bugün
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz16
- mamut avlayıp ev geçindiren efsanevi nesil5
- sigaranın yanına çay kahve dışında alternatifler6
- bana gel film izleriz diyen erkek14
- gece yolda yürürken çöpten fırlayan adam4
- yakışıklı erkeklerin sürekli çaylak olması14
- arkadaşlar nasılsınız9
- ders çalışmanın bazen iyi hissettirmesi3
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi18
- sözlük yazarlarına bir şey söyle7
- sözlük yazarlarının 1999 yılından beklentileri5
- bir erkeğe en çok yakışan şey4
- kavalali mehmet ali pasa3
- arkadaşlar önce soğan mı kavrulur yoksa biber mi4
- kendine bir soru sor5
- mekke anlaşması11
- cansever18
- insan sevmemek6
- gratisin içini merak etmek4
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları15
- galatasaray daikin den libero takviyesi2
- açlık krizi nasıl bastırılır8
- sözlüğün kırbacı5
- simko317
- yeni parti pkk için imza atarsa nah oy alır3
- kafamın içindeki sesler5
- sokakta kavga teknikleri2
- recep tayyip erdoğan3
- pkklı anaları3
- tavuk pilav4
- merfulu2
- kendini atatürk ten akıllı sanan ergen türkçü7
- hewal ebo9
- kürtler 13 000 yıldır anadoluda yaşıyor4
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın31
- futbol24
- kitabını sikerim2
- sarapci koala7
- küçük bir ilçede yaşamak2
- nick vermeden bir yazara seslen3
- günlük tutan erkek13
- muzlu süt içen erkeğin namusu3
- victor osimhen9
- ümit özdağ6
- kek yiyen erkek3
- behzat ç şule2
- bazı boklar yenildi2
- tai lung16
- en sevdiği şehir istanbul olan insan3
- seküler milliyetçliğin en büyük tehlike olması5
Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma.
Allah'a ve dininene inanma,iman,itikat.
bir erkek ismi.
sahip olunan kesin bilgi
inanç öyle bir çay ki yeşertir bir gün çölü...
kişinin içerisinde mum ışığı kadar da olsa bulundurması gereken, yerine göre yol gösterici, karar mekânizması, seçicilik vs.
into my arms http://www.youtube.com/wa...p;mode=related&search=
bir şeyin doğru olduğunu düşünme ve bunu sorgulama durumu.
fotoğrafın altın da şunlar yazıyor..:
Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı..
http://www.milliyet.com.t...fa/50yil/default.asp?id=9
Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti'nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı..
http://www.milliyet.com.t...fa/50yil/default.asp?id=9
varolma sebebimizdir(bkz: ..."zaten inancımız olmasa varolmanın anlamı anlamsızlıktan başka bir anlama gelmezdi")
bir Jane Austen romanı.
kaybettim.. hükümsüzdür..
kişinin değerlerini oluşturan, insanı insan yapan, olmaması halinde içinizde koskocaman bir boşluk hissettiren, var olduğuna inanılan her şeye karşı duyulan bağlılık.
ihtiyaç.
ama Hava ya da su değil sanki, tam olarak benzin gibi. Yokluğu teoride değil, pratikte yok ediyor. Ölmüyor, yetilerinizi kaybediyorsunuz olmadığında.
birşeylere inanmak varlığınızı sürdürmek için bir şart halini alıyor.. Tanrıya, bir ideolojiye, bir kadına, ölüme..
ama inanma ihtiyacınız asla bitmiyor..
ama Hava ya da su değil sanki, tam olarak benzin gibi. Yokluğu teoride değil, pratikte yok ediyor. Ölmüyor, yetilerinizi kaybediyorsunuz olmadığında.
birşeylere inanmak varlığınızı sürdürmek için bir şart halini alıyor.. Tanrıya, bir ideolojiye, bir kadına, ölüme..
ama inanma ihtiyacınız asla bitmiyor..
(bkz: yan komşu)
nietzsche'ye göre "inanç gerçeği bilmek istememektir."
duruma gore vicdanı esir alan duruma gore insanı ozgurlestiren kurum.
tabi ki neye inandıgınızla alakalı bir durum bu. din baglamında inanc ogretilir.
yani bir insan telkin olmadan herhangi bir dine kapılanmaz. ormanda kaybolan
cocukları dusunun, eger sag kalabilmisse medeniyetten uzaklasır-vahsilesir.
eger konusmayı biliyorsa unutabilir ya da en fazla ogrendigi kadarını muhafaza eder.
uzerine yeni kelimeler-bilgiler koyamaz.
ogretilmis bir inanc olan din de alıskanlıktır, insan alıskanlıklarını kolay kolay terkedemez.vicdani kanaatleri kendi dısındaki dunya tarafından bicimlendirilmistir.
tabi ki neye inandıgınızla alakalı bir durum bu. din baglamında inanc ogretilir.
yani bir insan telkin olmadan herhangi bir dine kapılanmaz. ormanda kaybolan
cocukları dusunun, eger sag kalabilmisse medeniyetten uzaklasır-vahsilesir.
eger konusmayı biliyorsa unutabilir ya da en fazla ogrendigi kadarını muhafaza eder.
uzerine yeni kelimeler-bilgiler koyamaz.
ogretilmis bir inanc olan din de alıskanlıktır, insan alıskanlıklarını kolay kolay terkedemez.vicdani kanaatleri kendi dısındaki dunya tarafından bicimlendirilmistir.
doğru yerden çıkmayı bilmediğinde, girdiğin yere geri döndüğün.. döner kapı.
yağan yağmur ve kar temizdir ancak düştüğü yere göre vasıf alırlar...
mantıkla sorgulanmaması gerekendir.
dini inanç olarak düşündüğümüzde dogmatiktir, yani sorgulanamaz.
geriye kalan inançlarınız ve fikirlerinizi üzerine yorum yapın, onları sorgulayın ki; bir gerçeğe dayansınlar ve inandırıcı olsunlar.
geriye kalan inançlarınız ve fikirlerinizi üzerine yorum yapın, onları sorgulayın ki; bir gerçeğe dayansınlar ve inandırıcı olsunlar.
"hz. muhammed efendimize, allah tarafından sadece bir kereliğine cehennem gösterilmiştir. gördükleri karşısında peygamberimizin kendisini günlerce korku ve gözyaşı içinde görenler sormuşlar, ya allah 'ın resulu nedir seni bu hallere düşüren. "eğer ki, benim gördüklerimi görseydiniz gözleriniz yerinden çıkar, ödünüz patlar ve olduğunuz yerde düşüp kalırdınız" "
nasıl çarpık bir düşünce sistemim varsa, nasıl saçma düşüncelerin içinde boğulup kalmışsam, nasıl içimdeki boşluk devasa bir karadelik haline gelmişse artık; benim bu yukarıdaki anekdottan anladığım tek şey, ortada psikopat bir tanrı olduğu. kendi gönderdiği peygambere acı çektiriyor. "bak seni yarattım, bana inanacak şekilde de programladım, ama inanmayanlar için de şöyle bir yerimiz var, bir göz at istersen" diyor. bu tanrı alenen elindeki gücü kötüye kullanıyor arkadaş. önce insanları yaratıyor(ortada ne fol ne yumurta), sonra onları kötü yola düşürüyor(her şeyin sebebi o değil mi ne de olsa), sonra bir peygamber gönderiyor ki dünyayı düzeltsin(fazla süpermen filmi izlemiş olsa gerek), sonra da onun vasıtasıyla insanları korkutuyor ki kendisine tapsınlar(ego tatmini).
ya çok fazla felsefi analizlere gaklara guklara gerek yok. tek bir soru yeterli: neden? neden günde 5 kez kendisine ibadet edilmesini isteyecek kadar megalomanyak bu tanrı?(gerçi bunun bir de öncesinde peygamberle pazarlık kısmı var; neyse ki hz muhammet'in pazarlık kabiliyeti iyi olduğu için 5 vakitle kurtarıyoruz. bir tanrı neden kendi yarattığı varlıklara acı çektirmek ister? bir tanrı neden kendi yarattığı şeytan'la sidik yarışına girer, nefis'le aşık atmaya kalkar? yahu bu din kendi içinde tutarlı bir şekilde "neden" sorusuna bir tane cevap veriyor mu?
her insanın aklının kendi sınırları vardır, bunlardan ötesini tahayyül edemez. ama din insanların düşüncelerini o kadar dar kalıplara sokuyor ki en basit şeyler bile akla gelmiyor. gelse de yine dar kalıplar içinde cevap bulunuyor. zaten önemli olan da anlamaya çalışmak değil, insanın kendini tatmin etmesi. faizsiz bankacılık'a yatırdın mı paranı rahatsındır, o paraya neler oluyor, nasıl faiz olmadan bankacılık oluyor falan filan bunlar önemli değildir. çünkü bilgi sürekli sorun getirir. (bkz: ignorance is bliss) daha kolayı ise rahatça önüne atılan yemi yemek, kendi totolojilerinle kendini tatmin etmektir. cmylmz'da reenkarnasyon'la dalga geçilirken "öldükten sonra kralsın be olum" lafından gelen tatmin bu.
yahu adam gibi bir ikna taktiği bile yok, sadece korku propagandası. bu tanrı kendisine her daim ibadet edilmesini isteyecek kadar megaloman, bizzat kendi yarattığı insanlar bizzat kendi yarattığı nefis'e yenik düştü diye binbir işkenceden geçirecek kadar psikopat, insanların ahlaklarının çevresel koşullardan oluştuğunu bilmeyecek kadar cahil, en nihayetinde tüm her şey kendi imalatı olduğu için, ortada yargılayacak bir dış öğe olmadığını anlayamayacak kadar aptal, aslında tümüyle kendi ürettiği düşüncelerin, çevresel koşulların bir sonucu olarak önüne atılan mamayla yetinmeyen ateistleri de cehenneme yollayacağını söyleyecek kadar çılgın.
ama ne gerek var düşünmeye. önümüzde zaten hazır mama var. "siz var ya yanacaksınız olm" lafı, zaten tüm her şeyi bitirecek nitelikte. ortada sadece "siz istediğiniz kadar düşünün, doğru yalnızca bizim dediğimiz" diyen insanlar var. nato kafa nato mermer de demiyorum, çünkü bu da olayı sadece bir aydınlanmaya bağlıyor, altındaki dinamikleri yok sayıyor. "öldükten sonra yaşayacağını düşündüğü tatminle ölmeden önce kendini tatmin eden insanlar"a bunları anlatmanın imkansızlığını da kabulleniyor ama cahilliğin ortasındayken kendini bilgi deryasında zannedenlere de hakikaten sinirleniyorum. bilmiyorum, belki de kıskanıyorumdur o rahatlığı, belki de imreniyorumdur içten içe her şeyi çözmüş olma huzurunun dayanılmaz hafifliğine. ama en azından, sırf çevreye bakıldığı için hapse atılmak(cehennem), sırf önümüzdeki küçük kaptaki mamadan gözümüzü kaldırmadığımız için kazandığımız bir cennetten daha değerli gibi geliyor.
nasıl çarpık bir düşünce sistemim varsa, nasıl saçma düşüncelerin içinde boğulup kalmışsam, nasıl içimdeki boşluk devasa bir karadelik haline gelmişse artık; benim bu yukarıdaki anekdottan anladığım tek şey, ortada psikopat bir tanrı olduğu. kendi gönderdiği peygambere acı çektiriyor. "bak seni yarattım, bana inanacak şekilde de programladım, ama inanmayanlar için de şöyle bir yerimiz var, bir göz at istersen" diyor. bu tanrı alenen elindeki gücü kötüye kullanıyor arkadaş. önce insanları yaratıyor(ortada ne fol ne yumurta), sonra onları kötü yola düşürüyor(her şeyin sebebi o değil mi ne de olsa), sonra bir peygamber gönderiyor ki dünyayı düzeltsin(fazla süpermen filmi izlemiş olsa gerek), sonra da onun vasıtasıyla insanları korkutuyor ki kendisine tapsınlar(ego tatmini).
ya çok fazla felsefi analizlere gaklara guklara gerek yok. tek bir soru yeterli: neden? neden günde 5 kez kendisine ibadet edilmesini isteyecek kadar megalomanyak bu tanrı?(gerçi bunun bir de öncesinde peygamberle pazarlık kısmı var; neyse ki hz muhammet'in pazarlık kabiliyeti iyi olduğu için 5 vakitle kurtarıyoruz. bir tanrı neden kendi yarattığı varlıklara acı çektirmek ister? bir tanrı neden kendi yarattığı şeytan'la sidik yarışına girer, nefis'le aşık atmaya kalkar? yahu bu din kendi içinde tutarlı bir şekilde "neden" sorusuna bir tane cevap veriyor mu?
her insanın aklının kendi sınırları vardır, bunlardan ötesini tahayyül edemez. ama din insanların düşüncelerini o kadar dar kalıplara sokuyor ki en basit şeyler bile akla gelmiyor. gelse de yine dar kalıplar içinde cevap bulunuyor. zaten önemli olan da anlamaya çalışmak değil, insanın kendini tatmin etmesi. faizsiz bankacılık'a yatırdın mı paranı rahatsındır, o paraya neler oluyor, nasıl faiz olmadan bankacılık oluyor falan filan bunlar önemli değildir. çünkü bilgi sürekli sorun getirir. (bkz: ignorance is bliss) daha kolayı ise rahatça önüne atılan yemi yemek, kendi totolojilerinle kendini tatmin etmektir. cmylmz'da reenkarnasyon'la dalga geçilirken "öldükten sonra kralsın be olum" lafından gelen tatmin bu.
yahu adam gibi bir ikna taktiği bile yok, sadece korku propagandası. bu tanrı kendisine her daim ibadet edilmesini isteyecek kadar megaloman, bizzat kendi yarattığı insanlar bizzat kendi yarattığı nefis'e yenik düştü diye binbir işkenceden geçirecek kadar psikopat, insanların ahlaklarının çevresel koşullardan oluştuğunu bilmeyecek kadar cahil, en nihayetinde tüm her şey kendi imalatı olduğu için, ortada yargılayacak bir dış öğe olmadığını anlayamayacak kadar aptal, aslında tümüyle kendi ürettiği düşüncelerin, çevresel koşulların bir sonucu olarak önüne atılan mamayla yetinmeyen ateistleri de cehenneme yollayacağını söyleyecek kadar çılgın.
ama ne gerek var düşünmeye. önümüzde zaten hazır mama var. "siz var ya yanacaksınız olm" lafı, zaten tüm her şeyi bitirecek nitelikte. ortada sadece "siz istediğiniz kadar düşünün, doğru yalnızca bizim dediğimiz" diyen insanlar var. nato kafa nato mermer de demiyorum, çünkü bu da olayı sadece bir aydınlanmaya bağlıyor, altındaki dinamikleri yok sayıyor. "öldükten sonra yaşayacağını düşündüğü tatminle ölmeden önce kendini tatmin eden insanlar"a bunları anlatmanın imkansızlığını da kabulleniyor ama cahilliğin ortasındayken kendini bilgi deryasında zannedenlere de hakikaten sinirleniyorum. bilmiyorum, belki de kıskanıyorumdur o rahatlığı, belki de imreniyorumdur içten içe her şeyi çözmüş olma huzurunun dayanılmaz hafifliğine. ama en azından, sırf çevreye bakıldığı için hapse atılmak(cehennem), sırf önümüzdeki küçük kaptaki mamadan gözümüzü kaldırmadığımız için kazandığımız bir cennetten daha değerli gibi geliyor.
sadece dinler ile ilişkilendirilen ama aslında hayatın her alanında bulunan bir bilgi türüdür. bir otoriteye güvenerek bir bilgiyi doğru kabul etmek her şekilde inançtır. otoriteye inanma durumu vardır. bunun örneklerini de bilimde sürekli görebiliriz.
hayatında hiç biyoloji, zooloji ya da genetik eğitimi almamış insanlar; bir kaç profesör ve üniversiteyi otorite kabul ederek evrim teorisine inanmaktadırlar. insanların evrim teorisine inanması evrim teorisinin yanlış olduğunu göstermez ama bunun bir inanç olduğunu reddetmek sonra da dinlere inanan insanlara sanki kendilerinin akılcı davrandığını iddia etmek ikiyüzlülüktür. akıl yolu ile varılmayan, bir otoriteden yola çıkarak bir bilgiyi kabul etmek tamamen inançtır.
türkiye'de de ve hatta batı dünyasında da bilim gittikçe inanç üzerine kurulmaktadır. konularında üst düzey olduğunu düşündüğümüz bir kaç üniversite ve profesör evrim teorisi, küresel ısınma gibi teoriler ortaya koymakta ve biz de bu sonuçlara nasıl varıldığı ile ilgilenmeden sadece otoritenin güvenilirliğine bakarak teorilerine inanıyoruz.
peki din adamlarının bilim adamlarından farkı ne. din adamları da ortaya ahlaki bazı doktrinler koyuyorlar. koydukları doktrinler çoğu insanın hayatının anlamlı olmasını sağlıyor. çoğu insana mutluluk sağlıyor. bu durumda bu doktrinlere yanlış diyebilir miyiz? burada din adamları çoğu insan için güvenilir bir otorite oluyor. aynı şekilde bilim adamlarının çoğu insan için güvenilir bir otorite olması gibi.
anlayacağınız bilim ile din arasında fark sadece birinin materyalist, diğerinin idealist olmasıdır. bilim teorilerini materyalist dünyada oluştururken, dinler teorilerini materyalist dünyanın ötesinde oluştururlar. olay bir insanın hangi felsefeye yakın olmasındadır.
hayatında hiç biyoloji, zooloji ya da genetik eğitimi almamış insanlar; bir kaç profesör ve üniversiteyi otorite kabul ederek evrim teorisine inanmaktadırlar. insanların evrim teorisine inanması evrim teorisinin yanlış olduğunu göstermez ama bunun bir inanç olduğunu reddetmek sonra da dinlere inanan insanlara sanki kendilerinin akılcı davrandığını iddia etmek ikiyüzlülüktür. akıl yolu ile varılmayan, bir otoriteden yola çıkarak bir bilgiyi kabul etmek tamamen inançtır.
türkiye'de de ve hatta batı dünyasında da bilim gittikçe inanç üzerine kurulmaktadır. konularında üst düzey olduğunu düşündüğümüz bir kaç üniversite ve profesör evrim teorisi, küresel ısınma gibi teoriler ortaya koymakta ve biz de bu sonuçlara nasıl varıldığı ile ilgilenmeden sadece otoritenin güvenilirliğine bakarak teorilerine inanıyoruz.
peki din adamlarının bilim adamlarından farkı ne. din adamları da ortaya ahlaki bazı doktrinler koyuyorlar. koydukları doktrinler çoğu insanın hayatının anlamlı olmasını sağlıyor. çoğu insana mutluluk sağlıyor. bu durumda bu doktrinlere yanlış diyebilir miyiz? burada din adamları çoğu insan için güvenilir bir otorite oluyor. aynı şekilde bilim adamlarının çoğu insan için güvenilir bir otorite olması gibi.
anlayacağınız bilim ile din arasında fark sadece birinin materyalist, diğerinin idealist olmasıdır. bilim teorilerini materyalist dünyada oluştururken, dinler teorilerini materyalist dünyanın ötesinde oluştururlar. olay bir insanın hangi felsefeye yakın olmasındadır.
insana, insan olma özelliğini kazandıran temel yapı taşlarından bir tanesidir inanç sadece özgü bir olgudur. yeryüzünde inanca sahip tek canlı türü insandır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar