bugün
- are you iran5
- inanmayabilirsin ama saygı duymak zorundasın6
- deniz göktaş34
- macron koşacak diye park kapatan akepe34
- kadın ürolog olmaması3
- magnezyum3
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar2
- söyleyecek çok şeyi olduğu halde konuşmayan insan3
- fransız kadının pakistan daki 12 yıllık esareti2
- farkındalığı yüksek olan bireylerin yalnızlaşması7
- mustafa öztürk2
- aşırı çıplaklığın rahatsız edici olması34
- akp bitince ne olacak23
- nasıl birisiniz12
- ona bir şey söyle16
- boşanmak2
- ekrem imamoğlu11
- fusya semsiyeli yabanci17
- japon hatunlar mı çinli hatunlar mı6
- oruç açı anlamak içinse açlar neden oruç tutar11
- aselsan satılırsa8
- tefsiriyle okusak ülkenin yarısı dinden çıkar11
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim12
- sevişirken dinlenecek şarkılar6
- avm otoparkında uygunsuz çifte bağıran kadın21
- yarın sözlükteki incelleri tokatlayacak olmak6
- ölümün en iyi tanımı17
- sözlük hatunlarının nefsimi kabartması sorunsalı11
- yazılımcı erkeklerin yakışıklı olmaması8
- dış görünüşün her şey olduğu gerçeği5
- kol saati takmanın anlamsızlığı15
- kırk yaşında ayağına yatan elli küsürlük yazar5
- ciguli kral20
- otel odasında ölü bulunmak12
- cd devrinin bitmesi16
- stackoverflow ta aynı soruyu 17 kere açan adam2
- uzun zamandır yapmadığınız şeyler10
- bezelye yemeği9
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları9
- abd'nin türkiye'ye yaptırımları kaldırması2
- gey biraderler bey gibi gey biraderlerdir9
- seks kasedi çıksa interneti çökertecek kişiler5
- kuranı kerim meali7
- gocu8
- sözlük yazarlarının lahmacunları10
- evlenince seni çalıştırmam diyen erkek10
- kizlarsoruyor com6
- kucak dansı yapmayı bilen kız sayısının azalması6
- futbol20
- çocuk istememe nedenleri6
(bkz: kötülüğün şeffaflığı)
evet baudrillard öldü . simulasyon dedi , simulark dedi , tüketim toplumu dedi , baştan çıkarma dedi , simgesel değiş tokuş ve ölüm dedi , kötülüğün şeffaflığı dedi...hasılı bir çok kavrama yeni açılımlar getirdi yani.
bunları yaparken de postmodern dünyanın o tuhaf görüngüsünde unutulmaz bir sözcü oldu.
evet yazdıkları şiirseldi , güzeldi ,anlamasak da kulağımıza hoş geliyordu. bazen nietzsche gibi bir balyoz etkisi hissediyorduk metinlerde. bazen cioran gibi coşku , umutsuzluk ve yine alabildiğine karamsarlık vardı. yabancı gelmiyordu bu metinler bize , içinde yaşadığımız dünyanın prospektüsü gibiydi sanki.
bir doktorun çağın hastalıklarını tespiti ve tedavi uygulama uğraşıydı sanki. ama işte entelektüel dünyanın da bir ikonuydu aslında . yani simulasyonun içten eleştirisiyken kitaplarının da aynı kaderi paylaştığı bir tür sahneydi.
baudrillard'ın sözkonusu olduğu bir derste , yönelttiğim soruya mukabil hocanın nasıl da baudrillard'a iman ettiğini tüylerim diken diken olarak izlemiştim. sonrasında kendimce bir baudrillard eleştirisi yapmıştım ki , hoca bu tür temelsiz eleştirilerin bu büyük feylesofa yapılamayacağını , bana aynı simülatif ve sahte akademik riyakarlıkla izah etmeye çalışmıştı.
evet baudrillar'ı okumayı seviyordum şüphesiz . kant'ın bir sözünü yad edecek olursam beni dogmatik uykumdan uyandırmıştı. ama eserlerinde işlediği temaların da benim için ayrıca bir dogma olma ihtimali de her zaman vardı. düşüncenin serüvenidir bu. nietzsche çok baba filozoftur evet ama kitaplarını yayımlatamamanın da ıstıraplarını yaşamıştır. kaale alınmamak önemsiz derken bile nasıl da kaale alınmayı önemseriz ya öyle işte.
onun için benim gözümde baudrillard , metinlerindeki şiirsellik ve kavramlara kazandırdığı popüler anlamlar dolayısıyla bir edebiyatçıdır. bu önemsemediğim anlamına gelmiyor şüphesiz. tıpkı kafka'nın da bir filozof olması gibi.
bunları yaparken de postmodern dünyanın o tuhaf görüngüsünde unutulmaz bir sözcü oldu.
evet yazdıkları şiirseldi , güzeldi ,anlamasak da kulağımıza hoş geliyordu. bazen nietzsche gibi bir balyoz etkisi hissediyorduk metinlerde. bazen cioran gibi coşku , umutsuzluk ve yine alabildiğine karamsarlık vardı. yabancı gelmiyordu bu metinler bize , içinde yaşadığımız dünyanın prospektüsü gibiydi sanki.
bir doktorun çağın hastalıklarını tespiti ve tedavi uygulama uğraşıydı sanki. ama işte entelektüel dünyanın da bir ikonuydu aslında . yani simulasyonun içten eleştirisiyken kitaplarının da aynı kaderi paylaştığı bir tür sahneydi.
baudrillard'ın sözkonusu olduğu bir derste , yönelttiğim soruya mukabil hocanın nasıl da baudrillard'a iman ettiğini tüylerim diken diken olarak izlemiştim. sonrasında kendimce bir baudrillard eleştirisi yapmıştım ki , hoca bu tür temelsiz eleştirilerin bu büyük feylesofa yapılamayacağını , bana aynı simülatif ve sahte akademik riyakarlıkla izah etmeye çalışmıştı.
evet baudrillar'ı okumayı seviyordum şüphesiz . kant'ın bir sözünü yad edecek olursam beni dogmatik uykumdan uyandırmıştı. ama eserlerinde işlediği temaların da benim için ayrıca bir dogma olma ihtimali de her zaman vardı. düşüncenin serüvenidir bu. nietzsche çok baba filozoftur evet ama kitaplarını yayımlatamamanın da ıstıraplarını yaşamıştır. kaale alınmamak önemsiz derken bile nasıl da kaale alınmayı önemseriz ya öyle işte.
onun için benim gözümde baudrillard , metinlerindeki şiirsellik ve kavramlara kazandırdığı popüler anlamlar dolayısıyla bir edebiyatçıdır. bu önemsemediğim anlamına gelmiyor şüphesiz. tıpkı kafka'nın da bir filozof olması gibi.
cool anılar5'ten pasajlar:
"düşünceler ışık vermezler ve onların ışık kaynağı bambaşka bir yerdedir.
ancak düşüncelerin gölgesi vardır ve bu gölge , güneşle birlikte döner durur."
"gerçek , sanalın kastalığı olarak kabul ediliyor.
düşünce , yapay zekanın çocukluk hastalığı olarak kabul ediliyor.
imge , tasarımın çocukluk hastalığı olarak kabul ediliyor."
"kuram ile uygulamanın en mükemmel sentezi , dünya akarken düşüncenin silinip gitmesidir." *
"denge noktası diye bir şey yok. dengenin eşit olduğu yanılsamasını yaratan tek şey titreşim ; çünkü titreşim sırasında her şey , her iki yanda uçlara yönelir.
denge , yalnızca sıfır sonuçlu bir denklemin çözüldüğü anda varolur : ölüm anı mıdır bu?"
"düşünceler ışık vermezler ve onların ışık kaynağı bambaşka bir yerdedir.
ancak düşüncelerin gölgesi vardır ve bu gölge , güneşle birlikte döner durur."
"gerçek , sanalın kastalığı olarak kabul ediliyor.
düşünce , yapay zekanın çocukluk hastalığı olarak kabul ediliyor.
imge , tasarımın çocukluk hastalığı olarak kabul ediliyor."
"kuram ile uygulamanın en mükemmel sentezi , dünya akarken düşüncenin silinip gitmesidir." *
"denge noktası diye bir şey yok. dengenin eşit olduğu yanılsamasını yaratan tek şey titreşim ; çünkü titreşim sırasında her şey , her iki yanda uçlara yönelir.
denge , yalnızca sıfır sonuçlu bir denklemin çözüldüğü anda varolur : ölüm anı mıdır bu?"
etiksiz yılları en iyi irdeleyen kişilerden olan büyük merhum...
http://www.zaman.com.tr/w...r/haber.do?haberno=510362
http://www.zaman.com.tr/w...r/haber.do?haberno=510362
ölmüş,
yeni öğrendim ve çok üzgünüm,
ölüm yine koca fırçasını daldırıp kapkaranın içine,
tanrıya yakın olmanın,
o nu anlamaya çalışmanın enstrumanını,
sözü, dili, manayı en çok ve en güzel sunanlardan
birini daha, kendi türüne,
boyamış.
kara, kapkara, hiçce...
birde bay bilge gittiğinde olmuştum böyle,
2005 nisanında bilgi de olacağını öğrendiğimde deliler gibi sevinmiştim. bırakıp işi gücü koşmuştum o gün. önce 5 bira parlatıp istiklal de, eskiden ot aldığım tekinsiz sokaklardan geçip varmıştım dolapdereye.
heryer ışıldıyordu işte.. sonra girip içeri, salona ilerlerken. sevdiğim bir kadını görmüştüm
ne güzel demiştim, seninde burada olman..
çok kalabalık olması ve çeviri için yeterli kulaklık olmamasından, sahip olanlarında bir arızadan dolayı bir şey duyamamasından yaşanan kargaşanın bir kenarında durup, biraz duyup kendi sesini, birazda izledikten sonra orada öylece varlığını, minnet ile çekip gitmiştim daha da parlamaya,
bakımlı kadınların eve dönünce çıkardıkları yüksek topuklu ayakkabılarının, onlarda nasıl bir eksilme ve bozulma yarattığını hep sezerdim ben, fakat bu adamdan öğrendim ne olduğunu ve hepsinin bundan ibaret olmadığını...
baştançıkarmanın yalan dolanının...
yeni öğrendim ve çok üzgünüm,
ölüm yine koca fırçasını daldırıp kapkaranın içine,
tanrıya yakın olmanın,
o nu anlamaya çalışmanın enstrumanını,
sözü, dili, manayı en çok ve en güzel sunanlardan
birini daha, kendi türüne,
boyamış.
kara, kapkara, hiçce...
birde bay bilge gittiğinde olmuştum böyle,
2005 nisanında bilgi de olacağını öğrendiğimde deliler gibi sevinmiştim. bırakıp işi gücü koşmuştum o gün. önce 5 bira parlatıp istiklal de, eskiden ot aldığım tekinsiz sokaklardan geçip varmıştım dolapdereye.
heryer ışıldıyordu işte.. sonra girip içeri, salona ilerlerken. sevdiğim bir kadını görmüştüm
ne güzel demiştim, seninde burada olman..
çok kalabalık olması ve çeviri için yeterli kulaklık olmamasından, sahip olanlarında bir arızadan dolayı bir şey duyamamasından yaşanan kargaşanın bir kenarında durup, biraz duyup kendi sesini, birazda izledikten sonra orada öylece varlığını, minnet ile çekip gitmiştim daha da parlamaya,
bakımlı kadınların eve dönünce çıkardıkları yüksek topuklu ayakkabılarının, onlarda nasıl bir eksilme ve bozulma yarattığını hep sezerdim ben, fakat bu adamdan öğrendim ne olduğunu ve hepsinin bundan ibaret olmadığını...
baştançıkarmanın yalan dolanının...
'ben yabancılaşmış değilim. kesinlikle 'öteki'yim.
bundan böyle arzunun yasasına değil, kuralın tümden
yapaylığına boyun eğiyorum. kendine özgü arzunun
izini kaybettim' demiştir.
bundan böyle arzunun yasasına değil, kuralın tümden
yapaylığına boyun eğiyorum. kendine özgü arzunun
izini kaybettim' demiştir.
--spoiler--
her şey simülasyon olarak yeniden görünmeye yazgılıdır. manzaralar fotoğraf olarak, kadınlar cinsel senaryo olarak, olaylar televizyon olarak... sanki her şey salt bu hapis yazgı yüzünden var...
insan merak ediyor. sakın dünya da başka bir dünyada reklam metni olarak kullanılmak için burada olmasın.
--spoiler--
her şey simülasyon olarak yeniden görünmeye yazgılıdır. manzaralar fotoğraf olarak, kadınlar cinsel senaryo olarak, olaylar televizyon olarak... sanki her şey salt bu hapis yazgı yüzünden var...
insan merak ediyor. sakın dünya da başka bir dünyada reklam metni olarak kullanılmak için burada olmasın.
--spoiler--
üçüncü dünya ülkelerinin batı avrupa ve abd'ye göre kurtulma şansı olduğunu düşünen kimse.
izmir'de gürçeşme tarafında gördüğü gecekonduları görüp, onun kitaplarını türkçe'ye çeviren ve takipçici oğuz adanır'a "bunlar nedir", diye sorup "gecekondu" cevabını alınca, "güney amerika'dakilere göre bunlar saray yavrusu", demiş, 21 yüzyılda ölen ilk çağdaş filozof.
izmir'de gürçeşme tarafında gördüğü gecekonduları görüp, onun kitaplarını türkçe'ye çeviren ve takipçici oğuz adanır'a "bunlar nedir", diye sorup "gecekondu" cevabını alınca, "güney amerika'dakilere göre bunlar saray yavrusu", demiş, 21 yüzyılda ölen ilk çağdaş filozof.
yabancı kitleler, kitle zihniyeti ve sosyolojik hareket üzerine çarpıcı görüşler ortaya atmış fransız filozof.
(bkz: fransa nın cezayir e bakışı)
(bkz: fransa nın cezayir e bakışı)
eserleri
--------------
simülarklar ve simülasyon.
baştan çıkarma üzerine.
cool anılar.
amerika ve siyahlar üzerine 1-2.
kusursuz cinayet.
tam ekran.
nesneler sistemi.
tüketim toplumu.
göstergenin ekonomi politiğine eleştiriel bir bakış.
üretimin aynası.
simgesel değişim ve ölüm.
foucaultyu unutmak.
beaubourg olayı.
sessiz yığınların gölgesinde ya da toplumsalın sonu.
passwords.
kömünist partisi ya da politikanın sahte cennetleri.
ilahi sol.
kötülüğün şeffaflığı - aşırı fenomenler üzerine bir deneme.
--------------
simülarklar ve simülasyon.
baştan çıkarma üzerine.
cool anılar.
amerika ve siyahlar üzerine 1-2.
kusursuz cinayet.
tam ekran.
nesneler sistemi.
tüketim toplumu.
göstergenin ekonomi politiğine eleştiriel bir bakış.
üretimin aynası.
simgesel değişim ve ölüm.
foucaultyu unutmak.
beaubourg olayı.
sessiz yığınların gölgesinde ya da toplumsalın sonu.
passwords.
kömünist partisi ya da politikanın sahte cennetleri.
ilahi sol.
kötülüğün şeffaflığı - aşırı fenomenler üzerine bir deneme.
kusursuz cinayet adlı kitabında nihilist duruşunu ve simulasyon kavramını sağlamlaştıran postmodern filozof. şu herkes yakıştırılan postmodern/postmodernist sıfatları en güzel bu adamda duruyor be abi. felsefe eğitimi almış, ömrünü felsefeye adamış ve yeni dünya düzeni filozoflarından olmuştur. izmir'e de gelmiştir, ne yazık ki göremedim.
fransız filozof tüketim toplumu kavramını ortaya atan kişidir.
varlık felsefesinde simulakr kavramı ile gerçeklik ile simulasyonun iç içe geçtiğini belirterek gerçeğin yerini simulasyon veya sümilakrların aldığını savunmuştur.
2004 te yazdığı şeytana satılan ruhta ise simulakr çağının bitip yerini sanal gerçekliğin aldığını savunmuştur.
ilave olarak filozof postmodernist olarak adlandırılsa da kendisi bunu şiddetle reddetmiştir.
varlık felsefesinde simulakr kavramı ile gerçeklik ile simulasyonun iç içe geçtiğini belirterek gerçeğin yerini simulasyon veya sümilakrların aldığını savunmuştur.
2004 te yazdığı şeytana satılan ruhta ise simulakr çağının bitip yerini sanal gerçekliğin aldığını savunmuştur.
ilave olarak filozof postmodernist olarak adlandırılsa da kendisi bunu şiddetle reddetmiştir.
hemen hemen her konuda söyleyecek lafı olan üslup açısından da 3 seri yayımlanan anılarında aforizmayı düşünceleri iletmede önemli bir araç olarak seçmiş "postmodernliği reddeden" fransız düşünür ve iletişim kuramcısıdır.
(bkz: baştan çıkartma)
(bkz: ayartma)
(bkz: baştan çıkartma)
(bkz: ayartma)
bugun izmir de ailesinin ve yakın arkadaşlarının anma merasiminde bulunacakları ünlü fransız düşünür.
bugün duyup vay anasını diyebildiğim düşünürmüş. okumalı.
(bkz: kötülüğün şeffaflığı)
akademisyen namusuna sahip kişi. fransa da bir ekol olan ve el üstünde tutulan hocasını - michel foucault - sonradan kitabada dönüştürülen bir makaleyle eleştirdiği için 15 yıl asistan olarak bırakılmıştır. profesörlük ünvanını m.foucault emekli olduktan sonra alabilmiştir. fikirlerinden taviz vermeyen akademisyen, namusu tam bir filozof.
türkçe çevirilerinde büyük sorunlar yaşanan fransız kökenli amerikalı düşünür.
matrix felsefesinin temelini oluşturan simülasyon ve simulakr adlı kitabı yazmış aşmış insan ayrıca tüketim üzerinede hipotezleri vardır.şu videoya bakın
https://www.youtube.com/watch?v=TQg9g_g5250&feature=results_main&playnext=1&list=PL33AAC0DDE01BDE03
https://www.youtube.com/watch?v=TQg9g_g5250&feature=results_main&playnext=1&list=PL33AAC0DDE01BDE03
"Bugün artık sadece şu duyguların çekim gücü kaldı: nefret, tiksinti, alerji, iğrenme, hayal kırıklığı, bulantı, antipati, bıkkınlık. Artık insanlar neyi istediklerini bilmiyor. neyi istemediklerinden daha eminler. Günümüzün süreçleri red, soğukluk, sevgisizlik, alerji duygusu. nefret de bu tepkisel boşalmaya, içindekini dışa atmaya yönelik paradigmanın bir parçası: Reddediyorum, istemiyorum, uzlaşmıyorum." diyerek kafa kurcalar, tatlı tatlı düşündürür.
en büyük şanssizligi, kitaplarinin oguz adanır tarafindan cevriliyor oluşudur.
Çöle dönüştürülmüş gerçeğin peşinde koşan büyük düşünür..Kitaplarının her sayfasından tez çıkartılabilecek kadar dolu yazmıştır aynı zamanda..
--spoiler--
Artık her kavram televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünememektedir ve iletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp bağımsız bir kendilik haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir; herseyin farkındadır, fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir. Baudrillard'ın örneğine bakacak olursak: Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. işte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.
--spoiler--
modern çağ tüketim toplumundaki bireyi çok iyi tanımlamıştır. şimdi sudan'daki iç savaşın yerine reyhanlı'daki bombalı saldırıyı koyun ya da tuzla tersanesinde ölen işçileri, sokakta donarak ölen yaşlıları, anlamsız savaşlarda ölen milyonlarca insanı, dünyadaki bir milyar aç insanı koyun.. değişen hiçbir şey yok.
işte biz buyuz.
Artık her kavram televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünememektedir ve iletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp bağımsız bir kendilik haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir; herseyin farkındadır, fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir. Baudrillard'ın örneğine bakacak olursak: Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. işte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.
--spoiler--
modern çağ tüketim toplumundaki bireyi çok iyi tanımlamıştır. şimdi sudan'daki iç savaşın yerine reyhanlı'daki bombalı saldırıyı koyun ya da tuzla tersanesinde ölen işçileri, sokakta donarak ölen yaşlıları, anlamsız savaşlarda ölen milyonlarca insanı, dünyadaki bir milyar aç insanı koyun.. değişen hiçbir şey yok.
işte biz buyuz.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar