bugün

arapça kırk sayısı..ismet özel'in de kırk yaşına kadar yazdığı şiirleri topladığı kitabı..
kirk erenler vardir hadiste bahsedilen, onlara da kisaca erbain denilir. ucler, yediler, kirklar, yuzler vardir iste. bir de kutb-uz'zaman, gavs-i azam felan var. yanlissam duzeltin.
22 aralık 31 ocak arasındaki 40 günlük kara kış süresi. halk edebiyatında zemheri olarak da geçer.
ismet özel'in içinde , sevgilime iftira 'yı sunduğu şiir kitabıdır.

SEVGiLiME iFTiRA

Dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni
bir yanımı kara çıbanlara saldılar, ıslak
bir yanım hiç aymamıştır, gümeçlerde saklıdır

ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama şimdi bana gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla, zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu

yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat, bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar, silâh fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesab etmiş değil,
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan
biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak, dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek

iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiçbir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakşırına bulaşan
kan değil, mürekkep lekesi, ben bilirim
çünkü bir gün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karalığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öcalan ağza misvak, iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan
keşke kan olsa,

o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma, konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağnaklara bağışla.
(bkz: erbain fırtınası)
Erbain: Kanla kirlenmiş bir evraktır.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır
tabutumun üstünde zar atıyorlar
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıltaşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgâr buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğraşacak yerlerimi yokettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
benliğinizi yitirip hiç olmaya biraz daha yaklaşsanız da kendinizi yıkarak yeniden kuracağınızı bilmenin huzuruyla belleğinizle girdiğiniz bir oyundur erbain. kırk yılın ancak yarısı kadar yaşamış olsanız da önemli olan yaş değildir kırklara karışmak safhasında. artık yeni oyunlar için ilaçsız bir güne ihtiyacınız vardır sadece: temiz bulandırılmamış bir bellek sadece. netice mi? netice:

bir ağrı yakıldıkça sevilmeli

"Gecenin dürüstlüğünden herkes kuşkulanır
korkulur o kuş yüzlü iniltilerden
ve mor ağzını gecenin kumuna batıran ben
çağdaş serüvenler adına
bütün fotoğraflarını yakan
yakan ve bekleyen.

Çarpar yüzü bir çocuğun mezarlara
yine de ağartamaz tanımını gecenin.
Ezgisiz ama esnaf bakışlarıyla soyunan bir kadın
ayartılmaya uygun o çok baygın yerlerim
ağartamaz
çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. Ben bekleyenim.
Gecenin kıyısında benden konuşulur.

Kara bir irin akıyor
öpünce o yıkılmış gülüşünden çocukların.
Kara bir salgıdır çünkü büyük
serüvenler ve çocukların soluk alışları da.
Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekten
bir çocuğun şehri çarpar yüzümün varoşlarına."
beşinci nesil yazar *.
ismet özel sevgisi barındırdığını düşündüğüm ve bu sebeple seveceğime inandığım yazar.
Erbain, 40 gün anlamına gelir. Hicrî takvime göre miladi takvimde 22 Aralıktan 31 Ocak günleri arasına rastlayan kırk günlük kış dönemi, halk arasında zemheri de denir.

islam dünyasında, kırk günlük riyazat ve halvet olarak bilinen uygulamanın zamanıdır. Bu 40 günde maddî bağları azaltıp, mânevî tarafı kuvvetlendirmek için, kırk gün az yemek, az içmek, az konuşmak, az uyumak, çok ibâdet etmek gerekir. Buna çile de denir. Buna bağlı olarak bu çile iki şekilde olmaktadır çile-i merdan ve çile-i zenan.

Çile-i zenan kadınların yaptığıdır ve kırk gün boyunca hiç bir şey yenmeden ve içmeden yapılır.
Çile-i merdan ise 40 gün boyunca kırk öküz kesilip bunlardan yapılan yahninin yiyilmesi ile yapılan çiledir, lakin bu çile sırasında su içilmez.

kaynak: wikipedi

--spoiler--
http://tr.wikipedia.org/wiki/Erbain
--spoiler--
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.