bugün
- sözlükte ciddi kitap okuyan yok29
- en sevilen game of thrones karakteri6
- uludağ sözlüğün muhafazakarlaşması5
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı30
- soğuk havalarda sevişmenin eziyete dönüşmesi7
- ofsaytımsı vol 220
- simko332
- bik bik'in mutfağına konuk olmak15
- ilk buluşmada tandır lavaşla tulum peyniri yemek4
- bik bik'in ayaklarıyla ezdiği üzümden içmek4
- türk askeri yemen e gitsin kampanyası41
- hamburg toplu taşıma sistemi8
- sözlükteki ilişki skandalı39
- bende kara patlıcan oturtması severim diyen kız8
- sözlük kızlarının ravenna hariç iyi olması3
- almancı yuzır3
- tinder'ın algoritması3
- dem terör partisi8
- sözlük müminlerine sorulan sorular2
- türk lirasının israil şekelinden değersiz olması2
- seminerlerde nefret ettiğiniz davranışlar5
- yavuz sultan selim12
- mersin merkezli 4 ilde ışid operasyonu 10 gözaltı2
- nürnberg havalimanı6
- nietzsche freud dostoyevski okumuş erkek3
- ilham aliyev26
- çok film izleyen insandan zarar gelmez26
- 1000 tl'nin 34 manat etmesi2
- sözlük yazarlarının en son okuduğu kitap4
- barça bu galatasaray'a kaç atar6
- fransa da akılalmaz siber saldırı3
- durduk yere arabistan husi savaşına dahil olmak10
- seküler sanılan muhafazakarlar5
- demokrasi3
- sıcak çıtır lahmacun ezme salata buz gibi kola7
- kara para nasıl aklanır sorunsalı6
- heyt bea'nın mutfağına konuk olmak4
- nervio16
- çivisi çıkmış boklu dünyanın azgın pompacıları3
- lavaş2
- yağmurlu bir gecede uzun yolda araba sürmek3
- donunu ve yarağını satmak5
- cilt kanseri6
- beyoğlu2
- uludağ sözlüğe kayyum atanması5
- çıkarıldığında rahatlatan şey3
- yulaf lapası5
- itfaiyecilik kursu2
- allah4
- istanbul da sağanak ve fırtına uyarısı3
Arapça v-K-l kökünden gelmektedir. Allah’a vekalet verip ‘ben elimden geleni yaptım, sana her şeyimi emanet ediyorum, kaderime boyun eğiyorum.” Anlamı taşımaktadır.
güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek” anlamlarına gelir. Terim olarak ise “hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve işin sonrasını Allah’ın takdirine bırakmak” demektir.
i'lem Eyyühel-Aziz!
Nefis daima ızdırablar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü Kadere razı olmuyor. Halbuki şemsin tulû' ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû' ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cebhesinde yazılıdır. isterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz hâ!
Ve illâ muhakkak bilsin ki: Semavat ve Arz'ın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Hâlık-ı Külli Şey'in rububiyetine muhabbetle rıza-dâde olmalıdır.
-Mesnevi-i Nuriye, rnk
Nefis daima ızdırablar, kalâklar içinde evhamdan kurtulup tevekküle yanaşmıyor. Hükm-ü Kadere razı olmuyor. Halbuki şemsin tulû' ve gurubu muayyen ve mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû' ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cebhesinde yazılıdır. isterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat başı kırılır, yazılara bir şey olmaz hâ!
Ve illâ muhakkak bilsin ki: Semavat ve Arz'ın haricine kaçıp kurtulamayan insan, Hâlık-ı Külli Şey'in rububiyetine muhabbetle rıza-dâde olmalıdır.
-Mesnevi-i Nuriye, rnk
"Tevekkül, kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şeyle değişilmez."
-Mektûbat, rnk.
-Mektûbat, rnk.
TEVEKKÜL: işi başkasına ısmarlamak. * Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. * Yeis ve kederden uzak olmak. * Âcizlik göstermek.(iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbabı, bütün bütün reddetmek değildir; belki esbabı, dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüs ise, bir nevi dua-i fiilî telâkki ederek; müsebbebatı, yalnız Cenab-ı Hak'tan istemek ve neticeleri O'ndan bilmek ve O'na minnettar olmaktan ibarettir.Tevekkül eden ve etmeyenin misalleri, şu hikâyeye benzer:Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi girer girmez yükünü gemiye bırakıp üstünde oturup nezaret eder. Diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmıyacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhafaza edeceğim." Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i Sultaniye daha kuvvetlidir. Daha ziyade iyi muhafaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremiyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tardedecek. Ya haindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihza ediyor, hapis edilsin, diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyayı ve zilleti gösteren tasannuun ile kendini halka mudhike yaptın. Herkes sana gülüyor" denildikten sonra o biçârenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh!... Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum" dedi.işte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfuruşluktan ve maskaralıktan ve şekavet-i uhreviyyeden ve tazyikat-ı dünyeviyye hapsinden kurtulasın... S.)"
“Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim” (Tevbe Sûresi: 129)
işlerini allah'a bırakmak.
tevekkülün, bedenle çalışmayı ve akıl yoluyla tedbir almayı terketmek ve yere bir paçavra gibi serilmek veya kasap tezgâhı üzerindeki et külçesi gibi yığılmak olduğu zannedilir.
bu, cahillerin zannıdır.
salih mirzabeyoğlu - parakutâ
bu, cahillerin zannıdır.
salih mirzabeyoğlu - parakutâ
hayalciliktir.
Türkçesi çalışmak bizden takdir allah'tan olan tabirdir.
Arzu ettiğin ne varsa, onlar için elinden gelen çabayı göstermek. Gerçekleşip gerçekleşmemesiyle ilgili hayırlı sonucu Allah’a bırakmak.
Arapların uyuşuk hallerinin sebebi olan Arap inancıdır.
Türkleri ilgilendirmez.
Türkleri ilgilendirmez.
''hakk'a tefviz-i umur et, ne elem çek ne keder,
gelir elbette zuhura, ne ise hükmü kader.''
gelir elbette zuhura, ne ise hükmü kader.''
Calisip, sonucu allah'tan beklemek ve dilemek olanken, biz sadece dua ederek tevekkul ediyoruz ilginc.
Arzulanan şeyin olması veya olmaması keyfiyetini Allah’a bırakmaktır. eylemsizlik değildir, yani çabalamamayı içermez fakat bazen ne kadar çabalasan da olmayabileceğini, ancak “o” ol dediği an olacağını bilmek; kendi gücünün/çabanın sınırlılığını fark etmektir.
allah ın sıfatlarından biri vekildir.
butun kapılar yuzunuze kapandıgında benim vekilim allah tır denir.
iste ona sıgınıldıgında allah sizi geri cevirmeyecektir.
tevekkul budur.
butun kapılar yuzunuze kapandıgında benim vekilim allah tır denir.
iste ona sıgınıldıgında allah sizi geri cevirmeyecektir.
tevekkul budur.
“biz neyin ömrünü uzatmışsak gelişmesini ters çevirmişizdir.” demek işin olmayan, midenin almadığı konularda tevekkül etmeyi göz önünde bulundur demektir.
"tevekkül, rızkın sebeplerden değil allah'tan geldiğini bilmektir." abdülkadir geylani
önemli tabii. ama önlem almak da önemli. mesela ferdi kaza sigortası da bir önlem. katılım emeklilik uygun koşullarla sunuyor.
teslimiyet. Allah’a güvenmek” anlamındaki vekl kökünden türeyen tevekkül “birinin işini üstüne alma, birine güvence verme; birine işini havale etme, ona güvenme” mânasına gelir. Tevekkül tasavvufta bir makam ve hal olarak kabul edilir. Sûfîler tevekkülün birçok çeşidi ve mertebesinden bahsetmişlerdir. Onların tevekküle dair tanımları bu çeşit ve mertebelerle ilgilidir. Cüneyd-i Bağdâdî’nin, “Tevekkül kalbin Allah Teâlâ’ya itimat etmesidir” şeklindeki ifadesi tevekkülün genel bir tarifidir (Serrâc, s. 79). Ebû Nasr es-Serrâc ve Hâce Abdullah-ı Herevî gibi sûfîler tevekkülün biri bütün müminleri kapsayan (avam), diğeri müminlerden özel bir zümreyle ilgili olan (havas), üçüncüsü çok özel bir zümreye özgü bulunan (ehassü’l-havâs) üç mertebesinden söz eder. “Müminler Allah’a tevekkül etsinler” meâlindeki âyet (el-Mâide 5/11) birinci, “Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etsinler” âyeti (ibrâhîm 14/12) ikinci, “Kim Allah’a tevekkül ederse O ona kâfidir” âyeti (et-Talâk 65/3) üçüncü mertebedeki tevekkülle ilgilidir. Birinci mertebede kulun kulluğun gereklerini yerine getirmeye gayret etmesi, kalbini rabbine bağlaması, Allah’ın kendisine yeterli olduğuna inanması, verdiğine şükredip vermediğine sabretmesi esastır (a.g.e., s. 78). Zünnûn el-Mısrî’nin, “Tevekkül nefsin aldığı tedbiri terketmek, güç ve kuvvetten soyutlanmaktır” şeklindeki tanımı tevekkülün bu mertebesiyle ilgilidir. “Tedbiri alan Allah’tır” (Yûnus 10/3, 31; er-Ra‘d 13/2; es-Secde 32/5). Kulun kendi tedbirini terkedip Allah’ın tedbiriyle yetinmesi rabbine güvenmesi anlamına gelir. “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” sözü tevekkül bahis konusu olunca kulun gücünü ve kuvvetini terketmesi demektir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar