bugün
- iskilipli atıf hoca21
- favlayan yazarın asıl amacı10
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması6
- tanımadığı kadına tokat atan adam5
- kasımda aşk başkadır5
- kablosuz mouse7
- kasım ayının beraberinde getirdikleri6
- aktara girip özgürce alışveriş yapmak6
- iş yerinde atletle çalışmak4
- robert de niro denince akla gelen ilk film5
- tenerife andorra maçında futbolcunun ölmesi2
- güney kore devlet başkanı lee den türkiye mesajı3
- herşeyi boşverip arıcak'a yerleşmek5
- evli bir kadını sikmek4
- fb'nin inanılmaz başarısı2
- otel odasında yalnız kalmak4
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- travis bickle'a benzeyen sözlük yazarı2
- herşeyi kusursuz sadece ayağı çirkin olan kız3
- sarhoş insanlarla dolu partideki tek ayık kişi5
- traveler seri oy atınca ay silkecek beni sanmak3
- millette manyak para var21
- sevimli kafir3
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi5
- sözlüğün sapık dolması sorunsalı3
- pazarama com3
- kale3112 tarzı entry girmek2
- ahmet nazif zorlu6
- fon vurgunu2
- dünürüm haçan sana hamsi yaptum'ye bagayım3
- casino2
- sözlük kürdü54
- 30 liraya satılan tavuk döner15
- anın görüntüsü32
- neden herkes sabah erken kalkmayı erdem sanıyor4
- zenci kadın poposu2
- osmanlı hanedanı3
- hüzünlü bakışlı ünlüler2
- boşandığı eşine araba alan adam8
- red flag sözlük yazarları2
- 693
- nick vermeden bir yazara seslen3
- ismail kartal16
- nar tanelemek5
- yeni bir işe başlarken akıldan geçenler2
- escort ile para kavgası6
- zenci uşağın aniden içeri girmesi5
- okulda ayağa kalkma ritüeli3
- handjob3
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler31
voltaire'nin güzel bir romanıdır. leibniz'in ileri sürdüğü ''olabilecek en mükemmel dünyada olabilecek herşey mükemmeldir'' tezini yalanlamayı amaçlar. salt kadercilik ve poliyannacılık ile sınırlanmış ve kendi ipini her zaman kadere yüklemiş kuru yaprak misali bir felsefeye karşıtlık göstermiştir. (bkz: Nil sine numine) genel manada bilinir ki bir çok hikaye ya da roman iyi sonla biter, hep iyiliğe iyi olmaya karşı bir atıf vardır. işte voltaire' de bu yapı tersine çevrilmiş, en dramatik anlar bile bir güldürü havası içersinde verilerek, voltaire tarafından güzel bir şekilde yansıtılmıştır! ayrıca candide'in evliya çelebi gibi her tarafta gezmesini de swift ile dostluğuna bağlamak lazımdır!
candide romanının biraz içeriğini inceleyelim; candide dünyada dolaşmadık yer bırakmaz. el dorado'yu bile bulur ne var ki başına gelmedik kalmaz. ama hep iyiliğin peşindedir. roman kahramanları bir türlü ölmez.(diğer roman kahramanları da öyle pangloss, cunegonde, bir yerlerde karımıza çıkar, ''lan bu kadar da olmaz'' dedirtir) bu romanda voltaire yaşadığı dönemdeki çoğu insanı paylamıştır. şunu da kabul etmek gerekir bazı konularda yerden göğe kadar haklıdır. bu dünyada iyi adına hiçbişey bulunmadığını öğretir. en sonunda mutluluğu istanbul'da bir bahçıvanın öğütlerinde bulur.(osmanlıdaki fikirsel özgürsüzlüğe ne kadar da yergi taşısa da, yaşanacak yerin istanbul olduğunu romanında belirtmesi, candide'in hristiyan dünya ve kıyımlarına karşı gösterdiği bir tepki olsa gerek!) ''çalışmak!'' ama şu var ki; kitabın sonuna yaklaştığınızda deli bir kahkaha atacağınızdan emin olun. hani o hep güzel aşklarla, iyi şeylerle biten romanlar gibi değildir.
anlatıma bakıldığında;(esasında anlatımlar arasında bir bağımsızlık var, bu da ister istemez bütünlüğü bozuyor) voltaire'in iğneli diliyle yazılmış, bununla birlikte romanın edebi yönü ve felfefi yönü arasında bir dengesizlik söz konusu. candide, döneminin de bir çok tartışmasına parmak basmıştır.
bu romandaki karakterlere bilhassa ayriyeten değinilmelidir. mesela; osmanlı'nın en büyük dervişi ele alındığında, bu adamın verdiği cevap enteresandır ''burada soru sorulmaz'' bu cümlede, voltaire din ve aynı zamanda dinin etkisinde yaşayan osmanlı toplumunun ''kendini sorgulama'' konusunda derin yergilerini bir cümlede ve bu karakterde özetleyebilmiştir.
diğer karakterlere bakıldığında ise, özellikle candide'nin hocası dr. pangloss göze çarpar! fikrimce bu hoca ile de polyannacı anlayış içerisindeki dindar filozoflara karşı yergi ve bir saldırı söz konusudur. özellikle candide'nin hocasının ona hep iyiye dair şeyleri anlatmış olması ve bu anlatılanlar ile gerçeklik arasında çatışma meydana gelmesi, candide'i kendi durumunu sorgulama yolunu açmıştır. şunu belirtmek gerekir ki candide'in başına gelenler çöldeki kutup ayısının başıan gelmemiştir. bilhassa olayları tecrübe ederek, hem aynel- yakin hem hakkal-yakin gerçeklikleri öğrenmiştir.
o dönemlerde avrupa'da yaşnan savaşlar, kıtlık ve bunalımlar aynı zamanda kilisenin avrupa'ya yaşattığı zorluklar dolayısıyla ''daha iyi bir dünya'' özlemiyle yanıp tutuşan bir aydın kesimi görmekteyiz. bunu neticesinde de ''el dorado miti'' ortaya çıkmıştır. voltaire de fikrimce bu ülkenin inancını kendi içersinde beslemiş ve aynı zamanda da candide'i bu ülke içersinde gezdirmiş ve hatta kral ile konuşturmuştur. daha da derinlemesine düşünüldüğünde bu karşılaşılan toplumda bir durağanlık bir mutluluk hakim, ve dikkat edilirse de bu ülkede altının bir değeri yok, daha doğrusu aklıma mülkiyetsiz ve sınıfsız bir ülkeyi getirir durumda!
ama akla şu sorular da geliyor; voltaire abartılı mı yazıyor yoksa dilinin sivriliği üslubu altında eziliyor mu? abartı konusunda haklı olunabilir bilhassa gençken bu işin dozu biraz daha da kaçmış durumda ama şu da bir gerçeklik ki calas davasını bilenler, voltaire'in neden böyle davrandığını daha kolay anlayabilirler! ve bu konuda hak verirler!
candide romanının biraz içeriğini inceleyelim; candide dünyada dolaşmadık yer bırakmaz. el dorado'yu bile bulur ne var ki başına gelmedik kalmaz. ama hep iyiliğin peşindedir. roman kahramanları bir türlü ölmez.(diğer roman kahramanları da öyle pangloss, cunegonde, bir yerlerde karımıza çıkar, ''lan bu kadar da olmaz'' dedirtir) bu romanda voltaire yaşadığı dönemdeki çoğu insanı paylamıştır. şunu da kabul etmek gerekir bazı konularda yerden göğe kadar haklıdır. bu dünyada iyi adına hiçbişey bulunmadığını öğretir. en sonunda mutluluğu istanbul'da bir bahçıvanın öğütlerinde bulur.(osmanlıdaki fikirsel özgürsüzlüğe ne kadar da yergi taşısa da, yaşanacak yerin istanbul olduğunu romanında belirtmesi, candide'in hristiyan dünya ve kıyımlarına karşı gösterdiği bir tepki olsa gerek!) ''çalışmak!'' ama şu var ki; kitabın sonuna yaklaştığınızda deli bir kahkaha atacağınızdan emin olun. hani o hep güzel aşklarla, iyi şeylerle biten romanlar gibi değildir.
anlatıma bakıldığında;(esasında anlatımlar arasında bir bağımsızlık var, bu da ister istemez bütünlüğü bozuyor) voltaire'in iğneli diliyle yazılmış, bununla birlikte romanın edebi yönü ve felfefi yönü arasında bir dengesizlik söz konusu. candide, döneminin de bir çok tartışmasına parmak basmıştır.
bu romandaki karakterlere bilhassa ayriyeten değinilmelidir. mesela; osmanlı'nın en büyük dervişi ele alındığında, bu adamın verdiği cevap enteresandır ''burada soru sorulmaz'' bu cümlede, voltaire din ve aynı zamanda dinin etkisinde yaşayan osmanlı toplumunun ''kendini sorgulama'' konusunda derin yergilerini bir cümlede ve bu karakterde özetleyebilmiştir.
diğer karakterlere bakıldığında ise, özellikle candide'nin hocası dr. pangloss göze çarpar! fikrimce bu hoca ile de polyannacı anlayış içerisindeki dindar filozoflara karşı yergi ve bir saldırı söz konusudur. özellikle candide'nin hocasının ona hep iyiye dair şeyleri anlatmış olması ve bu anlatılanlar ile gerçeklik arasında çatışma meydana gelmesi, candide'i kendi durumunu sorgulama yolunu açmıştır. şunu belirtmek gerekir ki candide'in başına gelenler çöldeki kutup ayısının başıan gelmemiştir. bilhassa olayları tecrübe ederek, hem aynel- yakin hem hakkal-yakin gerçeklikleri öğrenmiştir.
o dönemlerde avrupa'da yaşnan savaşlar, kıtlık ve bunalımlar aynı zamanda kilisenin avrupa'ya yaşattığı zorluklar dolayısıyla ''daha iyi bir dünya'' özlemiyle yanıp tutuşan bir aydın kesimi görmekteyiz. bunu neticesinde de ''el dorado miti'' ortaya çıkmıştır. voltaire de fikrimce bu ülkenin inancını kendi içersinde beslemiş ve aynı zamanda da candide'i bu ülke içersinde gezdirmiş ve hatta kral ile konuşturmuştur. daha da derinlemesine düşünüldüğünde bu karşılaşılan toplumda bir durağanlık bir mutluluk hakim, ve dikkat edilirse de bu ülkede altının bir değeri yok, daha doğrusu aklıma mülkiyetsiz ve sınıfsız bir ülkeyi getirir durumda!
ama akla şu sorular da geliyor; voltaire abartılı mı yazıyor yoksa dilinin sivriliği üslubu altında eziliyor mu? abartı konusunda haklı olunabilir bilhassa gençken bu işin dozu biraz daha da kaçmış durumda ama şu da bir gerçeklik ki calas davasını bilenler, voltaire'in neden böyle davrandığını daha kolay anlayabilirler! ve bu konuda hak verirler!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar