bugün
- yazarlara verilmiş lakaplar6
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek15
- ben geldim naneler19
- renkli gözün türkiyede çok yaygınlaşması7
- deniz göktaş'ın gözaltına alınması18
- sözlükte flörtleşmek18
- karşılıklı aşk yaşamadan ölmek8
- pandela43
- ferdi özbeğen9
- kız arkadaşıma hediye edeceğim araba için öneriler11
- sözlüğü siliyorum dostlar17
- devlet kim lan7
- 3 temmuz 2026 portekiz hırvatistan maçı7
- hem entelektüel hem sikici hem yakışıklı erkek8
- wednesdayin annesi8
- çok çişi gelen insan5
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği5
- kız arkadaşın 17 saattir mesaj atmaması17
- pandela tarzı entry gir6
- erkekler olarak sokakta donla dolaşmak istiyoruz6
- sözlüğün gerizekalı kaynaması2
- azgın türbanlı10
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları7
- dün erkeklerin yüzde 35'i seks yapmadı4
- kaçak bey kullanmayan elektrik5
- arkadaşlar bu ayakkabı nasıl8
- sözlüğün kahve olması13
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak5
- izlenmiş en kusursuz film8
- mmm pandela poposu kocaman5
- menekşe moru oje4
- gay oğlunu sevgilisiyle basan baba3
- annenin ölmesi5
- alttaki yazara aşık ol11
- sözlüğün zıvanadan çıkması4
- ispanyol erkeklerini türk erkekleriyle takas etmek4
- 35 yaşında ölmek4
- sevgiliyle sevişirken akla ilyas salmanın gelmesi3
- evlenmekten korkmak10
- alain delon vs cüneyt arkın5
- dikkat dikkat tai lung kız11
- tai lung ile revani yemek4
- türk müsün6
- neden entry girmiyorsunuz nereye kayboldunuz3
- rus edebiyatı vs türk edebiyatı3
- x in memeleri3
- anın görüntüsü20
- gerdek namazı10
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle24
- 2026 dünya kupası34
sarı renk çok dikkat çekici olduğu için taksi ve dolmuşların rengidir. bunun ötesinde sarı renginin kişilerdeki anlamı: entellektüel güç, yöneticilik, hırs ve iddia, zekadır. c, ç, u, ü ve l harflerinin ilgili rengi sarıdır. yani kişinin isminde ve soyisminde bu harflerin yoğunlukta olması kişinin entellektüel benliğini, zaman zaman farklı buluş ve proje üreterek düşünce gücünü öne çıkartır.
deyince yanına direkt kırmızı diyesim geliyor, galatasaraylı olduğumdan olabilir. Günlük yaşantımda pek tercih etmediğim bana sürekli çişi anımsatan renk.
çok güzel bir jehan barbur şiiri.
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine
Jehan Barbur
buradan da dinlenilebilir:http://www.youtube.com/watch?v=mtA2bP5MsiY
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine
Jehan Barbur
buradan da dinlenilebilir:http://www.youtube.com/watch?v=mtA2bP5MsiY
bana çok itici gelen renktir. tersleyen, azarlayan, soğuk bir etkisi var o rengin.
hiç kimseye yakıştıramadığım ama özellikle bir erkekte görünce geri geri kaçtığımdır.esmer mi esmer ve şaka yapar gibi sarı bir tshirt giymiş erkekle konuşurken muhabbete odaklanabilmek hak getire, ben onu değişik renklerle soyup soyup giydiriyorumdur o an.
kadınların sarışın olma çılgınlığından bahsetmiyorum bile!
hiç kimseye yakıştıramadığım ama özellikle bir erkekte görünce geri geri kaçtığımdır.esmer mi esmer ve şaka yapar gibi sarı bir tshirt giymiş erkekle konuşurken muhabbete odaklanabilmek hak getire, ben onu değişik renklerle soyup soyup giydiriyorumdur o an.
kadınların sarışın olma çılgınlığından bahsetmiyorum bile!
ölüme ve hastalığa en fazla yakışan renk.
fenerbahce ve galatasaray in az olan ortak yönlerinden birtanesi, bayraklarindaki renk.
bana güneşli günleri, bahar ve mutluluğu çağrıştıran en sevdiğim renk. en çok çiçeklere yakışır mesela nergise.
trafikte araçlara verilen geçici plakanın rengidir.
galatasaray'ın renklerinden.
şiiriyle, bestesiyle *, seslendirmesiyle bir jehan barbur'dur.
penguen dergisinde gürcan yurt imzalı kral soytarısı tiplemesi. bir nevi ülkeyi o yönetir. takip ediniz.
penguen dergisinin en tırt tipidir. komik olmadığı gibi aşırı itici. zaten gürcan yurt destere filmi ile kalitesini belli etmişti. ya robinson ve cuma ya hiç, tek numarası buymuş.
neşe veren bir renktir. parlak sarı ışık, kan dolaşımı üzerinde olumlu etki yapar. en parlak renktir. zekayı açar. gri ile karıştırılırsa etkisini kaybeder.
diğer renkler ile karıştırıldığında renklerin parlaklık derecelerini kuvvetlendirir.
diğer renkler ile karıştırıldığında renklerin parlaklık derecelerini kuvvetlendirir.
ve lacivert uyumu.
suskunlar dizisi baş karakter. tatlı oğlan. kel. deri ceket giyer, yakıştırır kendine.
''Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini...''
her gün dinleye dinleye tükettiğim; ama tükendiğini sandığım yerden yeniden, yine beni bulan jehan barbur şiiri.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini...''
her gün dinleye dinleye tükettiğim; ama tükendiğini sandığım yerden yeniden, yine beni bulan jehan barbur şiiri.
ingilizceye çevirince de coldplay-yellow dinlemek isteten renk. dur dinliyim.
göztepe nin kırmızıyla bütünleşen rengidir.
jehan barbur hanımın mükemmel albümünün adıdır. Albümde "kırık bir aşk hikayesi" adlı şarkısı çok dinlenesidir.
türk kızlarının çoğunun saçını boyattığı renktir.
"fincanın etrafı sarı,
ağlarım sızlarım zarı zarı" türküsünü akla getirir.
ağlarım sızlarım zarı zarı" türküsünü akla getirir.
bende ki karşılığı ayrılık, ölüm ve ulaşılmazlık olan; bu yüzden düşmanı olduğum, en ufak bir eşyamda dahi barındırmadığım renk. son zamanlarda ufak ufak hayatıma giriyor o ayrı ama sarı sevimsizdir.
Lacivertle birlikte aşkın rengini oluşturur.
jehan barbur' un söylediği şiir, melodi de güzeldir çalan.
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine...?
Bir ara sokakta öldüm...dün
Öylece yani.
Birdenbire
Boşluğa düşer gibi, sarı bir sessizliğin içinde
Granit duvarlı binanın anlamsızlığına,
Şehrin boşu boşunalığına içerlerken
Bırakmışım son nefesimi kaldırıma
Bitmiş,
Öylesine yani.
Birdenbire
Yan binadaki otel odasından izliyordu oğlan
Yüz ifadesini göremesem de
Anlamış mıydı acaba öylece oturmadığımı?
O sokakta bitti her şey
Öğleden sonralarını bir bardak sütle geçiştiren
Apartman sakinlerini düşlerken
Sıkıntıdan
Ölmüşüm...dün
Arka odada ütü yapıp
Buharını burnuna çeken kadını,
Mutfağında her öğün için soğan doğrayıp
Gözyaşını kabuklara saklayan Madam Mari'yi
Kocasıyla artık sevişemediği için
Kapı komşusu gar sabunu satan adamı düşleyen Servi'yi
Düşündükçe
Ölüvermişim...dün
Böylece bitmiş yani,
Birdenbire
Sıkılmışım derinden zahir.
Tutunca da nefesimi
Portakal kabuklarıyla çay demini döktükleri çöpe
iki kedi de bulanınca
Kaldıramamış nefsim demlenmiş portakal kedilerini
Balkabağı mevsimi bile değilken
Dönüşüvermiş her şey baldan kabağa
Ve saat henüz 12'yi vuramamışken
Kalkmış otobüsler durmamaya
Mecal mi bulamamışım, yere döktükleri bala mı basmışım
Hatırlamam ama
Öylece kalakalmışım-kalkamamışım.
Şehrin insanı haberdar değil mi bu öldüresiye sıkıntıdan?
Vagonlar boş, birkaçı kiremit taşıyor topraktan
Kayıklar da serseri misinalar
Otobüsler kimseyi almadan durup durup geçiyorlar duraktan
Arabalar yürüme mesafelerini öldürüyor her gün, her öğle
Her gece
Bisikletleri balkonlarında unutanlar
Her an yağmur yağsın diye dua ediyor
Üç öğün yemek yiyip, dört öğün uyuyorlar
Buna rağmen erken uyanıp, geç yatıyorlar
Aynı kuru kahveciden gün aşırı -iş olsun diye-
Yüzer gram kahve alıp evde -iş olsun diye- öğütüyorlar
Ve bir gün bile sormuyorlar öğütülmüşünü
Kimse sormuyor iş olsun diye yapılan iş, iş midir diye?
Bunlar olurken ölmüşüm o ara sokakta
Balkondaki beyaz brandalar rüzgarla sökülürken
Sökülüvermişim
Şişip patlayan bir eteğin dikişi gibi
Sıkıntı işte
Ya da ölmek yerine
iki adım yol yürüyeydim de
Konuşuverse miydim şu gelin çiçeğiyle.
Gitmek yerine...?
(bkz: kırmızı)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar