bugün
- askerde sahip olunan en büyük lüks12
- habire1215
- sözlükteki sinsi köpekler8
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi13
- yalnız yaşayan erkek özellikleri7
- kızların çok açık giyinmesi5
- arap gel oğlum kuçu kuçu5
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- sözlükteki arap döven kızlar5
- 0 0 717
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması9
- atatürk diyor ki4
- sıfır atık vakfı11
- era7capone4
- bilerek ponziye dahil olmak7
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi9
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- habire'nin fendi kadını yendi4
- hesap ödemeyi teklif dahi etmeyen kız4
- çaylak olmadan önceki son kahve4
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı35
- evrene enerji gönderen müslüman9
- cop318
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- samed ağırbaş7
- aleksey batrakov5
- yahudi kürt ailenin çocuğu olmak4
- ilk buluşmada evden kek getiren kız5
- aslan dövmenin aslında zor olmaması5
- askerde yenilen iskender kebap2
- karı koca sözlükte takılan yazarlar4
- rakı arasında çay içmek3
- yalnız yaşamak2
- fusya semsiyeli yabanci25
- ceketimizi koysak kazanırız zaten7
- uluslararası ilişkiler bölümünün özeti3
- 1000 mbps internet3
- sözlük erkeklerinin omuzları2
- ilk buluşmada erkek sevgiliyi evden tofaşla almak2
- illüminati filmleri3
- yapay zeka ile resim video içerik üretmek4
- katlanılabilir telefon2
- tr dışında neden hiçbir devlet kktc'yi tanımıyor4
- yoldan geçerken taciz eden yaşlı hanımefendi2
- pikapta müzik dinlemek2
- günbatımında eski dostunla konuşmak2
- amedspor'un süper ligin lideri olması7
- trakya'dan slovakya'ya gitmek6
- yazarların pazar günü planları5
- saddam hüseyin12
doğa bilimlerini öğrenmekten daha yararlı ne olabilir? ama üniversiteden mühendis olarak çıkmış rağmen bütün lise yaşamımda hiçbir zaman böyle bir yararın bilincine, öğretilenin tadına varamadım. önce şunu söyleyeyim; fizik ile kimyanın konuları çoğu yerde çakışıyordu ve biz bu konuların neden bir ders içinde okutulmadığını anlayamıyorduk. ben fizik ile kimya arasındaki ayrımı, büyüdükten sonra, kendi kendine öğrendim. sonra, bir doğa yasasını öğretirken, öğretmen bu yasayı bulan bilim adamının adını söylüyordu gerçi, ama bu bilim adamının o yasayı ne zaman, hangi koşullar içinde bulduğunu anlatmıyordu. böylece, sanki zaman içinde olmayan, bir gelişim sürecine girmeyen buluşlar, birbiri arkasından ezberlettiriliyordu bize, birbirleriyle ilişkisi gösterilmeden. dahası var, bütün bu büyük buluşların neden hep batıda gerçekleştirilmiş olduğunu soramıyorduk öğretmenimize, sorsaydık bir yanıt alamazdık sanıyorum. batı nasıl bir uygarlık sürecinden geçmişti de, bütün bu bilimleri sanki tekeline almıştı? bilimlerin doğmasındaki ve gelişmesindeki itici neden hangi koşullardan kaynaklanmıştı? bunu tarih öğretmenimize soramıyorduk, sorsak alacağımız yanıtı biliyorduk: "benim alanım değil." oysa bu öğretmenlerin tümü bize batı uygarlığının bilimlerdeki gelişimini okutuyorlardı, ama hiçbiri bu uygarlığı tümü ile göremiyordu. fizikçi, tarih bilmiyordu, onun alanı değildi tarih; tarihçi fizik bilmiyordu, onun alanı değildi çünkü. peki, bu toplu bakışı bize kim verecekti?
tarih öğretmeni, hazırlandığı dersi, diyelim karahanlılar konusunu ezbere söylüyordu, ama orta asya'daki bu kısa ömürlü devletlerin neden birbirleriyle çarpıştıklarını, birbirlerini yıktıklarını anlatmıyordu. dahası var, tarih, orta asya'dan avrupa'ya geçtiğimizde sanki baştan başlamış gibi oluyordu. eşzamanlılık kesenkes sözkonusu edilmiyordu. biz, diyelim yıldırım bayezit ile, onun günündeki fransa'da ne olup bittiğini bir türlü bitiştiremiyorduk. çünkü bunlardan biri diyelim mart ayında, öteki nisan ayında ya da bir dahaki yıl okutuluyordu. dünya çorbaya dönüyordu. işin asıl kötüsü, bu olayları neden ezberlediğimizi bilmiyorduk, hatta bu olayların gerçek olup olmadığından kuşkulanıyorduk, çünkü bize belgelerden hiç mi hiç söz edilmiyordu.
hiç unutmam, lisede bir jeoloji öğretmenimiz vardı, jeoloji kitabında resimleriyle gösterilmiş ve her biri üstüne kısa kısa bilgiler verilmiş taşları bize ezberletiyordu. kuartz diye sorsa, biz kitapta kuartz için ne yazılı ise onu söylemek zorunda idik. ama bu taşı hiç görmemiştik, bilmiyorduk. görsek ne çıkardı? bu taşların bize neden öğretildiği hiçbir zaman anlatılmıyordu.
felsefeye geçtiğimizde büsbütün şaşırdık. birtakım büyük adamlar, birtakım büyük sözler söylemişlerdi; bu sözlerin, söylendikleri günün bilimleriyle ilişkisi var mıydı? bilmiyorduk, soramıyorduk.
biyoloji, jeoloji, insan bilimleri okutulurken, bunların temelinde yatan evrim (hatta devrim, mutation) gerçeğine dikkat çekilmediği, böylece bilimlerle felsefeler arasında tutarlılık bulunduğu anlatılmadığı için, uygarlığın vardığı düzey üstüne sağlam bir kanı edinilemiyordu. toplu bir bakışa varılamadığından, bilimsel bilgilerle yaradılış söylencesi yan yana duruyordu.
dönelim başa... demek bilim öğretiminin, din öğretiminden ayrımı kalmıyordu. sanıyorum, dinci görüşün, eğilimi tümden ele geçirme hevesi biraz da bundan kaynaklanıyor. çünkü bilim eğitimi, tam bilim olmadıkça, dogmalarla savaşıma girişemez, dogmaları yenemez. gerçekte bizim toplumumuzun tarihinde bilim-dogma savaşımı olmamıştır. yaradılış anlayışının birden boy göstermesi, evrim kuramının gereğince öğretilemediğini kanıtlar gibidir. her şey sağduyuya bırakılmıştır, sağduyu ise eşit paylaşılmamıştır. oysa darwin sizi seviyor.
tarih öğretmeni, hazırlandığı dersi, diyelim karahanlılar konusunu ezbere söylüyordu, ama orta asya'daki bu kısa ömürlü devletlerin neden birbirleriyle çarpıştıklarını, birbirlerini yıktıklarını anlatmıyordu. dahası var, tarih, orta asya'dan avrupa'ya geçtiğimizde sanki baştan başlamış gibi oluyordu. eşzamanlılık kesenkes sözkonusu edilmiyordu. biz, diyelim yıldırım bayezit ile, onun günündeki fransa'da ne olup bittiğini bir türlü bitiştiremiyorduk. çünkü bunlardan biri diyelim mart ayında, öteki nisan ayında ya da bir dahaki yıl okutuluyordu. dünya çorbaya dönüyordu. işin asıl kötüsü, bu olayları neden ezberlediğimizi bilmiyorduk, hatta bu olayların gerçek olup olmadığından kuşkulanıyorduk, çünkü bize belgelerden hiç mi hiç söz edilmiyordu.
hiç unutmam, lisede bir jeoloji öğretmenimiz vardı, jeoloji kitabında resimleriyle gösterilmiş ve her biri üstüne kısa kısa bilgiler verilmiş taşları bize ezberletiyordu. kuartz diye sorsa, biz kitapta kuartz için ne yazılı ise onu söylemek zorunda idik. ama bu taşı hiç görmemiştik, bilmiyorduk. görsek ne çıkardı? bu taşların bize neden öğretildiği hiçbir zaman anlatılmıyordu.
felsefeye geçtiğimizde büsbütün şaşırdık. birtakım büyük adamlar, birtakım büyük sözler söylemişlerdi; bu sözlerin, söylendikleri günün bilimleriyle ilişkisi var mıydı? bilmiyorduk, soramıyorduk.
biyoloji, jeoloji, insan bilimleri okutulurken, bunların temelinde yatan evrim (hatta devrim, mutation) gerçeğine dikkat çekilmediği, böylece bilimlerle felsefeler arasında tutarlılık bulunduğu anlatılmadığı için, uygarlığın vardığı düzey üstüne sağlam bir kanı edinilemiyordu. toplu bir bakışa varılamadığından, bilimsel bilgilerle yaradılış söylencesi yan yana duruyordu.
dönelim başa... demek bilim öğretiminin, din öğretiminden ayrımı kalmıyordu. sanıyorum, dinci görüşün, eğilimi tümden ele geçirme hevesi biraz da bundan kaynaklanıyor. çünkü bilim eğitimi, tam bilim olmadıkça, dogmalarla savaşıma girişemez, dogmaları yenemez. gerçekte bizim toplumumuzun tarihinde bilim-dogma savaşımı olmamıştır. yaradılış anlayışının birden boy göstermesi, evrim kuramının gereğince öğretilemediğini kanıtlar gibidir. her şey sağduyuya bırakılmıştır, sağduyu ise eşit paylaşılmamıştır. oysa darwin sizi seviyor.
Nedensellik ilkesine göre, yani aynı koşullar altında hep aynı sonuçların çıkacağı ilkesine dayanan doğa bilimleri deneysel yöntemi temele alır. Konu alanı içinde doğa bilimleri (fizik), yaşam bilimleri yer alır. Temel özelliği olgusal ve deneysel olmalarıdır.
Olgusaldır. Çünkü; olgular ile neden sonuç ilkesini araştırır. Nedenseldir. Çünkü; Doğa bilimleri genel, kesin, tümel, doğru yasalara ulaşmayı amaçlar.
Olgusaldır. Çünkü; olgular ile neden sonuç ilkesini araştırır. Nedenseldir. Çünkü; Doğa bilimleri genel, kesin, tümel, doğru yasalara ulaşmayı amaçlar.
çöptür.
insanı anlamak için sosyal bilimlere ağırlık verilmelidir. bilim falan boş iştir. edebiyat ve felsefe (ancak muğlak ifadelerin yer aldığı felsefe) hakikate götürecek disiplinlerdir.
bugün de kıtacı gibi taklit yaptık şükür.
insanı anlamak için sosyal bilimlere ağırlık verilmelidir. bilim falan boş iştir. edebiyat ve felsefe (ancak muğlak ifadelerin yer aldığı felsefe) hakikate götürecek disiplinlerdir.
bugün de kıtacı gibi taklit yaptık şükür.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar