bugün
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler47
- yogartiksen30
- sözlük kapatılsın8
- romanya11
- ilkokul bebesine türbanı savunmak62
- sözlükteki bölücüler16
- sinem dedetaş'ın ahında boğulacaksınız20
- sarı renkli top8
- kürtlerin futbol oynaması4
- ben vuruldukça çoğalırım yılanoğlu7
- türkiye7
- türkiyelilik4
- cezaevine girmek için rte'ye hakaret eden adam7
- ağlıyorum sözlük21
- yılmaz güney adamlığı2
- benim de devletim olsun diyen kürt7
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek41
- süper lig maçlarının artık izlenemez olması4
- fon vurgunu21
- yılbaşı bileti tuttu mu yapılacak şeyler2
- cumaya gitmeyen erkekleri aşağılayan kadın7
- istanbul'un göbeğinde 3 gün elektrik olmaması5
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı74
- aşk8
- dem parti'nin dönüş takvimi beklentisi4
- türk arapsız yaşayamaz8
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak16
- fransa4
- ispanya3
- portekiz4
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı20
- ismet gurbuz 20242
- libya4
- fon skandalı yasa teklifinin komisyonda kabulü4
- ahmet hakan'ın ben böyle yağmur görmedim yazısı11
- manifest dinleyen erkek10
- mutlu günlerin yakın olması4
- sen farklısın diyen erkek20
- seren serengil6
- donuzlanan başlığıma yazmasın8
- sözlüğü birbirine kattıktan sonra yazarlar2
- beni seviyor musun sözlük16
- gilded'in gözyaşları6
- bebek katili ama nelson mandela3
- çıplak ayakla araba kullanmak3
- sözlük ablası16
- osmanlı cehalet ve budalalık imparatorluğuydu4
- sözlüğün 11 12 yaşındaki çocuklarla dolu olması3
- insan ilişkilerinde sık yapılan hatalar3
- sonsuzluk taşları3
bir adet yandaş holding..
(bkz: renaissance construction)
rusyada uçak krizinden sonra ilk tepik yiyen bunlardı..
(bkz: renaissance construction)
rusyada uçak krizinden sonra ilk tepik yiyen bunlardı..
bu çağda karanlık güçlere karşın, bir aydınlanma çağı oldu. ortaçağda egemen olan filozof aristo iken, rönensans’a egemen filozofun platon olması; platonun kötülüğün bilgisizlikten geldiğini ve erdem’in her insana öğretilebileceğini savunması hümanistlerin eğitime olan inancını arttırdı.
Rönesans sanatın yeniden doğuşu değil ölümü oldu… ve daha bir çok şeyin! Rönesans’ın fikir dünyamızda açtığı yaralar bugün dahi kapanmış değil. Maddenin mânâyı tahakküm aldığı, adına “Aydınlanma” dediğimiz karanlık çağların miladı hiç şüphesiz bu dönem. Güzel ahlâk ile güzel sanatın irtibatının kopuşudur Rönesans. Bu kopuş yüzündendir ki insanlık sadece sanatta değil siyaset, bilim, felsefe, iktisatta lâdini dünya görüşünü Hakikat’in yerine koydu. Sonradan bütün dünyaya dayatılacak olan Avrupa sanatı Rönesans’tan itibaren bilimselleşti. Anatomi, optik, matematik kuralları ve özellikle de merkezî perspektif sanatta insanî ifade imkânını sınırladı. Sömürgeciliği, dünya savaşlarını ve insanları homo-economicus zanneden ideolojileri doğuran işte bu zihniyet oldu. insanlık asırlardır hapsolduğu Rönesansçı perspektiften kurtulabilir; kurtulmalıdır da. Bu kurtuluşun neticeleri ise sadece sanatla sınırlı kalmayacak, ahlâkî, siyasî, felsefî tekâmüllere kapı açacaktır.
Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. insan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. istatistiksel bir yaratık derekesine düşen insan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…
Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz insan’ı arıyoruz. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir insan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür insan.
Biz “modernler” teknolojiyle şekillenen modern dünyada giderek kayboluyoruz. insan’a has nitelikleri makinelere, bürokrasiye ve piyasaya aktardıkça geriye niteliksiz bir Ben’lik kalıyor. istatistiksel bir yaratık derekesine düşen insan artık sadece kendine verilen rolleri oynayabildiği kadar saygı görüyor: Vatandaş, müşteri, işçi, asker…
Makinelerin dişli çarkları arasında kaybettiğimiz insan’ı arıyoruz. Çünkü bilimsel ya da ekonomik düşünce kalıplarına sığmayan, müteâl / aşkın bir insan tasavvuruna ihtiyacımız var. Homo-economicus ya da homo-scientificus değil. Aradığımız, sorumluluk şuuruyla yaşayan hür insan.
Bizim bu devrimlere ihtiyacımız var
Aksi halde sonumuz iran ve Afganistan gibi olur.
Aksi halde sonumuz iran ve Afganistan gibi olur.
Türk kültürünü yeniden diriltecek şey.
antik yunan ve roma döneminde heykeller, çıplak mermer/taş olarak bırakılmazdı.
heykeltıraş, mermeri yontardı ardından bir ressam heykeli tepeden tırnağa boyardı: ten rengi, gözbebekleri, saç telleri, yaldızlı zırhlar, cırtlak kırmızı pelerinler... heykelin üzerinde çıplak mermer neredeyse hiç bırakılmazdı. hatta bazı heykellerde insan derisi hissini vermek için mermerin üzerine kalın boya yerine yarı saydam renkli balmumu sürülür, geri kalan saç, göz, dudak, kıyafet ve zırh kısımları ise tamamen opak ve zıt renklerle boyanırdı. erkek heykellerinde güneşte yanmış, bronz veya koyu kiremit/kahverengi tonlarına boyanırdı. kadınların ten rengi olarak fildişi, açık pembe veya soluk ten rengine boyanırdı. saçları gözleri falan da boyanırdı.
bu boyalar organik olduğu için bin yılı falan göremeden eserlerden kendiliğinden silindi gitti ve bin yıl sonra geriye çıplak mermer kaldı.
1400'üncü yıllarda orta çağ bitip rönesans başladığında, dönemin rönesans sanatçıları ve italyanlar antik roma'yı keşfetmek için kazı çalışmalarına başladı ve toprağın altından bu heykelleri beyaz mermer olarak keşfettiler (boyaları gitmiş)
michelangelo, donatello gibi dönemin dev sanatçıları heykelleri bu halde gördüklerinde şu kanıya vardılar:
"antik yunanlar ve romalılar öyle asil, öyle kusursuz sanatçılarmış ki, biçimin saflığını boyayla kirletmeyip sadece taşın beyazlığıyla heykel yapmışlar!"
buna inandıkları için kendileri de heykellerini (örneğin michelangelo'nun ünlü davut heykeli) bilerek ve isteyerek tamamen saf beyaz mermerden yaptılar, asla boyamadılar. rönesans'taki "asil ve yüksek sanat tek renkli, saf beyazdan olur" anlayışı böyle doğdu.
asil sadelik teorisini buna dayandırarak tüm batı estetiğini yanlış anlaşılan bu beyazlık üzerine kurdular.
18. ve 19. yüzyılda ise, teknoloji gelişince bu heykellerin kıvrımlarında, kulak arkalarında, saç diplerinde ilkel optik mikroskoplarla mikroskobik boya kalıntıları bulmaya başladılar. heykellerin üzerinde kalan orijinal boya kalıntılarını da "antik sanatın saflığını bozuyor" diye arkeologlar ve müzeler tarafından fırçalarla kazınıp yok edildi.
ingiltere'deki british museum gibi dev kurumlar, parthenon mermerlerini sergilemeden önce üzerlerindeki orijinal boya kalıntılarını tel fırçalarla ve asitle kazıyıp heykelleri zorla beyazlattılar.
heykeltıraş, mermeri yontardı ardından bir ressam heykeli tepeden tırnağa boyardı: ten rengi, gözbebekleri, saç telleri, yaldızlı zırhlar, cırtlak kırmızı pelerinler... heykelin üzerinde çıplak mermer neredeyse hiç bırakılmazdı. hatta bazı heykellerde insan derisi hissini vermek için mermerin üzerine kalın boya yerine yarı saydam renkli balmumu sürülür, geri kalan saç, göz, dudak, kıyafet ve zırh kısımları ise tamamen opak ve zıt renklerle boyanırdı. erkek heykellerinde güneşte yanmış, bronz veya koyu kiremit/kahverengi tonlarına boyanırdı. kadınların ten rengi olarak fildişi, açık pembe veya soluk ten rengine boyanırdı. saçları gözleri falan da boyanırdı.
bu boyalar organik olduğu için bin yılı falan göremeden eserlerden kendiliğinden silindi gitti ve bin yıl sonra geriye çıplak mermer kaldı.
1400'üncü yıllarda orta çağ bitip rönesans başladığında, dönemin rönesans sanatçıları ve italyanlar antik roma'yı keşfetmek için kazı çalışmalarına başladı ve toprağın altından bu heykelleri beyaz mermer olarak keşfettiler (boyaları gitmiş)
michelangelo, donatello gibi dönemin dev sanatçıları heykelleri bu halde gördüklerinde şu kanıya vardılar:
"antik yunanlar ve romalılar öyle asil, öyle kusursuz sanatçılarmış ki, biçimin saflığını boyayla kirletmeyip sadece taşın beyazlığıyla heykel yapmışlar!"
buna inandıkları için kendileri de heykellerini (örneğin michelangelo'nun ünlü davut heykeli) bilerek ve isteyerek tamamen saf beyaz mermerden yaptılar, asla boyamadılar. rönesans'taki "asil ve yüksek sanat tek renkli, saf beyazdan olur" anlayışı böyle doğdu.
asil sadelik teorisini buna dayandırarak tüm batı estetiğini yanlış anlaşılan bu beyazlık üzerine kurdular.
18. ve 19. yüzyılda ise, teknoloji gelişince bu heykellerin kıvrımlarında, kulak arkalarında, saç diplerinde ilkel optik mikroskoplarla mikroskobik boya kalıntıları bulmaya başladılar. heykellerin üzerinde kalan orijinal boya kalıntılarını da "antik sanatın saflığını bozuyor" diye arkeologlar ve müzeler tarafından fırçalarla kazınıp yok edildi.
ingiltere'deki british museum gibi dev kurumlar, parthenon mermerlerini sergilemeden önce üzerlerindeki orijinal boya kalıntılarını tel fırçalarla ve asitle kazıyıp heykelleri zorla beyazlattılar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar