bugün

jean baudrillard'ın politik, sanatsal, tarihsel, etik gibi birçok alan hakkında başarılı tespitlerde bulunduğu enfes yapıt.
kitabın en etkileyici cümlelerinden biri:
'dünya çılgın bir seyir aldığına göre
biz de dünyaya ilişkin çılgın bir bakış açısı edinmeliyiz.'
baudrillard'ın kitabı hakkında kendi sözlerine kulak verelim:
''ben kötülük-ki ikili birime dayanan biner sistemde başka bir ad vermek mümkün değil-
prensibinden yanayım, sadece hayıflandığım, kötülüğün belirsizliğidir.
kötülük var olmalı, söylenmeli; kötülüğün enerjisi gerçek çatışmaların
içinden geçmeli. zararlı olan, sinsice sızması ve şekil değiştirmesidir.
belirsizlik, kötülüğün devre dışı bırakılma isteğinden doğmaktadır ki
bu mümkün değil. her halleriyle, iyiliğin, gerçeğin koalisyonuna
karşı çıkmalı çünkü onlar artık yok! hayaletlerinin etrafında
salakça komplolar oluşturmak boşuna. eserimin özü bu, gerisi teferruat!''

(kaynak: yüzyıl sonu tanıklıkları - liz behmoaras)
jean baudrillard, kitabında insani değerleri giderek kaybettiğimizi, 1960'ların cinsel devriminin cinsel özgürlüğe değil travestiliğin hükümranlığına, kadın-erkek kategorilerinin birbirine karışmasına neden olduğunu söyler. sanatta devrim ile iyi-kötü gibi estetik düzeye dair kategorilerin terk edilerek kötünün de kötüsü türünden trans-estetik kopyaların hayatlarımızı doldurduğunu, her şeyin makineleştiğini, politikanın sonuna yol açan politik devrimin eski politik biçimlerin simülasyonu olan trans-politikanın egemenliğini kurduğunu savunur.

yazar kitabında kötülüğün şeffaflığı kavramını şu şekilde açıklar: bazı sınırların ötesinde, neden-sonuç ilişkisi kalmadı. sistem tümüyle durgunluk içinde deviniyor. insan haklarının yayılması ve liberalleşme bir tür kendiliğinden terörizmi doğurdu. kişi artık kendi kendisiyle çatışmaktadır. iletişim yüzünden bu toplumun kendisine karşı alerjisi artıyor. kendi genetik, biyolojik ve sibernetik varlığı karşısındaki şeffaflık yüzünden beden, kendi gölgesinden bile alerji kapıyor. yadsınan tüm ötekilik hayaleti kendi kendini yıkan bir süreç olarak diriliyor. işte bu kötülüğün şeffaflığıdır.

kitabın en etkileyici bölümlerinden biri kökten egzotizm başlığı altında incelenen fotoğraf konusudur. baudrillard, fotoğrafın yaban ve ilkel olan her şeyle, en temel egzotizmle, nesnenin yani ötekinin egzotizmiyle yakınlığının, yolculuğun kökenine yakınlığından geldiğini ileri sürer. yazara göre fotoğraf çekme isteği şu saptamadan kaynaklanır: bütünsel bir perspektif içinde anlam açısından bakılan dünya oldukça hayal kırıcıdır. ayrıntıda ve aniden yakalanarak görüldüğünde ise kusursuz bir apaçıklık içindedir.
new york central park ta jogging yapanlar fazla sağlık kazanmak suretiyle ölüme meydan okuyan saftirik amerikalıları düşündürüyor... amerika j.baudrillard

nevada çölünde giderken otoban kenarındaki makinalara 1 dolar atarak buz gibi kola içilmesi gerçek üstü bir dünya hissi uyandırıyor... amerika j.baudrillard.

aşırı fenomenler dünyasına dönüşmüş olmak kötülüğü yok etmiş gibi görünüyor. peki o halde kötülük nereye gitti? hiçbir yere yahut her yere... kötülüğün şaffaflığı j.buadrillard
her şey politik olduğunda, artık hiçbir şey politik değildir ve politika sözcüğünün anlamı kalmaz. her şey cinsel olduğunda artık hiçbir şey cinsel değildir ve cinsellik tüm anlamını yitirir. her şey estetik olduğunda artık güzel ya da çirkin olan bir şey kalmaz ve sanat da yok olur.

(bkz: jean baudrillard)
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com