bugün

sevdiği entry'ler

orta sınıf mizahı ve intihal

mevzuya geçiş yapmadan evvel, tanımla ilgili bir açıklama yapalım, cefakar gammazlarımız da uzun bir yazıda tanım aramak gayretine girip yorulmasınlar; tanım, yazının içeriğinde halihazırda bulunmaktadır. bir entry'mi tanım içermediği gerekçesiyle ispiyonladığını özel mesaj yoluyla bildiren bir gammazımızın ispiyonladığı entry üzerinden, konuyla da örtüşmesi bakımından benzeri örnek vermem gerekirse, sonu "süreci" olan bir başlık açtığımda; entry içeriği, bir süreci ifade ediyor ve bahsolunan süreç evrelerle ele alınmışsa, onda; başlığı gerizekalıya anlatır gibi tanımlayan, -dir ve türevi eklerle çekimlenmiş yüklem aramak gereksizdir. üstelik bu kitabi bir yaklaşım bile olamamaktadır, çünkü sözlük formatı tanıma ihtiyaç duyar, eklere değil.(bu paragrafı yazı bittikten sonra yazdım lan.)

önuyarı: entry uzundur ve baştan sona analiz içerir.

öncelikle orta sınıfın ne olduğuna dair kısa bir açıklama yaparak mevzuya girişi yapalım. orta sınıfın, dünyanın kapitalist evrimleşme süreci öncesinde mi, yoksa halihazırda yine içinde bulunduğumuz süreç dahilinde/son tahlilde mi orta çıktığı, marksist ya da liberal hangi teorisyen fraksiyonda olursa olsun tartışılagelmekte. benim gayet subjektif öngörülerime göre ise kapitalizmin olgunlaşması ile ortaya çıkmış ve kapitalizmin iskeletini ya da en önemli sacayağını oluşturmuştur. öyledir çünkü gelir dağılımına nazar eylediğimiz vakit; ne fakir kadar fakir ne de zengin kadar zengin olmayan; fakirin dahil olmak için çaba gösterdiği, zenginin ayak işlerini yürütmesi için bir görevlisi gibi davrandığı (ki bu apaçık çıkar/alan razı veren razı ilişkisi esasına dayanır), bununla da yetinmeyip ürününün ya da vereceği hizmetin hedef kitlesi olarak gördüğü bir denge sınıfı olarak karşımıza çıkar. ve bu adamlar türkiye'de çoğunluğu oluşturur. işte tam olarak bu sebepten, orta sınıfa sen de dahil olduğun için, ben de dahil olduğum için mizah malzemesi boldur ve kalitesine bağlı olarak geri bildirim alma olasılığı yüksektir.

orta sınıf mizahının sırtını dayadığı yer şurasıdır; rutine bağladığımız davranışlarımız ya da her gün görerek duyarsızlaştığımız/alıştığımız ve dillendirmediğimiz (orta sınıf içerisinde sobanın yaygın olduğu dönemde "bizim evde soba var" demediğimize ya da şu gün için söylersek, sokaktan birini çevirip "abi benim cep telefonum var" dersek "nabıyım ulan eşşeğin doğurduğu" cevabıylan karşılaşıp sopa yeme ihtimalimiz yüksek olduğuna göre, demek ki sürekli dillendirmiyoruz) olay ve nesneleri bir başkası yeniden dillendirince ya da en iyi ihtimalle yeniden hatırlatınca hoşumuza gider, güleriz.

şunu belirtmekte fayda var, "orta sınıf mizahı" bir ekoldür ve bu ekole dahil olmuş özgün üslubunu yaratmış mizahçılar vardır. işte tam olarak burada ekol-üslup ayırımı kendini göstermektedir ve mizah okuyucusu bu ayrımı fark edemeyip büyük yanılgıya düşmektedir, kafasında intihal şüphesi doğurmaktadır, kimi cevval bünyeler de kendini tutamayıp, sorgular/suçlar tavır takınmaktadır. misal bir mizah dergisi cahili olarak (seneler önce kuzenimin yatağının altında sakladığımız ve yalnızca otuzbir malzemesi olarak kullandığımız "fırt"ları saymazsanız), sözlüğe yeni geldiğimde nick altıma yazılan bir entry ile karşılaşmıştım. entry, "kendisinin umut sarıkayavari bir tarzı var" gibi bir ifade barındırmaktaydı. entry'yi gördükten sonra "umut sarıkaya kimmiş lan, du bi google'a yazayım" deyu kafamdan geçirdiğimi söylesem, kendisinin bu derece meşhur ve başarılı olması sebebiyle inandırıcı olur mu bilmem, ama tam olarak bu gerçekleşmiştir.[ufak bir not düşeyim, entry'yi giren arkadaşı, o bahsettiğim cevval bünyelere dahil etmiyorum. o suçlamıyor, yanlış bir benzetme yapıyor sadece.]

orta sınıf mizahı üretmenin şartlarını açıklayıp, hemen ekol-üslup ayrımına bağlayacağım hacı. bu ekole kaliteli katkı yapmanın, herhangi birine, herhangi ikisine, herhangi üçüne ya da hepsine birden sahip olunabilecek salt dört şartı vardır:

1- zeki olmak,
2- iyi bir gözlemci olmak,
3- yaşayıp, görmüş olmak; yani anı sahibi olmak.
4- geçmişte ya da halihazırda orta sınıfa dahil olmak.(ki bildiğim kadarıyla umut sarıkaya sarıyer çocuğudur, ersin karabulut -yanlış biliyorsam düzeltin- öğretmen çocuğudur, ben de orta sınıfın iki bel kemiği; bir mühendisin oğlu, bir akademisyenin kardeşiyim)

bikaç gün önce izlediğim cem yılmaz'ın son gösterisinde cem yılmaz bu şartlara metafiziksel/mistik öğeleri de katıyor. aklımda kaldığınca gösterinin o bölümünü anlatarak açıklamaya çalışayım. kendisi diyor ki: "abimle aynı gün sünnet olduk, beni kadın sünnetçi sünnet etti, abimi erkek sünnetçi. eğer abimi kadın sünnetçi sünnet etseydi, bugün ben değil, o sahnede olurdu." yani demek istediği, mizah üretecek adamın başına doğumundan bu yana türlü ilginçlikler geleceği kaderinde yazılıdır. çok gerçekçi görünmese de, başına ne kadar saçma sapan iş var gelen bir -tırnak içinde- mizah yazarı olarak anlıyorum cem yılmaz'ı ve garipsemiyorum.

şartlarla ilgili olarak ekol-üslup ayırımına da değinelim. şimdi bir adam orta sınıf mizahı yapar ama, bellidir ki umut sarıkaya çakmasıdır, onun kullandığı çok spesifik kelimeleri, cümle tarzlarını, hikaye şablonunu kullanır -ki bu benim gözümde intihalden farksızdır- ve sırıtır. ha, sözlük dahilinde yine güleriz, eyvallah, ama "markalaşması" zordur. entry girişinden iki kelime görüp aha kesin "yarakboy" yazmıştır bunu dedirtebiliyorsa, alnıyın çatından öperim ben onu.

şimdi üslubu ayırt etmek babında bir örnek veresim gelir balalar. bir de kısa açıklama getireyim, umut sarıkaya'yı, vedat özdemiroğlu'nu, işte ne bileyim ersin karabulut'u falan tanımıyordum ama, isimleri sıkça kulağıma çalınır oldukça merakımdan okumadım değil, hatta özellikle umut sarıkaya'nın yüzlerce kez gülmekten altıma sıçırttığı vakidir, biraz da benim kolay öğrenme özelliğimden mütevellit, çat diye gördüğüm yerde hangi yazının ya da karikatürün kime ait olduğunu fark eder oldum. neyse, örnek vereceğdim di mi? hah, misalen 17 yaşındayken, ben, arkadaşım ve arkadaşımın kız arkadaşı bir cluba gitmiştik. arkadaşımın sevgilisi o ortamların kurdu olduğu için, mekanda envai çeşit tanıdığı çıktı ve bana da karılardan birini ayarlamak için masamıza çağırdı. gel gör ki karı 23 yaşındaydı. şimdi bu hadiseyi umut sarıkaya çizse, muhtemelen o zavallı çocuğun kadınla tanışmasını çok farklı bir ortamla -mesela avrupa insan hakları mahkemesi'nin bir duruşmasıyla- bağlayacak, götümüzü sikecekti. bunu ersin karabulut çizmiş olsaydı, duygusunu çizgiye yansıtacak ya da kendiyle taşak geçecek, gülümsetecekti. ben nasıl anlatırdım diye düşünüyorum, lafı o dönem nike cortez'lerimizle, 501'lerimizle marka giydiğimizi zannetmenin pompaladığı özgüvenden yakalayıp, cebimden clubber beresi çıkarıp dans ederek karıyı etkilemeye çalışmama getirecek, diyaloglarımızı kekelemelerim, duraksamalarım dahil hiçbir ayrıntıyı atlamadan aktararak, hadiseyi okuyucu sanki okurken yaşıyormuş hissini edinmesini sağlayacaktım. dolayısıyla okur hem gülecek, hem taşak geçecek, hem o çocuğun haline üzülecek, hem de -burası çok önemli- kendisinin başına öyle bir hadise gelmediği için ya da türkiye'deki orta sınıfın korumacı aile yapısı(ya da kişisel tercihler) sebebiyle girip çıkamadığı ortamları bir başkasından okuyup dinledikçe inceden de bir hayranlık duyacaktır.

şimdi, ekoller ortak olduğu için ve bahsolunan ekolün malzemesi hem bol, hem senin benim yaşadıklarımız olduğu için, hemen bir etiketleme hevesi doğuyor insanlarda. misal geçenlerde sözlükte bir başlık açıldı, kelimesi kelimesine hatırlayamayacağım ama, mealen "çok güzel hareketler bunlar'ın sözlükten çaldıkları" gibi bir şeydi. altına yazılanlara bakıyorsun, yok efendim 'yaz kış bacası tüten ev resmi'ymiş, vay efendim 'cam şişedeki pepsi-cola'ymış(aklıma örnek gelmediği için bunu salladım), bilmem ne bilmem ne. bu mudur arkadaş? yarın sen bi entry girsen, sallıyorum "klavyeyi ters çevirince içinden sigara külü dökülmesi" deyu, "ulan ben de yaşadım onu, benden mi çaldın pezevenk" diyebilir miyim? diyemem, aksine aynısını ben de yaşadığım için gülerim, orta sınıf mizahının hedefi de budur zaten. yani her ikisinde de kıyma kullanılıyor diye, mantıyla karnıyarığı aynı yemek ilan edebilir misin? ümit usta oturur üstüne bi iddia et hele de.

sona da bir eleştiri sakladım: sözlükler dahilinde ekol-üslup ayırımını fark edemeyen mizahi metin denemecileri, intihal yaptıklarında "ben senden daha önce yazardım" argümanını sunuyorlar utanmadan. şimdi daha önce sözlüğe kaydolmuş olmak var, sonradan gelen yazar özgün üslubunu kabul ettirdikten sonra etkilenip üslubunu değiştirmen(dikkat buyurun ekol aynı olabilir), ilgili yazarın entry şablonunu, espri tarzını, kelimeleri bilinçli olarak deforme etmesini ya da ne bileyim "realist" diyaloglar yazmasını son derece ucuz şekilde taklit etmen var. sözlüğe gayet geç katılmış biri olarak, hiçbir entry'sini atlamadığım birinci nesil yazar hoşaf'tan yazılarımda etkilenmiş olmam mümkün mü? ya da deep'in, deatly'nin anlık vurucu diyaloglarına/esprilerine ayı gibi gülsem de, entrylerimde -onlardan sonra sözlüğe dahil olmuş olmama rağmen- en ufak benzerlik bulabilir misin? bulaman, çünkü hepimizin oturmuş üslupları var, ama sen aziz dostum, hırsızsın ve üstelik de daha önce geldim diyerek yüzsüzlüğün daniskasını yapmaktasın.

entry'mi, nereden duydun adamları'nın olası ithamlarını bertaraf edecek olmanın verdiği rahatlıkla noktalıyorum:(üstüste de olsa bu da nokta nihayetinde)

sözlük yazarlarının söylemek istedikleri

Buradan bir süreliğine ayrılmayı anlık bir kararla vermiş bulunmaktayım. Zaten neyi uzun uzadıya düşündüysem düşündüğüm şey düşündüğüm süre kadar kötü oldu ve bu sefer, bir ilkle benim bunun önüne geçmem gerekiyor.

Bu kararı neye göre vermiş bulunduğumun, zihnimde neler döndüğünün, yapacağım şeylerin ne olduğunun bir önemi yok. Yalnızca yazmaya ara veriyorum.
içimi kırıp dökmeyi bile kendime fazla görmeyi kabulleniyorum. Son bir defa uzun uzadıya yazmak istiyorum. Belki aylar sonra, belki 1 yıl sonra ve belki daha erken veya geç dönmüş olduğumda bu yazdığımı görmek istiyorum. insanların yazdıklarımı yargılıyor oluşuna rağmen yine, tekrardan yazarak bu yazma isteğimi bastırmak için yazmış olduklarımı okumak istiyorum. Yazmıyor olsaydım çıldırırdım, çıldırmış insanlarla dolu bir yerde çıldırmamak için yazdığım yeri görmek istiyorum.

Hep istiyorum. istiyorum. istiyorum.
Sanırım üstüne bir de istemekle kalıyorum.
Oysa ben bu sefer istemekle kalmamak istiyorum. Eğer ölmezsem basit bir isteğimi gerçekleştirmek istiyorum.

Bunun yanında artık belirtmek isterim ki burada yazdığım hiçbir şeyin içi boş değildi ve dalga geçtiğim, geçilen Her şeyin aslında benim için bir anlamı vardı.
Aslına bakılırsa bir başkası için anlamsızlardı da, anlamsızlıkta bile bir anlam bulmuştum kendim için ve benim için ayrıcalıklılardı.
Ve hayır sözlük hayır, ben kimseye aşık değildim.

Sonra... bir insan olarak hayatımın dönüm noktalarından birisini yaşıyorum her insan gibi ve Burada birçok ben oldum aslında ben. Dışarıda kendim olamadığım kadar kendim oldum.
Kendisine bakmak zorunda olmayan ancak bakan ve annesi olarak gördüğü, o annesiyle konuştuğu için evlatlıktan reddedilen o çocuk da oldum; tehdit edilen o kız da oldum, içi yanan insan da oldum. bir gün kırıktım, bir gün yarabantlarıyla kendimi iyileştirdiğimi sanmıştım, bir gün içime pusmuş ve bir başka gün de; işte o gün bugün tekrardan, durmadan silerek kat ve kat eksik bir şeyler yazıyordum ve yazdıklarımın beni çıkardığı bir yol olmadığı için yazmaktan vazgeçiyordum.
Hayır, tam şu an aslında yazmaya devam ediyorum.
Ve yine hayır, kendimi kandırıyorum.

Doğrusunu yazmam gerekirse ben hep bir şeylerdim ancak böylesine bir yerde ilk defa hep kendim oldum nedense. Ben burada öğrendim kendi içimdekileri, yüklerimi. Birçok şeyi.
Yeri geldi burada saçmaladım, yeri geldi kimisiyle aramızda anlamsız bir tartışma oldu; kimisini belki kırdım, birbirimizi anlamaya çalışmadık ve anlamsızca bir zıtlaşma hâlinde bulunduk. Bizler insanız, olur ya hani böyle şeyler; Moralimizin bozuk olduğu bir güne denk gelinmiştir, sözler edilmiş insanlar bir önemsiz parça hâline gelmiştir.
Olur. Hep olur.
Bu yüzden kırıp üzdüğüm varsa özür dilerim. Özür dilemek basitçe bir eylem aslında ancak yine de işi zorlaştıran, biz insanlar olduğumuzdan kimi kırmışsam söylediklerimi önemsememesini dilerim işleri zorlaştırmadan.

