bugün
- en iyi antidepresan7
- iç sıkıntısından intihar etmek17
- kötü biri olduğunu bilmek4
- deli olduğunun farkına varmak6
- acıkmamak için öneriler5
- psikologa para vermemek için en iyi aktivite6
- 12 haziran 2026 kanada bosna hersek maçı7
- true denilen yazar10
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor4
- arkadaşlar nasılsınız6
- ayran ve şalgam suyunu karıştırıp içmek3
- rocky 4 te aporlo'nun ölmesi3
- diyanetin abd'deki villaları8
- o kadar zengin olmak ki ölümü yenememek11
- iç sesin sürekli konuşması3
- abd iran anlaşması imzaya hazır2
- ışınlanma2
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı10
- adalet duygusu2
- uludağ sözlüğün en yakışıklı ve en zeki yazarı4
- sürekli aynı şeyleri yapmanın can sıkması2
- gammazlar çetesi18
- gecenin şarkısı4
- elon muskın ilk dolar trilyoneri olması5
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler14
- cilgincapkin221
- türkiye de yaşanabilir en ideal şehir5
- şato sahibi olunsa yapılacak ilk şey2
- geleyim beş dakika göreyim seviyesinde sevmek13
- ayağı alçılı kız yıkamak5
- cibali sahil3
- otobüs muavini3
- birader beylerin birader beyler olmaları7
- iyi geceler arkadaşlar2
- parası olduğu halde işe giden insan2
- ferdi tayfurun 6 milyar tl servet yapması4
- zaman baba birader bey birader4
- ölümü merak edip ölmek2
- giden gider2
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi12
- en iyi türkçe klip3
- 15 mayıs uludağ sözlüğün kurtuluşu3
- trabzon'un abartılmış balon bir şehir olması3
- can sıkıntısından kendine sarmak2
- en çok kullandığınız ağrı kesici9
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor18
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor10
- sarı yeleli aslan trump8
- clydeless bonnie7
- karamanoğlu beyliğinin bayrağı6
voltaire'nin güzel bir romanıdır. leibniz'in ileri sürdüğü ''olabilecek en mükemmel dünyada olabilecek herşey mükemmeldir'' tezini yalanlamayı amaçlar. salt kadercilik ve poliyannacılık ile sınırlanmış ve kendi ipini her zaman kadere yüklemiş kuru yaprak misali bir felsefeye karşıtlık göstermiştir. (bkz: Nil sine numine) genel manada bilinir ki bir çok hikaye ya da roman iyi sonla biter, hep iyiliğe iyi olmaya karşı bir atıf vardır. işte voltaire' de bu yapı tersine çevrilmiş, en dramatik anlar bile bir güldürü havası içersinde verilerek, voltaire tarafından güzel bir şekilde yansıtılmıştır! ayrıca candide'in evliya çelebi gibi her tarafta gezmesini de swift ile dostluğuna bağlamak lazımdır!
candide romanının biraz içeriğini inceleyelim; candide dünyada dolaşmadık yer bırakmaz. el dorado'yu bile bulur ne var ki başına gelmedik kalmaz. ama hep iyiliğin peşindedir. roman kahramanları bir türlü ölmez.(diğer roman kahramanları da öyle pangloss, cunegonde, bir yerlerde karımıza çıkar, ''lan bu kadar da olmaz'' dedirtir) bu romanda voltaire yaşadığı dönemdeki çoğu insanı paylamıştır. şunu da kabul etmek gerekir bazı konularda yerden göğe kadar haklıdır. bu dünyada iyi adına hiçbişey bulunmadığını öğretir. en sonunda mutluluğu istanbul'da bir bahçıvanın öğütlerinde bulur.(osmanlıdaki fikirsel özgürsüzlüğe ne kadar da yergi taşısa da, yaşanacak yerin istanbul olduğunu romanında belirtmesi, candide'in hristiyan dünya ve kıyımlarına karşı gösterdiği bir tepki olsa gerek!) ''çalışmak!'' ama şu var ki; kitabın sonuna yaklaştığınızda deli bir kahkaha atacağınızdan emin olun. hani o hep güzel aşklarla, iyi şeylerle biten romanlar gibi değildir.
anlatıma bakıldığında;(esasında anlatımlar arasında bir bağımsızlık var, bu da ister istemez bütünlüğü bozuyor) voltaire'in iğneli diliyle yazılmış, bununla birlikte romanın edebi yönü ve felfefi yönü arasında bir dengesizlik söz konusu. candide, döneminin de bir çok tartışmasına parmak basmıştır.
bu romandaki karakterlere bilhassa ayriyeten değinilmelidir. mesela; osmanlı'nın en büyük dervişi ele alındığında, bu adamın verdiği cevap enteresandır ''burada soru sorulmaz'' bu cümlede, voltaire din ve aynı zamanda dinin etkisinde yaşayan osmanlı toplumunun ''kendini sorgulama'' konusunda derin yergilerini bir cümlede ve bu karakterde özetleyebilmiştir.
diğer karakterlere bakıldığında ise, özellikle candide'nin hocası dr. pangloss göze çarpar! fikrimce bu hoca ile de polyannacı anlayış içerisindeki dindar filozoflara karşı yergi ve bir saldırı söz konusudur. özellikle candide'nin hocasının ona hep iyiye dair şeyleri anlatmış olması ve bu anlatılanlar ile gerçeklik arasında çatışma meydana gelmesi, candide'i kendi durumunu sorgulama yolunu açmıştır. şunu belirtmek gerekir ki candide'in başına gelenler çöldeki kutup ayısının başıan gelmemiştir. bilhassa olayları tecrübe ederek, hem aynel- yakin hem hakkal-yakin gerçeklikleri öğrenmiştir.
o dönemlerde avrupa'da yaşnan savaşlar, kıtlık ve bunalımlar aynı zamanda kilisenin avrupa'ya yaşattığı zorluklar dolayısıyla ''daha iyi bir dünya'' özlemiyle yanıp tutuşan bir aydın kesimi görmekteyiz. bunu neticesinde de ''el dorado miti'' ortaya çıkmıştır. voltaire de fikrimce bu ülkenin inancını kendi içersinde beslemiş ve aynı zamanda da candide'i bu ülke içersinde gezdirmiş ve hatta kral ile konuşturmuştur. daha da derinlemesine düşünüldüğünde bu karşılaşılan toplumda bir durağanlık bir mutluluk hakim, ve dikkat edilirse de bu ülkede altının bir değeri yok, daha doğrusu aklıma mülkiyetsiz ve sınıfsız bir ülkeyi getirir durumda!
ama akla şu sorular da geliyor; voltaire abartılı mı yazıyor yoksa dilinin sivriliği üslubu altında eziliyor mu? abartı konusunda haklı olunabilir bilhassa gençken bu işin dozu biraz daha da kaçmış durumda ama şu da bir gerçeklik ki calas davasını bilenler, voltaire'in neden böyle davrandığını daha kolay anlayabilirler! ve bu konuda hak verirler!
candide romanının biraz içeriğini inceleyelim; candide dünyada dolaşmadık yer bırakmaz. el dorado'yu bile bulur ne var ki başına gelmedik kalmaz. ama hep iyiliğin peşindedir. roman kahramanları bir türlü ölmez.(diğer roman kahramanları da öyle pangloss, cunegonde, bir yerlerde karımıza çıkar, ''lan bu kadar da olmaz'' dedirtir) bu romanda voltaire yaşadığı dönemdeki çoğu insanı paylamıştır. şunu da kabul etmek gerekir bazı konularda yerden göğe kadar haklıdır. bu dünyada iyi adına hiçbişey bulunmadığını öğretir. en sonunda mutluluğu istanbul'da bir bahçıvanın öğütlerinde bulur.(osmanlıdaki fikirsel özgürsüzlüğe ne kadar da yergi taşısa da, yaşanacak yerin istanbul olduğunu romanında belirtmesi, candide'in hristiyan dünya ve kıyımlarına karşı gösterdiği bir tepki olsa gerek!) ''çalışmak!'' ama şu var ki; kitabın sonuna yaklaştığınızda deli bir kahkaha atacağınızdan emin olun. hani o hep güzel aşklarla, iyi şeylerle biten romanlar gibi değildir.
anlatıma bakıldığında;(esasında anlatımlar arasında bir bağımsızlık var, bu da ister istemez bütünlüğü bozuyor) voltaire'in iğneli diliyle yazılmış, bununla birlikte romanın edebi yönü ve felfefi yönü arasında bir dengesizlik söz konusu. candide, döneminin de bir çok tartışmasına parmak basmıştır.
bu romandaki karakterlere bilhassa ayriyeten değinilmelidir. mesela; osmanlı'nın en büyük dervişi ele alındığında, bu adamın verdiği cevap enteresandır ''burada soru sorulmaz'' bu cümlede, voltaire din ve aynı zamanda dinin etkisinde yaşayan osmanlı toplumunun ''kendini sorgulama'' konusunda derin yergilerini bir cümlede ve bu karakterde özetleyebilmiştir.
diğer karakterlere bakıldığında ise, özellikle candide'nin hocası dr. pangloss göze çarpar! fikrimce bu hoca ile de polyannacı anlayış içerisindeki dindar filozoflara karşı yergi ve bir saldırı söz konusudur. özellikle candide'nin hocasının ona hep iyiye dair şeyleri anlatmış olması ve bu anlatılanlar ile gerçeklik arasında çatışma meydana gelmesi, candide'i kendi durumunu sorgulama yolunu açmıştır. şunu belirtmek gerekir ki candide'in başına gelenler çöldeki kutup ayısının başıan gelmemiştir. bilhassa olayları tecrübe ederek, hem aynel- yakin hem hakkal-yakin gerçeklikleri öğrenmiştir.
o dönemlerde avrupa'da yaşnan savaşlar, kıtlık ve bunalımlar aynı zamanda kilisenin avrupa'ya yaşattığı zorluklar dolayısıyla ''daha iyi bir dünya'' özlemiyle yanıp tutuşan bir aydın kesimi görmekteyiz. bunu neticesinde de ''el dorado miti'' ortaya çıkmıştır. voltaire de fikrimce bu ülkenin inancını kendi içersinde beslemiş ve aynı zamanda da candide'i bu ülke içersinde gezdirmiş ve hatta kral ile konuşturmuştur. daha da derinlemesine düşünüldüğünde bu karşılaşılan toplumda bir durağanlık bir mutluluk hakim, ve dikkat edilirse de bu ülkede altının bir değeri yok, daha doğrusu aklıma mülkiyetsiz ve sınıfsız bir ülkeyi getirir durumda!
ama akla şu sorular da geliyor; voltaire abartılı mı yazıyor yoksa dilinin sivriliği üslubu altında eziliyor mu? abartı konusunda haklı olunabilir bilhassa gençken bu işin dozu biraz daha da kaçmış durumda ama şu da bir gerçeklik ki calas davasını bilenler, voltaire'in neden böyle davrandığını daha kolay anlayabilirler! ve bu konuda hak verirler!
güncel Önemli Başlıklar