bugün
- kadınların kötü günde terk edip gitmeleri3
- ekşi sözlük11
- orta doğu'nun orta dünya gibi olması3
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay3
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı41
- diamond bey biraderelle2
- gocu bak bi5
- dayatılmış güzellik algısı2
- yarın kpssye girecek yazarlar13
- anın görüntüsü26
- togg t6x5
- güne bir şarkı bırak7
- düşün ki o bunu okuyor6
- fenerbahçe12
- suriye'nin medeniyete katkıları2
- köylü2
- enayimiknatisii36
- berhan şimşek'in kadına şiddet görüntüleri3
- tek maçtan yatan iddaa kuponu2
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- dansöz izleme keyfi12
- iltica2
- bursa da yakıt dökülmesiyle zincirleme kaza2
- ölüm9
- evliliği zorlaştırmak2
- gocu51
- çocuklara verilen farklı isimler12
- aziz yıldırım12
- insan olmaya ceyrek kala26
- hangi renksiniz17
- süper lig3
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- uyuşturucu2
- beşiktaş9
- serhat kılıç13
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- saraca finch house3
- tai lung34
- futbol4
- amerikada hasidik yahudi avı başlaması8
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- ismail kartal9
- ne yazarsanız yazın anında gerçeğe dönüşseydi8
- dün gece ne oldu14
- sözlükteki şer çetesi12
- iş kazasında ölen işçiye tali kusur3
zavallı varlıkların zavallı ideolojisi.
çok tahakkümcü dayatmacı gerici salaklık.
sermaye sınıfının gücü arttıkça ve fakirleri ezdikçe ihtiyaç duyulan sistem. tabikide esnetilebilir devlet kapitalizmi haline getirilmemelidir.
aşk sevda duygu gibi romantizm zannedelen salaklık. içlerinde pol poth diye bir romantik vardı aşkından 3 milyon insan öldü 10 milyonluk ülkede .
memleket ölüm tarlaları ile dolmuşttu . böyle bir aşk yani.
memleket ölüm tarlaları ile dolmuşttu . böyle bir aşk yani.
sınırların , sınıfların ve devletin varolmadığıdır.
ha bu arada amerikan destekli faşist pol pot'u komünist sananlar var. o kadar komünistti ki sormayın kıçına tekmeyi ho amca koydu.
ha bu arada amerikan destekli faşist pol pot'u komünist sananlar var. o kadar komünistti ki sormayın kıçına tekmeyi ho amca koydu.
sosyalizmin aşırılaşmış halidir.özel mülkiyet kavramına karşı çıkılmasıyla oluşan düşüncedir.uygulaması zordur efendim.
türkiye olmayan birşeydir.
hak, eşitlik, adalet diyen ancak geldiği zaman bürokrat seçkinler yaratan bitmiş, tükemiş bir ütopyadır.
bugünkü rus oligarkların önemli bir kısmı eski sovyet bürokratlarıdır ki bu da bu sistemin ne olduğunu göstermeye yeterlidir.
fikrin en büyük katilleri
(bkz: slobodan miloseviç)
(bkz: stalin)
(bkz: abimael guzman)
(bkz: pol pot)
ha komünizmi yermek demek kapitalizmi yalamak demek de değildir. her komuünisti kapitalist sistemin köpeği olarak niteleyen çok zeki "yoldaşların" bilgisine...
bugünkü rus oligarkların önemli bir kısmı eski sovyet bürokratlarıdır ki bu da bu sistemin ne olduğunu göstermeye yeterlidir.
fikrin en büyük katilleri
(bkz: slobodan miloseviç)
(bkz: stalin)
(bkz: abimael guzman)
(bkz: pol pot)
ha komünizmi yermek demek kapitalizmi yalamak demek de değildir. her komuünisti kapitalist sistemin köpeği olarak niteleyen çok zeki "yoldaşların" bilgisine...
"bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar."
(bkz: karl marx)
(bkz: karl marx)
ortak mülkiyete dayalı sosyo-ekonomik sistem. günümüzde milli geliri yüksek ülkelerin gerçekliği olmaktan uzak olmakla beraber, milli geliri çok düşük ülkeler açısından hala mantıklı bir çözüm olarak kabul edilebilecek sistem.
artık herkesin kendini en ateşli savunucusu ilan ettiği sistem. çünkü komünist olmak belki de en kolay ama en zor şey olmasından ötürüdür. hoşgörü var ya hoşgörü, işte onun ucu bucağı olmayacak yüreğinde. dinlemesini bilecek, cümlelerin yargılamadan önce o dudakların gülmeseyecek karşındakine. ufak bir haksızlıkta ''sen bizden değilsin'' diyerek ötekileştirmeyecek.
suyun içindeki cemre var ya cemre, onu tüm baharlar için kardeş payı yapıp hayata banmasını bileceksin. sudaki cemreyi bile paylaşacaksın arkadaş!!
ellerin kürek, yüreğin o şehrin meydanı olacak. gözlerinse uzaklarda bir ağacın altı. aşkına bile umut olacak ideallerin. bir halkı bastırırken sesine, çatallaşmayacak haykırışların. ayrımlara girmeden ayrılacaksın her şeyden.
komünizm güzel şey. o kadar uzak, o kadar yakın.
komünist ise...
o kadar yakın, o kadar boktan.
suyun içindeki cemre var ya cemre, onu tüm baharlar için kardeş payı yapıp hayata banmasını bileceksin. sudaki cemreyi bile paylaşacaksın arkadaş!!
ellerin kürek, yüreğin o şehrin meydanı olacak. gözlerinse uzaklarda bir ağacın altı. aşkına bile umut olacak ideallerin. bir halkı bastırırken sesine, çatallaşmayacak haykırışların. ayrımlara girmeden ayrılacaksın her şeyden.
komünizm güzel şey. o kadar uzak, o kadar yakın.
komünist ise...
o kadar yakın, o kadar boktan.
kesinlikle türkiye komünist partisi'nin savunduğu değildir.
kurtuluştur. halkın önceliğidir. uçurumun olmadığıdır.
toplumun ağzına afedersin sıçan bir düzendir. sscb de 120 milyon sivil insan ölmüştür. uygulaması çok zordur.
işte komünizm toplumunda yaşayan insanlar;
Komünist toplumlarda insanlar, Darwin'in evrim teorisi ve Engels'in "doğanın diyalektiği" masalı uyarınca, gelişmiş bir havyan türü olarak kabul edilir. Dolayısıyla toplum da bir "havyan sürüsü" sayılır. Toplumu hayvan sürüsü sayan bu anlayış, komünist rejimlerin her aşamasında ortaya çıkar. Sistemin geliştirdiği insan, "insan–hayvan-makine" arasında kalan cansız, ruhsuz, donuk bir varlıktır.
Komünist sistemde, insana değer verilmez. "Zaten sürüde çok var, bir tane kaybolsa bir şey olmaz" mantığı geçerlidir. Çalışamayan ya da sakat olanlar sürüden atılır, ölüme terk edilir. Hastalıklı ve zararlı olarak kabul edilir. Af, merhamet, vefa duygusu yoktur. Bu nedenle herkes yaşlılıktan ve yok edilmekten korkar. Yaşlılara özen ve saygı gösterilmez, aksine "fillerin ölmeden önce mezarlığa gitmesi gerektiği" gibi acımasız bir düşünce aşılanır.
Toplum tıpkı sürüdeki hayvanlar gibi, tek tip insanlardan oluşur. Aynı kıyafetler, aynı tipte arabalar, aynı tipte evler vardır. Tüm topluma büyük bir monotonluk hakimdir. Sporcu, sanatçı, akademisyen, işçi hep birbirinin aynı, tek tip bir yaşam modeline sahiptirler. Evler hayvansal birer barınak, kıyafetler ise "soğuktan koruyacak post" mantığıyla yapılır. Estetik tamamen terk edilmiştir.
insanların bireysel özellikleri değil, topluluğa verdikleri güç ve katkıları ön plana çıkar. iyi çalışan işçi, iyi çalışan köylü ideal insandır. Sistem sadece maddi bir kavram olan "çalışma ve üretme" kavramları üzerine kuruludur. "Üretmek sürüyü güçlendirmektir" mantığı geçerlidir. insanların ahlakı, niyeti, ruh hali hiçbir zaman dikkate alınmaz.
Hayatı yaşam mücadelesi olarak gören bu zihniyette, zayıfların yok olmasında bir sakınca yoktur, bilakis bu gereklidir. Hayvanlarda bile var olan fedakarlık olmadığı için, herkes önce kendini düşünür, bu nedenle toplum ilerlemez. insanlar merhametten uzak olduğu için toplumun huzur ve barış içinde olması mümkün değildir. Şefkat yoksunluğu ve merhametsizlik, gelecek korkusuyla birleşince toplumda umutsuzluk ve karamsarlık hakim olur.
insanlar, sürü psikolojisi içinde daimi bir korku yaşarlar. Çok çabuk her olaydan korkarlar. Kapı önündeki pardesülü adamdan korkarlar, müdürün karşısına çağrılmaktan korkarlar. Korkunun kaynağı belirsizdir, kimse onu tanımlayamaz, ama en alttan en üste kadar herkes korkuyu yaşar.
Dahası toplumda Allah korkusunun yerine konmuş çeşitli "korku merkezleri" vardır. Örneğin Sovyetler Birliği'nde kurulan KGB (ve onun öncüsü olan Cheka, NKVD gibi gizli servisler), tüm topluma ölümcül bir korku salan kurumlar olarak çalışmıştır. Bu kurumların "herşeyi gördüğü ve bildiği" düşüncesi topluma hakim olur. Bu kurumlar tamamen "orman kanunları"na dayalı bir ayıklama sistemi geliştirir, hiçbir yargılama ve savunma hakkı tanımadan milyonlarca kişiyi ölüme gönderebilir.
Allah korkusu sistemli olarak yok edildiği için, insanlar ancak sistemden korktukları kadar tutkularını engellerler. Sistem görmeyecekse ya da cezalandırmayacaksa her türlü gayrı meşru işi yaparlar. Hırsızlık, yolsuzluk, zimmete geçirme had safhadadır.
Yaşadıkları ortamdan kaynaklanan kaygı, korku ve panik, halkı stres içine sokar. Geceleri uyuyamazlar, gündüzleri herşeyden tedirgin olurlar. Bedenler hemen çöker. Yoğun baskı ve ağır yaşam şartları kadın ve erkeği genç yaşta çökertir ve kimi zaman da erken yaşta ölümlere sebep olur. Umutsuzluktan dolayı, sahip oldukları nimetlerden bile zevk alamazlar. Ancak içkiyle kafalarını uyuşturur ve yarı sarhoş bir halde cehennem benzeri bir yaşam sürerler.
insanlar öldükten sonra yok olacaklarına inandıkları için, yaşama dört elle vahşice sarılırlar. Herkesi düşman ve kendi yaşam mücadelesinde rakip gördükleri için, her hareketi kendi aleyhlerinde yorumlar ve kin tutarlar. Toplu olarak ilerleme kavramı olmadığı için, birbirlerinin üstüne basarak yükselmeye çalışırlar. Herkes birbirine ihanet ettiği için aralarında dostluk kuramazlar ve herkes tek başına bir yaşama mahkum olur.
Allah inancı olmadığı için bireyin kendisine manen bağlanıp güvenebileceği kimse yoktur. Darwinist-komünist devlet bireyi sürekli ezer. Toplumun diğer bireyleri ise sahip olduklarını her an ellerinden alabilecek potansiyel düşmandır. Dolayısıyla komünist toplumda bireyin güvenebileceği tek kişi kendisidir, ama kendisinin de zayıf olduğunu bildiği için kendisine de güvenemez, böylece yoğun bir ümitsizlik hakim olur. Bu yüzden komünist toplumların bireylerinin bıkkın ve sürekli hayatlarından şikayet eden bir yapıları vardır, ama hiçbir şeyi değiştirmek için uğraşmazlar.
Sovyetler Birliği'nde halk gösterilerini durdurmak için kullanılan özel Djzhernsky birliği.
Komünist toplumda insanların aklı kapalı olduğu için yaşamın her yerinde işte, okulda, evde, eğlencede aksaklıklar vardır. Sadece kendilerine öğretildiği kadar hareket edebilirler (hayvanlar gibi) ve bu nedenle hiçbir olay ve sorun karşısında orijinal ve yeni bir çözüm getiremezler. Zaten aksi takdirde de çok şiddetli karşılık görürler.
Düşünmeyen insanlar yüzünden organizasyon yoktur, kaynaklar verimli kullanılmaz. Kaynaklar, -Lysenko örneğinde çok çarpıcı olarak görüldüğü gibi- ütopik hayaller ve hedefler uğruna israf edilir.
Komünist toplumda, toplumun en temel birimi olan aile de tahrip edilmiş durumdadır. Gerçek anlamda evlilik yoktur. Sadece çiftleşme ve neslin devamı vardır. Evlilik, güzel ahlakın yaşanması değil, neslin devamıdır. Çocuğa ailesi değil, devlet ya da kendi nitelendirmeleriyle "sürü" bakar. Çocuk; savaşacak, sürüyü koruyacak yeni kuvvet olarak görüldüğü için, bu şekilde eğitilir. Anne yaşadığı ortamdan, evinden nefret ettiği için vahşileşir, bu da çocuğa yansır. Çocuklar aile sevgisinden mahrum büyüdüğü için saldırgan ve karamsardır. Evde de sevgi saygı yerine, kavga hakimdir. Çocuğun güveneceği kimse yoktur.
Nikah, sadakat, iffet gibi kavramların olmadığı, sadece çiftleşme mantığının hüküm sürdüğü toplumda fahişelik çok yaygındır.
Komünist toplumu yöneten polis devletinin baskısı, vicdanın ve Allah korkusunun yerini tutamaz. Bu yüzden suç oranları yüksektir, toplumda hırsızlık vakaları yaygındır. Fabrikalar, tarlalar, kooperatifler topluca yağma edilir. Böylece suç ortaklığı oluşacağı için kimse kimseyi şikayet edemez.
Her ne kadar komünist ideolojinin ırkçılıktan uzak olduğu iddia edilse de, komünist rejimlerde ırkçılık yaygındır. Örneğin Sovyetler Birliği'nde Rus olmayan halklara, özellikle Müslümanlara ve Türkler'e karşı ırkçı bir antipati gelişmiştir. Darwinist ırkçı teori gizliden gizliye benimsenmiş, Türkler ve diğer Müslüman halklar "evrimini tamamlayamamış etnik gruplar" olarak görülmüş ve sürgün adı altında kitle katliamlarına tabi tutulmuştur. Katliam, komünist ideolojiye göre "doğanın diyalektiğinin", yani evrimin doğal bir parçasıdır.
Komünist düzende insanlar sadece ürün veren hayvanlar olarak kabul edilir. Özellikle köylülere karşı nefret ve küçümseme hakimdir. Marx, köylüleri "patates çuvalları" olarak tanımlamış, Lenin ve Stalin de –önceki bölümde detaylı olarak incelediğimiz gibi- milyonlarcasını kasten açlığa mahkum ederek öldürmüştür. Onlara göre köylüler sadece tahıl, pamuk vs. üreten hayvan sürüleridir. Ürettiklerinin ellerinden alınması (kollektivizasyon) ise, balarılarının ürettiği balın toplanması kadar meşru ve makul görülür.
kaynak : http://www.harunyahya.org...suda/komunizmpusuda3.html
işte komünizm toplumunda yaşayan insanlar;
Komünist toplumlarda insanlar, Darwin'in evrim teorisi ve Engels'in "doğanın diyalektiği" masalı uyarınca, gelişmiş bir havyan türü olarak kabul edilir. Dolayısıyla toplum da bir "havyan sürüsü" sayılır. Toplumu hayvan sürüsü sayan bu anlayış, komünist rejimlerin her aşamasında ortaya çıkar. Sistemin geliştirdiği insan, "insan–hayvan-makine" arasında kalan cansız, ruhsuz, donuk bir varlıktır.
Komünist sistemde, insana değer verilmez. "Zaten sürüde çok var, bir tane kaybolsa bir şey olmaz" mantığı geçerlidir. Çalışamayan ya da sakat olanlar sürüden atılır, ölüme terk edilir. Hastalıklı ve zararlı olarak kabul edilir. Af, merhamet, vefa duygusu yoktur. Bu nedenle herkes yaşlılıktan ve yok edilmekten korkar. Yaşlılara özen ve saygı gösterilmez, aksine "fillerin ölmeden önce mezarlığa gitmesi gerektiği" gibi acımasız bir düşünce aşılanır.
Toplum tıpkı sürüdeki hayvanlar gibi, tek tip insanlardan oluşur. Aynı kıyafetler, aynı tipte arabalar, aynı tipte evler vardır. Tüm topluma büyük bir monotonluk hakimdir. Sporcu, sanatçı, akademisyen, işçi hep birbirinin aynı, tek tip bir yaşam modeline sahiptirler. Evler hayvansal birer barınak, kıyafetler ise "soğuktan koruyacak post" mantığıyla yapılır. Estetik tamamen terk edilmiştir.
insanların bireysel özellikleri değil, topluluğa verdikleri güç ve katkıları ön plana çıkar. iyi çalışan işçi, iyi çalışan köylü ideal insandır. Sistem sadece maddi bir kavram olan "çalışma ve üretme" kavramları üzerine kuruludur. "Üretmek sürüyü güçlendirmektir" mantığı geçerlidir. insanların ahlakı, niyeti, ruh hali hiçbir zaman dikkate alınmaz.
Hayatı yaşam mücadelesi olarak gören bu zihniyette, zayıfların yok olmasında bir sakınca yoktur, bilakis bu gereklidir. Hayvanlarda bile var olan fedakarlık olmadığı için, herkes önce kendini düşünür, bu nedenle toplum ilerlemez. insanlar merhametten uzak olduğu için toplumun huzur ve barış içinde olması mümkün değildir. Şefkat yoksunluğu ve merhametsizlik, gelecek korkusuyla birleşince toplumda umutsuzluk ve karamsarlık hakim olur.
insanlar, sürü psikolojisi içinde daimi bir korku yaşarlar. Çok çabuk her olaydan korkarlar. Kapı önündeki pardesülü adamdan korkarlar, müdürün karşısına çağrılmaktan korkarlar. Korkunun kaynağı belirsizdir, kimse onu tanımlayamaz, ama en alttan en üste kadar herkes korkuyu yaşar.
Dahası toplumda Allah korkusunun yerine konmuş çeşitli "korku merkezleri" vardır. Örneğin Sovyetler Birliği'nde kurulan KGB (ve onun öncüsü olan Cheka, NKVD gibi gizli servisler), tüm topluma ölümcül bir korku salan kurumlar olarak çalışmıştır. Bu kurumların "herşeyi gördüğü ve bildiği" düşüncesi topluma hakim olur. Bu kurumlar tamamen "orman kanunları"na dayalı bir ayıklama sistemi geliştirir, hiçbir yargılama ve savunma hakkı tanımadan milyonlarca kişiyi ölüme gönderebilir.
Allah korkusu sistemli olarak yok edildiği için, insanlar ancak sistemden korktukları kadar tutkularını engellerler. Sistem görmeyecekse ya da cezalandırmayacaksa her türlü gayrı meşru işi yaparlar. Hırsızlık, yolsuzluk, zimmete geçirme had safhadadır.
Yaşadıkları ortamdan kaynaklanan kaygı, korku ve panik, halkı stres içine sokar. Geceleri uyuyamazlar, gündüzleri herşeyden tedirgin olurlar. Bedenler hemen çöker. Yoğun baskı ve ağır yaşam şartları kadın ve erkeği genç yaşta çökertir ve kimi zaman da erken yaşta ölümlere sebep olur. Umutsuzluktan dolayı, sahip oldukları nimetlerden bile zevk alamazlar. Ancak içkiyle kafalarını uyuşturur ve yarı sarhoş bir halde cehennem benzeri bir yaşam sürerler.
insanlar öldükten sonra yok olacaklarına inandıkları için, yaşama dört elle vahşice sarılırlar. Herkesi düşman ve kendi yaşam mücadelesinde rakip gördükleri için, her hareketi kendi aleyhlerinde yorumlar ve kin tutarlar. Toplu olarak ilerleme kavramı olmadığı için, birbirlerinin üstüne basarak yükselmeye çalışırlar. Herkes birbirine ihanet ettiği için aralarında dostluk kuramazlar ve herkes tek başına bir yaşama mahkum olur.
Allah inancı olmadığı için bireyin kendisine manen bağlanıp güvenebileceği kimse yoktur. Darwinist-komünist devlet bireyi sürekli ezer. Toplumun diğer bireyleri ise sahip olduklarını her an ellerinden alabilecek potansiyel düşmandır. Dolayısıyla komünist toplumda bireyin güvenebileceği tek kişi kendisidir, ama kendisinin de zayıf olduğunu bildiği için kendisine de güvenemez, böylece yoğun bir ümitsizlik hakim olur. Bu yüzden komünist toplumların bireylerinin bıkkın ve sürekli hayatlarından şikayet eden bir yapıları vardır, ama hiçbir şeyi değiştirmek için uğraşmazlar.
Sovyetler Birliği'nde halk gösterilerini durdurmak için kullanılan özel Djzhernsky birliği.
Komünist toplumda insanların aklı kapalı olduğu için yaşamın her yerinde işte, okulda, evde, eğlencede aksaklıklar vardır. Sadece kendilerine öğretildiği kadar hareket edebilirler (hayvanlar gibi) ve bu nedenle hiçbir olay ve sorun karşısında orijinal ve yeni bir çözüm getiremezler. Zaten aksi takdirde de çok şiddetli karşılık görürler.
Düşünmeyen insanlar yüzünden organizasyon yoktur, kaynaklar verimli kullanılmaz. Kaynaklar, -Lysenko örneğinde çok çarpıcı olarak görüldüğü gibi- ütopik hayaller ve hedefler uğruna israf edilir.
Komünist toplumda, toplumun en temel birimi olan aile de tahrip edilmiş durumdadır. Gerçek anlamda evlilik yoktur. Sadece çiftleşme ve neslin devamı vardır. Evlilik, güzel ahlakın yaşanması değil, neslin devamıdır. Çocuğa ailesi değil, devlet ya da kendi nitelendirmeleriyle "sürü" bakar. Çocuk; savaşacak, sürüyü koruyacak yeni kuvvet olarak görüldüğü için, bu şekilde eğitilir. Anne yaşadığı ortamdan, evinden nefret ettiği için vahşileşir, bu da çocuğa yansır. Çocuklar aile sevgisinden mahrum büyüdüğü için saldırgan ve karamsardır. Evde de sevgi saygı yerine, kavga hakimdir. Çocuğun güveneceği kimse yoktur.
Nikah, sadakat, iffet gibi kavramların olmadığı, sadece çiftleşme mantığının hüküm sürdüğü toplumda fahişelik çok yaygındır.
Komünist toplumu yöneten polis devletinin baskısı, vicdanın ve Allah korkusunun yerini tutamaz. Bu yüzden suç oranları yüksektir, toplumda hırsızlık vakaları yaygındır. Fabrikalar, tarlalar, kooperatifler topluca yağma edilir. Böylece suç ortaklığı oluşacağı için kimse kimseyi şikayet edemez.
Her ne kadar komünist ideolojinin ırkçılıktan uzak olduğu iddia edilse de, komünist rejimlerde ırkçılık yaygındır. Örneğin Sovyetler Birliği'nde Rus olmayan halklara, özellikle Müslümanlara ve Türkler'e karşı ırkçı bir antipati gelişmiştir. Darwinist ırkçı teori gizliden gizliye benimsenmiş, Türkler ve diğer Müslüman halklar "evrimini tamamlayamamış etnik gruplar" olarak görülmüş ve sürgün adı altında kitle katliamlarına tabi tutulmuştur. Katliam, komünist ideolojiye göre "doğanın diyalektiğinin", yani evrimin doğal bir parçasıdır.
Komünist düzende insanlar sadece ürün veren hayvanlar olarak kabul edilir. Özellikle köylülere karşı nefret ve küçümseme hakimdir. Marx, köylüleri "patates çuvalları" olarak tanımlamış, Lenin ve Stalin de –önceki bölümde detaylı olarak incelediğimiz gibi- milyonlarcasını kasten açlığa mahkum ederek öldürmüştür. Onlara göre köylüler sadece tahıl, pamuk vs. üreten hayvan sürüleridir. Ürettiklerinin ellerinden alınması (kollektivizasyon) ise, balarılarının ürettiği balın toplanması kadar meşru ve makul görülür.
kaynak : http://www.harunyahya.org...suda/komunizmpusuda3.html
aslında kelime anlamı ıle sadece kapıtalizime karsıdır.çünki ikiside birbirne tam karşıt iki iktisadi kuramdır. kurucusu filozof ideolog ve iktisatcı karl mars dır.biraz daha gelistiren engels dir.eyleme dönüştüren ,halk köylü ve işçilere empoze edip yayılmasını sağlayıp yönetim sistemine geçiren de lenin dir. Bu sistemin kardeşi de sosyalizimdir. Yani yemek ve emek ariç gerekli insani ihtiyaçların ve olguların(hukuk sağlık vb) da eşit haklarla süslenmiş bir sistemidir. Maalesef ikiside bir türlü uygulanamıyor.Çünki insanlar artık sadece bir şeyler satın aldıklarında mutlu oluyorlar. (bkz: kapitalizm)
komünizm liberalizmin ana rahminde büyümüştür.
kominizm ne kadar sınıf ayrımına zıt düşsede bir müddet sonra göstermelik bir devlet anlayışına dönüşüp bunu uygulayan ülkelerde çöküşe uğramıştır ve kişinin egosunun aşılamaması üzerine akıl karı bir devlet anlayışı değildir.
hiç bir yerde tam anlamıyla uygulanamamış eşitlik sistemi.
kuru ekmegi 2 ye bölüp paylaşmaktır.
1900lerden tee 90lara kadar çağın en tehlikeli ve ölümcül hastalığı. ölümcül demişken kendi halklarını katleden komünist ülkelerden bahsediyorum.
(bkz: holodomor)
(bkz: holodomor)
dünyadaki ülkelerin tümü sosyalist ülkeler olduğu zaman dünyada komünizm olacaktır. gerçek tanımı budur.
kapitalizmin tam tersi olarak da tanımlanır. sözlük anlamı toplumcu, cemaatçi* vb. olan düşünce akımı.
ülkemizde ekonomik bir sistemden daha çok kürtlük,alevilik, halay vs şeyler olarak görülen ekonomik sistemdir.
bir hukuk veya buna benzer bir sistem olmadığı bir çok insan tarafından hala anlaşılamamaktadır.
he bu görüşü savunurmusun diye soracak olursan hayır derim. o ayrı mevzu.
bir hukuk veya buna benzer bir sistem olmadığı bir çok insan tarafından hala anlaşılamamaktadır.
he bu görüşü savunurmusun diye soracak olursan hayır derim. o ayrı mevzu.
sevmediğim ve desteklemediğim rejim. neden?
şimdii öncelikle kapitalizm kadar hiçbi şeyden tiksinmediğimi belirteyim.
komünizmi sevmem ama dindar bir insanım.
dindar dediysem: cemaatçi ve akpli hiç değilim hatta bence dine karşı en büyük kötülüğü onlar yapıyor; dini halka karşı kullanarak halkı sömürüyorlar.
komünizm her zaman proleterya sınıfının yanında olmuştur. barışçı olmuştur. insanlar arasında her türlü ayrılığı ve ötekileştirmeyi reddetmiştir... bu açılardan çok beğenirim.. amma... komünizm'de dine zerre kadar yer yoktur.
hatta emine şenlikoğlu'nun kitabını okuduğumda -tabii yaptığım büyük hatanın farkına sonradan vardım- tam bir komünizm düşmanı olmuştum ama yıllar önceydi canım.
neyse nerde kalmıştık: hah! komünizm'in bu yönünü destekliyorum... hatta komünizm din konusunda nötr olsa idi yani dine düşmanlık beslemese idi, tamamen desteklerdim..
komünizm o kadar dine karşıdır ki adamlar: "allahsızlığı yayma kürsüsü" diye kürsü çıkarmışlar lan!
ilk duyduğumda gülmekten gözümden yaş geldi... ama gerçekten var... düşünmek gerek... kapitalizm gibi faşist bir yönetimde bile azıcık da olsa dine yer vardır... ama onu da halkı sömürmek için kendi yararlarına kullanıyorlardı... ama vardı sonuçta... komünizm ne yazık ki dine karşı nötr değilidr tamamen "tanrı" düşmanıdır...
ona bakarsanız şeriatla yönetilen tüm ülkelerde "sosyalist yaşam" vardır aslında... demişti tarih öğretmenimiz... yani komünizmin ulaşmak istediği şey: herşey ortaktır...
ama görüyoruz ki şeriat ya da dine dayalı olarak yönetilen herhangi bir ülke asla belini doğrultamıyor... bence laik yönetim en iyisidir... hiçbir din desteklenmesin! ama hiçbir dine düşman da olunmasın. eveet... bu giriyi yazdım çünkü komünizme karşı düşüncelerimi kendi kafamda netleştirmek istiyordumm.. babam tkp'li mesela, annem chp'li... ciddiyim. ben 2 arada 1 derede... neyse ya. en azından bilinç altımdaki düşüncelerimi çözdüm.
not: bu giriyi okursanız ne güzel ama okumazsanız size pek bi kazancı olmaz subjektif çünkü.. ama silincek kadar da subjektif değil... ama sizin ilginizi çekmeyecek kadar subjektif...
gidiyim ben. susmadım bi türlü.
şimdii öncelikle kapitalizm kadar hiçbi şeyden tiksinmediğimi belirteyim.
komünizmi sevmem ama dindar bir insanım.
dindar dediysem: cemaatçi ve akpli hiç değilim hatta bence dine karşı en büyük kötülüğü onlar yapıyor; dini halka karşı kullanarak halkı sömürüyorlar.
komünizm her zaman proleterya sınıfının yanında olmuştur. barışçı olmuştur. insanlar arasında her türlü ayrılığı ve ötekileştirmeyi reddetmiştir... bu açılardan çok beğenirim.. amma... komünizm'de dine zerre kadar yer yoktur.
hatta emine şenlikoğlu'nun kitabını okuduğumda -tabii yaptığım büyük hatanın farkına sonradan vardım- tam bir komünizm düşmanı olmuştum ama yıllar önceydi canım.
neyse nerde kalmıştık: hah! komünizm'in bu yönünü destekliyorum... hatta komünizm din konusunda nötr olsa idi yani dine düşmanlık beslemese idi, tamamen desteklerdim..
komünizm o kadar dine karşıdır ki adamlar: "allahsızlığı yayma kürsüsü" diye kürsü çıkarmışlar lan!
ilk duyduğumda gülmekten gözümden yaş geldi... ama gerçekten var... düşünmek gerek... kapitalizm gibi faşist bir yönetimde bile azıcık da olsa dine yer vardır... ama onu da halkı sömürmek için kendi yararlarına kullanıyorlardı... ama vardı sonuçta... komünizm ne yazık ki dine karşı nötr değilidr tamamen "tanrı" düşmanıdır...
ona bakarsanız şeriatla yönetilen tüm ülkelerde "sosyalist yaşam" vardır aslında... demişti tarih öğretmenimiz... yani komünizmin ulaşmak istediği şey: herşey ortaktır...
ama görüyoruz ki şeriat ya da dine dayalı olarak yönetilen herhangi bir ülke asla belini doğrultamıyor... bence laik yönetim en iyisidir... hiçbir din desteklenmesin! ama hiçbir dine düşman da olunmasın. eveet... bu giriyi yazdım çünkü komünizme karşı düşüncelerimi kendi kafamda netleştirmek istiyordumm.. babam tkp'li mesela, annem chp'li... ciddiyim. ben 2 arada 1 derede... neyse ya. en azından bilinç altımdaki düşüncelerimi çözdüm.
not: bu giriyi okursanız ne güzel ama okumazsanız size pek bi kazancı olmaz subjektif çünkü.. ama silincek kadar da subjektif değil... ama sizin ilginizi çekmeyecek kadar subjektif...
gidiyim ben. susmadım bi türlü.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar