bugün
- sözlük klasikleri8
- 24 kasım 2026 galatasaray aston villa maçı5
- yağmurlu bir günde doğdum anamdan4
- muslettin amca10
- hoşlanılan kızın aşkın ne kadar derin diye sorması5
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar4
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak11
- akepem yapmaz5
- kamala harris4
- aleksey batrakov27
- yağmurlu bir güne uyanmak3
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı2
- 21 kasım 2026 galatasaray samsunspor maçı2
- kırıkkaleli olmak istemek10
- erkekler neden teşhirci giyinmez2
- yağmur yağarken camdan bakan arap kızı2
- yeni tanışılan kimse3
- doların 50 tl olması10
- çöpteki dildo2
- 5 ocak 2027 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- 13 aralık 2026 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- kim ulan bu pervin buldan2
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- emre belözoğlu8
- 9 ekim 20252
- arda güler'in 4 kasim 2026 aek kadrosunda olmaması3
- güne bir aleksey batrakov resmi bırak4
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil17
- arap götü10
- çöpe bırakılmış ıvır zıvır2
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- queen ravennanın aşırı güzel olması14
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- abd ara seçimlerinde trump'ın son iki yılı2
- galatasaray ın en başarılı türk takımı olması2
- sözlük kürdü55
- donald trump2
- iskilipli atıf hoca20
- cezaevine özenen gençler3
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- nükleer bomba7
- kablosuz mouse13
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- lights out2
- favlayan yazarın asıl amacı12
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
doğa bilimlerini öğrenmekten daha yararlı ne olabilir? ama üniversiteden mühendis olarak çıkmış rağmen bütün lise yaşamımda hiçbir zaman böyle bir yararın bilincine, öğretilenin tadına varamadım. önce şunu söyleyeyim; fizik ile kimyanın konuları çoğu yerde çakışıyordu ve biz bu konuların neden bir ders içinde okutulmadığını anlayamıyorduk. ben fizik ile kimya arasındaki ayrımı, büyüdükten sonra, kendi kendine öğrendim. sonra, bir doğa yasasını öğretirken, öğretmen bu yasayı bulan bilim adamının adını söylüyordu gerçi, ama bu bilim adamının o yasayı ne zaman, hangi koşullar içinde bulduğunu anlatmıyordu. böylece, sanki zaman içinde olmayan, bir gelişim sürecine girmeyen buluşlar, birbiri arkasından ezberlettiriliyordu bize, birbirleriyle ilişkisi gösterilmeden. dahası var, bütün bu büyük buluşların neden hep batıda gerçekleştirilmiş olduğunu soramıyorduk öğretmenimize, sorsaydık bir yanıt alamazdık sanıyorum. batı nasıl bir uygarlık sürecinden geçmişti de, bütün bu bilimleri sanki tekeline almıştı? bilimlerin doğmasındaki ve gelişmesindeki itici neden hangi koşullardan kaynaklanmıştı? bunu tarih öğretmenimize soramıyorduk, sorsak alacağımız yanıtı biliyorduk: "benim alanım değil." oysa bu öğretmenlerin tümü bize batı uygarlığının bilimlerdeki gelişimini okutuyorlardı, ama hiçbiri bu uygarlığı tümü ile göremiyordu. fizikçi, tarih bilmiyordu, onun alanı değildi tarih; tarihçi fizik bilmiyordu, onun alanı değildi çünkü. peki, bu toplu bakışı bize kim verecekti?
tarih öğretmeni, hazırlandığı dersi, diyelim karahanlılar konusunu ezbere söylüyordu, ama orta asya'daki bu kısa ömürlü devletlerin neden birbirleriyle çarpıştıklarını, birbirlerini yıktıklarını anlatmıyordu. dahası var, tarih, orta asya'dan avrupa'ya geçtiğimizde sanki baştan başlamış gibi oluyordu. eşzamanlılık kesenkes sözkonusu edilmiyordu. biz, diyelim yıldırım bayezit ile, onun günündeki fransa'da ne olup bittiğini bir türlü bitiştiremiyorduk. çünkü bunlardan biri diyelim mart ayında, öteki nisan ayında ya da bir dahaki yıl okutuluyordu. dünya çorbaya dönüyordu. işin asıl kötüsü, bu olayları neden ezberlediğimizi bilmiyorduk, hatta bu olayların gerçek olup olmadığından kuşkulanıyorduk, çünkü bize belgelerden hiç mi hiç söz edilmiyordu.
hiç unutmam, lisede bir jeoloji öğretmenimiz vardı, jeoloji kitabında resimleriyle gösterilmiş ve her biri üstüne kısa kısa bilgiler verilmiş taşları bize ezberletiyordu. kuartz diye sorsa, biz kitapta kuartz için ne yazılı ise onu söylemek zorunda idik. ama bu taşı hiç görmemiştik, bilmiyorduk. görsek ne çıkardı? bu taşların bize neden öğretildiği hiçbir zaman anlatılmıyordu.
felsefeye geçtiğimizde büsbütün şaşırdık. birtakım büyük adamlar, birtakım büyük sözler söylemişlerdi; bu sözlerin, söylendikleri günün bilimleriyle ilişkisi var mıydı? bilmiyorduk, soramıyorduk.
biyoloji, jeoloji, insan bilimleri okutulurken, bunların temelinde yatan evrim (hatta devrim, mutation) gerçeğine dikkat çekilmediği, böylece bilimlerle felsefeler arasında tutarlılık bulunduğu anlatılmadığı için, uygarlığın vardığı düzey üstüne sağlam bir kanı edinilemiyordu. toplu bir bakışa varılamadığından, bilimsel bilgilerle yaradılış söylencesi yan yana duruyordu.
dönelim başa... demek bilim öğretiminin, din öğretiminden ayrımı kalmıyordu. sanıyorum, dinci görüşün, eğilimi tümden ele geçirme hevesi biraz da bundan kaynaklanıyor. çünkü bilim eğitimi, tam bilim olmadıkça, dogmalarla savaşıma girişemez, dogmaları yenemez. gerçekte bizim toplumumuzun tarihinde bilim-dogma savaşımı olmamıştır. yaradılış anlayışının birden boy göstermesi, evrim kuramının gereğince öğretilemediğini kanıtlar gibidir. her şey sağduyuya bırakılmıştır, sağduyu ise eşit paylaşılmamıştır. oysa darwin sizi seviyor.
tarih öğretmeni, hazırlandığı dersi, diyelim karahanlılar konusunu ezbere söylüyordu, ama orta asya'daki bu kısa ömürlü devletlerin neden birbirleriyle çarpıştıklarını, birbirlerini yıktıklarını anlatmıyordu. dahası var, tarih, orta asya'dan avrupa'ya geçtiğimizde sanki baştan başlamış gibi oluyordu. eşzamanlılık kesenkes sözkonusu edilmiyordu. biz, diyelim yıldırım bayezit ile, onun günündeki fransa'da ne olup bittiğini bir türlü bitiştiremiyorduk. çünkü bunlardan biri diyelim mart ayında, öteki nisan ayında ya da bir dahaki yıl okutuluyordu. dünya çorbaya dönüyordu. işin asıl kötüsü, bu olayları neden ezberlediğimizi bilmiyorduk, hatta bu olayların gerçek olup olmadığından kuşkulanıyorduk, çünkü bize belgelerden hiç mi hiç söz edilmiyordu.
hiç unutmam, lisede bir jeoloji öğretmenimiz vardı, jeoloji kitabında resimleriyle gösterilmiş ve her biri üstüne kısa kısa bilgiler verilmiş taşları bize ezberletiyordu. kuartz diye sorsa, biz kitapta kuartz için ne yazılı ise onu söylemek zorunda idik. ama bu taşı hiç görmemiştik, bilmiyorduk. görsek ne çıkardı? bu taşların bize neden öğretildiği hiçbir zaman anlatılmıyordu.
felsefeye geçtiğimizde büsbütün şaşırdık. birtakım büyük adamlar, birtakım büyük sözler söylemişlerdi; bu sözlerin, söylendikleri günün bilimleriyle ilişkisi var mıydı? bilmiyorduk, soramıyorduk.
biyoloji, jeoloji, insan bilimleri okutulurken, bunların temelinde yatan evrim (hatta devrim, mutation) gerçeğine dikkat çekilmediği, böylece bilimlerle felsefeler arasında tutarlılık bulunduğu anlatılmadığı için, uygarlığın vardığı düzey üstüne sağlam bir kanı edinilemiyordu. toplu bir bakışa varılamadığından, bilimsel bilgilerle yaradılış söylencesi yan yana duruyordu.
dönelim başa... demek bilim öğretiminin, din öğretiminden ayrımı kalmıyordu. sanıyorum, dinci görüşün, eğilimi tümden ele geçirme hevesi biraz da bundan kaynaklanıyor. çünkü bilim eğitimi, tam bilim olmadıkça, dogmalarla savaşıma girişemez, dogmaları yenemez. gerçekte bizim toplumumuzun tarihinde bilim-dogma savaşımı olmamıştır. yaradılış anlayışının birden boy göstermesi, evrim kuramının gereğince öğretilemediğini kanıtlar gibidir. her şey sağduyuya bırakılmıştır, sağduyu ise eşit paylaşılmamıştır. oysa darwin sizi seviyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar