/245
sis

sarmış yine afakını bir düd-ı muannid
bir zulmet-i beyza ki peyapey mütezayid

tazyikının altında silinmiş gibi eşbah
bir tozlu kesafetten ibaret bütün elvah;

ey sahn-ı mezalim...evet ey sahne-i garra
ey sahne-i zi-şaşaa-i haile-pira

ey marmaranın mai der-agüşu içinde
ölmüş gibi dalgın uyuyan tüde-i zinde

ey köhne bizans ,ey koca fertüt-i musahhir
ey bin kocadan arta kalan bive-i bakir;

örtün , evet ey haile ...örtün evet , ey şehir,
örtün ve müebbed uyu , ey facire-i dehr!..

tevfik fikret

Siste söyleniş
birden kapandı birbiri ardınca perdeler ...
kandilli , göksu , kanlıca , istinye nerdeler ?

som zümrüt ortasında ,muzaffer ,akıp giden
firüze nehri nerede?bugün saklıdır ,neden ?

benzetmek olmasın sana dünyada bir yeri;
eylül sonunda böyledir isviçre gölleri.

bir devri lanati ile boğn şairin Sisi,
vicdan ve ruh elemlerin en zehirlisi,

hulyama bir eza gibi aksetti bir daha;
örtün müebbed uyu ! ey şehir ! o beddua..

yahya kemal beyatlı
Avrupa'nın Florensa ve Roma'dan sonra, Paris'i bile sollayarak 3.olmuş en popüler şehridir.
yerel seçimlerde bundan böyle 85 vekil çıkaracak olan il. eskiden bu sayı 70 idi.
taşı toprağı altındır diyerek anadolunun dört bir yanından gelen insanlar yüzünden artık yaşanabilirliğini kaybetmektedir. her an başınıza herşey gelebilr. bunlara rağmen güzelliğiyle her zaman büyülemiştir beni.
bir gün içinde beni trafiği yüzünden gezdiğime gezeceğime pişman edebilen yegane şehir. birde trafiğinin bu aylarda en az seviyede olduğu söylenmektedir.üniversiteyi büyük ihtimal istanbul da okuyacağım düşüldüğünde de vay anam vay.*
yaşanılası tek şehir. ne kadar kalabalık olursa olsun, trafik yoğun olsa da her cefasına katlanılır. iki gün uzaklaşmak bile özlemeye yetmektedir bu mükemmel şehri.
cennet´i ve cehennem´i bir arada sunan sehir. yasanilasi tek yer.
bir ucu tuzla diger ucu avcilar olan yegane kultur baskenti.
lanetli topraklarda, lanetli bir ülkede, lanetli bir şehir.
(bkz: lanet olsun)
şimdiye kadar görülmüş ve bundan sonra da görülebilecek en güzel orospudur istanbul. hani zorla bir şeyleri ellerinden, bedenlerinden, ruhlarından alınmış kadınlar vardır ya hani hayat kadınları deriz onlara işte onlar gibidir istanbul. zorla içine girilmiş, işgal edilmiş, ruhu yaralanmış, kirletilmiş ama hala çok güzel olan hayat kadınları vardır ya hani onlar gerçekten bu hayatın kadınlarıdır. işte istanbul da bu hayatın şehridir, başka yaşanılası yer olmamacasına, asla vazgeçilemeyen ten tadında, tutku yolunda, istanbul budur, vazgeçilmezdir..
eskiden taşı toprağı altınken artık taşının altindan bomba çıkan, nerde çokluk orda bokluk atasözünün uygulamalı olarak yaşandığı güzel yurdumun güzel şehri.
teror saldırılarına ragmen inatla yasanacak, yasanmaktan vazgecilmeyecek, sevilecek, 1453'ten beri bizim olmasından gurur duyulacak turk sehridir. istanbul'lu olmamama ragmen soylemeliyim ki tum turklerin gozbebegidir, allah korusun herhangi bir tehdit anında tum anadolu tarafından savunulacaktır. aynen 9 eylul 1922'de izmir'i kurtarmak icin tum anadolunun seferber olması gibi.
göçlerle birlikte kent kimliğini tamamen yitirmiş metropol. kuzey kıyıları dışında kent kimliği ve bilinci kalmamış diyebiliriz. ayrıca büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin imar çılgınlığıyla ne yazık ki bir beton yığınına dönüşmüştür.
vuslatım da özlemim de sende gizli, sen koca şehir! her seferinde neden yüzümü döküp gönderiyorsun beni yedi tependen..
kavgamızın başkenti...herhalde ona en çok da bu yakışıyor...dünyanın en güzel şiirleri ona yazılmıştır..dünyanın en güzel hasretlikleri ona yazılmiştir..dünyanın en öfkeli çiktıları yine ona yazilmiştir...ve istanbul o "güzel günler göreceğiz çoçuklar güneşli güzel günler" den sonra çok daha güzel olacaktir...ve taksim meydaniyla, kadiköyüyle, kartal sahiliyle,armutlusu.gülsuyusu,kavga dolu gazisi,okmeydaniyla...yani o herşeyiyle bizimdir..emekçilerindir...

salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünürüm ıstanbul
binbir direkli halicinde akşam
adalarında bahar
süleymaniyende güneş
hey sen güzelsin kavgamızın şehri

ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
bakışlarımda akşam karanlığın
kulaklarımda sesin ıstanbul

ve uzaklardan
ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
sen şimdi haramilerin elindesin ıstanbul

plajlarında karaborsacılar
yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
meyvesini birlikte devşirirler
sen şimdi haramilerin elindesin ıstanbul

et tereyağı şeker
padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
yumurta masalıyla büyütülür çocukların
hürriyet yok
ekmek yok
hak yok
kolların ardından bağlandı
kesildi yolbaşların
haramilerin gayrısına yaşamak yok

almış dizginleri eline
bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
onların kemik yalayan dostları
onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
ve sen
ve sen haktan bahseden ortaköyün cibalinin işçisi
seni öldürürler
seni sürerler
buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ıpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
hakkında idam hükümleri verilir

haktan bahseden namuslu insanları
yağmurlu bir mart akşamı topladılar
karanlık mahzenlerinde şehrin
cellatlara gün doğdu
kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
bir kalem yazın vardır
dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
söylenmez

haramiler kesmiş sokak başlarını
polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
haramilerin elinde
ve mahzenlerinde insanlar bekler
gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde

boşuna çekilmedi bunca acılar ıstanbul
bulutların ardında damla damla sesler
gülen çehreleri ve cesaretleriyle
arkadaşlar çıktı karşıma
dindi şakalarımın ağrısı

bir kadın yoldaş tanırdım
bir kardeş karısı
hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
gebeliğin dokuzuncu ayında
aç kurtların varoşlara saldırdığı
tipili bir gece yarısı
sırtında çok uzak bir köyden indirdi
otuzbeş kiloluk sırrımızı
zafer kanlı zafer kıpkırmızı

boşuna çekilmedi bunca acılar ıstanbul
bekle bizi
büyük ve sakin süleymaniyenle bekle
parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
mavi denizlerine yaslanmış
beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
ve bir kuruşa yenihayat satan
tophanenin karanlık sokaklarında
koyunkoyuna yatan
kirli çocuklarınla bekle bizi
bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
bekle dinamiti tarihin
bekle yumruklarımız
haramilerin saltanıtını yıksın
bekle o günler gelsin ıstanbul bekle
sen bize layıksın

vedat türkalı
semtine göre dili değişen nadide, güzel bir şehirdir. mesela aksaray'da rusça, zeytinburnu'nda kürtçe, bahçeşehir'de tikky türkçesi**, yeşilköy, bakırköy gibi yerlerinde kısmen de olsa ermenice gibi.
"hamileliğin son anlarında aşırı kilo alıp, bir sonraki günü dahi taşıyamaz olmuş bir kadına benziyordu istanbul. attığı her adımdan, azametle büyümüş vaatkar karnından su sesleri yükseliyordu dalga dalga. sürekli yiyordu ya, yediklerinin ne kadarının kendine ne kadarınınsa içinde gün be gün büyüyen o küçümen, kırılgan ve asla doymayan cana yaradığını artık kendi de bilmiyordu. ... yıllar, yüzyıllar boyu şiştikçe,şişmişti. ... yiyor ve içiyordu patlayasıya"
yaşam kavgasını, kaygısını sonuna kadar hisseden bir yer.. kayıp ruhlarla dolu..
amaçsız, sade, güzel istanbul..
bu şehre buraya ait olanların gözünden bakıyorum bu aralar..
sevdikleri gibi sevemedim.
eksik bir şey mi var, anlayamam
bak çayım, sigaram her şeyim tamam..
kavganın şehri.
(bkz: bekle bizi istanbul)
yalnızlığın başkenti. baktıkça nefret edilen ama sapık bir tutkuyla tutkun ve aşık olunan şehir. insanı hem sadist hem mazoşişt yapan, boktan ama büyülü.
bazen, günde iki kez geçtiğiniz ama hep çok işiniz, az zamanınız olduğundan bir yerlere yetişmek durumunda olduğunuz için boş boş baktığınız köprüsünün manzarasına bir de onu ilk kez görmüş bir yabancının gözlerindeki hayranlık ifadesinden etkilenip onun gibi baktığınızda durduk yere insanın içine huzur dolduran şehir.
ankara dan güzel tek yanı denizi olan şehir. denizi de olmazsa beş para etmez. insanları para için yaşar olmuş. yardım etmek, komşuluk, hayır işi kalmamış. iki hatta üç dört beş üçgeni yüzlü insanlara adamış artık kendini. karı yoksa kimse size iyilik yapmaz. adres bile tarif etmiyorlar amk.
kimi pişman olur geldiğine,
kimisi hayran...

biri masada şarap içer,
diğeri ayran...

sokakta da sabahlayabilirsin,
yoksa paran...

yol sorarsın birisine, susar.
çünkü tabelada "adres sormak 1 ytl" yazar.

(bkz: şair uuserlardan şiirler)
orada yaşamayan insanlar için hep gizemli bir tarafı olan şehir. hatta orada yaşayanlar için bile.
söylenilenlere bakılırsa yaklaşık 1 milyondan fazla sivaslının yaşadığı ve bünyesinde büyük bir tarih ve kültür barındıran, birçok dinin temel ve önemli unsurlarını içeren, türkiyenin 3 büyük kulübünün ev sahibi ve benim üniversite hayatımın geçtiği 12 milyonluk mega şehir.
© copyright 2005 - 2026