bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    orjinal adı "Candide ou l'Optimiste" olan voltaire kitabı.. fransızca saf anlamına gelir.. türkçeye "candide ya da iyimserlik" adı ile çevirilmiştir.. kitabın karakteri candide,westfalya'dan türkiye'ye (hatta bursa'ya) uzanan yolculuğunda sonuçlar ve nedenler, özgürlük ve zorunluluk gibi kavramlar üzerine uygun felsefi cevaplar arar..
    2 ... canzone arrabbiata
  2. 2.
    voltaire'in üstü kapalı ya da açık hemen hemen herkesi eleştirdiği bir kitaptır.[özellikle de kiliseyi] onun felsefe sözlüğü ile birlikte en iyi eserleridir. amaç leibniZ'in bir fikrini çürütmek ve bu iyimser hristiyan mantığına karşıtlıktır.

    aslında okurken ne kadar hüzünlenilse de ..voltaire'in abartıları ve eleştirleri belirli yönlerde çok komikleşir.. özellikle klasik eserlere ait hep iyi biten bir son yoktur. tesadüfen ölenler de kısa bir süre sonra döner. keşiş pangloss; ve candide'in gözdesi.

    ama vermeye çalıştığı mantık bir başkadır. ''bahçemize de bakmak gerekir''.. çalışmak ve bunun erdmei bunun yanında da.. ne kadar da osmanlı ülkesine ve onun en büyük alimi voltaire tarafından ''hiçbişeyi sorgulamayan'' insanlar olarak gösterilse de haklılık payı vardır ve bunun yanında da yaşadığı ülke osmanlı olacaktır candide'in.[ki batı o dönemlerde savaş içersindeyken osmanlı dingin ve daha rahat bir ülkeydi]
    ... calderon de la barca
  3. 3.
    candide thunderten tronckh baronu nun yanında yaşayan saf bir gençtir. o dönemde adet olduğu üzere her soylu, malikanesinde feylezof istihdam etme yarışındadır ve candide in baronu da pangloss isminde bir filozofu yanında barındırmaktadır. pangloss un felsefi iyimserlik görüşleri candide i elegeçirmiştir (pangloss un görüşlerine örnek vermek gerekirse, "burnumuz, gözlüğümüz suratımızda sabit kalabilsin diye yaratılmıştır"). işte bu kaderci, saf candide baronun kızı cunegonde a aşık olur ve onu öperken barona yakalanır. bunun üzerine şehirden kaçar ve iyimserlik-gerçeklik savaşının içinde, dünyanın pek çok ülkesinde bir maceraya atılır. son olarak osmanlı imparatorluğu nun merkezi istanbul a gelip, burada karşılaştığı yoksul bir türk den aldığı bayağı bir cevap ona, hayatın anlamını verir. bundan sonra istanbul dan bir bahçe satın alır ve buraya yerleşir. öykünün sonunda, ihtiyar pangloss un, başlarından geçen bütün olaylara karşın hala gevezelik etmesi üzerine, akıllanmış candide in verdiği cevap ünlüdür: "biz kendi bahçemizi işleyelim".

    roman, edebi değeri çok olmayan, hatta kurgusu ve karakterleri itibariyle bayağı bile kaçan bir eserdir. ancak eserin asıl önemi dönemin düşünce dünyasıyla alay eden bir felsefi eleştiri olmasıdır. örneğin filozof pangloss, voltaire in felsefi olarak kavgalı olduğu j.j.rousseau ve dönemin yanaşma filozoflarını -pangloss un da öyküde baron yanaşması olması gibi- temsil eder. yine öyküde candide ve pangloss lizbon a gittiklerinde, şehirde deprem olması ve engizisyonun bundan bu iki adamı sorumlu tutup idam etmeye kalkışması gibi pek çok olayda hristiyan din adamları düşünce sistemi ile alay edilmektedir.
    2 -1 ... suzergecer
  4. 4.
    orijinal bir kız ismi. gözbebeği anlamındadır.*
    ... haziran
  5. 5.
    voltaire'nin güzel bir romanıdır. leibniz'in ileri sürdüğü ''olabilecek en mükemmel dünyada olabilecek herşey mükemmeldir'' tezini yalanlamayı amaçlar. salt kadercilik ve poliyannacılık ile sınırlanmış ve kendi ipini her zaman kadere yüklemiş kuru yaprak misali bir felsefeye karşıtlık göstermiştir. (bkz: Nil sine numine) genel manada bilinir ki bir çok hikaye ya da roman iyi sonla biter, hep iyiliğe iyi olmaya karşı bir atıf vardır. işte voltaire' de bu yapı tersine çevrilmiş, en dramatik anlar bile bir güldürü havası içersinde verilerek, voltaire tarafından güzel bir şekilde yansıtılmıştır! ayrıca candide'in evliya çelebi gibi her tarafta gezmesini de swift ile dostluğuna bağlamak lazımdır!

    candide romanının biraz içeriğini inceleyelim; candide dünyada dolaşmadık yer bırakmaz. el dorado'yu bile bulur ne var ki başına gelmedik kalmaz. ama hep iyiliğin peşindedir. roman kahramanları bir türlü ölmez.(diğer roman kahramanları da öyle pangloss, cunegonde, bir yerlerde karımıza çıkar, ''lan bu kadar da olmaz'' dedirtir) bu romanda voltaire yaşadığı dönemdeki çoğu insanı paylamıştır. şunu da kabul etmek gerekir bazı konularda yerden göğe kadar haklıdır. bu dünyada iyi adına hiçbişey bulunmadığını öğretir. en sonunda mutluluğu istanbul'da bir bahçıvanın öğütlerinde bulur.(osmanlıdaki fikirsel özgürsüzlüğe ne kadar da yergi taşısa da, yaşanacak yerin istanbul olduğunu romanında belirtmesi, candide'in hristiyan dünya ve kıyımlarına karşı gösterdiği bir tepki olsa gerek!) ''çalışmak!'' ama şu var ki; kitabın sonuna yaklaştığınızda deli bir kahkaha atacağınızdan emin olun. hani o hep güzel aşklarla, iyi şeylerle biten romanlar gibi değildir.

    anlatıma bakıldığında;(esasında anlatımlar arasında bir bağımsızlık var, bu da ister istemez bütünlüğü bozuyor) voltaire'in iğneli diliyle yazılmış, bununla birlikte romanın edebi yönü ve felfefi yönü arasında bir dengesizlik söz konusu. candide, döneminin de bir çok tartışmasına parmak basmıştır.

    bu romandaki karakterlere bilhassa ayriyeten değinilmelidir. mesela; osmanlı'nın en büyük dervişi ele alındığında, bu adamın verdiği cevap enteresandır ''burada soru sorulmaz'' bu cümlede, voltaire din ve aynı zamanda dinin etkisinde yaşayan osmanlı toplumunun ''kendini sorgulama'' konusunda derin yergilerini bir cümlede ve bu karakterde özetleyebilmiştir.

    diğer karakterlere bakıldığında ise, özellikle candide'nin hocası dr. pangloss göze çarpar! fikrimce bu hoca ile de polyannacı anlayış içerisindeki dindar filozoflara karşı yergi ve bir saldırı söz konusudur. özellikle candide'nin hocasının ona hep iyiye dair şeyleri anlatmış olması ve bu anlatılanlar ile gerçeklik arasında çatışma meydana gelmesi, candide'i kendi durumunu sorgulama yolunu açmıştır. şunu belirtmek gerekir ki candide'in başına gelenler çöldeki kutup ayısının başıan gelmemiştir. bilhassa olayları tecrübe ederek, hem aynel- yakin hem hakkal-yakin gerçeklikleri öğrenmiştir.

    o dönemlerde avrupa'da yaşnan savaşlar, kıtlık ve bunalımlar aynı zamanda kilisenin avrupa'ya yaşattığı zorluklar dolayısıyla ''daha iyi bir dünya'' özlemiyle yanıp tutuşan bir aydın kesimi görmekteyiz. bunu neticesinde de ''el dorado miti'' ortaya çıkmıştır. voltaire de fikrimce bu ülkenin inancını kendi içersinde beslemiş ve aynı zamanda da candide'i bu ülke içersinde gezdirmiş ve hatta kral ile konuşturmuştur. daha da derinlemesine düşünüldüğünde bu karşılaşılan toplumda bir durağanlık bir mutluluk hakim, ve dikkat edilirse de bu ülkede altının bir değeri yok, daha doğrusu aklıma mülkiyetsiz ve sınıfsız bir ülkeyi getirir durumda!

    ama akla şu sorular da geliyor; voltaire abartılı mı yazıyor yoksa dilinin sivriliği üslubu altında eziliyor mu? abartı konusunda haklı olunabilir bilhassa gençken bu işin dozu biraz daha da kaçmış durumda ama şu da bir gerçeklik ki calas davasını bilenler, voltaire'in neden böyle davrandığını daha kolay anlayabilirler! ve bu konuda hak verirler!
    4 ... calderon de la barca
  6. 6.
    voltaire'in dönemin leibniz felsefesiyle * dalga geçtiği kitaptır.

    kandid'in başına gelen felaketlerin ardından istanbul'da çalışmaya başlamış ve ortalama bir yaşama kavuşmuştur. leibniz felsefesini benimsemiş filozofu pangloss kandid'e bütün bu felaketleri yaşamasaydın şimdiki gibi iyi bir yaşamın olmayabilirdi her şey iyidir bak kanıtladım işte gibisinden bir şeyler zırvalamıştır. kandid de ona :'bunlar güzel sözler ; ancak bahçemizi yetiştirmemiz gerek.' demiştir ve yaşamı felsefe yaparak değil de öğrenerek ,çalışarak yaşamak gerektiğini vurgulamıştır.
    ... lavabodakibalgam
  7. 7.
    geçen gün sevdiğim bi arkadaşımın tavsiyesiyle okudum bana çok şey kattı.çalışmak voltaire haklısın çalışmak lazım .
    2 ... sorarimnedendiye
  8. 8.
    akılalmaz bir kitap,gerçek kuramda aslında cennet cehennemi,cehennemde cenneti oluşturur gibi bir düşünce akımı var...

    ayrıca kitapta çok fazla "şans" kelimesi geçsede,gerçekte şans diye birşey olmadıgından alttan alta kitapta düşüncesel olarak yer verilmiş...
    ... son of daedalus
  9. 9.
    kitapta iyimserlikten şu şekilde bahsedilmiştir: "bu, insanın dert içinde iken her şeyin iyi olduğunu iddia etmesi hastalığıdır."
    ... kizar imis bocek
  10. 10.
    Lise çağımda tanıştığım incecik, yükte hafif ironide ağır Voltaire eseridir. Kitabın sonunda "bahçemizi yetiştirmeliyiz" cümlesinden bir nevi "çorbamıza bakalım hocam" anlamı çıkmaktadır. Ayrıca en azından benim için Voltaire'in mesajlarından sonra Leibniz'i merak etmeye araştırmaya iten geçiş yoludur. Velhasıl güzel kitap.
    ... elzem merkumat