bugün
- bik bik'in mutfağına konuk olmak27
- dekolteye bakar mısınız15
- yunanistan24
- en son aldığınız iltifat5
- domdomusa'nın çaylağının açılması gerekliliği3
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak30
- gocu11
- ismail kartal3
- macar pasaportuyla 184 ülkenin vizesiz gezilmesi12
- irmik helvası vs un helvası18
- priapizm4
- cem küçük7
- sol frame'in esrar çekmiş gibi olması2
- fırın poşetinde tavuk patates3
- 2026 temmuz ayı nasıl geçti16
- hayvan gibi acı salça yemek3
- 31 çekerken dinlenecek şarkılar3
- erkelerin ayak bileğini gösterme çabadı10
- domdomusa'nın haksız yere çaylaklanması8
- sözlükte güzel ve eğlenceli kızların çaylak olması12
- sözlük erkeklerinin helvaları11
- fenerbahçe6
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası42
- japonya23
- midilli adası3
- domdomusa2
- en çaresiz hissettiğinde kime gidersin19
- o şarkıyı açma anısı var3
- ofisteki kadınların yazın dekolte işini abartması17
- cennet2
- yapay zeka sohbet botları ve flört2
- aşka düşmek2
- gürsel tekin'in görevden alındığı iddiası2
- paranın üstüne instagram adresini yazan sığır6
- katates ve mermi'nin sözlükten kovulması6
- kızlar çaylak yapılmasın kampanyası11
- aylık 414 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- bik bikle yemek yapmak10
- ilk buluşmaya bugatti veyron ile gelen kız7
- ketçap aromalı ruffles10
- adanalı ateist10
- gürsel tekin7
- 1 milyon verecekler mali yayında donunu indirecek8
- güzel kızların çaylaklığını merici çeksin7
- gammaz çetesi çökertildi8
- türk kahvesi7
- granny sevgili3
- üşüyen erkek12
- hiç porno izlememiş erkek9
- gelecek partisi'nin kapanması12
doğa bilimlerini öğrenmekten daha yararlı ne olabilir? ama üniversiteden mühendis olarak çıkmış rağmen bütün lise yaşamımda hiçbir zaman böyle bir yararın bilincine, öğretilenin tadına varamadım. önce şunu söyleyeyim; fizik ile kimyanın konuları çoğu yerde çakışıyordu ve biz bu konuların neden bir ders içinde okutulmadığını anlayamıyorduk. ben fizik ile kimya arasındaki ayrımı, büyüdükten sonra, kendi kendine öğrendim. sonra, bir doğa yasasını öğretirken, öğretmen bu yasayı bulan bilim adamının adını söylüyordu gerçi, ama bu bilim adamının o yasayı ne zaman, hangi koşullar içinde bulduğunu anlatmıyordu. böylece, sanki zaman içinde olmayan, bir gelişim sürecine girmeyen buluşlar, birbiri arkasından ezberlettiriliyordu bize, birbirleriyle ilişkisi gösterilmeden. dahası var, bütün bu büyük buluşların neden hep batıda gerçekleştirilmiş olduğunu soramıyorduk öğretmenimize, sorsaydık bir yanıt alamazdık sanıyorum. batı nasıl bir uygarlık sürecinden geçmişti de, bütün bu bilimleri sanki tekeline almıştı? bilimlerin doğmasındaki ve gelişmesindeki itici neden hangi koşullardan kaynaklanmıştı? bunu tarih öğretmenimize soramıyorduk, sorsak alacağımız yanıtı biliyorduk: "benim alanım değil." oysa bu öğretmenlerin tümü bize batı uygarlığının bilimlerdeki gelişimini okutuyorlardı, ama hiçbiri bu uygarlığı tümü ile göremiyordu. fizikçi, tarih bilmiyordu, onun alanı değildi tarih; tarihçi fizik bilmiyordu, onun alanı değildi çünkü. peki, bu toplu bakışı bize kim verecekti?
tarih öğretmeni, hazırlandığı dersi, diyelim karahanlılar konusunu ezbere söylüyordu, ama orta asya'daki bu kısa ömürlü devletlerin neden birbirleriyle çarpıştıklarını, birbirlerini yıktıklarını anlatmıyordu. dahası var, tarih, orta asya'dan avrupa'ya geçtiğimizde sanki baştan başlamış gibi oluyordu. eşzamanlılık kesenkes sözkonusu edilmiyordu. biz, diyelim yıldırım bayezit ile, onun günündeki fransa'da ne olup bittiğini bir türlü bitiştiremiyorduk. çünkü bunlardan biri diyelim mart ayında, öteki nisan ayında ya da bir dahaki yıl okutuluyordu. dünya çorbaya dönüyordu. işin asıl kötüsü, bu olayları neden ezberlediğimizi bilmiyorduk, hatta bu olayların gerçek olup olmadığından kuşkulanıyorduk, çünkü bize belgelerden hiç mi hiç söz edilmiyordu.
hiç unutmam, lisede bir jeoloji öğretmenimiz vardı, jeoloji kitabında resimleriyle gösterilmiş ve her biri üstüne kısa kısa bilgiler verilmiş taşları bize ezberletiyordu. kuartz diye sorsa, biz kitapta kuartz için ne yazılı ise onu söylemek zorunda idik. ama bu taşı hiç görmemiştik, bilmiyorduk. görsek ne çıkardı? bu taşların bize neden öğretildiği hiçbir zaman anlatılmıyordu.
felsefeye geçtiğimizde büsbütün şaşırdık. birtakım büyük adamlar, birtakım büyük sözler söylemişlerdi; bu sözlerin, söylendikleri günün bilimleriyle ilişkisi var mıydı? bilmiyorduk, soramıyorduk.
biyoloji, jeoloji, insan bilimleri okutulurken, bunların temelinde yatan evrim (hatta devrim, mutation) gerçeğine dikkat çekilmediği, böylece bilimlerle felsefeler arasında tutarlılık bulunduğu anlatılmadığı için, uygarlığın vardığı düzey üstüne sağlam bir kanı edinilemiyordu. toplu bir bakışa varılamadığından, bilimsel bilgilerle yaradılış söylencesi yan yana duruyordu.
dönelim başa... demek bilim öğretiminin, din öğretiminden ayrımı kalmıyordu. sanıyorum, dinci görüşün, eğilimi tümden ele geçirme hevesi biraz da bundan kaynaklanıyor. çünkü bilim eğitimi, tam bilim olmadıkça, dogmalarla savaşıma girişemez, dogmaları yenemez. gerçekte bizim toplumumuzun tarihinde bilim-dogma savaşımı olmamıştır. yaradılış anlayışının birden boy göstermesi, evrim kuramının gereğince öğretilemediğini kanıtlar gibidir. her şey sağduyuya bırakılmıştır, sağduyu ise eşit paylaşılmamıştır. oysa darwin sizi seviyor.
tarih öğretmeni, hazırlandığı dersi, diyelim karahanlılar konusunu ezbere söylüyordu, ama orta asya'daki bu kısa ömürlü devletlerin neden birbirleriyle çarpıştıklarını, birbirlerini yıktıklarını anlatmıyordu. dahası var, tarih, orta asya'dan avrupa'ya geçtiğimizde sanki baştan başlamış gibi oluyordu. eşzamanlılık kesenkes sözkonusu edilmiyordu. biz, diyelim yıldırım bayezit ile, onun günündeki fransa'da ne olup bittiğini bir türlü bitiştiremiyorduk. çünkü bunlardan biri diyelim mart ayında, öteki nisan ayında ya da bir dahaki yıl okutuluyordu. dünya çorbaya dönüyordu. işin asıl kötüsü, bu olayları neden ezberlediğimizi bilmiyorduk, hatta bu olayların gerçek olup olmadığından kuşkulanıyorduk, çünkü bize belgelerden hiç mi hiç söz edilmiyordu.
hiç unutmam, lisede bir jeoloji öğretmenimiz vardı, jeoloji kitabında resimleriyle gösterilmiş ve her biri üstüne kısa kısa bilgiler verilmiş taşları bize ezberletiyordu. kuartz diye sorsa, biz kitapta kuartz için ne yazılı ise onu söylemek zorunda idik. ama bu taşı hiç görmemiştik, bilmiyorduk. görsek ne çıkardı? bu taşların bize neden öğretildiği hiçbir zaman anlatılmıyordu.
felsefeye geçtiğimizde büsbütün şaşırdık. birtakım büyük adamlar, birtakım büyük sözler söylemişlerdi; bu sözlerin, söylendikleri günün bilimleriyle ilişkisi var mıydı? bilmiyorduk, soramıyorduk.
biyoloji, jeoloji, insan bilimleri okutulurken, bunların temelinde yatan evrim (hatta devrim, mutation) gerçeğine dikkat çekilmediği, böylece bilimlerle felsefeler arasında tutarlılık bulunduğu anlatılmadığı için, uygarlığın vardığı düzey üstüne sağlam bir kanı edinilemiyordu. toplu bir bakışa varılamadığından, bilimsel bilgilerle yaradılış söylencesi yan yana duruyordu.
dönelim başa... demek bilim öğretiminin, din öğretiminden ayrımı kalmıyordu. sanıyorum, dinci görüşün, eğilimi tümden ele geçirme hevesi biraz da bundan kaynaklanıyor. çünkü bilim eğitimi, tam bilim olmadıkça, dogmalarla savaşıma girişemez, dogmaları yenemez. gerçekte bizim toplumumuzun tarihinde bilim-dogma savaşımı olmamıştır. yaradılış anlayışının birden boy göstermesi, evrim kuramının gereğince öğretilemediğini kanıtlar gibidir. her şey sağduyuya bırakılmıştır, sağduyu ise eşit paylaşılmamıştır. oysa darwin sizi seviyor.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar