bugün
- silvermist13
- sözlükte tanıdığınız en iyi kişi24
- gitmek iyileştirir mi3
- sözlük hesabını sil perileri7
- kahve ve sigara ile yağmuru izlemek6
- gocu'ya özgürlük11
- said nursi nin ajdar anık a verdiği ayar3
- dincilerin apoyu atatürk ten çok sevmesi2
- yanlışlıkla başkasının külodunu giymek3
- gocu11
- tek başına hastaheneye gitmek2
- yogartiksen3
- gocu'nun çaylaklık durumu kaldırılsın7
- aşk7
- sabahları nefret edilen şeyler12
- dincilerin insanların yaşamına karışması3
- şiiri ayak kokan kadın4
- türbanlı kız arkadaşıyla sevişmeyi düşünen erkek2
- fatma betül sayan kaya49
- fon mağdurlarının ana para iadelerini beğenmemesi4
- yazılımcıların maaş pazarlığında yaptığı hatalar3
- farklı mısın4
- yeşil parka giyen kız5
- tüik ve enag'ın eylül enflasyonu verileri3
- senden benden trilyonları çalanlar5
- ne yazarsam yazayım çaylak olmuyorum4
- orta yaşlıların birbirilerine kanki demeleri2
- sarımsak6
- arkadaşlar beni neden sevmediniz3
- 4 ekim 2026 konohafest saldırısı3
- cin filmleri4
- ideal bira bardağı3
- bir erkeğe yapılabilecek en iyi iltifat10
- riyad da ikinci mekke ittifakı toplantısı3
- pazartesi sabah 7 de spor salonuna giden insan3
- sözlük gıybeti12
- yıldız tilbe kızılı2
- cemil ipekçi2
- arkadaşlar çok uykum var2
- türk korku filmi klişeleri3
- hepinizden nefret ediyorum ama tek başıma da canım2
- pizza5
- dünyanın en yakışıklı erkekleri listesi8
- hangi tatlısınız10
- pazartesi sabahı erken kalkmak için bir neden3
- kapatıcı kullanılmayan gün12
- pizza margarita4
- akp seçmeni16
- anın görüntüsü20
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı19
çıktım ağacın dalına topladım hamını mamını düşersen aşağıya görürsün ebenin amını....
barış bıçakçı'nın en harika kitabı. kitaptan henüz bahsedilmemesi de sözlüğün ayıbı.
detaya girmeyeceğim; eminim okuyanlar vardır.
--burus vilis ölüymüş--
beni en güzel evdeki ayna gösteriyor.
--burus vilis ölüymüş--
detaya girmeyeceğim; eminim okuyanlar vardır.
--burus vilis ölüymüş--
beni en güzel evdeki ayna gösteriyor.
--burus vilis ölüymüş--
kısa, anlamlı, özlü sözlerdir.
barış bıçakçı'nın kesinlikle en güzel eseri. barış bıçakçı'nın en iyi kitabının aramızdaki en kısa mesafe olduğunu söyleyen emrah serbese katılmıyorum.
--spoiler--
veciz sözler programında sözcüğün yalnızlık olduğu ve bana kalırsa en yoğun katılım gerçekleştiği gün, kahramanmaraştan arayan bir lokantacı,"kumarda kaybedemeyeceğiniz tek şey yalnızlığınızdır." yozgat'tan genç bir öğretmen, "yalnızlık üzerinde durduğunuz zemindir." van'dan bir kadın terzisi, "yalnızlık su gibidir, içinde durduğu insanın şeklini alır." ankaradan bir serbest muhasebeci, "yalnızlık mı? milyarlarca insanın adı geçiyor bu bahiste."
--spoiler--
--spoiler--
veciz sözler programında sözcüğün yalnızlık olduğu ve bana kalırsa en yoğun katılım gerçekleştiği gün, kahramanmaraştan arayan bir lokantacı,"kumarda kaybedemeyeceğiniz tek şey yalnızlığınızdır." yozgat'tan genç bir öğretmen, "yalnızlık üzerinde durduğunuz zemindir." van'dan bir kadın terzisi, "yalnızlık su gibidir, içinde durduğu insanın şeklini alır." ankaradan bir serbest muhasebeci, "yalnızlık mı? milyarlarca insanın adı geçiyor bu bahiste."
--spoiler--
--spoiler--
"Bir öğleden sonra sahilde oturmuş kitap okurken koşarak önümden geçtiğini gördüm, biraz ileride durup geri döndü ve 'Biliyor musun,' dedi nefes nefese, 'Emre'nin ayağına deniz kestanesi battı!' 'Öyle mi!' dedim, onun hoşuna gideceğini düşündüğüm şaşkın bir yüz ifadesi takınarak, 'Peki şimdi nerde?' 'Ayağında!' diye bağırdı çın çın, sonra da yine koşarak uzaklaştı. Ah, öznelerin farklılığı öldürecek beni. O zaman çok güldürmüştü ama şimdi öldürecek. Herkesin cümlesi aynı bile olsa öznesi farklı. Ve gramer hiçbir işe yaramıyor. Demek istediğim, özne hiçbir zaman ben olamadım. Özne hep bir deniz kestanesiydi."
--spoiler--
"Bir öğleden sonra sahilde oturmuş kitap okurken koşarak önümden geçtiğini gördüm, biraz ileride durup geri döndü ve 'Biliyor musun,' dedi nefes nefese, 'Emre'nin ayağına deniz kestanesi battı!' 'Öyle mi!' dedim, onun hoşuna gideceğini düşündüğüm şaşkın bir yüz ifadesi takınarak, 'Peki şimdi nerde?' 'Ayağında!' diye bağırdı çın çın, sonra da yine koşarak uzaklaştı. Ah, öznelerin farklılığı öldürecek beni. O zaman çok güldürmüştü ama şimdi öldürecek. Herkesin cümlesi aynı bile olsa öznesi farklı. Ve gramer hiçbir işe yaramıyor. Demek istediğim, özne hiçbir zaman ben olamadım. Özne hep bir deniz kestanesiydi."
--spoiler--
sen doğru ol da varsın alem yalan olsun.
" bu dünyada, şiirden ve denize doğru giden bir trende ritsos üzerine konuşmaktan daha güzel bir şey yoktu " diye gulumseten bir cümlenin gectigi bariş bıçakçı kitabi.
"Dost dediğin bir tek O'dur. Ne yanına gelen birisi için sevin. Ne yanından giden birisi için üzül..."
Eddi Anter
Eddi Anter
--spoiler--
Aile televizyon karşısında gerçekleştirilen toplu bir intihardır. demişti Sulhi. Yine Ankaradan arayan ve adının Ekber Düzgün olduğunu söyleyen biri, sıcak ve neşeli bir sesle, içinde kaybolabileceğiniz en güvenli kalabalıktır aile.
Bolulu bir iç mimar, Aile bir mayın tarlasıdır, birey olmak için oradan sağ salim çıkabilmek gerekir.
Çanakkaleden nöbete kalmadığı günlerde hiç sektirmeden arayan yedek subay, Aile bir fanustur.
--spoiler--
Aile televizyon karşısında gerçekleştirilen toplu bir intihardır. demişti Sulhi. Yine Ankaradan arayan ve adının Ekber Düzgün olduğunu söyleyen biri, sıcak ve neşeli bir sesle, içinde kaybolabileceğiniz en güvenli kalabalıktır aile.
Bolulu bir iç mimar, Aile bir mayın tarlasıdır, birey olmak için oradan sağ salim çıkabilmek gerekir.
Çanakkaleden nöbete kalmadığı günlerde hiç sektirmeden arayan yedek subay, Aile bir fanustur.
--spoiler--
--spoiler--
Sulhi daha ortaokuldayken okumaya başladığı romanların etkisiyle uzaklaşmış, farklılaşmıştı insanlardan. Edebiyat böyledir işte. insanları hem yakınlaştıran hem de uzaklaştıran bir etkisi vardır ve yakındı uzaktı derken, bir bakmışsınız gözünüz bozulmuş, ensenizde berbat bir ağrı.
Sonra, Dostoyevskiyi lisedeyken, hayatının baharındayken okuyan biri iflah olur mu?
Duygularını pek belli etmeyen, hiç şaşırmaz, hiç heyecanlanmaz gibi görünen babası söz etmişti bir akşam Dostoyevskiden. Salondaki kanepede yan yana oturuyorlardı. Bira bardağıyla mercimek çorbası içerken sormuştu Sulhiye, Suç ve Cezayı okudun mu? Sulhi okumadığını söyleyince, babası onu en çok etkileyen kitaplardan biri olduğunu söylemişti, gözle görünür bir heyecanla. Bu baştan aşağı tecrübe ve akıl dolu adamın, dünya üzerindeki hiçbir şeye şaşırmazmış gibi görünen bu adamın çok etkilendiği kitap Sulhinin ilgisini çekmiş, o gece salondaki kitaplıkta yıllardır gördüğü, sırtını açık kahverengi orlondan yelek giymiş ihtiyar bir kadının sırtını seyreder gibi seyrettiği kitabı eline almıştı. insanoğlunun değişmez tarafını, ortak ruhunu eline almıştı, okumuştu. insanlar önce yakınlaşıyor, sonra uzaklaşıyor, sonra tekrar yakınlaşıyor, Sulhinin gözleri yavaş yavaş bozuluyordu.
Sulhi, Dostoyevskiyi okuyunca, insan toprağının altını üstüne getiren bir köstebeğe dönüşmüştü. Artık, insanların bütün konuşmalarını, davranışlarını bir resim gibi seyrediyordu. ikiye bölünmüştü. (Ama böyle olanların psikiyatra gitmeleri söylenir, hemen küçük bir kâğıda isim, telefon, adres yazılır; çok iyi bir adamdır, ücreti de makuldür.) Yaşayan Sulhi, seyreden Sulhi. Dostoyevski Rus işi bir bıçakla onu ikiye ayırmıştı. ihtiyarın gözü iyi görmediğinden ya da çişi geldiği için acele ettiğinden, tam ortadan bölememiş, Sulhinin seyreden yarısı daha büyük olmuştu. Alın size iki Sulhi. Birken iki oldu reddedeceğiniz, aranıza almayacağınız insan.
--spoiler--
Sulhi daha ortaokuldayken okumaya başladığı romanların etkisiyle uzaklaşmış, farklılaşmıştı insanlardan. Edebiyat böyledir işte. insanları hem yakınlaştıran hem de uzaklaştıran bir etkisi vardır ve yakındı uzaktı derken, bir bakmışsınız gözünüz bozulmuş, ensenizde berbat bir ağrı.
Sonra, Dostoyevskiyi lisedeyken, hayatının baharındayken okuyan biri iflah olur mu?
Duygularını pek belli etmeyen, hiç şaşırmaz, hiç heyecanlanmaz gibi görünen babası söz etmişti bir akşam Dostoyevskiden. Salondaki kanepede yan yana oturuyorlardı. Bira bardağıyla mercimek çorbası içerken sormuştu Sulhiye, Suç ve Cezayı okudun mu? Sulhi okumadığını söyleyince, babası onu en çok etkileyen kitaplardan biri olduğunu söylemişti, gözle görünür bir heyecanla. Bu baştan aşağı tecrübe ve akıl dolu adamın, dünya üzerindeki hiçbir şeye şaşırmazmış gibi görünen bu adamın çok etkilendiği kitap Sulhinin ilgisini çekmiş, o gece salondaki kitaplıkta yıllardır gördüğü, sırtını açık kahverengi orlondan yelek giymiş ihtiyar bir kadının sırtını seyreder gibi seyrettiği kitabı eline almıştı. insanoğlunun değişmez tarafını, ortak ruhunu eline almıştı, okumuştu. insanlar önce yakınlaşıyor, sonra uzaklaşıyor, sonra tekrar yakınlaşıyor, Sulhinin gözleri yavaş yavaş bozuluyordu.
Sulhi, Dostoyevskiyi okuyunca, insan toprağının altını üstüne getiren bir köstebeğe dönüşmüştü. Artık, insanların bütün konuşmalarını, davranışlarını bir resim gibi seyrediyordu. ikiye bölünmüştü. (Ama böyle olanların psikiyatra gitmeleri söylenir, hemen küçük bir kâğıda isim, telefon, adres yazılır; çok iyi bir adamdır, ücreti de makuldür.) Yaşayan Sulhi, seyreden Sulhi. Dostoyevski Rus işi bir bıçakla onu ikiye ayırmıştı. ihtiyarın gözü iyi görmediğinden ya da çişi geldiği için acele ettiğinden, tam ortadan bölememiş, Sulhinin seyreden yarısı daha büyük olmuştu. Alın size iki Sulhi. Birken iki oldu reddedeceğiniz, aranıza almayacağınız insan.
--spoiler--
barış bıçakçı'nın yanılmıyorsam 2002 yayınlanan kitabıdır. Her biri ayrı bir tat bırakan barış bıçakçı kitaplarının benim için ' bir süre yere paralel gittikten sonra' ile birlikte başı çeken eseridir.
kitap okurken, çok tedbirliyidir, hiç kıyamam onlara. Sayfalarını çok açmam bile, aman kırılmasın kıvrılmasın diye uğraşırım. Okuduğum beğendiğim kısımların altını çizmem, çizemem. Dokunamam, sanki bozulacakmış büyüsü kaçackamış gibi gelir ama ilk defa bu kitapta altını çizmek istedim ama sonra fark ettim ki altını çizersem bütün kitabı çizmem lazım ama yapamam, dokunamam.
110 sayfalık bu kitabı bugün işyerimde okudum, bir solukta! işten çıkıp, eve gelip hüngür hüngür ağlamak istedim.
kitap okurken, çok tedbirliyidir, hiç kıyamam onlara. Sayfalarını çok açmam bile, aman kırılmasın kıvrılmasın diye uğraşırım. Okuduğum beğendiğim kısımların altını çizmem, çizemem. Dokunamam, sanki bozulacakmış büyüsü kaçackamış gibi gelir ama ilk defa bu kitapta altını çizmek istedim ama sonra fark ettim ki altını çizersem bütün kitabı çizmem lazım ama yapamam, dokunamam.
110 sayfalık bu kitabı bugün işyerimde okudum, bir solukta! işten çıkıp, eve gelip hüngür hüngür ağlamak istedim.
Hayatta hep acı yenmez.
Babamdandır, kalsın Şuracıkta.
Babamdandır, kalsın Şuracıkta.
Barış Bıçakçı'nın şu an için okuduğum ilk ve tek kitabı.
Kitapta tüm bu olağan hayat aslında yaşama hüznünden başka bir şey değil gibi geliyor bana. -ki gerçekte de bi farkı yok.
Herkes biraz, bense çokça sulhi saygılıyım.
"Bu hayatın dışına çıkmak için intiharın dışında bir yol bulmalısın"
S.88
Kitapta tüm bu olağan hayat aslında yaşama hüznünden başka bir şey değil gibi geliyor bana. -ki gerçekte de bi farkı yok.
Herkes biraz, bense çokça sulhi saygılıyım.
"Bu hayatın dışına çıkmak için intiharın dışında bir yol bulmalısın"
S.88
görsel
canım barış bıçakçı'yı ilk tanıdığım kitap. liseli dimağıma can suyu olmustu bu kitaptaki cümleler. okuyun ve sevin sulhi'yi.
canım barış bıçakçı'yı ilk tanıdığım kitap. liseli dimağıma can suyu olmustu bu kitaptaki cümleler. okuyun ve sevin sulhi'yi.
"suskunluğun olduğu yerde derin bir uçurum gizlidir."
sulhi saygılı'yı analım.
barış bıçakçı'ya ait başucunda tutulası kitap.
sulhi saygılı'yı analım.
barış bıçakçı'ya ait başucunda tutulası kitap.
“eskiden, cok eskiden, dunyada daha denizler, göller, nehirler yokken, uzgunbalıgı diye bir balık yasarmış. gözleri simsiyah, agzı küçücük olan bu balık, mavi, kırmızı ve yeşil pulları güneşin altında parlarken havada dolaşır, hiç arkadaşı olmadığı için ağlarmış. öyle cok ağlamış ki gözyaşları taşıp deniz olmuş.”
—
daha 12 yaşında kumru. sınıflarındaki can a aşık olmuş. kumrunun kalemlerini, defterlerini tenefüste çöpe atıyormus. kumru yapma demiş birkac kez. o zaman tebesir tozunu ona atıp sigisini bulandırmaya, formasının kuşağını koparmaya, tokasını çalıp kacmaya başlamış.
-bu yaramaza mı aşık oldun?
-bi tek bana yapıyor bunları ama, bi tek bana. yaramaz filan degil aslında.
-soyledin mi ona asık oldugunu?
-hayir, soylersem bu sacmaliklari yapmayi birakir diye korkuyorum.
—
-suhi bey tam tahmin ettigim gibisiniz.
-nasilim?
-hem neseli hem de kederli
baris bicakci-veciz sozler
—
daha 12 yaşında kumru. sınıflarındaki can a aşık olmuş. kumrunun kalemlerini, defterlerini tenefüste çöpe atıyormus. kumru yapma demiş birkac kez. o zaman tebesir tozunu ona atıp sigisini bulandırmaya, formasının kuşağını koparmaya, tokasını çalıp kacmaya başlamış.
-bu yaramaza mı aşık oldun?
-bi tek bana yapıyor bunları ama, bi tek bana. yaramaz filan degil aslında.
-soyledin mi ona asık oldugunu?
-hayir, soylersem bu sacmaliklari yapmayi birakir diye korkuyorum.
—
-suhi bey tam tahmin ettigim gibisiniz.
-nasilim?
-hem neseli hem de kederli
baris bicakci-veciz sozler
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar