bugün
- millette manyak para var18
- sözlük kürdü54
- insan olmaya çeyrek kala tarzı entry girmek10
- 30 liraya satılan tavuk döner13
- cadılar bayramı kutlamayan geri zekalılar13
- 6 yaşındaki kızını satan anne9
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- çaykur'un türk çayı ibaresini kaldırması13
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek8
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil14
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
- ben tevratı da okudum incili de12
- kefiye2
- volkswagen passat10
- ananı mı dinlersin karıyı mı11
- pankek yiyen erkek6
- kale3112'deki 3112'nin anlamı nedir sorunsalı5
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması13
- 20075
- papatya çayı içen erkek9
- yaşıyor musunuz uludağ sözlük7
- traş olmaya üşenmek7
- sevilmeyen iş arkadaşıyla başa çıkma yöntemi5
- boşandığı eşine araba alan adam4
- türkiyeli kahvesi8
- ismail kartal19
- anın görüntüsü28
- sınavlar bittikten sonra oluşan boşluk hissi6
- escort ile para kavgası5
- zenci uşağın aniden içeri girmesi2
- bursa3
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı8
- kemal sunal'ın en kötü filmi8
- kavga edenleri auuuwww diye gaza getirmek5
- devlet bahçeli'nin il olmasını önerdiği 19 ilçe10
- herkesin hayatına kimse karışamaz5
- damat tıraşı4
- osman pamukoğlu14
- karton toplayan cocuk 15 temmuzda ne yapıyordu10
- cadılar bayramını kutlayan erkek5
- klozette borudan fare gelecek korkusu5
- evde kalmış 30 yaşında kız22
- sözlükteki kızların bilgisiz olması23
- cam açık uyumak8
- simko323
- arkadaşlar naber ya4
- iskilipli atıf hoca3
- etnik köken20
- cadılar bayramı kutlayan kız9
- şanzıman ustası4
Ölümüne bacak kasan dizi.
beğenerek izliyorum özellikle sermet ve deniz çok tatlılar. yerim onları, çok şekerler ama yaa.
bütüün oyunculara bayılıyoruz. sermetle deniz bu hafta çok çok tatlıydılar. fakat a.ş.k gibi senaryosu defalarca dizi yapılmış klasik saçma bir diziyi öne almaları çok yanlış. nitekim reytinglerde a.ş.k 3. sırada merhamet 10. sırada. halbuki aralarında dağlar kadar nitelik farkı var. lütfen lütfen tekrar 20.00'a alınsın. sabah 6 da kalkıp işe gidiyoruz yahu.
Ilk başladığı zamanlarda çok fazla takip edemedigim, ancak orda burda çok güzel dizi olduğundan bahsedilince yazın internetten bütün bölümlerini bir solukta izlediğim dizi. gerek hikayenin akıcılığı olsun gerek diyalogların ve senaryonun gerçekçiliği olsun baya baya beğendiğim bir dizi olmuştu. Yeni sezonda heyecanla bekliyordum. Ancak ilk bölüm tam bir fiyaskoydu. Öpüşme sahnelerinde kesilen kısımlar vardi ve bu diziye oldukça amatör bir hava katıyordu. Bunun dışında senaryoda tıkanmalar vs. vs. Sonra izlemeyi biraktim. Keşke kaliteyi muhafaza etselerdi çünkü eminim benim gibi düşünen birçok kişi izlemeyi bıraktı. Kısacası güzel başlayıp kötü devam eden dizilerdendir.
izlediğim iki türk dizisinden biri.yönetmenin çekimleri harika (bkz: suskunlar) ayrıca dizideki oyunculuklar ibrahim Çelikkol'u saymazsak çok iyi,dizinin müzikleri de ayrı etkileyici.dizinin senaryosu da iyi denilebilir flashbackli bir dizi bu da diziye daha sürükleyicilik katıyor.
akşam akşam beni mutlu eden dizi. özgü namal yıllar sonra yeditepe istanbulda oynadığı evde tekrar çekim yapmış. 2000 yılındada üniversite öğrencisini oynuyordu, 2013 tede öğrenci rolünde.
güzel başlamış sonradan boka sarmış dizi. ne ara kardeş çıktı lan bunlar. evet.
narin ve fırat isimleriyle babasının narini okutmamasıyla bana doğu dizisi gibi gelen dizi.*
tatil sabahlarında 10 da kalkmamın sebebi olmuş dizidir. Geçmişe dönüş sahneleriyle birlikte oldukça sürükleyiciydi.
her şey tamam ama o mehmet ile bahar nasıl birbirine düşmüş anlamadım? Bu senaristler nasıl bir dünyada yaşıyor amk.
Sürprizler ile dolu dizi.
Sürprizler ile dolu dizi.
çatalla gider yapılan dizidir.
kadrosu oldukça iyi dizi. seyrettiriyor kendisini. evet.
kanal d dizisi. hayatta bu kadar tesadüfün bir araya gelmesi merhametsizliktir.
izlerken ders çalışasımın geldiği dizi.
hayatıma bir adet babür istememe neden olmuştur.
flashbackin bokunu çıkaran dizi.
siz yinede bakınız ki kahperengi.
daha iyi anlamak için reis bey başyapıtının izlenmesi gereken kavram.
berbat bir türk dizisidir. burada yabancı dizi izleyin türk dizileri öğğk demek istemiyorum fakat bugüne kadar gerçekten başarılı bir türk dizisi görmedim. olaylar genelde birbirini tekrarlıyor ve bir süreklilik yok. olay bittiği zaman dizi de biteceğinden, her şey çok ayrıntılı işleniyor. yeter artik zap yaparken 5 saniye dayanamadığım bu iğrenç şeyleri bitene kadar izlemeyin. sonra neden türk kadınları böyle..
son zamanlar da malesef oldukça özlenen ve aranan duygu.
merhamet asil bir duygu değildir, zayıflığın sembolüdür. acımasız bir dünyada merhametli olmakla neyi ispatlıyorlar anlamıyorum. allah mısınız nesiniz siz?
Asıl adı Kahperengi olan Hande Altaylı romanından Merhamet olarak uyarlanan, Atıf'ın aşkının Fırat'ın yakışıklılığının önüne geçtiği TV dizisidir.
Güneş merhamet buyuruyor
ve güneş merhamet buyuruyor
ama fazla yükseğe taşınmış bir meşale misali,
boydan boya kırbaçlar görüntüsünü jetler
kurbağa gibi zıplar füzeler,
çocuklar haritalarını çıkarır
iğnedenliğe çevirir ayı,
eski çürük peynir,
orda hayat yok
ama dünyada fazlasıyla;
yıkanmamış Hintli çocuklarımız
bacak bacak üstüne atıp flüt çalarak,
göbekleri içe çökmüş, açlıktan ölürken,
açlık kokan havada yılanların
şuh kadınlar misali kıvırtışını izleyerek;
füzeler zıplar,
avcıları ve sürüyü geride bırakırken
yabani tavşanlar gibi zıplar
günü geçmiş kurşunların yerine;
Çinliler hala yeşim işlerler,
sessizce açlıklarına pirinç tıkarak,
bir açlık ki bin yaşında,
ateş ve türküyle ilerler çamurlu nehirleri,
istemsiz beklemenin sürüklenen
direkleri iter mavnaları
yüzen evleri;
Türkiye'de kilimlerinin üstünde
kıbleye dönüp
sigara içerek gülen
ve parmaklarını gözlerine sokup kör eden
mor bir tanrıya dua okurlar,
tanrılar böyle işte, yaparlar;
ama füzeler hazırlar: her nedense
değersizdir artık barış,
küçük bir göldeki nilüfer yaprağı
misali sürüklenir delilik, hissiz daireler çizerek;
kırmızı yeşil ve sarılarına batırıp
resim yapar ressamlar,
şairler uyaklara döker yalnızlıklarını,
müzisyenler her zamanki gibi açtır
ve romancılar kaçırır meselenin özünü,
ama pelikan kaçırmaz, martı kaçırmaz;
pelikanlar dalıp dalıp yükselir
şok geçiren yarı ölü radyoaktif balıkları
gagalarında sallayarak;
evet, gerçekten de
sümükle yıkar kayaları sular;
ve Wall Street'te
anahtarını arayan bir sarhoş gibi sendeler borsa;
ah, işte bu sıkı bir şey olacak, allahın izniyle
tekrar yılana götürecek bizi, deniz böceğine,
ya da şanslıysak eğer,
katalizi uzun dişli fosil kaplana götürecek,
maden çukurunun içinde
kırık kask, cihaz ve cam parçalarının üzerinde
resim çiziktiren kanatlı maymuna götürecek;
çatırdayarak girer şimşek
pencereden içeri ve bir milyon odada
aşıklar yatar kenetlenmiş, yitik
ve barış gibi hastalıklı;
kırmızı ve turunca çalmaya devam eder gökyüzü
ressamlar için -ve aşıklar için,
her daim açtıkları gibi açar çiçekler
açar ama üzerlerinde
füze yakıtlarının ve mantarların,
zehirli mantarların ince tozu var; zaman kötü,
bulantılı bir zaman -perde,
III. sahne, sadece ayakta yer var,
SATILDI, SATILDI, SATILDI yine,
tanrı tarafından, birileri ya da birşeyler,
füzeler generaller ve liderler tarafından,
şairler doktorlar komedyenler
sabun ve bisküi üreticileri
ve iki yüzlü seyyar satıcılar tarafından
kendilerine özgü ustalıklarıyla satıldı;
şimdi kömür yağı tabakasıyla kirletilmiş
tarlaları görebiliyorum, bir-iki salyangoz,
safra, yanardağ taşı, sığ sularda
bir-üç balık, kaynağımızın
ve gözlerimizin yergisi...
daha önce hiç olmuş muydu bu?
kendini kuyruğundan yakalayan
bir daire mi tarih,
bir rüya, bir kabus mu,
bir generalin hayali, bir başkanın,
bir diktatörün hayali mi yoksa...
uyanamaz mıyız?
yoksa yaşamın güçleri daha mı yüce bizden?
uyanamaz mıyız? sevgili dostlar,
uykumuzda mı ölmeliyiz sonsuza dek?
Charles Bukowski
ve güneş merhamet buyuruyor
ama fazla yükseğe taşınmış bir meşale misali,
boydan boya kırbaçlar görüntüsünü jetler
kurbağa gibi zıplar füzeler,
çocuklar haritalarını çıkarır
iğnedenliğe çevirir ayı,
eski çürük peynir,
orda hayat yok
ama dünyada fazlasıyla;
yıkanmamış Hintli çocuklarımız
bacak bacak üstüne atıp flüt çalarak,
göbekleri içe çökmüş, açlıktan ölürken,
açlık kokan havada yılanların
şuh kadınlar misali kıvırtışını izleyerek;
füzeler zıplar,
avcıları ve sürüyü geride bırakırken
yabani tavşanlar gibi zıplar
günü geçmiş kurşunların yerine;
Çinliler hala yeşim işlerler,
sessizce açlıklarına pirinç tıkarak,
bir açlık ki bin yaşında,
ateş ve türküyle ilerler çamurlu nehirleri,
istemsiz beklemenin sürüklenen
direkleri iter mavnaları
yüzen evleri;
Türkiye'de kilimlerinin üstünde
kıbleye dönüp
sigara içerek gülen
ve parmaklarını gözlerine sokup kör eden
mor bir tanrıya dua okurlar,
tanrılar böyle işte, yaparlar;
ama füzeler hazırlar: her nedense
değersizdir artık barış,
küçük bir göldeki nilüfer yaprağı
misali sürüklenir delilik, hissiz daireler çizerek;
kırmızı yeşil ve sarılarına batırıp
resim yapar ressamlar,
şairler uyaklara döker yalnızlıklarını,
müzisyenler her zamanki gibi açtır
ve romancılar kaçırır meselenin özünü,
ama pelikan kaçırmaz, martı kaçırmaz;
pelikanlar dalıp dalıp yükselir
şok geçiren yarı ölü radyoaktif balıkları
gagalarında sallayarak;
evet, gerçekten de
sümükle yıkar kayaları sular;
ve Wall Street'te
anahtarını arayan bir sarhoş gibi sendeler borsa;
ah, işte bu sıkı bir şey olacak, allahın izniyle
tekrar yılana götürecek bizi, deniz böceğine,
ya da şanslıysak eğer,
katalizi uzun dişli fosil kaplana götürecek,
maden çukurunun içinde
kırık kask, cihaz ve cam parçalarının üzerinde
resim çiziktiren kanatlı maymuna götürecek;
çatırdayarak girer şimşek
pencereden içeri ve bir milyon odada
aşıklar yatar kenetlenmiş, yitik
ve barış gibi hastalıklı;
kırmızı ve turunca çalmaya devam eder gökyüzü
ressamlar için -ve aşıklar için,
her daim açtıkları gibi açar çiçekler
açar ama üzerlerinde
füze yakıtlarının ve mantarların,
zehirli mantarların ince tozu var; zaman kötü,
bulantılı bir zaman -perde,
III. sahne, sadece ayakta yer var,
SATILDI, SATILDI, SATILDI yine,
tanrı tarafından, birileri ya da birşeyler,
füzeler generaller ve liderler tarafından,
şairler doktorlar komedyenler
sabun ve bisküi üreticileri
ve iki yüzlü seyyar satıcılar tarafından
kendilerine özgü ustalıklarıyla satıldı;
şimdi kömür yağı tabakasıyla kirletilmiş
tarlaları görebiliyorum, bir-iki salyangoz,
safra, yanardağ taşı, sığ sularda
bir-üç balık, kaynağımızın
ve gözlerimizin yergisi...
daha önce hiç olmuş muydu bu?
kendini kuyruğundan yakalayan
bir daire mi tarih,
bir rüya, bir kabus mu,
bir generalin hayali, bir başkanın,
bir diktatörün hayali mi yoksa...
uyanamaz mıyız?
yoksa yaşamın güçleri daha mı yüce bizden?
uyanamaz mıyız? sevgili dostlar,
uykumuzda mı ölmeliyiz sonsuza dek?
Charles Bukowski
galinayla sermetin sempati uyandırdığı dizidir.
Yazın okuduğum Hande Altaylı'nın Kahperengi adlı romanından uyarlanan dizi. Tabi dizide kitapta olmayan kişi ve olaylar da var. Ama şu var ki yazın kitap bittiğinde çok üzülmüştüm; çünkü çok keyifli bir kitaptı ve çok ilginç bir sonla bitti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar