bugün

dave shaw'ın son dalışı
insanın tüylerini diken diken eden bir fedakarlık hikayesidir bu. her şey 1994 yılının noel döneminde, güney afrika'daki dünyanın en derin ve tatlı su mağaralarından biri olan boesmansgat'ta başlar. 20 yaşındaki macera tutkunu güney afrikalı deon dreyer, bir teknik dalış ekibine destek olmak için oradadır ancak yaklaşık 270 metre derinliğe doğru inerken, yüksek basınçtan kaynaklanan karbondioksit zehirlenmesi nedeniyle bilincini kaybederek zifiri karanlığın dibine doğru batar ve gözden kaybolur. ailesinin tüm çabalarına, kiralanan su altı robotlarına rağmen gencin bedenine bir türlü ulaşılamaz ve deon, o kapkara suyun altında tam on yıl boyunca kalır.

ekim 2004'te havayollarında çalışan kıdemli bir yolcu uçağı pilotu ve aynı zamanda ekstrem mağara dalışlarının çılgın ismi avustralyalı dave shaw, aynı mağarada 280 metreye dalarak kırılması imkansız bir dünya rekoruna imza atar. dave mağaranın tabanındayken suyun içinde bir karaltı fark eder ve yaklaştığında sırt üstü yatan, kolları yukarı doğru açılmış, dalış kıyafeti ve maskesi hala üzerinde duran deon dreyer'ın cansız bedenini görür. beden aradan geçen on yılda adiposer adı verilen sabunsu bir mezarlık mumuna dönüştüğü için çürümemiş, öylece kalmıştır. dave bedeni yukarı çekmeye çalışır ama ağırlıklar yüzünden dipten ayıramaz. yüzeye çıktığında durumu deon’un anne ve babasına bildirir ve o insanların gözündeki dinmeyen acıyı görünce "oraya tekrar ineceğim ve oğlunuzu size geri getireceğim" diye söz verir. tüm dalış camiası dave’i uyarır, o derinlikte bir ceset torbasıyla çıkmanın intihar olduğunu söylerler ama dave dinlemez, bir kere söz vermiştir artık.
yanına en yakın dostu don shirley'i ve büyük bir destek ekibini alarak 8 ocak 2005'te mağaraya geri döner. dave'in kaskında her şeyi saniye saniye kaydeden bir kamera vardır. dibe iner, deon'un bedenini torbaya koymaya çalışır ama hesaba katmadığı bir şey olur; beden kimyasal yapısı değiştiği için suyun altında pozitif yüzerlilik kazanmıştır, yani torbaya kondukça hafifleyip dave'in etrafında dolanmaya başlar. zifiri karanlıkta ve muazzam bir basınç altında dave cesetle boğuşurken fiziksel olarak çok fazla efor sarf eder, aşırı nefes alıp vermekten solunum cihazı karbondioksiti temizleyemez ve derinlik sarhoşluğunun da etkisiyle bilinci bulanmaya başlar. tam o kaos anında kaskındaki fenerin kabloları ve rehber ipler, deon'un tüplerine dolanır. dave kendini kurtarmak için çırpınır, nefesi yetmez, panikler ve bilincini kaybederek deon'un hemen yanı başında hayatını kaybeder. onu kurtarmak için aşağı inen can dostu don shirley de ölümden kıl payı kurtulur arkadaşını bekleyip yardım etmeye çalışır sonrasında ise yukarı doğru tırmanırken derin dalışlarda ölümcül olan rebreather (solunum cihazı) bilgisayarının arızalanması ve bu derinlikte ani bir basınç şoku yaşamasıyla vurgun yer. bu ağır vurgun don’un iç kulağına ve sinir sistemine o kadar büyük zarar verir ve suyun altındayken dünyası tersine yön duygusunu tamamen kaybeder ve şiddetli bir vertigo (baş dönmesi) ile kusma krizine girer. kusması o derinlikte solunum maskesini tıkayıp onu anında boğabilecekken hayatta kalma içgüdüsüyle kusmuğunu yutarak saatlerce santim santim yukarı tırmanmayı başarır ancak aldığı hasarla aylarca yürüyemez ve işitemez.

olaydan üç gün sonra destek ekibi mağaradaki ağır ekipmanları ve ipleri yavaş yavaş yukarı çekmeye başladığında, su yüzeyine yakın bir yerde şok edici bir manzarayla karşılaşır; dave shaw’un fenerinin kablosu deon dreyer’ın bedenine dolanmıştır ve dave ölürken bile deon'u bırakmamıştır. iki dalgıcın cansız bedeni, su yüzeyinde yan yana yükselir. dave shaw belki hayatını kaybetmiştir ama verdiği sözü tutmuş, hiç tanımadığı o yabancı genci on yıl sonra güneş ışığına ve ailesine geri çıkarmıştır.

we lost the sea grubu kendisini feda eden insanlar üzerine yaptığı departure songs albümünde bu olaya yer verir ve the last dive of david shaw isimli parçayı yayınlar.
grup ve albüm hakkında yazıma da bakabilirsiniz
(bkz: we lost the sea/#48115319)
© copyright 2005 - 2026