa cin kabilesi göndermek4
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- ne kadar yaşlısın16
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- kendisiyle övünen insanlar12
- evlilikte özgürlük2
- almancı mehdi3
- birinin seni hiçbir şey bilmiyor sanması3
- nokia 3310 denince akla gelenler11
- türkiye31
- trt tarafsız olmalı13
- futbol16
- italya15
- fatma betül sayan kaya50
- seni yok sayacaklar sen daha çok var olacaksın2
- uefa uluslar ligi6
- istanbul şu an hafif yağmurlu 18 derece5
- saçmalamak2
- ihtiyacı olmadığı halde alışveriş yapan insan4
- geç kalmışlık hissi2
- yeni parti tüzüğü yerine 20 milyar doları konuşmak9
- asrın soygunu21
- abd'nin ırak'tan çekilmesi2
- muhallebi kıvamı3
- leblebi kurabiyesi3
- gokyuzunun silinen rengi2
- piyangosu bile şaibeli ülkede borsa oynamak2
- asansör2
- damla sakızlı muhallebi3
- allbea'ya albela diyen hadsiz3
- özelden küfür eden sözlük kızı4
- rastgele bir yazar seçip sataşmak2
- fon olaylarında adı geçen şahıslar4
- kfc2
- ziyan2
- bu nasıl hava lan7
- rastgele yazarlara mesaj atıp küfretmek4
- yolda yürürken traverten görmek2
- eti üç harfli portakal jöleli bisküvi4
- nahl suresi 1 ayet2
- nokia 6600 denince akla gelenler5
- ismet gurbuz2
- sevgili6
- teoman çamaşır3
- frankyfourfingers4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
- sonbahardaki yaprak dökülmesi3
- sigara böreği5
--spoiler--
mütevazı hakikatler
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaiide yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.
Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.
Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.
Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım, demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: 24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.
Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum, demişti bir ara. Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.
Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.
ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda biraz zaman her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. ikimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.
Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.
Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.
Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki? diye sormuştu o gece. Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.
Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
--spoiler--
mütevazı hakikatler
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaiide yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.
Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.
Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.
Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım, demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: 24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.
Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum, demişti bir ara. Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz.
Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.
ilk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda biraz zaman her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. ikimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.
Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.
Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.
Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki? diye sormuştu o gece. Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.
Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar