bugün
- yalancı su böreği10
- mazotun litresi 90 lira5
- tanımadığınız birinin sorunlarını önemser misiniz14
- sevmediğiniz yazarı eksiler misiniz4
- pkklıların guneydoğu anadolu'ya kürdistan demesi2
- pkklıların türk bayrağını indirmeye çalışması2
- kadın ve erkek yazar arasında nesil farkı önmli mi2
- prednol2
- ata demirer dinin mizahı olmaz3
- bir ateşe attın beni4
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı9
- s'i l v'e r m'i s t22
- abd de trump portreli 1 dolar2
- kontrol kalemiyle tornavidayı karıştırmak2
- aleksey batrakov12
- masklavi ile yeni parti mitingine gitmek38
- arabanın camına sıkıştırılmış tornavida2
- sözlük yazarlarının kudurtan kombinleri28
- avokadonun turkçesinin taşak olması5
- ekonomi kötüyse neden ekonomimiz büyüyor11
- götten bacaklı erkek4
- imf den borç almayı zenginlik sanan malum zihniyet7
- başarısız insan2
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci9
- geç boşalan erkek2
- sarapci koala65
- motorine 8 24 tl zam gelmesi13
- mantı13
- habire1221
- bu saatte uyanan insanın amacı4
- asılacak olsanız son sözünüz ne olurdu9
- kısa ve vurucu yazmak6
- apo piçtir piç kalacak8
- ellerim bos gonlum hos29
- ahlak duygunuzu nerden alıyorsunuz24
- gün tabağı6
- sporcu motorcu müzisyen ve uzun boylu olmak5
- sözlükte fosilleşmek6
- filenin sultanları yarı finalde8
- türklerin en sevdiğiniz yönü6
- sözlükte en çok kıskandığınız yazar12
- silver ile evlenecek erkek52
- dürüst olun sözlükte kaç hesabınız var7
- supangle ve puding in farkları3
- özel mesajları ifşa edecek kadar ucuz olmak6
- arif kocabıyık16
- bir bela geliyor8
- hz isa'nın fiziksel annesi ve babası yoktu11
- 11 aydır yazmayan flört ne yapıyordur sorunsalı8
- lahmacun9
her gelişin bir gidişi vardır.
en zor eylemlerden biri. birisinin sana kal demesini bekleme. gerçekten kalmak istedeydin gitme düşüncesi oluşmazdı sende.
"birlikte" değilse ya gideni ya kalanı yalnızlaştırır.
giden kişinin bıraktığı kişiden bir şeyler götürdüğü eylemdir.
Gitmek herşeyin yaşanmamış gibi yapılıp kaçmaktır. Gitmek demek kolayca kaçmak demektir.
kalmaktan daha az acı verir belki fakat bedeni, ruhu ve kalbi yorar.
silmektir!
gitmek ile uzaklaşabilmek aynı kavramlar değildir. bakmayın siz peşi sıra gelir gibi durduklarına. birilerinin bu durumu insanlara açıklaması lazım; gitmek fiziki sebeplerden de gerçekleşebilir, ama uzaklaşabilmek kişinin içinde olduğundan daha göreceli bir kavramdır. buna tabi tutulan "gitmek" eylemide dolaylı yoldan göreceli bir hal alabilir. ama bu durum sizi yanıltmasındır, giden insanların hepsi aynı zamanda uzaklaşamazlarda.
gitti sanılırken aslında gelen değil miydi gerçek aşık? aşka gelen. ve tüm gelmeler senden, tüm gitmeler sanadır aziz yar. dememiş miydi şair? nasıl unutulabilirdi? ama gerçek aşk unutulmuştu ki demek, gitmek artık suç kabul edilir olmuştu. gidenin nereye, neden gittiği görülemiyordu. gitmek ve gelmek sanırım birbirine karıştırılmıştı bu çağda. kavram karmaşaları yaşanılan, anlamların yitirildiği, kelimelerin gerçek manalarından uzaklaştığı çağda aşk da hakiki manasından çok uzaklardaydı. i̇nsanın tüm inanışlarını tersyüz eden bir devirde çoğunluk ne derse doğru olan oydu ve işin garibi çoğunluk ne dediğini dahi bilmiyordu. gücü elinde bulunduranların dediği sorgusuz sualsiz kabul edilmişti. ve çoğunluk; gideni suçlu ilan etmişti.
aşkın adını şehevî zevklere indirgemiş toplumda gerçek aşkı tadarak, ilişki denilen basitlikten utanıp gidenler de vardı oysa. kendini anlayamayan biriyle yanmaya başlayan aşkını söndürmemek için aşkı ile kendi arasında perde olana yüz çevirmek zorunda kalan, aşkın adını kirletmekten kaçanlar vardı. perdeyi değil, ardındakini seçenler ama suçlanıyorlardı. yakınında olursa, yücelerin yücesinden aşağıların aşağısına ineceği için gitmiş olabileceği hiç kimsenin aklına gelmiyordu. oysa giden diye yaftalanarak hâkir görülürken, salt aşkından gayrı ne varsa bu, maşukunun teni de olsa- terk edip kendindekine giden, çekirdeğin özüne inen değil miydi aşık?
giden insan, bir şeylerin eksik olduğunu düşünüp gittiğinde, aslında noksan olanın kendisi olduğunu unuttuğunu, kendinde tamamlanması gereken şeyi bir başkasıyla değil, yine kendiyle tamamlaması gerektiğini belki de bu gitmelerle öğrenmesi gerekiyordu..
not: alıntıdır.
aşkın adını şehevî zevklere indirgemiş toplumda gerçek aşkı tadarak, ilişki denilen basitlikten utanıp gidenler de vardı oysa. kendini anlayamayan biriyle yanmaya başlayan aşkını söndürmemek için aşkı ile kendi arasında perde olana yüz çevirmek zorunda kalan, aşkın adını kirletmekten kaçanlar vardı. perdeyi değil, ardındakini seçenler ama suçlanıyorlardı. yakınında olursa, yücelerin yücesinden aşağıların aşağısına ineceği için gitmiş olabileceği hiç kimsenin aklına gelmiyordu. oysa giden diye yaftalanarak hâkir görülürken, salt aşkından gayrı ne varsa bu, maşukunun teni de olsa- terk edip kendindekine giden, çekirdeğin özüne inen değil miydi aşık?
giden insan, bir şeylerin eksik olduğunu düşünüp gittiğinde, aslında noksan olanın kendisi olduğunu unuttuğunu, kendinde tamamlanması gereken şeyi bir başkasıyla değil, yine kendiyle tamamlaması gerektiğini belki de bu gitmelerle öğrenmesi gerekiyordu..
not: alıntıdır.
arkadakileri geride bırakmaktır. onlarsız da olabilmeyi kabullenmektir.
gitmek,
herşeyi geride bırakmak değil,
geride kalanları unutmaktır...
herşeyi geride bırakmak değil,
geride kalanları unutmaktır...
bazen gerçekten geride kalan olmaktır... sezen aksununda cümleleriyle "öteki olabilmeyi,yerine koyabilmeyi,geride durabilmeyi öğreniyorsun" sonra sana kalan/sona kalan tek şeydir gitmek.
gitmek, gitmektir işte. hepsi bu..
herkes gider.
bazen özleten, bazen geride kalanlara derin bir ohh çektiren eylemdir.
gittin mi büyük gideceksin !
ayrılık bile gurur duyacak seninle..
gittin mi ayaklarn onun yakınndan bile geçmeyecek..
gölgen bile kalmayacak ardında..
gittin mi onurunla gideceksin;
"haklıysan gidecek, gitmişsen dönmeyeceksin"..
ayrılık bile gurur duyacak seninle..
gittin mi ayaklarn onun yakınndan bile geçmeyecek..
gölgen bile kalmayacak ardında..
gittin mi onurunla gideceksin;
"haklıysan gidecek, gitmişsen dönmeyeceksin"..
(bkz: gitmek biraz ölmek demektir)
kalk ! kalk gidelim ! topla bavulları, anıları, fotoğrafları... değneklerini de ben taşırım. ama ne olur gidelim artık...
başka bir şehire gidelim mesela. rüyaya dalmak gibi olsun. başka bir şehire... bahçesinde çiçekler yetiştirebileceğimiz küçük küçük evleri olan bir şehire gidelim mesela. evet, evet... bir bahçemiz ve sevebileceğimiz çiçeklerimiz olsun. yaşlı kadınlar, ölmüş kocalarının saçını okşar gibi severler ya çiçeklerin yapraklarını; işte öyle...
varsın yaldızlı mobilyalarımız olmasın. varsın parlak, çiziksiz, gıcır gıcır misafirlik sevinçleri yaşamayalım. varsın konuşan battaniyelerle arkadaşlık edelim sadece. boş odalarımızda cılız bir kedi gezinsin kafi... ama bizim boş odalarımız olsun onlar. öylesine sıkı sarılalım ki ısınsın buz gibi duvarlar. sivri ve şefkatli dikenlerimiz birbirimize batsın. göğüs gerdiğimiz tüm o hüzünlü günlere ağıtlar yaksın pikabımız.
gidelim ! başka bir şehire gidelim... adını biz koyalım bu şehirin. göğünü biz boyayalım. sokaklarını biz çizelim. kalbimiz gibi buruk atsın, kıyılara vursun, mercanlar savursun o yorgun sokaklar. dalgaları büken rüzgarlar, kızların da saçlarını büker ya; işte öyle bükülsün sokaklar da... sonra o sokaklarda sonbaharın gelmesini bekleyelim. hem belki de beklerken evimizin yanındaki yoldan neşeli bir arabacı geçer. atlarımızı kıyıya sürmemizi söyler. Bordeaux'un üzüm bağlarına gideriz belki. kaçırdığımız tüm bağ bozumlarının ardından ağlarız. göz yaşlarımıza şarap katarız...
gidelim ! başka bir şehire gidelim. 80 küsür yıldır yaşayan bir adamın kumlu gözlerinde biriktirdiği hayatlara, birbirinden değerli kederlere değeriz seninle. yorgun ama heybetli sesinden masallar dinleriz. kalabalıklarımızın arasındaki yalnızlığımızda yaşarız, yaşlanırız. çatlak avuçlarımız, kendimizi üzerinde tutmaya çalıştığımız topraktan bile eski olur. iki kum saatini karşılıklı koyar, birbiriyle yarıştırırız.
gidelim ! ben artık dayanamıyorum ! dayanamıyorum aynı sokaklara, aynı insanlara, aynı yalanlara ! gidelim ! yine gidelim !!! bırakalım buraları. illa da bir yerlere gitmemiz gerekmez biliyorsun değil mi ? ama gidelim ! kendi şehrimize gidelim. oralar hep bizim olsun. gözümüzün gördüğünce hem de...
hadi uyan... uyan da gidelim artık. bak ellerim kanıyor yine... ne olur uyan !!! uyan !!! sensiz gidemem ben ! uyan !!!
kalk ! kalk gidelim ! topla bavulları, anıları, fotoğrafları... değneklerini de ben taşırım. ama ne olur gidelim artık...
başka bir şehire gidelim mesela. rüyaya dalmak gibi olsun. başka bir şehire... bahçesinde çiçekler yetiştirebileceğimiz küçük küçük evleri olan bir şehire gidelim mesela. evet, evet... bir bahçemiz ve sevebileceğimiz çiçeklerimiz olsun. yaşlı kadınlar, ölmüş kocalarının saçını okşar gibi severler ya çiçeklerin yapraklarını; işte öyle...
varsın yaldızlı mobilyalarımız olmasın. varsın parlak, çiziksiz, gıcır gıcır misafirlik sevinçleri yaşamayalım. varsın konuşan battaniyelerle arkadaşlık edelim sadece. boş odalarımızda cılız bir kedi gezinsin kafi... ama bizim boş odalarımız olsun onlar. öylesine sıkı sarılalım ki ısınsın buz gibi duvarlar. sivri ve şefkatli dikenlerimiz birbirimize batsın. göğüs gerdiğimiz tüm o hüzünlü günlere ağıtlar yaksın pikabımız.
gidelim ! başka bir şehire gidelim... adını biz koyalım bu şehirin. göğünü biz boyayalım. sokaklarını biz çizelim. kalbimiz gibi buruk atsın, kıyılara vursun, mercanlar savursun o yorgun sokaklar. dalgaları büken rüzgarlar, kızların da saçlarını büker ya; işte öyle bükülsün sokaklar da... sonra o sokaklarda sonbaharın gelmesini bekleyelim. hem belki de beklerken evimizin yanındaki yoldan neşeli bir arabacı geçer. atlarımızı kıyıya sürmemizi söyler. Bordeaux'un üzüm bağlarına gideriz belki. kaçırdığımız tüm bağ bozumlarının ardından ağlarız. göz yaşlarımıza şarap katarız...
gidelim ! başka bir şehire gidelim. 80 küsür yıldır yaşayan bir adamın kumlu gözlerinde biriktirdiği hayatlara, birbirinden değerli kederlere değeriz seninle. yorgun ama heybetli sesinden masallar dinleriz. kalabalıklarımızın arasındaki yalnızlığımızda yaşarız, yaşlanırız. çatlak avuçlarımız, kendimizi üzerinde tutmaya çalıştığımız topraktan bile eski olur. iki kum saatini karşılıklı koyar, birbiriyle yarıştırırız.
gidelim ! ben artık dayanamıyorum ! dayanamıyorum aynı sokaklara, aynı insanlara, aynı yalanlara ! gidelim ! yine gidelim !!! bırakalım buraları. illa da bir yerlere gitmemiz gerekmez biliyorsun değil mi ? ama gidelim ! kendi şehrimize gidelim. oralar hep bizim olsun. gözümüzün gördüğünce hem de...
hadi uyan... uyan da gidelim artık. bak ellerim kanıyor yine... ne olur uyan !!! uyan !!! sensiz gidemem ben ! uyan !!!
adımlarını ileriye doğru atmaktır.
arkanda bırakmaktır, gözü yaşlı anneni, düşünceli babanı, sinirli neneni.
yaşanacak olanlara sabırsızlanmaktır, yaşanmış olanları unutmamaya yemin ederken.
unutmaktır...
sevmektir geride kalanları umutsuzca.
uyumaktır, unutmak için acıları.
geçmişi bırakmaktır gitmek.
geride kalmamayı öğrenmektir.
arkanda bırakmaktır, gözü yaşlı anneni, düşünceli babanı, sinirli neneni.
yaşanacak olanlara sabırsızlanmaktır, yaşanmış olanları unutmamaya yemin ederken.
unutmaktır...
sevmektir geride kalanları umutsuzca.
uyumaktır, unutmak için acıları.
geçmişi bırakmaktır gitmek.
geride kalmamayı öğrenmektir.
yapılması kolay eylem. ancak yapıldıktan sonra çıkar acısı, insan ne yaptığının ancak o zaman farkına varır.
gitmek, anılar yüklü vagonlarıyla unutulmaya kalkan bir trende olmaktır...
kalmaman gerekir bazen. her şeyi herkesi arkanda bırakacak olsanda gitmen gerekir. acı verir kalmak üzer... çok sevdiğin, kendini özgür hissettiren her yer boğar artık seni. daraltır ruhunu. çekip gitmek gerekir işte o an. kimseyi düşünmeden kendi acılarını dindirebilmek için gitmek gerekir.
"bazen bir an için kalkıp gitme, bağları koparma cesaretini buluyorum kendimde. keşke nereye gideceğmi bilsem..herhalde giderdim."
-genç werther'in acıları/goethe-
-genç werther'in acıları/goethe-
son ve başlangıç arasındaki eylemdir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar