bugün

entry'ler (24)

gitar çalmak

su degildir:

http://video.milliyet.com...u-an----0XFEIoWSllDz.html

evrim teorisi

hakkinda kor dovusu yapan fanatiklerin yanlislarindan yola cikarak hakkindaki temelleri madde madde ifade etmek istedigim teori.

1. bilimsel bir teoridir ve savunulacaksa da karsi cikilacaksa da bu isin bilimsel argumanlar kullanilarak yapilmasi ve dini veya siyasi gorusten, dindarlik veya din karsitligindan, begeni veya nefretten azade bir sekilde tartisilmasi icap eder.

2. teori olmasi onu "sadece teori canim, kanun degil ki" gibi bir argumanla "cok da makbul bir sey degil yani" mesabesine indirmeyi makul ve mumkun kilmaz, zira olasilik teorisi de bir teoridir, fakat bilim dunyasi onu haril haril kullanmakta, varligini yoklugunu degil ne sekilde var oldugunu, yeni acilimlarinin ve uygulamalarinin nasil olabilecegini ve saire tartismaktadir. teoriyle kanun arasindaki sogan zari pek kivrak hamleler yapmaya musait olmayacak kadar incedir.

3. biyoloji biliminin itibar edilen bir bilimsel teorisi olarak insanin biyolojik gecmisini butun dini veya din karsiti goruslerden uzak bir sekilde akli ve bilimsel yontem izleyerek inceler. din karsitlari bu teoriyi dini curutme amacli kullanabilirler, dindarlar da bu teoriyi allah'in varligini ispatlama amaciyla kullanabilirler (zira kuran'da tekamul vardir, bizim bu konuda ibn miskeveyh'ten tutun ibn haldun'a kadar soyledigimiz bir yigin laf vardir. cahiz erkenden neler soyluyor, bilmiyoruz, kor dovusu yapiyoruz... bakara-65'le mutasyon bagini sorgulamayiz dahi. gururlandigimiz, caka sattigimiz biruni'nin evrimi/tekamulu gayet islam dahilinde bir teori olarak gorup benimseyip uretmesine ne demeli?) fakat dindarlarla din karsitlarinin kavgasi felsefelerin savasi olmali, teoriyi aklama veya curutme girisimi olmamalidir, zira olamaz. elmayla armut toplanmaz, dinle bilimin araclari ve mantigi farklidir. bir bilimsel teoriye ne kadar dini itiraz veya din karsiti dayanak getirilirse getirilsin, alan farkli oldugundan o bilimsel teori bundan etkilenmez bile, dikkate bile almaz. sen istedigin kadar "olasilik yoktur, allah her seyi belirlemistir, her sey belirlidir" de, ben para attigimda tura gelme ihtimalinin 1/2 oldugu bilimsel gerceginden sasmayacagim. dini itirazlar bu bilimsel teoriyi din karsiti fikirler uretmek icin aracsallastiran felsefelere karsi uretilebilir ancak. aslinda bu bilim-din mevzusuyla ilgili bakara-189'un tefsirine dayali, esasli bir metin de yazacagim, soz!

4. evrim teorisine dini ve felsefi gerekcelerle karsi cikanlar maalesef o kadar zayif argumanlar kullaniyorlar ki insan uzuluyor. her seyden once mehmet aydın hocanin "din felsefesi" eserini hatmetmis olmak gerek, olayi adam gibi anlayabilmek ve guclu argumanlar uretebilmek icin. sonrasinda konu uzerinde yazilmis cizilmis iyi kotu bir turkce kulliyatimiz var, mutlaka okunmali. bu birikim edinilmedigi takdirde usulden, metottan ve ciddiyetten uzaklasiliyor.

5. kainattaki cesitli varliklardaki uyum, olcu, ahenk, mutluluk ve goze hos gelen guzelliklere bakip "bunlar rastgele olmus olamaz" seklinde bir arguman ureten zihin, eger tutarliysa kainattaki catismalara, felaketlere, vahsete, kotuluge, kana ve gozyasina bakip "bunlari bir tanri yaratmis olamaz" argumanini da uretmelidir.

6. "ben dedemin maymun oldugunu kabul edemem, isteyen etsin" diyen duygusal liseli, canimsin.

sevgilim hayat

ismet ozel'in "waldo sen neren burada degilsin" kitabinda boris pasternak'in "kızkardesim hayat" ifadesine tepkiyle, bu ifadeyi ruhsuz bularak ve "yeteri kadar sehvetli" olmadigi gerekcesiyle yazdigi fevkalade siiri, fevkalade solcu siiri.

çünkü biz savaşmasak
uzak asya'dan çekik gözlerimiz
küba'dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürün kalbi kozlu'da
kesan'da, kandehar'da ümüğüne basılır mı vahşetin?

zeitgeist

herder'e ait olsa da hegel'in kullanimiyla meshur olmus bir kavramdir. bu kavramdan bahsettiginizde hegel'in fikirleri ardisira cagrismaya baslar zihninizde.

hegelci olsun olmasin herkesin iyi ogrenmesini, benimsemesini ve kullanmasini temenni ettigim fevkalade bir kavramdir, toplumlari ve surecleri anlamakta fevkalade yararli bir aractir.

şeytan

hakkindaki bilgilerimizi tazelemek, anlatilara degil dogrudan kurana gitmek zorunda oldugumuz kavram/varlik.

seytan deyince zihnimizde hemen bir "kotuluk tanrisi" olusuyor. zahhak gibi, ehrimen gibi, apophis gibi, iskeletor gibi, shredder gibi, melodramlardan ve cizgi filmlerden firlayan bir "kotu" tasviri canlaniyor zihnimizde. oysa seytani iyi tanimaliyiz. "kotuyu ne kadar kotulersen o kadar iyi" zihniyeti bizi onlari "kotulugun tanrisi" konumuna getirmemize yol acabilir ki bu dogru olmaz.

kendisi allah korkusu olan bir varliktir, bunu enfal-48'de soyluyor: "ben sizin görmediğiniz şeyler (melekler) görüyorum. ben allah'tan korkarım."

mantikut tayr'da gecen bir hikaye ise bize bambaska bir bakis kazandirir. bir adam seytani gorur, ve seytan cok yakisikli, cok nazik ve efendidir. ona hayretle sorar, "ben hep seni igrenc, orasindan burasindan pislik akan, cirkin ve rezil bir canli sanardim, hic oyle degil missin..." seytan cevaplar: "sen beni hep dusmanlarimin anlatimlarindan dinledin, gercegi merak edip beni tanimadin ki..." buradan olayi abartip yezidilik'e, veya "seytanin insana secde etmemesi aslinda onun tevhid inancinin kuvvetindendi, zira o kovulmak pahasina dahi allah'tan baska kimseye secde etmemeye yemin etmisti" gibi onu olumlayici tasavvufi yorumlara gitmeyi dogru bulmamakla birlikte onu "pur kotu" olarak tasvir etmeyi de dogru bulmuyorum.

zira onu 0-1 araliginda 0'a oturtursaniz ondan daha kotu olan insanlara biceceginiz rakam kalmaz. onu en azindan 0.2'ye filan koyun ki allah'tan korkmakta seytan kadar dahi olamayan insanlarin imani icin 0-0.2 araliginda bir yer kalsin.

kendisine buradan selamlarimi yolluyorum, umarim hakkindaki bu guzel cumlelerimden sonra bana bir daha asla dalasmaz, kardes kardes yasayip gideriz. canim benim. hep uzak dur e mi? arayi iyi tutmak lazim, musallat oldu mu adami yakmaktan baska careniz kalmaz. lan? ortacag karanligi!!!

ha bir de seytanin avukati'nin o vurucu final sahnesinden de biliriz ki en sevdigi gunah kibirdir.

sarı gelin

tarihin en buyuk komedisine sahne olan turkudur, zira kendisi bir turk genci ile bir ermeni kizin askina dair iken bugun turklerle ermeniler birbirlerinin kafasini gozunu yariyorlar bu turku hakkinda.

bize lazim olan bu turkunun hangi irka/etnik gruba ait oldugu degil, anlatmaya calistigi asktir.

oncelikli olarak ifade ettigi sosyolojik anlamsa turk ve ermeni muziginin ne kadar benzer (hatta genelde ayni!) oldugudur. bir sarki her iki halka da bu kadar derin duygular yasatiyorsa ve her iki muzik kulturunde de bu kadar merkezi bir yer tutuyorsa bu tek bir seyin gostergesidir: bu iki halkin ne kadar birbirine yakin muzik kulturleri ve his dunyalari oldugunun.

sayat nova'ya da bir bakiverin. gusan şeram'in yaptigi muzik turk muzigi midir ermeni muzigi midir, boyle bir ayrim tesbit edilebilir mi? gomidas'i ve serkis efendi'yi es gecerseniz bizim ve onlarin muziklerimize dair cok seyi iskalarsiniz. ya "gamzedeyim deva bulmam" diyen tatyos efendi?

hala "sari gelin kimin?" mi diyecegiz, "sari gelin her ikimizin" mi diyecegiz? muzikte bu kadar icice gecmisligimize binaen ve ideolojik kavgalara ragmen bize yakisan nedir?

fatih sultan mehmet

roma imparatorlugu'nun idari sistem birikimine kibirle sirt cevirmemis, bu sistemi kendi devletine basariyla uygulayip osmanli'yi gercek anlamda bir dunya devleti yapmis akilli sultan, basarili devlet adami, saygideger kayser.

o kadın

"demedim hiç ona kimsin ve nesin sen, ne adın
niye yıllarca hayalimde süründün, yaşadın
niye kahrın bana düşmüş, niye ellerde tadın
niye yıllarca hayalimde süründün, yaşadın"

seklinde duygulu sozleri olan ve turk muzigiyle icli disli olanlarin hemen farkedecegi farklilikta bir muzigi olan, munir nurettin'den baskasinda egreti duran fevkalade sarki, platonik askin en guzel ifade edildigi eserlerden biri, belki de en guzeli...

entropi

ludwig boltzmann'in mezar tasinda yazili olan ve bir sistemin mikrodurumlariyla makrodurumlarini iliskilendiren bir esitlikle ifade edilen kavram.

http://de.academic.ru/pic...of_Vienna_-_Boltzmann.JPG

denklemdeki "s" entropidir. bu denklemin daha duzgun ve en genel ifadesi bir "bilgi matrisi"nin beklenen degeri alinarak yapilir, wiki'de bu hali mevcuttur. meraklilar matematiksel detayina girebilirler.

nihad sami banarli

erol gungor ve nurettin topcu orneklerinden sonra bir kez daha bu sozlukte yonlendirme meselesine ciddi bir vakit ayrilmasinin gerekliligine ikna oldugum baslik.

hem "banarli" hem "banarlı" basliklarinda incelenen sahis, tipki gungor ve topcu gibi, ve daha nice turkce karakter iceren kelime gibi.

n oldu bu gönlüm

nihad sami banarli, turkce'nin sirlari eserinde bu siir ozelinde turkce'ye "muzikli bir dil" der. gercekten de okudugunuzda bir melodi terennum etmeye basladiginizi farkedersiniz.

midyat ta michael jackson heykelinin dikilmesi

"kati olan her seyin buharlasmasi" tabirinden yuz kat daha agir bir nitelemeyle nitelendirilmesi gereken hadise.

"heykel dikmek" fiiline iliskin bir absurtlugu artik gorebilmemiz, heykel sanatini bu kadar piyasanin emrine "surumden kazanmak" mantigiyla vermememiz ve degersizlestirmememiz gerektigine (yamuk yumuk ataturk heykellerini hatirlayin) artik kani olmus olmamiz gerektigine inaniyorum, ama haydi bu noktayi gecelim ve bu midyat'a dikilecek olan soz konusu heykel icin secilen nesnenin michael jackson olusunu yorumlayalim.

sonda soyleyecegim sey sudur: bu olay, bati'nin dogu'ya asla kultur/medeniyet goturemeyeceginin, ici bos kuklalarla surekli aptallastirmaya ugrasacaginin bir kez daha ispati. dupeduz paçozluk! nihat genc ne diyordu, "bati'nin bombalari nereye dusuyorsa dogu orasidir." bati cephesinde degisen bir sey yok. irakli cocuklara goturulen amerikan futbol toplari, mustehcen dergiler ve televizyonlarina pompalanan hollywood'la mardin'de popcu heykeli dikip "sevgililer gunu"nde acilisini yapmanin bombadan farkini goremiyorum. butun dunyanin tek bir kulturun istilasi altina gittikce daha vahim bir sekilde girdigi kuresellesme surecinde farkliliklara, yerelliklere son derece ihtimam gostermemiz ve onlara kotu etki edebilecek seyleri iyi hesap etmemiz zaruridir.

dunyanin ve memleketin batisinin, dunyanin ve memleketin dogusuna dair bu ihtimamsiz tavri kasitli olmak zorunda degil, istemsiz gelisebiliyor ve normallesebiliyor. dusunun: ne zaman dogu'ya guneydogu'ya bir kultur yatirimi yapalim dense akla ilk gelen sey ya opera olur, ya mankenlik, ya da o bolge insaninin hayata dair vermesi gereken kavga icin hicbir anlami olmayan bos pop figurler. vaktiyle benzer bir durum uzerine soylenen "erzurum erzurum olali boyle zulum gormedi" sozunden sosyolojik bir mesaj alamiyor muyuz?

dogu'ya yardim amacli kokteyl duzenleyen (ve aslinda o parayi kokteylsiz toplasa iki katini toplayabilecek olan) ablalarin zihinlerinden su gecer hep: "ayol allah'in okuzleri ne olacak. opera dinlesinler de insanlik ogrensinler azicik. sinemaya gitsinler iste ne guzel, kultur dedigin budur. namaz kilacaklarina bale yapsinlar. avm acalim, para harcasinlar..." bu bilincalti, o adamin elinden tutarken kolundaki otantik bilezigi calma faaliyetine kapi acmiyor mu? degerler sadece bati'ya ait olanlar degildir, her yerel bolgenin kultur yapisi da bizatihi bir degerdir. afrika'yi "ozgurlestirmeye" giden avrupalilarin orada kurdugu ve islettigi sistem hakkinda "beyaz adam buraya geldiginde ellerinde incilleri vardi, bizimse elmasimiz. bir sure sonra bir baktik ki incil bizim olmus, elmas onlarin." diyen bilge afrikali suphesiz benzer bir halden muzdaripti. evet, batili degerler [demokrasi, insan haklari, modernizm, sanayilesme, vs] onun olmustu belki ama oz/yerel degeri buharlasip gitmisti...

doguya bu yamuk bakisin en bariz ornegi icin salvar davasi filminde mujde ar'in ezilen koy kadini icin verdigi "ozgurluk mucadelesi"nin altinin ne kadar kati olanlari buharlastirici, o topragin otantik degerlerini yok edici, tekduzelestirici, kuresel kulturu yerel olan her seye (guzelliklerine bile) ikame edici, ortak bir baslikta toplarsak fasist argumanlarla dolduruldugunu iyi gozlemlemek aydinlatici olacaktir.

michael jackson kimdir? kendisiyle ozel olarak ilgilenen, ihtiyaclar piramidinin belli bir yerine yukselmis olan "sehirli/batili" insandan baska kim icin bir anlam ifade etmektedir? onun heykeli eger ozgurluk degerini temsil ettigi iddiasiyla "ozgurluk kahramani" nami atfedilerek dikiliyorsa bu iddia eylemin aslinda ne kadar durustlukten ve ciddiyetten uzak oldugunu ispatlamaya yeter, zira ezilen/zenci haklari icin hakikaten mucadele eden biri araniyorsa nina simone bu noktada cok daha ici dolu bir kahraman olacaktir, kadin olmasi da cabasi. oysa heykeli dikenler ve savunanlarin bir yandan "biz buraya bir degeri temsil eden adamin heykelini dikiyoruz" derlerken ufak bir sorgulamayla aslinda "degersizlikten nemalanan pop kultur"un bir figurune donusen bir adamdan faydalandiklarini goruyoruz. [che baskili tisortlerle mukayese ediniz.]

batili kafa zenciyi getirir midyat'a monte eder. sonra da gecer bu tabloyu piposunu tuttururken kivancla seyreder. bu ucuzluktur, paçozluktur!

(bkz: paçozlaşma)

nurettin topçu

baslik iceriginin nurettin topçu basligina tasinmasi gereken isim.

not: burada yeniyim, formata aykirilikta kolayca ceza alinabiliyor anladigim kadariyla, eger bu yazimdaki gibi bir tanim formata aykiriysa bu mesajimi silin ama yonlendirmeyi yapmayi unutmayin, beni de caylak yapmayin, vallaha keserim. sozlugun iyiligi icin bu yonlendirme tavsiyesini veriyorum. bu tavsiyeyi nereden kime iletecegimi bilmedigimden buraya yazdim. cok mu stres yaptim lan? tirsiyorum oglum!

[ayni yonlendirme durumu erol gungor->erol güngör seklinde de uygulanmalidir.]

susmak

attila ilhan'in cok guzel kullandigi fiil.

1. "dağılırdı saçlarınız yaz akşamı
batan güneşe karşı / kumral
susardınız ne de çok susardınız
anlaşılması güç susmanızın anlamı
sanki bir bulmaca uzun bir sarmal
uzadıkça sersem eder adamı
...
baksa da beni görmüyor sanki yokum
duymadığı açık anlattıklarımı
sessizliği kalabalık giremiyorum"

2. "ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun kanıma girdin itirazım var
sımsıcak bir merhaba diyecektim
başımı usulca dizine koyacaktım
dört gün dört gece susacaktım"

boks

akillara musabakalarla gelen, oysa benim musabakasi yerine antrenmanini herkese tavsiye ettigim harika spor dali.

antrenmanlara gidip katilinmasini tavsiye etmemin sebebi aciktir: dunya tehlikeli bir yer ve sen tehlike aninda "bi korum duvara yapisirsin" sacmaligiyla kendini koruyamazsin, cok agir faturalar odeyebilirsin. yalniz olsan en fazla bir dayak yersin, ya da cuzdanini vermek zorunda kalirsin. peki ya kiz arkadasinla, esinle, kiz kardesinle, annenle yuruyorsan?.. onlara bir elin dokunmasina razi olabilir misin? boylesi muhtemel bir duruma karsi hazirliksizsan icin nasil rahat eder? onlara bir el uzandiginda korkup kacacak misin? diyelim ki cesaretlisin fakat bu isin (dovus) nasil yapilacagini bilmiyorsun, "kotu adam"dan dayak yeyip yanindaki kiymetli insani onunla basbasa birakabilecek misin?

yaratmaya calistigim tablo bir felaket senaryosu degil elbette. yani "sokaklar kotuluk dolu, itten kopuktan gecilmiyor, meksikalilar, zenciler, uyusturucu ceteleri" filan gibi abartili bir iddiam elbette yok. gerci boyle olan yerler de cok ama, hadi neyse. fakat goz onunde bulundurulmasi gereken sey, hayatta bir kerecik karsina cikabilecek olan bir kotulugun insana neler kaybettirecegidir. iste boks, o bir kereyi kazasiz atlatabilmek icin ogrenilmelidir.

gerekliligine dair biraz ayrinti verecek olursam, sunlari soyleyebilirim:

yumrugun elle atildigi zannedilir, yanlistir, elle attiginiz bir yumrukta karsi tarafa zarar vermekten daha yuksek ihtimal kendi bileginizi kirarsiniz. yumruk elle degil, kolla da degil, omuzla, kanatla, kalcayla ve bacakla atilir. boks yapanlar ne demek istedigimi anlayacaklardir.

bir duvara yavasca yumrugunuzu -vururcasina- dokundurun. su anda goruyorum seni evlat, iste o duvara degen parmaklari sokakta kullanirsan o parmaklar kirilir. yumruk senin o duvara degdirdigin iki parmakla degil, diger iki parmakla atilir. yani elini yumruk yaptiginda isaret ve orta parmagin meydana getirdigi cikinti rakibe degmelidir, yuzuk ve serceninkiler degil.

vucut gelistirme, psikolojik olarak cok tehlikelidir. soyle ki, vucudunu sisiren tosun pasalar guclu yumruk atabildiklerini sanirlar ve rakibe attiklari bir yumrugu bu saydigim iki yanlisi icererek atarlar ve gucleri sadece kendi bileklerinin ve parmaklarinin incinmesine yardimci olmus olur. yani kuru delikanliligin alemi yok. ayrica yumruk atmak icin gereken kas gruplarini hic biri bilmez, bisepse yuklenip dururlar ki yumruk icin en gereksiz kas nedir derseniz size biseps derim...

"ben adama bi korum..." palazligina girmeye gerek dahi gormuyorum. zira "teknik" dedigimiz kavram "en azindan" bir seylere yariyor olsa gerek...

peki, neden bir baska disiplin degil de boks? aciklayayim. disiplinleri birer butun olarak kiyaslamak cok cocukcadir. fakat bazi acilardan mukayese edilebilirler. ve benim bu satirlarimda yapacagim sey onlarin sadece sokaktaki uygulanabilirligini kiyaslamaktir, "hangisi dover" cocuklugu degildir.

sokakta bir tehlike halinde kesinlikle tekme kullanilmamasi gerekliliginden dolayi tekmeye dayali sporlarin sokakta "riskli" olacagini dusunuyorum. zira tekme yumruktan daha zaman alici bir vurus yontemidir, hem cok zaman kaybettirir, hem de dengeyi ayaklar sagladigindan tekme aninda denge bir ayaga emanettir, dengenin kaybedilmesi "daha" muhtemeldir. yani capoeira, tekvando ve sairenin saglikli oldugunu soylemek zor. ustelik belli bir yastan sonra bu sporlara baslamis biriyseniz iyi tekme atmayi ogrenmek yillaniniza mal olacaktir, oysa hangi yasta boksa baslarsaniz baslayin en gec birkac ayda isinizi goren yumruklariniz olacaktir.

uzakdogu sanatlarinin gercekten cok iyi olanlari da var, mesela wing tsun kung fu veya kempo karate beni cok cezbeden, cok kuvvetli buldugum disiplinler olmasinin yanisira pek guclu gormedigim disiplinler de var. ama illa ki hangisi derseniz size cin'den sasma, japon'a bulasma derim. yani karate'dense ille de kung-fu diye israr ederim. japon'un da kapi gibi jujutsu'su var, o bambaskadir, cok iyidir. benim lafim karate'ye...

kickboks'u biraz basibozuk ve daginik olarak gordugumden tavsiye etmem, zira calismalarina katilmis biri olarak antrenmanlarda yorulmadigimi dahi ifade etmeliyim. ha muay thai ayri mesele... tokat gibi tekme atar bu adamlar, nereden geldigini anlamazsiniz.

ama butun unsurlar goz onunde bulunduruldugunda benim kanaatimce en risksiz, karsidaki saldirgana en cabuk ve en net zarari verecek, en iyi sekilde kendinizi kurtarmanizi saglayacak, en kisa sureli antrenman periyoduyla kavranabilecek, en uygun disiplin olarak boksu gorurum. buraya kadar bicagi gozardi ederek yazdim, gercek hayatta bir saldirida bicagin da yuksek ihtimal bulunabilecegini goz onune alarak wing tsun veya jujutsu -da- bilmeniz, ancak onlari sadece bicakli durumda kullanmaniz iyi olacaktir.

son olarak, "nereye gideyim?" diye soracak olursaniz, baska sehirleri bilmem, ama izmir'deyseniz mutlaka halkapinar'daki genclik spor il mudurlugu'nun salonunu veya balcova'da sampiyon melihsah sarica'nin "atlas spor kulubu" isimli yerini size gonul rahatligiyla tavsiye ederim, kurulmalarinin uzerinden birkac ay gecmeden Turkiye sampiyonlugu elde ettiler, bu isin hakkini fazlasiyla veriyorlar!

ahal teke

guclulugu, dayanikliligi ve cezbedici parlak derisiyle dillere destan, dunyalar guzeli bir turk (ozelde turkmen) at cesidi. ingilizler'in meshur thoroughbred atinin arap atıyla birlikte atasidir. turkmenistan devlet armasinda bulunan sembol onu resmeder. su sayfada atlar hakkinda ilginc bilgiler verilirken "yemeden icmeden gunlerce gidebilmesiyle unlu" olmasiyla ornek olarak verilmis: http://www.theequinest.co...ery-equinest-should-know/ hakkinda detayli bilgi su adreslerde bulunabilir:

http://en.wikipedia.org/wiki/Akhal-Teke
http://en.wikipedia.org/wiki/turkoman_horse

turkmenistan devlet armasi: http://upload.wikimedia.o..._Arms_of_Turkmenistan.svg

avni ozgurel, hakkinda cok duyarli bir not yazmisti bir kose yazisinin altina: http://www.radikal.com.tr...01.2010&CategoryID=99

fotograflarini gormenizi tavsiye ederim.

bu dunyalar guzeli hayvani ş harfi uzerine kirk şedde konulmus maşallah'la selamliyorum!..

platonik aşk

dogrudan dogruya platon'un isminden mulhem ask cesidi. zira eskiler platon'u eflatun olarak isimlendirdiklerinden dolayidir ki platonik askin eski dildeki karsiligi ask-i eflatunidir.

platon'un idealara ve gerceklik kavramina dair gorusleri bilinince elin yarin eline degmedigi bu ask cesidini neden bu sekilde adlandirdigimiz gun gibi asikar olmaktadir.

kanaatimce en guzel ifadesini "acma pencereni, perdeleri cek/ mona roza seni gormemeliyim/ bir bakisin olmem icin yetecek" dizelerinde bulmustur.

nesimi

hakkinda buyuk bir kafa karisikliginin mevcut oldugu buyuk sair.

biri 14, digeri 17. yy'larda yasamis iki nesimi vardir. bunlardan ilki 14. yy'da "azerbaycan sahasi" tabir edebilecegimiz genis bir bolgede yasamis olan seyyit imameddin nesimi, digeriyse 17. yy'da anadolu'da yasamis olan kul nesimi'dir. mahlaslarinin ayni olusunun sebebi, esas nesimi'den uc yuz yil sonra yasamis olan ikincinin onu cok sevmesi, adeta hayran olmasi ve bundan dolayi kendine mahlas olarak onun ismini secmesidir. bu hayranlik o derecededir ki kul nesimi seyyit nesimi'nin bircok siirinin parcalarini aynen alip kullanmistir. bizde bir nazire gelenegi vardir fakat bu nazireden ote bir "ayniyet" halidir, sebebi de asiri hayranliktir. mesela olay su sekildedir: kul nesimi seyyit nesimi'den bir-iki beyiti harfiyyen alir ve ustune kendi -diyelim 10-20- beyitlik siirini insaa eder. esasinda nazirenin cok ileri bir formu diyebiliriz.

seyyit nesimi hurufidir, fazlullah esterabadi veya fazlullah hurufi isimleriyle meshur bir alimin talebesi ve halefidir. kul nesimi de onun hurufiligini benimsemistir. seyyit nesimi bir kategori olarak sii veya alevi degildir, sunni kesinlikle degildir. mezheplerden cok farkli bir yerde durmaktadir, kimisi onu tekfir dahi etmistir. fakat siirinde islam karakterlerinden en guclusunun hazreti ali oldugunu soylemek hic zor degildir. kul nesimi ise alevidir. kaydedilmesi gereken son nokta ise seyyit nesimi'nin siirlerinin tamaminin aruzla yazilmis oldugu, kul nesimi'ninse cogunlukla hece olcusuyle yazdigidir. dolayisiyla bugunun edebiyat arastirmacilari ilk nesimi'yi divan, ikinci nesimi'yi halk edebiyati saflarina dahil ederler.

kul nesimi -sanirim- bir tek "haydar haydar" siiriyle taninirken seyyit nesimi'nin meshur beyitlerine birkac ornek:

oyle bir derde dustum ki herkes gider karina --> (kar dedigi snow degil profit'tir, anladin sen onu, turkce karakter mevzusu.)
bugun buldum bugun yerim hak kerimdir yarina

ey ozunden bihaber gafil, uyan
hakk'a gel kim hak degil batil, uyan

seni bu husn-u cemal, bu kemal ile gorup
korktular hak demeye, donduler insan dediler

gul bulunmaz bu dikenli dunyanin baginda cun
ebsem ol, beyhude gulsuz yerde gulzar isteme

---

seyyit nesimi'nin ebsem kavraminin mevlana'nin hamus kavramiyla yakindan alakali oldugunu, hatta farsca kelimenin turkce karsiligi oldugunu kaydederek iletimi burada noktaliyorum zira oyle gorunuyor ki kendimi durduramayarak, yazdikca yazarak memleketin murekkep stogunu tehdit ediyorum. sunu belirtmeliyim ki seyyit nesimi bence turkce'nin en guzel sairidir!

hayatina dair son anlati, derisi yuzuldukten sonra derisini eline alip "yolumuz kabe, ihramimiz derimizdir bizim" cumlesini soyleyip idam sehpasini yuruyerek terkettigi rivayetidir. elbette bu rivayete inanmak noel babanin gercek olduguna inanmakla esdeger olsa da halkin onu ne derece sevdiginin, yucelttiginin, mert gordugunun ve oldukten sonra dahi ona nasil delikanli laflar ve tavirlar yakistirdiginin kaniti olarak son derece manali olan bu hadiseyi iletimize dahil ettik...

tasavvuf

kuran'in ruhunun metafizige dayali, islam oncesi batini felsefelerden getirilenlerin de dislanmadigi bir sekilde yorumlanmasi, daha dogrusu hissedilmesiyle ortaya cikan bir alan.

temel unsurlarindan biri ve belki de zeminini olusturan guclu ogelerden biri, ki amerikali yazarlar da tasavvufu tanimlarken bu hadisi sikca zikrederler "el fakru fahri", yani "yoksullugum kivancimdir", yani yabancilarin kullandigi haliyle "my poverty is my pride" hadisidir. bir digeri, elbette "kenz-i mahfi hadisi"dir, "ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim". tasavvufun zemininde duran en onemli ogelerden biri hz. ali'nin "kuran'in sirri fatiha'da, fatiha'nin sirri besmele'de, besmele'nin sirri b'de, b'nin sirri noktasindadir" ifadesi ve ardindan sorulan "peki siz neredesiniz?" sorusuna "ben o noktadayim/noktayim" seklindeki batini cevabidir. esasinda bu sozu yine kendisine ait olan "ilim bir noktaydi, cahiller onu cogalttilar/dagittilar" sozuyle birlikte dusunecek olursak hz. peygamber'in ona verdigi "ilim sehrinin kapisi" ovgusu gereken kopruyu kurmaktadir. ilim sehrine gitmek icin ali'den gecmenin zorunlulugu ile kuran'a gitmek icin b'nin noktasindan gecme zorunlulugu arasinda bir analojinin imkani gun gibi aciktir: biliyoruz ki kuran'daki butun sureler besmeleyle, yani b'yle, yani noktayla baslar, besmeleyle baslamayan tek sure olan tevbe suresi de yine b harfiyle, yine noktayla baslar. yani ali noktadir, hem ilmin o en yogun hali olan noktadir, hem b'nin noktasidir, ilmin=kuran'in giris kapisidir dusuncesi tasavvufta cok cezbedici batini hususlardan ve temellerden biridir. insanin fitren musluman oldugu (kalu bela ayeti) ve allah'in insana kendi ruhundan uflemesi, onu "alaka"dan yani sevgiden yaratmis olmasi (...min alak) gibi ogeler de tasavvufun zeminindeki en guclu unsurlardan sayilmalidir.

ve evet, bugun en cok istismar edilen islam alanidir. tasavvuf arac edilip, sarkilar siirler kitaplar girla giderken tasavvufun ruhuna kendi gozleri onunde oylesine ihanetler edilir ki... "haydi bir sema yapin da size bakip keyiflenelim, islamiligimizi tatmin edelim" talepleriyle gelip "gosteri salonlari"ni dolduran ve hayatlarinin her alaninda tasavvufa ait ne dustur varsa oldurmus olan zevat tasavvufu somurdukce somurur, icini bosalttikca bosaltir... ver ney'i, ver itri'yi, zaten alttan alttan armani parfumum de veriyor egzotik kokuyu, boynuma sardigim tilki yunu de ne hos gidikliyor beni, simdi keyiften ucacagim! ne buyuk miras, ne uzucu hallerde... heybetli aslan, nasil bir sirk kafesinde...

nurettin topçu

bu ulkedeki en ciddi filozoflardandir, her seyden once ve acilen bu sekilde tanimlanmalidir.

bir adim ileri gidildiginde, milliyetci dusunurlerden, en az erol gungor kadar kiymetli, hatta kimi yonleriyle benim gozumde daha oncelikli olanidir seklinde tanitabilirim kendisini. gorusumun bu sekilde olmasi, sosyolojiyi iyi bir felsefe zemini uzerine insaa etmek gerekliligine inandigimdandir.

kendisini hemen hemen tamamen okumus biri olarak fakir kanaatimce yaptigi en onemli is ahlak kavramini konformist ahlaktan hareket ahlakina cevirmeye yonelik memleketimizde atilmis en ciddi adimlari atmis olmasidir. bu yondeki adimlari atmaya calisanlar sadece ve sadece solcular/marksistlerdi, fakat butun cabalari havada kalmistir, bu genelde butun dunya solunun kaderi olmustur. mesela ali seriati "koylere komunizmi anlatmaya gidip ilk soz olarak 'allah yoktur' diyen, sonra yedikleri dayagin ertesinde kapitalist sistemin polisine siginan komunistler"den bahseder, bizim solcularin da felsefi alanda gayet iyi girisimleri olmussa da bu halka ulastirilabilecek uygunlukta olmamistir. hareket, isyan, sosyal adalet gibi konularda gercekten "bu topragin insani"na temas edebilecek sozleri soyleyen benim okudugum ve bilgimi genislettigim hacim itibariyle soyluyorum, nurettin topcu'dur. ne fayda ki birinci dereceden muhatabi olan ulkuculer yine de konformist ahlaki terk etmemektedirler/etmemekteyiz!

"din afyondur", "islam kolelestirir", "milliyetcilik kapitalizm usakligidir" iddialarina gayet elle tutulur argumanlarla karsi cikmis ve bu iddialarin haksiz oldugunu acikca ortaya koymustur. ayni zamanda ifratin keyif verici doruklarinda gezinin islamci-milliyetci fikirlerin de dogru olmadigini calismalarinda gostermistir. evet, bu paragrafimin fazla kapali oldugunun farkindayim, bir ara cay iceriz, derin derin anlatirim.

kendisinin temel kitaplari (felsefe-mantik-sosyoloji-ahlak-psikoloji vs.) mutlaka okunmalidir. bu kitaplar bu alanlardaki butun diger kitaplarin agdali, sacma sapan kelimelerle anlamsizlastirilmis anlatimlarina inat muthis yalin, muthis anlasilir ve muthis "dogrudan"dirlar. uzucu olansa takip edilmemis olmasi, yaptigi girisimlerin bakir kalmasi, sirt cevrilmis olmasidir.

millet anlayisi ve milliyetcilik anlayisi anaakim milliyetci dusunceden ve hakim milliyetcilik algisindan oldukca farkli, neredeyse buna zit bir mahiyettedir. iyi irdelenmeli, iyi bir kritige tabi tutulmalidir. zira fikriyatinda bugun bizim icin alinacak cok seyler vardir. alinacak cok seyler oldugu gibi asilacak, gelistirilecek, genisletilecek cok seyleri de barindirir ustadin dusuncesi. bu bahsi uzatmayacagim, aslinda uzamasi da gerekiyor, fakat sunu soyleyebiliriz ki adalet, islam ve anadolu turklugu ustadin en onemli uc anahtar kavramidir.

yarinki turkiye kitabindan bir paragrafi video yapmislardi, youtube'da kesin vardir, mutlaka bulup dinleyin, o gun bahsettigi yarinki turkiye'nin kurucularinin tam anlamiyla "bugunku turkiye'nin kuruculari", yani akp veyahut cemaat oldugunu gorecek ve vasiflardaki bu birebir uyusma sebebiyle bu ongoru yetenegine hayran olacaksiniz.

son olarak, kendisinden sizin icin ellerimle yaptigim bir alinti, afiyet bal seker olsun:

"uysallık terbiyesiyle bozulmamış olan her ferdin ruhu, fenalığa ve zulme isyanla karşı gelmektedir. hayvanlardan ve bütün varlıklardan bizi ayıran, isyan edici oluşumuz, yani hayatı muhafaza içgüdüsünün ve menfaatlerimizin sınırları dışında merhametimizi kırbaçlayarak bizi harekete sürükleyen, her zulme ve haksızlığa karşı ayaklanmamızdır. ahlak duygularının hepsi, büyük bir nehre dökülen ırmaklar halinde varlığımıza nüfuz ederek isyanımızı besleyici olurlar. isyanda gayesini bulan ahlaki duygunun diğerlerinden ayırd edici karakteri, onun harekete sürükleyici olması, samimi yani yaşanmış olduğu takdirde mutlaka hareketle nihayetlenmesidir."

"insan, medeniyet ve cemiyetin tesirleri ve bir de yaşın ilerlemesi ile olgunlaştıkça, gülmesi tebessüm şeklini alır; o da iradenin kontrolü altına girer." (bu cümledeki gülme kelimelerini bağlam itibariyle kahkaha şeklinde gülme olarak anlayınız.)

"insan olgunlaştıkça, kederlerinin ifadesinde de aşırı şekillerden kaçınıyor: hıçkırıklar tutuluyor; yüzdeki ağlayış çizgileri silinmeye başlıyor; sadece göz yaşları kederimizi ilan ediyor."

nurettin topçu, psikoloji, syf 87, 96, 97.

hakkinda yazmaya devam edecegim fikir adamidir.
© copyright 2005 - 2026