Yazdıklarımın hep yazılmamış kısımları çoğunluktaydı şimdi de olduğu gibi ve şu anda nedense Daha bir, daha çok yazmak istedim ancak bir başka zaman belki.
Her şey için teşekkürler sözlük. Burayı yanlışlıkla bulmuş olmama neden olan o hatırlamadığım, araştırdığım şeye bile teşekkürler sözlük.
Tuhaf belki ancak ben buradan çok şey öğrendim ve kimi öğrendiğimi de bir şekilde kendime hatırlatıp başka insanların da olduğunun bilincinde olarak bir tekrar yaptım.
Güzeldi.
Umarım ki daha mutlu bir şekilde geleceğim.
Kendime bir sözüm var ve onu gerçekleştireceğim.

Mutlu günler. Herkese mutlu günler. geri dönmüş olduğumda eski yazarlara denk gelme şeysiyle.

Otopsiraporlari.

ördeğe arkadaş olalım mı demek

Olum aşırı tatlılar lan. Bir kere zararları yok. Kimseye kötülük yapmayan, kendi halinde takılan hayvancıklar. Üstelik hem havada, hem suda, hem de karada yaşayabilen evrim harikası arkadaşlar bunlar.

ingiltere'nin başkenti Londra'da bu adamlar için yürüyüş yolu bile yapmışlar. Hak ediyorlar kesinlikle.

görsel

hiçbir şeyi istemediğini kabullenmek

Şu hayattaki herhangi bir şeyi istemeye değer görememe halini kabullenmek ve bir şeyleri istemeye çabalamaktan vazgeçmektir. Depresyon sebepli bir durum vs değildir fakat depresyona götüren bir sebep olmaya iddialı bir adaydır.

Adeta ayıp olmasın diye zorunluluktan bir şeyler istiyormuş gibi kendini kandırsan da er ya da geç özünde hiçbir şeyin sikinde olmadığı gerçeği yeniden kapını çalacaktır.

Aşk, para pul, itibar, mal mülk o bu şu vs... Dünya üzerinde mal mal oradan oraya gezinen 8 milyar farklı(!) insanın aynı istekleri.

Yok Ferrarisi olduğunu hayal ediyormuş, yok sonsuz bir aşk istiyormuş, hayalindeki evmiş, yuva kuracakmış, bilmem neyi arzuluyormuş, Fransayı gezecekmiş, piramitlere gidecekmiş, müdür olmak hayaliymiş, 3 dil öğrenmek istiyormuş, kayak yapmak onun için bir yaşam felsefesiymiş, boş zamanlarında bowlinge gidermiş, kariyer yapacakmış, spor yapmayınca kötü hissediyormuş, evine süs eşyası alırsa mutlu oluyormuş, iflah olmaz bir sanat aşığı ve kitapkurduymuş, yeni insanlar tanımak hobisiymiş, güne kahvesiz başlayamıyormuş, maksatsız uzun yürüyüşler yapmak onu ferahlatıyormuş falan filan. Bunların hepsini sikeyim.

Keyif almıyorsun çünkü istemiyorsun. Çok basit bir denklem.

sözlük yazarlarının itirafları

Bazen herkese anlatmak istediğim ilginç, tuhaf, komik hikayeler yaşıyorum; fakat kimilerini toplumsal normlar, kimilerinde hikayenin diğer kahramanlarının özel alanlarına olan saygımdan, bazen kendime olan saygımı kaybetmek korkusundan içimde tutuyor ve ara ara kafamın içinde o hikayelerin detaylarını canlandırıyor, bazen kendime kızıyor, takdir ediyor, bazen hikayelerin diğer kahramanlarına kendime gösterdiğim tepkilere benzer tepkiler veriyor, bazen de utanacağım hikayelere; ‘neyse bunu es geçeyim’ diyorum. Üstelik tüm bunları dış sesimle yapıyorum, tabii ki sadece yalnız olduğum zamanlarda. Bu seansların sonunda deliriyor muyum endişesi taşıyorum ama uzun sürmüyor, delirmenin korkutucu gelmemesi korkutucu geliyor. Saçmasapan bir paradoksa dönüşüyor mevzu. En nihayetinde o hikayeleri dinleme şansı olmayanların kaçırdıklarına ve tüm o hikayelerin anlatılmadan unutulacağına üzülüyorum.

kedilerin gariplikleri

görsel

change org ezan sesi kısılsın kampanyası

ezana karşı olmayan kampanya. en azından dahil olup ezana karşı olmadığım kampanya. ben "minareler arası düet"e karşıyım. 4 ses birbirine giriyor ve her biri bir diğerini bastırıyor. bildiğin desibel savaşları. ezan, namaz, oruç vs. biri ya da birilerini rahatsız ediyor ise bu sorgulanacak bir şeydir. bunun kafirlikle alakası yoktur. velev ki kafir, din hoşgörü mü barbarlık mı?

sesi güzel olmayan da ezan okumasın bir zahmet. hele hele uzun 2000 içenler hiç okumasın!

anın görüntüsü

Bir arkadaşım göndermiş. Altına da şunu yazmış:

“Sınavda kuş uçurtmuyorum.”

görsel

kaç bin gezegen yaratıp tekine yaşam koymak

küçük bir tanrı şakasıdır.

sen git onca gezegen yarat sonra kalk sadece birine yaşam koy. tuhaf işler.

holy motors

Valla filmden değil Türkiye tüm dünya fazla bir şey anlamamış. Ama kimsenin kral çıplak demeye cesareti yok. Hemen herkes burada şunu anlatmış, burada da şu metafor var diyor ama emin değil.

Kendi açımdan söyleyim bu film sanatsa ben sanattan bir bok anlamıyorum. Evet, itiraf ediyorum anlamıyorum.

Film bana göre önce hikayedir, senaryodur. Sonra oyuncuların performansı gelir. Tabii bunların hepsinin üstünde bunları gerçek anlamda güçlü bir şekilde yorumlayacak bir yönetmendir. Bu üçü de 10 üzerinden 7'lik performans sergileseler film harika olur. 8 ve üzeri muhteşemdir. Herhangi biri 10 olsa başyapıt olur. Bu filmde oyunculuk fena değil. Ben Denis Lavant'ı öyle de çok beğenmedim. Ama hakkını da yememek lazım girdiği 11 farklı karaktere giriyor adam. Filmi 11'e bölseler ortalama 10 dakika kalmıyor her bir karaktere.

Ben öyle alttan alta bir şey anlatan flmlerden haz almıyorum. Hikaye net olmalı. Düşüneceksem oyunculuk gücü, hikaye ve özdeşleştirme üzerine olmalı. Yönetmen ne anlatmak istemiş diye düşünmek istemiyorum.

Mesela "Babam ve Oğlum" hikaye güzel, oyunculuk güçlü ve yönetmen iyi. Hikaye çok içimizden. Yurt dışında başarılı olma şansı az. Ama bu topraklarda yaşayan hangi insan evladı bu filmden etkilenmemiştir. Çetin Tekindor mu Denis Lavant mı derseniz Çetin Tekindor derim.

Düşünmek istiyorsunuz filmde... Alın size Matrix. Herhalde bu filmi seyreden her senarist "keşke benim aklıma" gelseydi diye hayıflanmıştır. Düşünmekse düşünmek, kafa patlatmak budur.

Film beğenmek de zevk meselesidir ve herkesin zevkine de saygım sonsuz ama bana göre değil. Açıkçası ne bir yönetmenin iç dünyasını ve bilinçaltını merak etmiyorum, ne anlatmak istedi diye de kafa patlatmak istiyorum. Black Mirror'un herhangi bir bölümü ben de daha fazla düşünme duygusu uyandırıyor.

uyuşturucu satıcılarının ayaklarını kırın

jargon, uslup, kanun, hak, hukuk hiçbir şey yok abi.

hiçbir şey.

şimdi burada polis kıl olduğu tipin ciddi ciddi bacaklarını kırıp sakat etse adamın da bir günahı olmasa bu vebali nasıl taşıyacaksınız sayın soylu?

bir vatandaş çıkıp uyuşturucu satıyor diye birine ceza vermeye kalktığında sorumluluğu siz alacak mısınız soylu bey?

lütfen rica ediyorum, siz bu ülkenin içişleri bakanısınız.
© copyright 2005 - 2026